Babaannem

bbaZeynep Kaçar

Babaannem göçmendi. Göç­mek zorunda bırakılan bir ai­lenin yetim ve öksüz kızıydı. Savaş vardı. Savaş hep vardı. Savaş onun isteği dışında, hayalleri dı­şında, savaş onun kararları dışında var­dı… Yunan askerleri babasını kaçırmış, annesi de hastalıktan ölmüştü çağının gereği. Kendinden on beş yaş büyük ağabeyiyle kalakaldığında üç yaşınday­dı.

Babaannem 91 yaşındaydı. Ayağını sokan arılardan bıkıp dedemle evlendi­ğinde 16 yaşındaydı. Ağabeyi ona üzüm ezdirirdi. Üzümün içinde arılar vardı. Arılar ayaklarını sokardı. Gıkını çıka­ramazdı. Ağabeyi kızardı çünkü. Naz edeceği bir anacığı yoktu babaannemin. Üzüm ezmekten yorul­madı. Ama arılar ayak­larını acıttı. Çok acıttı. O da 16 yaşında dedemle evlendi. Arılardan kur­tuldu. Babaannem tam dokuz çocuk doğurdu. Ancak üçü yaşadı. Üçü de erkekti. Kızlarım hep öldü diye üzüldü ömrü boyunca. Altı tane kız torunu oldu. Sevindi. Babaannem 91 yaşın­daydı. Hiç çalışmadı. Evlendiğinde 16 yaşın­daydı. Son çocuğunu doğurduğunda 30.

 

Babaannem 16 yaşından 88 yaşına kadar yemek yaptı. Hiç çalışmadı. Dedem mandırada işçi­lik yaptı. Ailesine baktı. Üç çocuğunu da okuttu. Adam etti. Babaannemse ye­mek yaptı. 16 yaşından 88 yaşına kadar yemek yaptı. Altı torununa da o baktı. Onların çocukları olduğunda artık çok yaşlıydı, onları sevdi. Bakamadı. Gün­de üç öğün yemek hazırladı. Günde üç öğün yemeği her gün en az dört erkek için hazırladı. Sonra aile kalabalıklaştı, evlenenler, doğanlar, evden ayrılanlar, gelenler ve gidenleriyle hayat bir yemek masasının etrafında geçti. Babaannem hepimizi mutlu etti. Sevdiği yemekleri yaptı gelenlere, hep yanında olanlara sevdiği yemekleri yaptı, bayramlarda yaptı, düğünlerde yaptı, ölümlerde yap­tı, yeni doğanlara yaptı, yorgun olanlara yaptı, hastalara, komşulara, köylüsüne, eşine dostuna…

Babaannem 91 yaşın­daydı. 16 yaşın­dan 88 yaşına kadar yemek yaptı. 78840 kere yemek yaptı babaannem. 78840 kere en az iki çeşit yemek yaptı. Ekmek kesti, domates doğradı, yoğurt mayaladı, reçel, tarhana, turşu yaptı. Kocaman bir mutfağı vardı evinin. Kocaman bir kileri vardı o mutfağın. Un, şeker, bakliyat do­luydu kiler. Bahçede tavuk yetiştirdi bir ara. Oğullarının kesemediği tavukları o gözünü kırpmadan kesti, pişirdi, yedir­di. 78840 kere bulaşık yıkadı. En az beş kişilikti her bulaşık. Gelenler gidenler oldu, torunlar kaldı o evde, gelinler kal­dı, misafirler, yakın akraba, uzak akra­ba. Babaannem mutluydu. Evi o yüzden hep kalabalık oldu. Bahçesinden meyve topladı. Nar, ayva, armut ağaçları vardı meyvesini yediği, suyunu sıkıp içti­ği, reçelini kompostosunu yaptığı. Gül ağaçları vardı bir de bahçesinde. Gül reçeli yapmazdı niyeyse. Babaannem ömrü boyunca bahçeyi suladı. O ağaçlar ev çürüyüp yıkılana kadar meyve verdi.

Babaannem 91 yaşındaydı. 1917 do­ğumluydu. Evi ondan çok önce öldü. Hiç çalışmadı. Dul maaşıyla geçindi dedemden kalan. Dedemden kalan si­gortayla bakıldı devlet tarafından. Gerçi hastalanmadı 85 yaşına kadar. Babaan­nem hiç çalışmadı. 78840 kere yemek yaptı, bulaşık yıkadı, pirinç ayıkladı, hamur açtı, çorba karıştırdı, salatalık doğradı, akşamüstü acıkan olur diye bö­rekler, kekler, lokmalar yaptı. Evine ilk buzdolabı geldiğinde 57 yaşındaydı. Hiç bulaşık makinesi, mutfak robotu, derin dondurucusu olmadı. Babaannem haya­tı boyunca hiç çalışmadı. Dokuz çocuk baktı. Onların altlarını bağladı, bezle­rini yıkadı, mamalarını yedirdi, uyuttu, masallar anlattı, kundaklarını bağladı, çengelli iğneyle tutturuverdi uçlarını. 11 çocuğu kendinden çok sevdi. Kardeşle­rinin çocuklarını, akrabalarının çocuk­larını, komşularının çocuklarını kendi kadar sevdi… Çocukları sevdi, gözle­rinin içi güldü hep bir çocuğa bakar­ken… 75 yaşına kadar yorgan kapladı. Evi sildi, süpürdü, çamaşırlar yıkadı. 60 yaşına kadar çamaşır makinesi olmadı. Elde yıkadı tüm çamaşırları. Ütü yaptı. Haftada bir pazara çıktı. Taşıdı, taşıdı, taşıdı. Sebzeler, meyveler, tazelikler ge­tirdi pazardan evine. Mutluluklar getirdi çocuklarına, torunlarına. Babaannem artık kimsenin yapamayacağı lezzette yemekler yaptı tam 71 yıl. Günde üç kere…

Eğer babaannem öyle güzel yemekler yapma­saydı, öyle büyük mut­luluklar üretebilir miydi bilmiyorum. Bütün aile­nin bir arada yiyebildiği o çok lezzetli yemekler olmasaydı, bizim böyle anılarımız olabilir miydi şimdi? Babaannem Ru­meliliydi. Patlıcan közledi yazları, kışın kuzi­nesinde tutmanik pişirdi. Kestaneler haşladı, mısır patlattı, meyve soydu, tatlılar   yaptı.   Dondurmalar, gelincik şurupları… Babaannem bugün artık kimsenin yapamayacağı lezzette yemekler yaptı. Hiç yakınmadı. Hiç aklına gelmedi lüks bir restoranda şef olup ayda 30 bin dolar maaş almak. Dedemden kalan dul maaşıyla geçindi. Hiç çalışmadı. Dokuz çocuk doğurdu, en sevdiklerini mezara verdi, onların ardından eşe dosta cenaze yemekleri pi­şirdi gözyaşlarını gizleyerek.

Babaannem 91 yaşındaydı öldüğün­de. Devlete külfetti. Kimselere yük ol­masın diye kendi kefenini hazır etmişti. Küçük yengem buldu hazırladığı ölüm bohçasını. Bir çengelli iğne takılıydı bohçaya. Lazım olur diye. Babaannem 91 yaşındaydı. Remziye’ydi adı. Hiç ça­lışmadı.

 

Yorumlara kapalıdır.