Yaşamak için erkek şart!

mutfak cadıları Eylül 2011

“11 senedir önüme ne iş çıktıysa yaptım… Üniversite mezunu insan gittim merdiven sildim, geceli gündüzlü konfeksiyona gittim, evde boncuk işi yaptım, el işi şallar yaptım, tülbentler ördüm. Boş geçiremezdim çünkü ev benden ekmek bekliyordu… Bir türlü sigortalı iş bulamadım, hep böyle yarım günlük, ev temizliği… Evlenmeden önce muhasebeci olarak şirkette çalıştım ama ne zaman evlendim, kocam çalıştırmadı, o zaman çalışsaydım böyle muhtaç olmazdım, kendisinin doğru dürüst düzenli bir işi de yoktu…” (Kadın, 42 yaş, eşi vefat etmiş, İstanbul)

AKP ustalık döneminde kadınları bireyler olarak değil, ancak aile içindeki rolleri çerçevesinde değerlendiren sosyal politikalar uygulamaya devam ediyor. Boğaziçi Üniversitesi’nden Şemsa Özar’ın yürüttüğü dul ve boşanmış kadınlar için sosyal destek programı geliştirilmesine yönelik araştırma, devletin kadınları bireyler olarak görmeyi reddeden politikalarının erkek egemen zihniyeti yeniden ürettiğini, kadınları yoksullaştırdığını ve kadınları yaşamak için eşlerine bağımlı kıldığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Araştırmada Türkiye genelini temsilen, 8 ilden 18-65 yas arası, eşi vefat etmiş veya eşinden boşanmış 1200 kadınla anket çalışması ve 26 kadınla derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiş. Ortaya çıkan tablo ise ürkütücü.
Erkeksiz kadın yoksullaşıyor
Türkiye’de işgücünün dışında kalan yaklaşık 12 milyon kadın “ev kadını” konumunda. Kadın istihdamının düşük olmasının nedenlerinin başında toplumsal cinsiyet temelli rol dağılımında kadınlara düşen ev işleri, çocuk ve yaşlı bakımı gibi sorumluluklar geliyor. Kreş ve yuvalar, özellikle de bunların ücretsiz olanları neredeyse yok ve devletin temel eğitim kurumları mesai saatleriyle hiçbir uyum sağlamayacak biçimde yarı-zamanlı olarak tasarlanmış durumda.***
Kadınların, tümüyle üstlenmek zorunda kaldıkları karşılıksız bakım emeğinin bir sonucu olarak, ev ekseni dışında bir iş hayatları olmuyor. Kadınlar iş yaşamına ya hiç adım atmıyor ya da iş yaşamlarını erkekler gibi süreklilik içinde götüremiyor. Evlendikten ya da çocuk sahibi olduktan sonra süreli ya da süresiz olarak işlerini terk ediyorlar. Türkiye’de kadınların istihdama katılım oranı ancak %27. Ülke genelinde kadınların yüzde 51,4’ü herhangi bir sosyal güvence kapsamında değil. Sosyal güvence kapsamında olan kadınların ise çok azı aktif sigortalı; kalanlar babanın, kocanın ya da çocukların sigortasına bağımlı. Yine, kadınların yaklaşık %80’inin ne bir gayrimenkulü ne de aracı var.
Ailenin geçimini erkeklere, evin ve ailenin bakımını kadınlara yükleyen rol dağılımı, erkeklerin bir şekilde evden ayrılması halinde kadınları ve çocukları son derece güç yaşam koşullarına itiyor. Şemsa Özar’ın araştırması Türkiye’de eşini kaybeden veya eşinden boşanan kadınların ne denli büyük bir gelir kaybına uğradığını gözler önüne seriyor. Eşi cezaevinde olan veya eşi tarafından terk edilen kadınlar da elbette bu gruba dâhil. Eşi vefat etmiş kadınların yüzde 52,2’sinin, boşanmış kadınların yüzde 51,6’sının ve evli kadınların yüzde 73,4’ünün kendi sosyal güvenceleri yok.
Gelir getirici bir işte çalışma tecrübesi olmamış ya da iş hayatını uzun süre önce terk etmiş bir kadının kısa sürede evin geçimini sağlayacak bir iş bulması mümkün olmuyor. İleri yaşta ve tecrübesiz kadınları işverenler de istihdam etmek istemiyor. Çocuk bakımı ise istihdam olanaklarını ciddi biçimde kısıtlıyor. Bu durumda, kendisini ve çocuklarını geçindirmek zorunda kalan kadınlara, ev-eksenli ve sosyal güvencesi olmayan işlerden başka seçenek kalmıyor. Buradan gelen kazanç ise temel ihtiyaçları karşılayacak düzeyde bile değil.
