Kürtaj Yapmama Hakkı Neyin Hakkı?

doktorvicdani-redÖzlem Barın

 

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın önceki gün Bakanlar Kurulu’nda sunumunu yaptığı yeni kürtaj yasa tasarısının maddelerinden birinin de sağlık personelinin kürtaj konusunda görevden çekilme hakkının tanınmasını içereceği söyleniyor. Haberlerde “kürtaj yapmama”, “görevden çekilme” hakkı olarak geçen bu “hak” neyin hakkıdır; ya da şöyle soralım: hangi hakkın kürtaj özelinde kullanımıdır? Hükümetin adını koymaktan çekineceği bu hak, tüm dünyada “vicdani ret” hakkı olarak geçen, bir kimsenin kendi vicdanına, inanç ve ilkelerine aykırı düşen hiçbir şeye ve hiç bir kamu hizmetine zorlanamayacağı şeklinde ifadesini bulan temel insan haklarından biridir.Vicdan özgürlüğü eşitliğini, sivil itaatsizliği içerecek şekilde vicdani ret hakkını anayasal güvence altına almaya direnen hükümetin kürtaj özelinde bu hakkı tanıyıvermesi pes dedirtiyor. Kürtaja karşı çıkarken bile kendi vicdanını dinleyip kendi sözünü oluşturmaktan aciz, Amerikan yeni muhafazakâr, “yaşam yanlısı” söylemi ithal eden hükümet temsilcilerinin, gelen tepkiler karşısında kürtajı yasaklayamayıp, fiilen yapılamaz duruma getirmek için yine Amerikan muhafazakârlığı tarzı ayak oyunlarına sığınacakları beklenebilirdi; ama bunu yapmanın bile bir tutarlılığı, en azından kendi yasalarında bir zemini olmalıydı. 

Bu tutarsızlık bir yana, sağlık personelinin, özellikle de kamu hastanelerinde çalışan personelin “vicdani ret” hakkı, zaten basitçe temel insan haklarından birinin sağlık çalışanları özelinde vurgulanması olarak değerlendirilemez. Çünkü burada söz konusu olan basitçe yasal olarak bu hakkın tanınıp tanınmaması değil, başka haklarla, özellikle de hasta haklarıyla çelişmeyecek şekilde düzenlenmesidir. Tüm dünyada, özellikle de Amerika ve Batı Avrupa’da kürtaj karşıtlarının bir düzenleme yapılmadan sağlık personeline bu hakkın tanınmasında ya da bu hakkın kürtaj yasalarında vurgulanmasında ısrar etmeleri boşuna değil. Kürtajın yasaklanmasının, isteğe bağlı kürtajın tekrar suç kapsamına alınmasının artık pek de mümkün olmadığı bu ülkelerde, kürtaj karşıtlarının mücadelesi doktorların “vicdani ret” hakkı üzerinden veriliyor. Bush hükümetinin 2008’de giderayak Tıbbi Vicdan Kanunu’nu senatodan geçirmesi kürtaj karşıtı hareketin bir zaferiydi. Bu kanun doktorlara ve sağlık kurumlarına kürtaj yapmayı vicdan gereği reddetme hakkı tanırken, kadınların kürtaja erişim hakkının nasıl güvence altına alınacağı konusunda tamamen sessiz kalıyor, hizmeti alabilecekleri bir başka kuruma yönlendirme gerekliliğini dahi içermiyordu. Vicdanın bir sınırı var tabii! Vatikan da benzer şekilde “vicdani ret hakkı”nı örgütlemeye soyunmuş durumda. Bu hakkın hiçbir düzenleme olmadan mutlak olarak tanınması, hakkın kürtaj yapmayan doktorlardan, doğum kontrol, ertesi gün haplarını satmayan eczacılara kadar sağlık hizmeti veren tüm kişi ve kurumlara genişletilmesi için ciddi bir faaliyet yürütmekte. Bununla da kalmıyor, sağlık hizmeti veren tüm kişi ve kurumlara vicdani ret çağrısı yapıyor ve kürtaj yapan doktor, hastane ve kliniklere saldırıları organize ediyor.
Bugün Batı Avrupa’da kürtaja erişimin önündeki en büyük engellerden birisi Vatikan’ın desteklediği vicdani retçi doktorlar. Örneğin, İtalya’nın, başkent Roma’yı da içeren Lizio bölgesinde vicdani retçi doktorların oranı yüzde 86. İspanya’da kamu hastanelerinde yapılan kürtajın oranı ancak yüzde 2, yine vicdani retçi doktorlar yüzünden. Belçika’da sağlıkhizmetlerinin ve hastanelerinin en yaygın olduğu Leuven kentinde tüm hastaneler Katolik olduğu için kürtaj yapılmıyor; çünkü vicdani ret bireysel bir hakkın kullanımı değil, Vatikan’ın dayattığı resmi duruş. Bu kurumlarda kadının sağlığı, hayatı tehlikede olsa dahi kürtaj yapamayan doktorlar kendi vicdan haklarının tanınmadığından şikâyetçiler. Buna karşın birçok hastane ancak vicdani retçi ise doktorları işe alıyor. Seçim yanlısı bir doktorun iş bulması da giderek zorlaşıyor.

