Balonya

purp Derya Divrikli 

“Biz insanlar, üstünde yaşadığımız bu gezegen gibi aslında yıldız tozlarından doğduk. İnsanların geceleri yıldızları büyülenmiş gibi seyredip ürpermelerinin ardında bence bu mucizevi yaratılışın içgüdüsel şaşkınlığı ve hayranlığı var.”    Mehmet Eroğlu / Yürek Sürgünü                                                                                                                                                                             

Özgün’e

  Balonya adlı bir gezegende bundan binlerce yıl önce Vega adında bir kız çocuğu doğmuş. Değişik, birbirin­den güzel canlıların olduğu, yeşiliyle mavisiyle güzel bir gezegende. Bizim­kinden tek farkı bu gezegenin, orada yaşayan insanların vücutlarının balon gibi şişip inebilmesiymiş. Diğer insan­ları kişilikleriyle ne kadar ezerlerse, o kadar büyüyormuş bedenleri, büyü­dükçe daha çok balona benziyorlarmış. Belki sorun olmazmış yeterince büyük olsaymış gezegenleri. Ancak Balonya o kadar küçük bir gezegenmiş ki, bü­yümek için ancak birilerini küçültmek ve belki de öldürmek gerekiyormuş ha­cimleriyle sıkıştıra sıkıştıra… Ve işin daha da kötüsü, bu gezegenin insanları bu hızla büyümeye devam ederlerse, çok kısa süre sonra havaya uçabilirmiş Balonya. Birçoğu bunun farkında bile değilmiş.  

 

  Vega, doğduğundan itibaren şişip bü­yümeyi gayet iyi bir şekilde öğrenmiş. Ailesi onu şımarta şımarta kocaman olmayı  öğretmiş. Büyümenin,  daha çok büyümenin en önemli kuralı sü­rekli “Ben” diyebilmekmiş. Her şey­den önce kendi kendinin şahane oldu­ğunu düşünmek, hatta kendine aşık ol­mak, her yerde kendini övmek ve hep kendinden bahsetmek, kendini daha değerli hissetmek için hiç düşünmeden başka birini harcayabilmek olmazsa olmazıymış bu işin. Vega’nın etrafı ona aşık olan ailesi ile çevrili olduğun­dan onun da kendine aşık olması hiç zor olmamış.

Ancak belki de Vega’nın ailesinin bu şişebilme gerekliliklerini öğretirkenki tarzlarından dolayı, Vega biraz fazla düşünüyormuş. Fazla gözlemliyormuş ve belki de yine ailesinin özellikleri se­bebiyle bu şişme işini bilinçli ve zarar verip en büyük olmaya çalışarak değil, hayatta kalmasına yetecek (belki biraz daha fazla) kadar büyüyerek yapıyor­muş. Yaş olarak büyüdükçe bu işteki tuhafığı görmüş. Genelde çok olanın az olanı ezmesiyle seyrediyormuş bu iş. Ve şunu gördüğü an hayatındaki her şey tamamen değişmiş: Ne büyüyenler ekstra bir özelliğe sahip oldukları için büyüyorlar ne de küçülenler bir şeyle­ri eksik olduğu için küçülüyorlar. Bu büyüme-küçülme işinin tamamen hak­sız ve canlılığa aykırı bir şey olduğunu fark ettiği an buna karşı mücadeleye başlamış olanca gücüyle.

Görmüş ki bulunduğu köyde tek başı­na bu işi beceremeyecek. Düşmüş yola ve babasının önerdiği yeşil balonların ağırlıklı olduğu bir köye gelmiş. Bu köydeki tüm yeşil balonlar bir yaratı­cıya inanıyormuş. Onların yaratıcısı sevgiyi öneriyormuş, herkesin eşit ol­duğunu söylüyormuş. Vega çok umut­lanmış. Yerleşivermiş köye. Köydeki yeşil balonlar dans ederek yaratıcıları­na ulaşmaya çalışıyorlarmış. Vega da dans etmiş uzun zamanlar boyu. Artık dans edecek alanının kalmadığını fark ettiğinde görmüş, sayısı hiç de az olma­yan kimi balonların giderek büyüdü­ğünü. Vega susmamış. “Yaratıcı böyle demiyordu hani, şişmemeniz gerek.” diye söylenmiş durmuş. Çıkarttığı gürültüye daha çok dayanamayan yeşiller kovmuşlar Vega’yı köylerinden.

