Ermeni kadın olmak

Deniz Tuna

Hay Gin deneyimini ve Ermeni kadın olma hallerini Kayuş Çalıkman G. ile konuştuk, çoğunlukla hüzünlenerek ve kimi zaman da gülerek… Okuyacaklarınız konuştuklarımızın neredeyse yarısı, ama şimdiye kadar sessizce haykıran kızkardeşlerimizle paylaşacak daha çok şey var…

Deniz: Hıristiyanlık Müslümanlığagöre kadınları fazla cendereye sokmayan bir din gibi görünse de, gözlemlediğim kadarıyla kadının ezilmişliği konusunda din meselesi pek fark etmiyor…

Kayuş: Ermeniler sonuçta bir doğu toplumudur, Anadolu milletidir; tabii ki din faktörü dışında Anadolu’da bir ortak yoğruşmadan oluşan bir benzerlik vardır Türk toplumuyla, fazla da ayrı olduğu söylenemez. Ancak yine de belli ayrıldığı şeyler vardır, katı bir Müslüman ailenin kadını ile katı bir Hıristiyan ailenin kadını arasında, Ermeni ve Türk kadınını kıyaslarsak, Ermeni kadınının çok daha rahat olduğunu söyleyebilirim. Ama sonuçta her Ermeni kadın, evlendiği gün kocasına itaat edeceğine dair yemin ederek dünya evine girer. Yirmili yaşlarda ben evlenirken şöyle bir şeyin varlığından haberdar oldum: Merasimde erkeğe, “Karına sadık kalacak mısın” diye yemin ettiriyor; kadına ise, “Kocana itaat edecek misin” diye. Ben papazla anlaştım, “Rezalet çıkmamasını istiyorsan bana da sadık kalacak mısın diye sor” dedim. Papaz da ileri görüşlü bir adamdı, “Haklı olduğunu düşünüyorum” dedi ve gerçekten de öyle sordu. Daha sonra yüksek rütbeli bir din adamına bunu söyleyince, acaba oynak mı bu kadın, bu kadar da haddini bilmezlik, herhalde oynaktır diye düşündü. Ama ben bunun gerçekten savaşını vermeyi çok istedim, hâlâ da bir şey yapamadım bu konuda, inşallah yapacağım ama en azından kızlarım böyle evlensin istemiyorum.

Ermeni kadını gerçekten becerikli bir kadındır, evi çekip çevirir ve ipler onun elindeymiş gibi görünür ama yine bir ezilme var, muhakkak bir ezilme var ki bu ezilmeyi, çeşitli kurnazlıklarla örter kadın. Çok güzel çekip çevirir kocasını, fakat bunu sanki kocası istiyormuş gibi yapar; yani sonuçta bir şey almak istiyordur, ama sanki kendisi hiç bilmez, kocası almak istiyor gibi kurnazlıkla örtmeye çalışır, bu ezikliği gidermeye çalışır, bu benim içimi çok acıtır. Çünkü sonuçta bu da bir tacizdir, korkunç bir tacizdir ama kadın bunun çok farkında değildir gibi geliyor bana. Sonuçta bir erkek hegemonyasından bahsedebiliriz Ermeni ailesinde de.

Kadın olarak, bir Ermeni olarak yaşadıklarımız çok belli, onları şimdi konuşmak gerekli değil de. Bir de kadın olarak ikinci kez vuruluyorsun, bu benim için çok önemli.

Deniz: Bu hayatınızda nasıl tezahür ediyor? Ermeni kadın olmak ne demek?

Kayuş: Bizim dışımızda yaşayanlardan birçoğu için, anneanne veya babaanne demek, çünkü birçok insan Fethiye Çetin’in kitabından sonra kendi anneannesinin veya babaannesinin de Ermeni olduğunu hatırladı birdenbire. Müslüman olmadığın örtünmediğin için bazılarınca orospu olman demek. Türk filmlerinde genelev işleten kadın olman, veya illa ki erkek delisi “evde kalmış”, para canlısı, taş kalpli ev sahibi (pansiyoncu)olman demek. Karikatür dergilerinde mutlaka bıyıklı ve şişman bir kadınsın (gırgır/70’li yılların sonu 80’ler). Mahalle esnafı için “madam teyzesin”; hep alaycı bir tebessüm vardır sana mal kakalarken. Mahallenin delikanlıları için ulaşılası amaçsın, köyün delikanlıları için (artık kalmadı ama) yangın çıkmadan bile kaçırılacak ilk malsın; Devlet nezdinde, hatta kadın bakan nezdinde küfürsün, dölsün.

