Eyleme erkekler neden gelmemeli?

rahatsiz-erkeklerCemre Baytok

Feministler, kadınlara çağrıda bulundukları eylemlere erkekler*  katılıp da “destek olmak” istediklerinde veya halihazırda katılmışlar ise, buna neden karşı çıkarlar? Ya da şu an sürmekte olan kürtaj eylemleri gibi feministlerin de bileşeni olduğu kadınların kurtuluşunu temel alan eylemlerde? Hem yıllardır süregiden bir tartışma olmasının yarattığı farklı farklı birikimler, hem de zaman darlığı sebebiyle bu konu eylem alanlarında tartışıldığı zaman, sonuç genel olarak gerginlik çıkması ve fikirlerin pekişmesi yönünde oluyor. Feministler erkeklerden –sistem veya erk, erkeklik, erillik vs değil, bizzat erkeklerden- bağımsızlığı öne sürdüğüne ve yıllardır buna sahip çıktığına göre bu fikri açıklamakta fayda var.

Öncelikle, kadınlar elbette ki erkeklerle ortak eylem yapabilirler. Ayrıca feminizmin konusu olan bir meselede de erkekler sokağa çıkarlar (BEDİ, Rahatsız Erkekler’in yaptığı gibi). Örneğin demokrasi veya insan hakları mücadelesi başlığı altında kadınlar ve erkekler biraraya gelirler. Fakat feministlerin kadınlara çağrıda bulunduğu veya bileşeni olduğu bir eylem ile bu örnekler birbirinden temelleri itibariyle farklıdır. Çünkü feministlerin çağrısının ne anlama geldiği çok açık: erkek egemen sisteme karşı kadınların örgütlenmesi ve güçlenmesi. Sorun buradan sonra başlıyor. “Destek vermek isteyen erkek”, “iyi niyetli erkek”, “karımın bedeni, karımın kararı diyen erkek” sıfatlarını edinmiş erkeklerin feminizmin çağrısına bu sıfatları vesilesiyle icabet edebileceği savunusu öne sürülüyor; kimi erkekler ve kadınlar tarafından.

Feminizmin yüz yıllık tahliline göre erkekler bir grup olarak kadınları farklı biçimlerde, görünür veya görünmez, ezerler. Çeşitli dolayımlarla kadınlar üzerindeki hakimiyetlerini pekiştirirler. Bu sömürünün sonuçlarını feminizm yıllardır gündeme taşıyor. Ve bunun adını koyuyor: erkeklerden bağımsız feminist mücadele. Her mücadalenin tarafları vardır: feminizmin de patriyarkanın yürütücüsü erkekler. Erkek egemen sistem, patriyarka, ataerki, sistemin adı; erkekler de onun öznesi. Yani sömürünün bir sahibi var. Sistem ve faili ayrıştırmak gerekirse, yaygın kullanımıyla “kadına yönelik şiddet” patriyarkanın, yani sistemin, aracıdır ama bir sebepledir ki bunun uygulayıcısı kadın değil erkektir. İnsan eğer fail bir varlık ise, soyut sistemleri somut kılan öznelerin olduğunu önce teslim etmeliyiz. Sonra bu öznelerin arasından “iyi niyetli” veya “destek veren”lerin sıyrılıp sıyrılamayacağına bakmalıyız.

Erkeklerin kadınlar üzerindeki denetim ve baskıları oldukça katmerli ve hayatın bütününe yayılmış olduğu içindir ki “iyi niyetli” ve “destek olmak isteyen” erkekler sistemden onlar veya çevrelerindeki kadınlar öyle istiyorlar diye çıkamazlar. Feminizm bütünlüklü ve tutarlı bir karşı duruştur: kürtaj yasağına karşı çıkan ama karısı evden çıkabilsin diye ev işini onun üzerinden almayan ya da kadınların eylemine gelmek isteyen ama doğum kontrolünü hayatında bir an bile düşünmemiş böylece kadınların bedeni ve doğurganlığında doğrudan denetim kurmuş erkeklere karşı bir duruş. Daha genel anlamıyla, kürtaj yasağına karşı çıkıp evde sevgilisini sevişmeye zorlayan ya da kadın cinayetlerine öfkelenip ev işini kızına yükleyen ya da tecavüzü zihnar reddeden ama sevişirken içe boşalmayı kendine hak gören birbirinden farklı ama sınırları ince erkek varoluşlarının toplamıdır erkek egemen sistem. Biri yolda laf atar, diğeri yüzünde sırıtmayla küçük görür, öbürü bıçak saplar, bir diğeri çocuk yap der, öteki susturur ya da akıl verir, en olmadı dünyanın tüm alanları zaten kendisine açıkken feministlerin eylemine neden acaba bile demeksizin kendini yerleştirir. Birinde “iyi niyetli” olan erkek, diğerine olmayıverir, ya da “desteğini” çekiverir. İktidar öyle kolay vazgeçilebilecek bir şey değildir çünkü. Feminizm tüm sistematik tahliller gibi tüm bu erkek egemen biçimler arasında bağlantı olduğunu öne sürer: bazıları gün yüzüne çıkmamıştır sadece. Diğer tüm muhalif ideolojiler gibi, mücadele ettiği sistemin faili ile yan yana bir mücadele kurmaz. Aksine ne kadar ondan bağımsız o kadar güçlü olacaktır. Öte yandan, diğerlerinden farkı da buradadır; bu şekilde ezilmenin maddi koşullarını –failini değil- ortadan kaldırmayı hedefler.

Feminizm kadınların ezilenlerin ezileni olduğunu söyler. Bu nedenle sömürü biçimleri hayatın her alanına inceden inceye nüksetmiştir. Yanı sıra, “ama kadınlar da kadınlara şiddet uyguluyor” ya da “eril zihniyetli kadınlar da var” açıklamaları bu bahiste çürür. Çünkü kadınların kadınlara karşı konumlanışları da patriyarkanın bir sonucudur. Ezilenler değil, ezenler; muktedirler kolayca dayanışanlardır. Zor olan, ezilmenin nesnel koşullarının sürdüğü halde, ezilenlerin yan yana gelmesidir. Bu nedenle erkeklerden bağımsız kadınların biraradalığı önemlidir. İlk planda kitlesel bir duruş olamasa da, feminizm tabandan, tekilden, adım adım kadınların dayanışmasını sağlamayı önüne koyar. Böylesi bir hayatiyet içerisinde erkeklerin katılımını “ne kadar çok kalabalık o kadar iyi” diye savunmak abestir. Çünkü örneğin kürtajın yasaklanması konusunda demokrasi tartışması başka, kadınların bedenlerine, cinselliklerine, doğurganlıklarına sahip çıkmaları başka tartışmalardır. Feministlerin ve örgütlenmesinde yeraldıkları kadınlara çağrılarda gündemde olan “kadın erkek el ele insan haklarını savunmaya” düşüncesi değildir. Aksine insan hakları söylemi içerisinde silikleşmiş fakat apaçık yerinde duran erkek denetimine karşı kadınların bağımsızlık öyküsünün yükseltilmesidir.

 

* Yazıda konu edilen erkekler trans bireyler değildir.

Yorumlara kapalıdır.