Avrupa’da kürtaj…

women_on_waves1-copy-640x553Özlem Barın

La Lutte Continue (Kavga sürüyor)

Kürtaj hakları mücadelesi, kadınların kendi bedenlerini ve yeniden üretim işlevlerini kendilerinin belirlemesinin bir gereği olarak feminist hareketin ayrılmaz bir parçası olageldi.

Ayrılmaz bir parçası, çünkü ne yazık ki bu alanda kazanılmış haklar dünya çapında geç bir tarihe denk düşüyor.

Ve sınırlı da olsa kazanılmış bu haklar sürekli tehdit altında.

Bugün kürtajın birçok ülkede hâlâ yasal olmadığını; bir suç olarak kabul edilmediği birçok ülkedeyse hak tanıyan yasaların tam uygulanmadığını görüyoruz. Buna bir de neoliberal politikalarla birlikte sağlık hizmetlerindeki özelleştirmeyi ve ekonomik krize bir çare olarak sosyal harcamaların daha da kesilmeye çalışılmasını eklersek, kürtaj, kadının seçimine bağlı olmak bir yana dursun özel işletmelere, sağlıksız koşullara ve de doktorların ‘vicdanlarına’ terk ediliyor. Neoliberal muhafazakar ideoloji altında artan kürtaj karşıtlığı ile birlikte kürtaj haklarının geriye çekilmesi, bir adım ileri, iki adım geri düşülmesi, feminist hareketi bu alandaki mücadelesinde ne yazık ki savunmacı bir pozisyona mahkum ediyor.

Bugün dünyada yılda yaklaşık 46 milyon kürtaj yapılıyor ve bunun yarısını illegal kürtajlar oluşturuyor; üçte ikisi ise kadının sağlığını tehdit eden koşullarda gerçekleşiyor. Kürtajların illegal olması, birçok ülkede güvenli olmayan kürtajlar sonrası kadınların sağlık hizmetlerine erişimini de engelliyor. Bugün gebeliğe bağlı ölüm oranlarında güvensiz koşullarda yapılan kürtajın etkisi ilk sırada yer alıyor. Sağlıksız koşullarda yapılan kürtajların ve ölüm oranlarının gelişmiş ülkelerde daha düşük olduğu istatistiksel olarak söylenebilse de, buralarda da durumun parlak olduğunu iddia etmek mümkün değil. Avrupa’da yüz yıldan fazla süren kürtaj savaşlarına kısa bir bakış, dünyanın hiç bir yerinde kürtaj mücadelesinin patriyarkal kapitalizm altında tam olarak kazanılmış bir mücadele olamayacağını gösteriyor.

Kürtajın suç olmaktan çıkarılması ve Yasallaşması Mücadelesi:

Avrupa’da kürtajın yasallaşması mücadelesinin 60’lı, 70’li yıllardaki yeniden canlanmayla birlikte feminist hareketin ana gündemlerinden birisi haline geldiği söylenegelir. (1) 1930’lu yıllar ve sonrası doğum kontrol yöntemlerinin ve kürtajın daha sert şekillerde yasaklanması, cezai yaptırım kapsamına alınmasının yıllarıydı. 60’lı ve 70’li yıllarda verilen feminist mücadele bu ağır yasakların, bazı ülkelerde 8 yıla kadar çıkan hapis cezalarının kaldırılması mücadelesi oldu aslolarak.

Çok genel bir şekilde Avrupa’da 1960’lardan günümüze kürtaj hakları mücadelesini dört ana hat altında özetleyebiliriz. Bu dört farklı mücadele hattı kıta genelinde ve hatta tek tek ülkeler özelinde bile bir dönemselleştirmeye tekabül etmiyor, çünkü bu mücadele hatları çoğu zaman bir arada örülmek zorunda kalındı.