Ermenilerin kapalı bir toplum olduğundan bahsediyorsun, ben son yıllarda artık böyle olmadığını söyleyebilirim. Özellikle Agos gazetesinin yayınlanmasından sonra toplumumuz biraz daha açıldı Türkiye’ye, belli ölçüde dünyaya (Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları ülkeler). Ayrıca gençler artık daha komplekssiz yaklaşıyorlar olaylara ve bir Ermeni olarak daha kolay çeşitli alanlara girebiliyorlar, gerek iş kollarında gerek sosyal hayatta, kurulan arkadaşlıklarda ve hatta hiç tasvip etmediğim halde evliliklerde bile oldukça tutuculuktan uzaklaşıldığını görüyorum. (Ben karma evliliklere karşıyım da o yüzden tasvip etmediğimi söylüyorum).

Deniz: Neden karşısın?

Kayuş: Karma evlilik derken, sadece kastettiğim bir Türk’le Ermeni’nin evliliğidir, Arap, Fransız, Acem, Çinli değil karşı olduğum, çok garip gelecektir biliyorum bu söylediklerim ama anlamak gerek; çünkü benim için bu iki toplumun hâlâ halledemediği meseleleri var, ulus devlet kurma adına senelerce varlığımdan rahatsız olmuş ve bir şekilde yok olup gitmemde hatırı sayılır katkılarda bulunmuş bir topluma evlilik yoluyla sağlanan her bir ilişki benim asimile olmama, yok olup gitmeme atılmış bir adımdır diye görüyorum, çünkü özellikle evliliklerde ilk başta her şey güllük gülistanlıkken zamanla aile içinde bile kimsenin kendi kimliğini rahatça yaşayamadığı, birinden birinin taviz verdiği görülüyor. Bir Ermeni olarak yaşamak çok mu önemli? Evet, benim için önemli, varlığıma tahammül gösterilmediği için inadına çok önemli, Türkiye’de yaşadığım için çok önemli. Ayrıca kültürümü de çok önemsiyorum, tarihteki Akatlar, Sümerler gibi olmak istemiyorum, bu nedenlerle de Ermeni olarak yaşamak, üretmek çok önemli.

Deniz: En iyisi evlenmemek değil mi o zaman?

Kayuş: Evlenmemek zaten kesinlikle en iyisi. Her halükarda en iyisi evlenmemek. Ama Ermeni toplumu çok tutucu bir toplum bu konuda. Sonuçta Hıristiyan, iyi bir Hıristiyan toplum, çok tutucu o yüzden. Çok alışık değil böyle şeylere. Gençlerde bu tür şeyler oluyor, beraber yaşamak gibi ama çok yapay kalıyor henüz. Yani bu gençliğin içinde de tam oturmuş, özümsenmiş bir olay değil henüz. Aile meselesiyle hesaplaşılamamış henüz, onun için evlilikler hâlâ çok önemli Ermeni toplumunda.

Deniz: İş hayatında Ermeni kadın olmaktan kaynaklı sorun yaşıyor musunuz? Genelde cemaat içindeki işlerde mi çalışıyorsunuz? Dışarıda nelerle karşılıyorsunuz?

Kayuş: Tabii genellikle cemaat içinde çalışmak tercih ediliyor. Özellikle genç kızların öğretmen olması falan çok tercih edilen bir şeydir. İki sebepten dolayı, hem tabii kendi toplumu içinde çalışıyor olsun hem de öğretmenliğin kolay olduğu düşünülür ama hiç de öyle değildir. Ama tercih edilen budur. Çok aileler tanıdım, mesela benim bir öğrencim vardı, Ermenice ders almak isteyen. Ailesi de Ermenice bilmiyordu, kendisi de. “Peki neden öğrenmek istiyorsun” dedim. Kız da dedi ki, “Babam okulda sekreterlik olursa çalışmama izin veriyor” dedi. Böyle örnekler de var. Ama çok açıldı artık son senelerde, biraz çelişki gibi olacak önceki söylediklerimle ama öyle değil. Benim dönemimden bu güne çok değişen bir şey. Ben mesela sinema televizyon okumayı çok istedim. Beni çevremden çok engellediler, hem kadın, hem Ermeni. Nasıl iş bulacaksın falan diye. Ve ben seramiğe yöneldim. İş bulamasam bile kendi kendime yapabileceğim bir iş olduğu için seramiğe yöneldim. Ama bugün pek çok genç kadın sinema televizyon da okuyor, gayet iyi de iş buluyor. Bu anlamda çok değişiklik oldu, düşünce yapısı değişti. Gençler o konuda bize nazaran daha iyi durumda o anlamda.