Araştırma kapsamında görüşülen kadınların ancak yaklaşık dörtte biri yiyecek, yakacak, giyecek, ev eşyası ve çocukların eğitimi gibi ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Sosyal güvencesiz olan eşi vefat etmiş kadınların yüzde 66,6’sı, boşanmış kadınların ise yüzde 39,8’i kişi başı 100TL’nin altında gelir düzeyi olan hanelerde yaşıyor. Kadınların en büyük sıkıntısı ise barınma. Düzgün koşullarda yaşayabilecekleri evlerin kirasını ödeyemeyen kadınlar, sağlık açısından sakıncalı da olsa bulabildikleri/sığındıkları evlerde yaşamak zorunda kalıyor.
Kadınların yüzde 63,5’i çocukların eğitim masraflarını karşılamakta yetersiz kaldıklarını ifade ediyor. Özellikle çok sayıda ve yaşça küçük çocuklarla yalnız kalan kadınlar, ücretli-ücretsiz emek kıskacının en vahim sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyor.
Kadınlar, çocukların tüm bakım yükümlülüğünü üstlendikleri yetmiyormuş gibi, erkek egemen değerler çerçevesinde aile ve çevre baskısına maruz kalarak manevi anlamda da güçsüzleşiyor. Toplumun evde erkek olmadan yaşayan kadınlara karşı değer yargıları, kadınların davranışları üzerine kurulan baskının ötesine geçerek kadınların zaten var olan maddi sorunlarını da olumsuz yönde etkiliyor. Mesela başlarında bir erkek bulunmayan kadınlar ev bulmakta zorlanıyor ya da “namus”larına herhangi bir “leke” gelmesin diye davranışlarını ve iş olanaklarını kendi kendilerine sınırlamak durumunda kalıyorlar.***
Bir kadın olarak yalnız yaşamanın güçlüğü çoğunlukla istenmeyen evliliklerin sürdürülmesine neden oluyor. Malların eşitsiz dağılımı, kadınların ihtiyaçlarını karşılamak için eşlere bağımlı oluşu, boşanma sonrası dönemde karşılaşılan maddi ve manevi zorluklar, boşanmanın kadınlar için ancak son çare olarak başvurulduğuna işaret ediyor. Türkiye’de boşanma oranı binde 1,5 civarında. Kadınların daha güçlü olduğu, dolayısıyla boşanma sonrası bu derece yoksullaşmadıkları ülkelerde ise boşanma oranları daha yüksek seyrediyor.
Araştırma aynı zamanda kadına yönelik şiddetin yaygınlığını da ortaya koyuyor. Kadınlara sosyal yardım hizmeti sağlayan kurumlarda en çok dile getirilen konulardan biri şiddet gören kadınları koruma mekanizmalarının yetersizliği. Bazı kentlerde kadın sığınabileceği sığınma evleri bulunmasına rağmen, bu evlerde kalma süresinin kısıtlılığı ve bu sürenin sonunda kadınların, çoğunlukla küçük çocukları ile beraber yaşamlarını sürdürebilecek maddi koşullara sahip olmaması, hali hazırdaki sığınma evlerinin soruna çare olmaktan uzak kaldığını gösteriyor. Dahası, eşi vefat etmiş ve eşinden boşanmış olan ya da ayrı yaşayan kadınların bir kısmı için taciz ve şiddet olayları hayatlarına mal olacak şekilde sonuçlanıyor.
Kadınlar ne istiyor?
Yapılan görüşmelerde kadınların istekleri arasında parasal destek birinci geliyor. İkinci sıradaki istek ise iş bulmalarına yardım edilmesi. Eşini kaybettikten sonra sosyal yardım kurumlarına başvuran veya ev içinde eşinden gördüğü muamele nedeniyle evine dönmek istemeyen kadınlara destek verecek politika ve uygulamalar yetersiz kalıyor. Kadınlar faydalandıkları kurumlara ve dolayısıyla sosyal yardıma sorunların ilk ortaya çıkışından çok daha sonra erişebiliyor. Bazı kadınlar yardım kurumlarından haberdar değil veya yardım istemeye çekiniyor. Kurumlar hemen destek sağlayıcı olarak ortaya çıkmadığı gibi, diğer enformel mekanizmaların (aile desteği, komşu yardımı vb.) da yetersiz kaldığı ifade ediliyor.
An itibariyle sosyal yardım var olmasına rağmen, bu desteğin süre ve miktarı genellikle belirsiz. Destekler önceden haber verilmeden kesilebiliyor ya da miktarı değiştiriliyor. Kimlerin yardım alacağı çoğunlukla kurum çalışanları ve mütevelli heyetinin inisiyatifine kalıyor. Sabit yardım kriterleri mevcut değil.