İlk mücadele hattı, yukarıda bahsedildiği üzere kürtajın suç olmaktan çıkarılarak yasal kılınması mücadelesiydi. Bu mücadele içinde feministler kadının bedeni ve sağlığını, giderek seçim özgürlüğünü, ceninin korunması kaygısının önüne geçirmeyi başardılar. Fransa, İtalya, İngiltere, Almanya ve Hollanda’da o yılların radikal politik atmosferi içinde verilen mücadele, feministler için sadece bir yasallık mücadelesi değildi elbette; daha genel bir özgürleşme perspektifinin içinden mücadele edildi. Ama yasal kazanım hayati bir meseleydi.

Kadın sağlığını temel alan, kürtaj hakkına tıbbi bir hak olarak yaklaşan ve daha çok parlamenterler düzeyinde bir lobi çalışması yürüten ALRA (Abortion Law Reform Association) gibi örgütlerle, bedensel ve cinsel özgürlük perspektifine sahip olan ve toplumsal bir dönüşümü hedefleyen feministlerin yürüttüğü ortak mücadele sayesinde İngiltere, 1967 Düzenlemesi olarak bilenen yasal düzenlemeyle kürtajı Batı Avrupa’da suç olmaktan çıkaran ilk ülkelerden birisi oldu. Bugün hâlâ İngiltere’de temel düzenleme bu. Fakat bu sınırlı kazanım dahi hemen arkasından 1974’te parlamentoda tehdit altına girecekti. Feministlerin etkin olduğu daha geniş bir mobilizasyon ve 1975’deki Ulusal Kürtaj Kampanyası 67 Düzenlemesi’ni korumak üzere gerçekleşti. Dolayısıyla ikinci bir mücadele hattı, kazanılmış sınırlı hakların korunması ve kısıtlamaların kaldırılması mücadelesi oldu.

İtalya’da ise Potere Operaio’dan (İşçi iktidarı) ayrılan kadınlar Lotta Femminista’yı (Feminist Mücadele) inşa ediyorlardı. Ev içi emeği kampanyaları kadar kürtajın yasallaşması için ve Katolik Kilisesine karşı da dinamik bir mücadele yürüttüler. 1973’de kürtaj olan bir kadına karşı açılan dava etrafında düzenlenen kampanyaları kürtajın yasallaşması için geniş bir politik mobilizasyona dönüştürdüler. Kadınların bu mücadelesi sayesinde İtalya’da kürtaj 1978 yılında sağlık, sosyal, ekonomik, psikolojik ve ailevi sebepler altında 12 haftaya kadar suç olmaktan çıkarıldı. 1981’de yasanın geri çekilmesi için yapılan referandumdan kadınlar hayır oyuyla galip çıktılar. Bu ilk, ısrarlı, radikal ve geniş bir mobilizasyonla örgütlenen kampanyalar ve mücadeleler Batı Avrupa’da birçok ülkede kürtajın suç olmaktan çıkarılmasını sağladı. (2)

Kadınların kürtaj olduğu için yargılandıkları davaları kürtajın yasallaşması için geniş kampanyalara dönüştürme çabaları, 70’lerin sonunda İspanya’da, 2000’lerde Portekiz’de devam ettirildi ve başarıya ulaştı. İspanya ve Portekiz’de diktatörlüğün yıkılışından sonraki sancılı yıllarda anti-faşist mücadele vermiş olan kadınlar, kürtajın suç olmaktan çıkarılması talebi etrafında bir araya geldiler ve feminist hareket bu mücadeleden doğdu. 70’lerin sonu ve 80’lerin başında bir dizi etkili eylem üzerinden kapsayıcı bir ideolojik hareket örgütlemeyi başaran İspanyol feministlerin mücadelesi sayesinde, 1983 yılında Sosyalist Parti iktidarı altında fiziksel, zihinsel, sosyal ve ekonomik nedenlerle yapılan kürtaj suç olmaktan çıkarıldı. Ancak 1985’te bu kazanımların çoğu, mahkemenin söz konusu kararı anayasaya aykırı bulmasıyla geri alındı. Bugün İspanya’da kamu kliniklerinde kürtaj oranı yüzde 2,9 çünkü doktorlar ağır kısıtlamalar nedeniyle ya da vicdanen kürtaj yapmayı reddediyor ve kürtaj gittikçe sınıfsal bir mesele haline geliyor.