Deniz: Ermeni toplumunda kadın hareketi ne durumda? Biliyorum ki siz 2001 yılında “Hay Gin” diye bir topluluk oluşturdunuz. Topluluğun adı da Hayganuş Mark’ın 1919’da çıkardığı derginin adından geliyor sanırım. Biraz Hay Gin’den bahseder misin?

Kayuş: Hay Gin adını o dergiden almadı aslında, tamamen Ermeni ve kadın olma halinden Hay Gin dedik, yoksa derinine insek Hay Gin dergisinin söylemi belki çoğumuza da uymayabilirdi.

Bizim 2001 yılında kurduğumuz Hay Gin’den önce Hayuiler (Hay Kadınlar)diye bir grup vardı. Onlardan bir kısmının katılımıyla Hay Gin’i kurduk. Çok değişik çevrelerden kadınlar vardı. Hayuiler’den bir grup vardı, biz birkaç kişi daha solda duran kadınlar vardık. Kendini Hayganuş Mark gibi, hisseden, bizden daha büyük bir arkadaşımız vardı, o feminist değil de daha feminen bir yaklaşım içindeydi. “Elimde makasım ve kalemimle ben katılırım” diyordu. Değişik çevrelerden kadınlar toplandık, iyi şeyler de yaptık. Ama kendi adıma, orada ne yapamadık diye bir şey söylemek gerekirse; ben örgütlenmeyi Ermeni kadın toplumu içinde yapmak istiyordum, Kumkapı’da bir projemiz vardı, onu gerçekleştiremedik. Daha çok bir gösteri grubu haline geldik. Bu beni rahatsız ediyordu. Faaliyet değil de gösteriler yapan, 8 Marttan 8 Marta kutlama yapan bir grup haline geldik. Bakış açısında farklılıklar vardı. Sosyalist feministlerle radikal feministler arasında olduğu gibi. Ama tabii, sonra oturup da biz artık bu iş olmuyor da demedik, bu iş niye olmuyor da demedik. Grup kendiliğinden yok oldu. Ama bireysel olarak çalışmalar sürüyor.

Bu 8 Martta, Nor Zartonk diye bir oluşum var, oradan genç kadınlar bir 8 Mart etkinliği yaptılar. Ben bir de, bu da belki tuhaf gelebilir, kadın için bir şey yapılacaksa karma çalışmaları daha önemsiyorum.

Ermeni kadın hareketinde benin en önemsediğim isim Zabel Eseyan’dır. Çünkü aynı zamanda sosyalist bir kadındır, militan da bir kadındır, o yüzden çok çok önemsediğim biridir.

Deniz: Hay Gin hangi ihtiyaçtan doğmuştu?

Kayuş: Ermeni toplumu içinde yaşadığımız kadınlık durumundan kaynaklanan sıkıntılar da var elbette, onun dışında Türkiye toplumunda yaşadığımız sıkıntılar da. Bir kere, bir Ermeni olarak boğuluyorsun, bir de kadın olarak boğuluyorsun. Herkes kendi gerçeğinden yola çıkmalı ve bence Hay Gin’i doğuran şey buydu. Benim gerçeğim, hem kadınım, hem de Ermeni kadınım. Hay Gin’i doğuran buydu bence. Ermeni kadın olmak. Sonuçta, toplum içinde kadın olarak yaşadıkların bir Türk veya Rum kadınınkinden çok farklı değil ama Ermeni toplumu içinde kadın olarak yaşadıkların farklı. Sen kendi mücadeleni vereceksin sonuçta. Tamamen bu ihtiyaçtan doğdu.