Vicdani ret hakkı, kimi ülkelerde anayasada, kimi ülkelerde sağlık yasaları, hatta bizzat kürtaj yasaları altında tanınmış olduğundan ve bu hak kadınların seçim hakkını kullanmalarını engelleyen en büyük engellerden biri haline geldiğinden kürtaj konusundaki en sıcak tartışmalardan, hatta mücadele alanlarından birini de sağlık personelinin vicdani ret koşullarına bir düzenleme yapılıp yapılmayacağı oluşturuyor. İki yıl önce Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde vicdani ret koşullarına düzenleme öngören bir tasarı, öngörülen düzenlemeleri yapmamakla kalmadı, Vatikan ve kürtaj karşıtlarının baskısı altında vicdani ret hakkını güvence altına aldı. Tasarı, tüm doktorlara, kürtaj olmak isteyen kadınları, başka bir doktor görme haklarının bulunduğu konusunda bilgilendirmenin ötesinde bu hizmeti veren zamanında ve yerel olarak erişim dâhilinde bulunan bir başka doktor ya da kuruma yönlendirmeleri, bu mümkün değilse kürtajı yapma zorunluluğu getirilmesini öngörüyordu. Bununla birlikte, kürtaj yapmayı reddeden doktorların öncesinde kayıt altına alınmasını ve kadınlar için resmi bir şikâyet mekanizması oluşturulmasını içeriyordu. 7 Ekim 2010’da yapılan oylamada “Kadınların yasal sağlık hizmetlerine erişimi: vicdani reddin düzensiz kullanılışı” başlıklı tasarının adı “Yasal sağlık hizmetlerinde vicdani ret hakkı” olarak değiştirildi ve ilk maddesinde “hiçbir kişi, kurum ve hastane kürtaj yapmayı, yapılmasına yardım etmeyi ve yapılacak mekân sağlamayı reddettiği için suçlu bulunamaz, cezalandırılamaz ve ayrımcılığa tabii tutulamaz” dendi. Bu reddin zamanında bildirilmesi ve hizmeti verecek bir başka yere yönlendirilme yapılması gerektiği eklendi. Böyle bir yasanın zaten üye ülkeler nezdinde bir bağlayıcılığı yoktu, ama AB’nin kürtaj hakkının kullanımının sağlanması için bir baskı oluşturmasını sağlayabilirdi.

Kürtaj karşıtlarının, vicdani ret koşullarına ilişkin bir düzenlemeye karşı çıkarken, elbette “yaşam yanlısı” doktorların “vicdan”larını dert edindikleri söylenemez, bu konuda bir tutarlılık aramak da nafile. Ama kürtajın bir hak olarak değil de bir vicdan meselesi olarak algılanmasını ve kadınlar üzerindeki patriyarkal baskının buradan da tahkim edilmesini sağlamış durumdalar. Türkiye’de de hükümetin yaptığı düzenleme kürtajı kullanılabilir bir hak olmaktan çıkarmaya yönelik bir düzenleme. Bilgilendirme, ikna altında yapılan kadınların kürtaj olmamaları için psikolojik, dini, ideolojik şiddete maruz bırakılmaları. Hasta haklarını zaten başta mahremiyet ilkesini yok sayarak, bu şiddeti uygulayarak ihlal eden uygulamalara şimdi de doktorların hizmet vermeme hakkı ekleniyor. Meseleye sadece bu açıdan yaklaştığımızda, hasta hakları açısından baktığımızda, aslolan hastanın ihtiyacı olan ve istediği sağlık hizmetine ulaşımının sağlanmasıdır. Yine hasta-doktor ya da hasta-kurum arasındaki ilişkide aslolarak otonomiye, yani kendi bedenine yapılacak bir müdahale konusunda karar verme hakkına yine öncelikli olarak hasta sahiptir. Doktorun vicdanı veya inancı bu hakları aşamaz, aşmamalıdır. Meselenin bu boyutu basitçe geçiştirilecek bir boyut değil.

Burada önemli olan bir başka soru ise böylesi ideolojik bir baskı altında, fişleme altında hangi doktor, hastane bu hizmeti verme zorunluluğunu yerine getirebilecek, hizmetten çekilme hakkını kullanmamaya cesaret edebilecek? Gebe kadına uygulanan şiddet kadar sağlık personeline uygulanacak bir şiddetten de bahsediyoruz. Eğer ki hükümet, insan hakları çerçevesinde sağlık personeline vicdani ret hakkını tanımak istiyorsa öncelikle kürtajın kullanılabilir bir hak olmasını sağlamak, kadınların karar hakkını güvence altına almak, bu doğrultuda kürtaja erişimin önündeki toplumsal, ekonomik, dini, ideolojik vs. tüm engelleri kaldırmak, mahremiyeti korumak, kürtaj süresini en az 12 haftaya çıkartmak zorundadır. Anayasal olarak vicdan özgürlüğü eşitliğini, sivil itaatsizliği ve vicdani ret hakkını, daha açık söyleyelim, örneğin askerlik yapmama hakkını güvence altına alan bütünlüklü bir değişikliği yapmalıdır. Bu koşullar sağlandıktan sonra, sağlık personelinin vicdanı ret hakkına ilişkin sağlık ve hasta haklarını koruyan bir çerçeveden, yasal, felsefi, ahlaki, toplumsal bir tartışmayı muhataplarıyla yürütmeyi göze almalıdır.

Yorumlara kapalıdır.