Şimdi Değil!

dsc_0030Dilek Şentürk

 

Bir arkadaşımla dertleştik bugün çay bahçesinde. Daha doğrusu, iki kadın kafa kafaya verip, birbirimize tutunduk katıldığımız bir söyleşinin ardından. İki kelimenin arasına bir virgüllük boşluk bile bırakmadan saatlerce paylaştık yaşadıklarımızı. Katılmış olduğumuz söyleşi masallar ve toplumsal cinsiyet üzerineydi. Bizde söyleşi sonrasında paylaşma hissi doğuran şey de katılımcı bir erkeğin feministler üzerine bomba gibi attığı “feminist hareket burjuva eylemidir” söylemiydi. Her ne kadar söyleşi anında o kişiye sözümüzü söylesek, öfkemizi göstersek de, sonrasında aramızda bununla ilgili konuşma ihtiyacını hissettik. Oturduğumuz masanın üstü yaşadıklarımız, gördüklerimiz, duyduklarımızla doldu taştı saatler boyu.

Mülkün yüzde doksan sekizi erkeklere ait olan bir dünyada yaşıyor olmamız gerçeğine karşılık, neydi bu burjuva etiketlenmesi!

Yine aynı katılımcı, feministlerin kadın cinayetlerine isyandayız sözünü hafife alan bir edayla, “Bu, kadını özgürleştirmez, kurtuluş hep birlikte olur” demesinden sonra ben ve arkadaşımın ateş saçan bakışları altında önce kızarıp, benden önce davranan arkadaşımın sözleriyle de bir iyi morardı. Kendilerinin de bu konuda duyarlı olduklarını, sol hareketin içinde kadınların da var olduğunu söylerken, feminist hareketin karma örgütlerdeki kadına getirdiği özgürlüğü görmezden gelmiş olduğunu sezdi mi bilemem.
İşte bugün arkadaşımla dertleşirken masanın üzerinde bu sözler de vardı. Nasıl olacaktı el ele kurtuluş .Elimizi uzattığımızda onlara, birlikte gideceğimiz yerde sahiden kadınlar da kurtulacak mıydı erkeklerle birlikte? Uzattıkları el ne kadar samimi ve ne kadar güvenilir, ne kadar kalıcıydı.

Çevremizden, hayatımızdan, kendilerini profeminist olarak tanımlayan ama ısrarlı erkekliklerine tanık olduğumuz tanıdıklarımız doldurdu masanın üstünü sonra.O kadar çoktular ki hem sayıca hem de çıkardıkları sorunlarla. Bunlardan biri, kadının sevgilisi olduğu süre içinde feminist hareketin sözünü her adımında destekleyen, sevgilisinin düşüncelerine ve hayata bakışına her daim olumlu bakan solcu bir erkekti. Fakat gün gelip de kadın ayrılmak isteyince bütün ezberini bozup, fikri ile zikrinin zıtlığını tüm kabalığı ile öç alır gibi, can acıtmak istercesine, hazmedemediği terk edilmenin acısını çıkartırcasına kadına haykırmaktan kaçınmamıştı. Karşı durduğu, kadına yönelik erkek şiddetinin öznesi olmaktan çekinmemişti her nedense. Masaya yatırdığımız erkeklerden bir diğeri, kadının ev içi emeğinin sömürülüşünü sevgilisiyle birlikte, hem de mangalda kül bırakmadan yargılarken, asıl kendisinin de bu sömürüde özne olduğunu görmezden gelenlerdendi. Bir tanesi ise toplumsal cinsiyet rollerini ilişkilerine yansıtmamaya çalışarak otuz yılı aşkındır evli olan çiftten erkek olanıydı. Karısının sevgililer günü hakkındaki eleştirilerine noktasına virgülüne kadar katılırken, anneler gününü eleştirdiğinde ise “sen de fazla didikliyorsun hayatım” diyebilmişti. Bunun sebebi sevgililer gününün verdiği mesajın kendisine de dokunuyor olmasından mı yoksa karısını sevgili olarak görmediğinden midir bilinmez. Karısının anneler gününe olan tepkisine, öfkesine kısmen hak verse de, yine de yıllarını paylaştığı kadını “kutsal anne” kimliğinde görmek isteyen bir hali vardı. Zaten sevgili konumunda göremediği bunca yıllık eşini, toplumun göklere çıkardığı, dinin cennet vaat ettiği annelikten ayrı düşünemiyordu ama.

İşte, biz bugün söyleşi sonrasında oturduğumuz çay bahçesinde, masayı çökertircesine feminist hareketi desteklediğini söyleyen ama erkeklik çıkarlarından vazgeçmeyen bir yığın erkeği masaya yatırdık. O kadar çok anlatacak şeyimiz varmış ki. Hepsini satırlara aktarmak çok zor bu kısa yazıda. Ancak eminim ki yazıyı okumaya başladığınız andan itibaren yazıya sığdıramadığım benzer olayları sanki bugün masada sizler de varmış gibisine duymuş olmalısınız. Çünkü hepimizin hayatında yer almakta bu öyküler. Biz, bugün, bizi en iyi biz anlarız ve destekleriz kararını çıkarttık çökmek üzere olan masadan. Aynı göğün altında birlikte yaşıyorsak tabi ki kurtuluşa el ele gitmek güzeldir, verdikleri desteğe neden hayır diyelim ki. Ama şimdi değil!

Bu coğrafyada, bu iç içe geçmiş, taşlaşmış erkek egemenliğinde önce ihtiyacımız olan, kadın dayanışmasıdır ve bu dayanışmayla tüm kadınların dönüşmesidir. Dayanışmanın gücüyle bundan sonraki hedef taşlaşan erkek egemenliğini ufak çakıl taşlarına ayırıp, kum tanelerine dönüştürmektir. İşte o vakit aynı gök kubbenin altında dünyayı paylaştığımız erkekler, sevgili kum taneleri, işte o vakit desteğinize hayır demeyeceğiz. İşte, o vakit el ele olduğumuzda eşit olacak kazanımlarımız. Ve biz her cinse eşit kazanımlar sunan ortak mücadelenin içinde olacağız.

Yorumlara kapalıdır.