Baştan beri biz perspektifimizin ne olacağına karar veremedik. Farklılıklarımızı birleştiremedik ve metot koyamadık. Çünkü Hay Gin içinde sosyalistler vardı, feministler vardı, yalnızca kadın duyarlılığı olanlar vardı, olmayanlar vardı. Biraz bunları birleştiremedik. Toplum içinde Ermeni kadın da tam olarak ne yaşadığının farkında değil, dolayısıyla Hay Gin’in kuruluşunu pek de kırmızı halılar sererek karşılamadılar açıkçası. Küçümseyenler oldu, dalga geçenler oldu, rahatsız olanlar oldu. En acısı bunlar içinde, benim kızıma bir sınıf arkadaşı “feminist, ne olacak!” diye laf atmış. Bu tabii örgütlenmeyi etkiledi. Ermeni kadını henüz feminizme çok açık değil, örgütlenmeye çok açık değil. Ermeni kadınlar da, erkekler de, kadın hareketini, bir kilise ya da dernek çatısı altında bir araya gelip yemek günleri düzenlemek, kadın kolu oluşturmak, fakirler kolu, kermes hazırlamak olarak görüyor. Anladıkları bu maalesef.  Aslında bir yerde çok önemli bir kanal. Ben hatta bunlardan yararlanarak bir örgütlenme hayal ettim. Bir araya gelip yemek hazırlayan, biçki dikişi yapıp kermes düzenleyen kadınların arasına girip bir örgütlenme kurarız diye düşündüm. Ama beceremedik. Ne yapmak istediğimizi tam olarak anlatamadık. Bir dil bulamadık. Mesela Kumkapı’da bir projeden bahsetmiştim, orada bir bina vardı ve bizim amaçlarımıza çok uygun boş bir binaydı. Mütevelli heyeti ile görüşmeye gittik. Yapmak istediklerimizi anlattık. Orada Sasonlular için bir şey yapmak istiyorduk. Sasonlu kadınlarla bir şey yapmak istiyorduk; Sasonlu kadınlar en alttakiler diyebileceğimiz bir grup. Ama binayı vermediler, bizim kadınları baştan çıkarırısınız diye. Ama bunu yapan, o projede beraber çalışacağımız kadının kocası değil, tam aksi o da istiyordu. Çünkü ekonomik olarak da kadını güçlendirecekti, kadın güçlenirse aile de güçlenecekti. Ama kendi içlerinde bir sistem var, aşiret sistemi gibi, o aşiretin tepesinde duranlar tarafından engellendi bu.

Deniz: Peki şimdi bir şeyler yapmayı düşünüyor musunuz, bir araya geliyor musunuz?

Kayuş: Tabii benim bireysel olarak yapmak istediğim şeyler var. Bunu tek başıma da yapmayacağımı biliyorum. Şimdi bir beklentim var, o beklenti gerçekleşirse, patrikliğe sunmayı düşündüğüm ve birlikte çalışmayı istediğim bir proje var. Ermenistanlı kadınlara yönelik bir proje var kafamda. Çünkü Türkiye ile Ermenistan arasında siyasi ilişki olmadığı için, oradan çalışmaya gelen 30 bine yakın kadın çok kötü koşullarda yaşıyor burada. Buna yaşamak denirse tabii. Bu kadınlara yönelik bir çalışma yapmak istiyorum. Kumkapı projesi hâlâ, “Eğer yapmazsam gözüm açık gider” diye düşündüğüm bir proje. Çünkü bu bizim toplumda birçok boşluğu dolduracak, birçok beklentiye cevap verecek bir proje.

Nor Zartonk oluşumundan bahsettim, onlarla çalışmak istiyorum. Daha pratiğe dönük işler yapmak istiyorum, kadınların bir an önce nefes almalarını sağlayacak projelerde çalışmak istiyorum.

Deniz: Sen kendini nasıl tanımlıyorsun?

Kayuş: Ben kendime feminist demiyorum, sosyalist feminizmse evet, daha doğrusu Marksist feminizm hatta. Ama feminist değilim de demiyorum. Kadınım sonuçta, benim bir gerçeğimdir bu. Hâlâ ben nasıl olur da itaat eden pozisyonda olabilirim. Benim buna karşı verecek mücadelem var, kiliseye karşı mücadelem var, aileye karşı vermem gereken mücadele var, Ermeni toplumuna karşı vermem gereken bir mücadele var, benim devletle derdim var, devlete karşı vermem gereken bir mücadelem var. Tabii ki burada bir feminist duruş gerekiyor. Ama feminist misin diye sorduklarında, sosyalistim, diyesim geliyor hep. Çünkü çeliştiği yerler olduğunu düşünüyorum.

Deniz: Türkiye’deki kadın hareketine nasıl bakıyorsun? Türkiyeli kadınlarla Ermeni kadınların bir araya gelebileceği koşullar var mı?

