Açık mektup

Esin Tili

Geçen geceki adam,

Böyle alakasız bir yerde böyle bir yazı okumayı muhtemelen beklemiyorsun ama bunu seninle aramızda hiçbir alaka, arkadaşlık vs olmadığı ve seninle muhtemelen çok uzun süre karşılaşmayacağım için yazıyorum.

Evindeyken genel olarak edindiğim izlenimden çıkarabildiğim kadarıyla toplum meselelerine kafayı yoran biri gibi gözüküyorsun. O zaman sana geçen gece ve daha da önemlisi onu takip eden sabah yaşadığımız durumun tamamen sosyal kaygıdan bir analizini yapmak istiyorum.

Bir, Türkiye olarak, farklı dinlerden, milletlerden, etnik altyapıdan gelen insanların göreceli de olsa barış içinde, komşuluk içinde yaşadığı ve özellikle “Türk misafirperverliği gibi bir atıfla tanımlanmayı başarıp bu yapının içinde uzun yıllar barındıktan sonra ekonomik travmalar ve faşist ideolojilerin etkisiyle birbirine düşman olan çok karakterli yapıyız. Bu değişimden dolayı kendini kötü, belki de suçlu, hisseden birçok insan özellikle 1980 sonrasında başkalarının haklarına sırf insan oldukları için saygı gösterilmesi gerektiği konusunda hem fikir olmuşlardır. Buna katılarak insanların kişisel hislerinden, fiziksel ve sosyal durumlarının ne olduğundan bağımsız olarak, özellikle yakınında olan, beraber yaşadığı, çeşitli paylaşımlara giriştiği diğer insanlarla olan ilişkilerine özen göstermeleri gerektiğini düşünüyorum.

Yıllarca erkeklerle aynı kulvarı paylaşabilmek, oy verebilmek, ayrımcılığa uğramadan çalışabilmek ve paylaştıkları sosyallikte erkeklerden “kadın” olarak saygı görmek isteyen kadınların verdiği mücadele 21. yüzyılın “gelişmekte olan modern” toplumlarında bambaşka bir hal alıyor. Kadınların bu bahsettiğim temel isteklerini toplumun “entelektüel” kesimine mensup erkekler de canı gönülden desteklerken, yetiştirilme biçimlerinden ve bu toplumun erkek olmaya verdiği haddinden büyük değerden kolayca vazgeçemediklerinden dolayı, kadınları genel olarak destekleyenler bile kadınlara insan gibi davranmanın ne zaman gerçekten gerekebileceğini sadece kağıt üstünde algılayabiliyor. İşin pratiğine gelindiğinde ise çoğu zaman, kamusal alanda duyarlı, kadın-erkek eşitliğini tanıyan ve savunan erkeklerin yetiştiriliş içgüdülerine yenilerek somut ilişki ve hareket kıvrımında toplumun erkek hegemonyasına paralel davranışlar içerisine girdiğini görüyoruz. Tırnak içinde entelektüel ve kadın hakları savunucusu erkeklerin bu desteği gerçekten inandıkları ve tanıdıkları için mi yoksa popüler kültürün vazgeçilmez kıldığı “eşitlik modası”nın sözde savunucuları oldukları için mi verdikleri, özel anlarda gösterdikleri tepkilerle ölçülebiliyor çoğu zaman.

Mesele şu ki, eğer toplumsal sorunları gerçekten özümsüyorsan, bence, aktivistliğe önce kendi odanın, kendi evinin duvarları içinden başlayacaksın. Bir gece önce seninle eğlenmiş, güzel vakit geçirmiş, müzik dinleyip kahkaha atmış ve en nihayetinde sadece cinsel arzularının yönlendirmesiyle beraber olmuş bir kadın, sabah kalktığında buz gibi bir ifadeyle karşılaşmasına onun evini ne zaman terk edeceğini düşündüğünü yüzündeki binbir türlü mimik ve ifadeden çıkarmasına gerek olmayan bir kadındır. Seninle ayni zevki -veya zevksizliği- paylaşmış bir insanın evinden çıkarken kendini utanmış ve “kullanılmış” hissetmesinin o kadının kendi bedeni, tercihleri ve toplumsal algıyla olan çelişkisinden çok senin ona paylaşılan olayı kendi yansıtma biçiminden kaynaklanma ihtimali de çok çok yüksektir… Tek gecelik ilişkiye bindirilen kullanılmışlık hissiyatının kendi bilinci ve içgüdüsel tercihiyle kararını vermiş bir kadına bağımsızca gelen bir duygu değil, tek gecelik de olsa insani bir paylaşımın çok da insani olmayan ertesi sabah tepkilerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bir kadını bir önceki gece, toplumsal olarak kabul gören eş, nişanlı veya sevgili gibi bir sıfatı olmadan yatağına alan bir erkeğin, sabah uyandığında kadına gösterdiği “kullandım attım” muamelesi illa da Yeşilçam filmlerindeki kötü adam replikleriyle anlatılmıyor demek ki… Bütün bunların sonucunda gerek kadın erkek ilişkilerinin çarpıklığı, gerekse mahvettiğimiz komşuluk/misafirlik anlayışımızdan dolayı, bırak seninle beraber olmuş birini, senin evinde bir gece geçirmiş herhangi bir insanı bu hisle bırakmak, inandığını iddia ettiğin eşitlik davasını temelinden sarsan harekettir.

Eğer toplum dengesiyle ilgili bir derdin varsa bence ne olursa olsun hayatında karşına çıkan herkese hakları doğrultusunda davranmalı, hak ettiği budur diyorsan da ağzında laf gevelemek yerine birinin yüzüne bakıp ne düşündüğünü söyleyebilecek kadar “erkek” olmalısın.

Bu yazı Feminist Politika’nın 2. sayısında yayınlanmıştır. 

Yorumlara kapalıdır.