Yükselen Muhafazakârlık ve Artan Neoliberal Politikalar:

Kaba bir dönemselleştirmeyi yine de göze alacak olursak 1990’lar sonrası ve özellikle 2000’lerde kürtaj hakkı için verilen mücadelenin renginin değiştiğini söylemeliyiz. Elbette bunda feminist hareketlerin radikalliğini yitirmesi, akademikleşmesi, kadın örgütlerinin kurumsallaşmasının etkisi büyük. Bir diğer yandan yeni-muhafazakâr, köktenci, yabancı düşmanı ve ırkçı ideolojilerin güç kazanmasının da büyük bir etkisi var. Ayrıca yeni geliştirilen üreme teknolojileri, muhafazakâr cenahın eline de koz veriyor: Kürtaj hakkı tıbbi tartışmalara boğulmuş durumda, fakat bu sefer kadın sağlığı ve ölümleri kaygısıyla değil, ceninin ölümü, hayatı üzerinden…

Kıtanın her ülkesinde artan cenin fetişisti saldırılar karşısında kadınların seçim özgürlüğünü savunan birçok ağ ve sivil toplum kuruluşu var ve giderek etkinlikleri artıyor. Fakat seçim yanlısı olarak adlandırılabilecek bu yeni mücadele hattında liberal feminist bir pozisyonun egemen olduğunu teslim etmek gerekiyor. Liberaller kadının seçim özgürlüğünü savunmakla birlikte aynı zamanda tartışmanın ahlak düzlemine sıkıştırılmasına ve kişisel bir sorun olarak kavramlaştırılmasına katkıda bulunuyorlar. Yine de kendilerini seçim yanlısı olarak adlandıranları bu kategoriye mahkûm etmemek gerekiyor. Kavram hâlâ feminist bir kavram.

Bu liberal hattın dışında bir dördüncü mücadele hattından bahsetmek gerek. Bu mücadele hattı; yasalarda bir değişiklik olmasa dahi, hatta yasal düzeyde liberalleşme sağlansa da, neoliberal politikaların, özelleştirmelerin, sosyal harcamaların kesilmesinin kadınların kürtaj hakkını elinden alan uygulamalar olduğuna vurgu yapan, kürtajı kişisel bir seçim hakkı olmasının ötesinde sosyal bir hak olarak savunan anti-kapitalist feministler tarafından kuruluyor. Önümüzdeki manzaraya bu açıdan baktığımızda, gittikçe daha az kadının ücretsiz, düşük ücretli, sağlıklı ve zamanında kürtaj imkanına sahip olabildiğini görüyoruz. Kadınların kürtaj imkanına ulaşabilmelerinin kısıtlanması cenin fetişisti hareketleri güçlendiriyor ve yasal düzeyde saldırılarının önünü açıyor. Kamu hizmetlerindeki bu kısıtlamalar vicdani retçi doktorların hareket alanını gittikçe genişletiyor.
Bugün kürtajın yasal ve bir seçim hakkı olarak savunulması kadar, seçim yapabileceğimiz koşulların var olabilmesi için bir sosyal hak olarak da savunulması belki de her zamankinden daha elzem. Bunu yapan aktivist gruplardan birisi European Pro-Choice Network; bir diğeri Avrupa Birliği’nin kürtaj hakkını bir insan hakkı olarak tanıması için mücadele etmiş olan, şimdi de bunu üye ülkeler genelinde bağlayıcı kılma mücadelesi veren ve bunun için 1 milyon imzaya ulaşmaya çalışan, sosyal forumlar sürecinden doğmuş European Feminist Initiative. Avrupa Birliği üzerinde baskı oluşturmak için düzenlenen bu kampanyaların önemi, geçtiğimiz günlerde vicdani redçi doktorların kürtaj yapmayı reddetmelerini bir ‘dengeye’ bağlamaya çalışan ve bu açıdan vicdani red koşullarına sınırlar getiren önerinin Avrupa Komisyonu’nda reddedilmesiyle bir kez daha açığa çıktı.