Vega yılmadan devam etmiş yoluna. Gezegenin bilgelerinin yetiştirildiği bir köye denk gelmiş. Bu köyde beyaz balonlar varmış. Saçı, sakalı ağarmış, upuzun, kadınlı erkekli, yaşlı bilgeler genç beyaz balonlara bildikleri her şeyi öğretiyorlarmış. Vega babasının çocukluğundan itibaren ona hep bilge­lerin ancak Balonya’yı değiştirebilece­ğini söylediğini hatırlamış. Yerleşmiş o köye. Bir süre sonra Vega bu yaşlı bilgelerin çoğunun koskocaman oldu­ğunu ve büyümekle ilgili hiçbir sıkın­tıları olmadığını görmüş. Söylenmeye başlamış yine. Ona çatmış, buna çat­mış. En sonunda buradan da kovmuş­lar Vega’yı.

Vega umudunu kesmemiş, aramanın, vazgeçmemenin bulmak kadar değer­li olduğunu biliyormuş çünkü. Umu­du olmadan yaşayamazmış. Düşmüş yola yeniden ve balonların şişmesini engellemeye çalıştıklarını duyduğu kızıl köyü aramış. Sonunda bulmuş ve oraya yerleşmiş. Başlangıçta her şey çok iyiymiş. Bu köy hep beraber en büyük balonlara karşı savaşıyormuş. Sürekli balonların bu kadar şişmesinin ne kadar zararlı olduğundan konuşup, buna karşı en iyi çözümü arıyorlarmış. Vega bu köyde çok uzun yıllar kalmış. Köyün dışındaki en büyük balonlara karşı savaşa odaklanıldığından köyün içindeki durumu uzun süre görmemiş. Sonra bir gün fark etmiş ki kızıl köyde­ki sapı olan balonlar olmayan balonları sıkıştıra sıkıştıra kendilerini sürekli bü­yütüyorlar. Vega bunu dillendirdiğinde o köyden gönderilmesi diğer köylere göre daha hızlı olmuş.

 Yeniden yollara düşen Vega tam vaz­geçmek üzereymiş ki uzaktan minicik bir köy görmüş. Yaklaşmış bu mor­lar içindeki köye, uzaktan izlemiş. Balonya’daki tüm köyler tarafından sıkıştırıldıklarından küçücük kalmış bu mor balonlar. Diğer kocaman vücutla­rın onları sarmalamasıyla nefessiz kalan ve hava almak için sadece birbir­lerine tutunan mor balonlar. Vega koşarak girmiş köye, keyifle yerleş­miş. Bir süre sonra maalesef yine ufaktan büyüyen balonlar görmüş. Diğer köylerdeki balonlar gibi de­ğilmiş büyüme azimleri, büyüme hızları. Diğer büyüyen balonlar gibi büyümeyi amaçlayarak da bü-yümüyorlarmış bu balonlar. Fark etmeden, sürekli dikkat etmelerine rağmen, diğer köylerde yaşama­nın verdiği etkilerle… Zaten eğer kişi farkında değilse bu durumun, tüm yaptıkları yani sürekli kendini merkeze koyması, kendisi yokken hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceği­ni düşünmesi, kendisinin her şeyi bildiğini düşünmesi, her şeyi en iyi yaptığını sanması gayet doğalmış balonların yapısı gereği. Fark etmek her şeyden önemliymiş. Vega ne yapacağını pek bilememiş bu durumu fark ettiğinde. Diğer köyler gibi açık bir baskı, sıkıştırılma hali değilmiş ki bu, şişen balonlar kötü balonlar değilmiş ki. Bir yandan büyüyen balonların aslında bunu kötü niyetle yapmıyor oluşu, bir yandan eskiden yaşadıkla­rının korkutucu etkisi, bir diğer yandan da bu köyün artık son köy oluşu afallatmış onu. Susmayı de­nemiş susamamış, konuşmayı de­nemiş konuşamamış. Kovulmak korkusundan değilmiş bu hali. Zira oldukça eminmiş ne yaparsa yap­sın bu köydekilerin onu kovmaya­cağından. Ancak böyle bir durum­da ne yapılacağını bilmiyormuş.

Belki yapılacak şeyler varmış bu sorunu çözmek için ama ne Vega’nın umudu ve gücü varmış bunun için, ne de tecrübesi, bilgisi. Dedik ya son köymüş orası artık. Gidecek bir yer de yokmuş. Yapa­cak bir şey bulamayınca da nere­den eline geçtiyse mor bir iğneyi almış eline saplamış morkırmızı bedenine.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlara kapalıdır.