Çözüm: Kadını birey olarak tanıyan sosyal politikalar
Araştırma raporunda somut öneriler şöyle sıralanıyor:
Ailedeki birey başına artan oranlı nakit yardımı
Ücretsiz sağlık hizmeti, yiyecek ve yakıt desteği
İsteğe ve ihtiyaca göre şekillenen çeşitli barınma desteği
Çocuğa yönelik destekler ve hukuki destek
Bunların yanı sıra, raporda devlet tarafından verilen her türlü hizmetin “yardım” kavramı yerine “destek” kavramı ile ifade edilmesi gerektiği belirtiliyor. Destek sunulurken ise, kadının ailesi ile ilişkisi araştırılmamasının, aileye kadın ile ilgilenmelerine yönelik telkinde bulunulmamasının, yani devlet kurumları tarafından kadının beyanının esas alınmasının gerekliliği vurgulanıyor.
Bu desteğin sağlanabilmesi için, kurumların bu eksende kendini dönüştürmesi gerekiyor. Kurum içi toplumsal cinsiyet eğitimleri, personelin mümkün mertebe kadın ve sosyal hizmet uzmanı olması, kurumlar-arası ilişkilerin güçlendirilmesi öneriler arasında.
Biz Sosyalist Feminist Kolektif olarak çocuk bakım desteğini çok önemsiyor, bunu kadınların ev dışına çıkabilmesi için en önemli koşullardan biri olarak görüyoruz. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP hükümetinin her bir kadına ısmarladığı üç çocuk, çocuk bakım olanaklarının yokluğu ile birlikte okunduğunda, bu araştırmanın bulgularını dönüştürmek bir yana, kadınları eve hapsetmenin ise önkoşulu haline geliyor.
Raporun vurguladığı üzere, “toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten bir refah devletinin sosyal politikalarının temel amacı, kadını özerk bir hane kurabilecek hale getirmek ve ona bu haneyi iktisadi olarak sürdürebileceği olanakları sunabilmek olmalıdır.” Kadınların güçlenmesi için aileden ziyade bireyi gözeten politikaların varlığı şarttır. Örneğin kadını güçlendirecek olan sosyal politikalar kötü evliliklerin bitişini hızlandıracaktır ve bu tercih edilir bir durumdur. Kadınlar istemedikleri evlilikleri bitirebilecek bir ekonomik düzeye ve destek mekanizmalarına sahip olmalıdır. AKP hükümeti ise, evliliğin yürümediği ailelere imam desteği sağlamak gibi politikalarla karşımıza çıkıyor.
Rapordaki bulgular, feminist politikanın Türkiye’deki kadınlar için ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Bu araştırma, toplumun en dezavantajlı kesimi olan eşsiz kadınlara odaklanarak, kadınların erkek egemen sistemin bekası için ödediği bedelin yalnızca bir kısmına ışık tutuyor. Biz feministler olarak, şu soruları yerinde görüyoruz: Peki ya evli kadınların ne kadarı bu durumda? Kocaları iş bulamayan veya çalışmak istemeyen, aileyi tek başına geçindirmek zorunda olan kaç kadın var Türkiye’de? Kaçının gelirine kocaları tarafından el konuluyor? Kaçı para kazansa dahi kocasından aldığı harçlıkla yaşamak zorunda kalıyor? Kaç kadının çalışmasına izin verilmiyor, kaç kadın çocuk/yaşlı/hasta bakıyor ve çalışmayı ve istenmeyen bir evliliği sonlandırmayı düşleyemiyor bile?
Aslında bu soruların cevabını AKP’nin kalfalık döneminde Veysel Eroğlu, işsizlikten yakınan kadınlara “Evdeki işler size yetmiyor mu?” diyerek vermişti. Görünen o ki AKP, ustalık döneminde de kadınların sürekli ve güvenceli bir geliri olması gerektiğini düşünmüyor. Oysa hükümetin görevi kadınlara geleneksel rollerini hatırlatmak değil, kendilerini gerçekleştirebilecekleri bir yaşamın olanaklarını yaratmaktır.
Feminist politika açısından çok önemli bir nokta, sorunlar ortaya çıktıktan sonra onların yol açtığı yıkımlara karşı çözüm aramaktansa, bu sorunların ortaya çıkmasına neden olan toplumsal yapı ve ilişkileri dönüştürmeye yönelik politikalar üretilmesinin elzem oluşudur. Kadınların özgürleşebilmesi için önlerindeki toplumsal engellerin kalkması, erkeklerle eşit koşullara sahip bireyler olmalarına zemin hazırlayacak politikaların uygulanması gerekiyor. Bu araştırmada karşımıza çıkan olgu ise, kadınların hayatında erkekler olmadığı zaman devletin sosyal yardım aracılığıyla erkeğin yerini alıyor olmasıdır. Sosyal destek politikaları sadece, var olan toplumsal yapı içinde kadınların mağduriyetlerini hafifletmek amaçlıdır. Biliyoruz ki AKP, politikalarıyla kadınları esnek ve güvencesiz işlerde çalışmaya ittiği sürece, kadın yoksulluğu tablosu değişmeyecek, kadınlar ailelerindeki erkeklere bağımlı yaşamaya devam edecektir.

Yorumlara kapalıdır.