Uluslararası aktif kampanyalar düzenleyen feminist grupların dışında, kadınlara kürtaja ulaşım imkanı tanıyan aktivist grupların sayısı da artıyor. Bunlardan en bilineni, uğradıkları ülkelerde ve Avrupa Birliği düzeyinde kamuoyu tartışmalarını şiddetlendiren Hollanda kökenli Women on Waves. 1980’de kurulan Irish Women’s Abortion Group (bir benzeri İspanya’daki kadınlarla dayanışmak için kurulmuştu) 2000 yılına kadar birçok kadına yardım etti. İngiltere ve İrlanda’da da benzer birçok örgüt var bugün. Ulusal Kürtaj Kampanyası, Kürtaj Hakları gibi örgütlerin yanında Kürtaj Desteği adlı grup IWAG deneyimini ve aktivistlerini yeniden canlandırarak kuruldu. İngiltere’de 2007’de oluşturulan Feminist Fightback’i, gittikçe daha fazla ülkede feminist örgütlerin, sendikaların, sol örgütlerin desteği ile düzenledikleri kampanya ve eylemleri de yine bu hatta sayabiliriz. Fransa’da 6 Kasım’da feministlerin arkalarında böyle bir destekle kürtajın sosyal bir hak olarak savunulması için gerçekleştirecekleri merkezi eylem böylesi bir mücadele hattının genişlemesinin umutlarını artırıyor.

—-

1- Bu doğru da olsa yasallaştırma mücadelesi daha eskiye, kürtajın dünya genelinde yasaklandığı 19. yüzyıl sonu, 20.yüzyıl başına gidiyor. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı öncesi Büyük Britanya Komünist Partisi kadınlarının işçi hareketi içinde doğum kontrolü ve kürtaj mücadelesi verdiklerini; Stella Browne öncülüğünde Kolontay’dan etkilenen bu kadınların büyük toplantılar düzenlediklerini; 1920’de Sovyetler Birliğinde kürtajın yasal kılınmasından sonra İngiltere’deki 1926 genel grevinde doğum kontrolü ve kürtaj hakkı için yoğun propanganda yaptıklarını, bildiriler dağıttıklarını biliyoruz. Yine 1934’te Kadınlar Kooperatifi Konferansı’nın kürtajın yasallaşmasını kabul ettiğini de. Kürtaj Yasası Reform Birliği (ALRA) ise 1936’da kuruluyor. Benzer şekilde Alman sosyal demokrasisi içindeki kadınlar da bu konuda etkili olamasalar da sessiz kalmadılar. İspanya İç Savaşı’nda yine kadınların mücadelesi sayesinde kürtaj 1936-39 arası yasal kılındı.

2- Hollanda’da 1981’de 16 haftaya kadar kadının isteği altında yasal kılındı, 1984’te sosyal güvenlik kapsamına alındı. Belçika’da öncesinde kürtajı suç sayan yasalar uygulanmasa da ancak 1990’da 12 haftaya kadar hamilelik kadını rahatsız ettiği taktirde (bu rahatsızlık tanımlanmıyor) yasal kılındı. Luxemburg’da 1978’de fiziki, tıbbi, sosyal ve ekonomik gerekçeler altında suç olmaktan çıkarıldı. Norveç’te 1975’te sosyo-ekonomik sebepler altında yasal kılındı, 1978’de 12 haftaya kadar kadının isteğine bıraktı. Finlandiya’da sosyo-ekonomik ve zihinsel gerekçeler altında 1970’ten beri, Danimarka’da ise 12 haftaya kadar kadın isteğine bağlı olarak1973’ten beri yasal. Bu açıdan en liberal yasaya sahip olduğu söylenen İsveç 1974’te 18 haftaya kadar kadının isteğine bağlı kıldı.

Yorumlara kapalıdır.