Kayuş: Var elbette var, zaten oldu da. Biz Hay Gin olarak aktif haldeyken diğer kuruluşlarla devamlı bir dirsek teması halindeydik. Yürüyüşlerde, 8 Mart kutlamalarında, çeşitli seminerlerde hep beraberdik. Mor Çatı’yla beraber çalıştık. Almanya’dan kadın örgütleri buradaki çeşitli kadın örgütlerini tanımak istemişler, burada Mor Çatı bu işi organize eden gruptu, bizi de çağırdılar. Hay Gin artık fiilen olmasa da, tanınıyor, biliniyor hâlâ. Sonra bizi Almanya’ya da davet ettiler. Orada ben yine bizim gruptan bahsedince Mor Çatı’dan yine bir destek teklifi geldi, ben de çok önemsiyorum bunu açıkçası. Çünkü tek başına bir şey yapılamaz. Bir konuşmamdan sonra, bir kadın geldi ve” işte bu kızkardeşlik” dedi. Gerçekten böyle, kızkardeşlik; artık Ermeni, Süryani, Rum, Türk kalmıyor ki, onun için çok önemsiyorum. Biraz önce anlattığım şeyler kesinlikle faşizan bir şey gibi gelmesin sana. Onu Ermeni olarak yaşayan bilir ancak. Bunları söylemek çok kötü biliyorum, ırkçılığa karşıyken, faşizme bu kadar karşıyken, hiç inanmadığım halkların kardeşliği o kadar önemliyken böyle bir şey söylemek çok acı bir şey ama ayrı bir olay. O sorunun bir tarafı, diğer tarafı da tabii ki çok çok önemli. Hay Gin derken, Ermeni Kadını anlamına gelir, kadın Ermeni olduğu için, Ermeni kadın olduğu için Hay Gin’dir. Ama tabii kadın hareketi içinde hiçbir fark görmüyorum kesinlikle. 

DENİZ TUNA’NIN NOTU  

Ermeni kadın hareketi Osmanlı kadınlarının özgürleşme mücadelesiyle aynı döneme rastlar; yani 19. yüzyılın ortaları. Ermeni kadın hareketinde beş kadın değişmez öncüler olarak tarihte yerlerini almışlardır. Tarih sırasıyla, Elbis Gesaratsyan 1830 Beşiktaş doğumlu, ilk Ermenice kadın dergisi “Gitar”ı yayınladı, Srpuhi Dusap1841 Ortaköy doğumlu, kadının özgürleşmesi yolunda mücadelesini romanlar aracılığıyla verdi. Zabel Asadur (Sibil)1863 Üsküdar doğumlu, kadın eğitimini ön planda tutarak kadın hakları savunuculuğunu üstlendi. Zabel Esayan, en önemsediğim isimdir. Üniversiteye giden ilk Ermeni kadındır. Eserlerinde cinsler arasında oluşmuş adaletsizliği, sosyal ve sınıfsal açıdan değerlendirdi, Kadının özgürleşmesinin ancak sistemin değişmesiyle gerçekleşeceğine inandı, savaş  ve emperyalizm karşıtı bir söylem geliştirdi. Kadın yazarlar arasında en sağlam yerde durandır.

Kadın hareketinin uluslararası bir hareket olması gereğini düşünerek uluslararası kadın örgütlerine üye olmuş ancak zamanla buradaki çalışmalar onu tatmin etmemiş, ayni dönemlerde Osmanlı’da gelişen jön Türk devriminin estirdiği kardeşlik havasından da etkilenerek Osmanlı kadınlarıyla ortak çalışmalar yapmıştır. Ancak   burjuvaziye yönelttiği eleştiriler diğer kadınlarla bir arada çalışmasına engel teşkil etmiştir. Siyasi inançları gereği, Zabel Esayan’a göre sırf kadınlardan kurulu bir örgütlülük pek de doğru bir yaklaşım değildi, kendini feminist olarak tanımlamamıştı hiçbir zaman, ancak kadın duyarlılığını hem eserlerinde hem de gerçek hayatında gayet güçlü bir şekilde hissedebiliriz. Bu açıdan da feminist değildi diyemeyiz.

Hayganus Mark 1885 Taksim-Ayaspaşa’da doğmuştur. Eşi ile birlikte gazeteler yayımladı. 1919-1933 yılları HAY GİN kadın dergisini yayımladı. Kendini feminist-aktivist olarak tanımlayan ilk kadın yazardır.

Zabel Esayan’la ilgili söylediklerim aslında benim de kendimi ifade ederken söylemek istediklerimle ne kadar örtüşüyor, herkesin bir kahramanı varsa eğer benim kahramanım kesinlikle Zabel Esayan. Ne acı ki 100 yıl sonra bile aynı yerdeyiz.

Bu röportaj Feminist Politika’nın 2. sayısında yayınlanmıştır. 

Yorumlara kapalıdır.