Biz Saadet’i çok sevdik…

saadet1989 yılı… Tünel’deki Kadın Kültür Evimizde kadın olarak yaşadıklarımızın bir tesadüf olmadığını birbirimize anlattığımız yıldı…  Samimiydik, kendimizi de katarak tarihimizi anlatıyorduk uzun uzun, şaraplar içip, birbirimizi kucaklayıp, şarkılar söyleyip, danslar edip hayatın içinde birbirimizi sevmeye başladığımız yılların başlangıcıydı… Hep sevdik birbirimizi, hep anlamak istedik, otoritesizdik, hiyerarşisizdik yani sahiciydik hayatlarımızda…

Çok sokaklara döküldük, hatta feminist tarihimizdeki boşanma eylemimizde sevgili Saadet ve Faruk’u boşadılar… Gülerek anlattık bu anımızı hep  Saadetimizi 9 Nisan günü hastaneye bakım için yatırdık. 4 gün sonra yoğun bakıma alınması gerekti. Ardından da uğurladık.

Cesurdu, asiydi, sevdikleriyle yaşadı, kitapların dünyasını çok sevdi, çok sayıda yazarın kitaplarını çevirdi, kitaplar yazdı. Bize de bir dolu anı bırakıp toprağa saklandı. Hayat nihayetinde anılar bütünü…
Biz Saadet’i ve anılarımızı çok sevdik…
Aynur, Fıgen, Nermin, Saynur, Sevgi, Şener

Cenazesi 19 Nisan Perşembe günü Şişli Camii’nde öğle namazından sonra kaldırılacak.

Saadet Mor igne kampanyasına, siyah eyleme, meyhane baskinlarina, 438’e hayir kampanyasina katilanlarin yakindan tanidigi bir arkadasimiz. Mor igne fikrini ilk ortaya atan ya da atanlardan.
Hayatina çok sey sigdirdi. Bitmeyen enerjisi hepimize guc verdi.
Feminist politika’nin 12.sayisi icin bosanma eylemi ile ilgili yazdi. Bu sayiya da Kadin kultur Evi’ni yazacakti. Ama yetistiremedi. Kendisini sevgiyle ve ozlemle hatirlayacagiz.
Isiklar icinde yatsin.

Feminist Politika 12. sayida cikan yazisini sizlerle paylasiyoruz.

Yalancının mumu

Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınların 1990’daki boşanma eylemi üzerine söylediklerine dair

Saadet Arıkan Özkal

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, memleketin birinde kadınlar varmış. Bu kadınlar bir gün, “Flört fahişeliktir” diye gazetelere demeç veren Cemil Çiçek adlı devlet bakanına çok kızmışlar. Bir sürü düdük almış, mor boyalarla süsleyip Beyoğlu’nda öttürmüşler. Kimin umuru? Hemen arkasından aynı Cemil Çiçek’in önderliğinde “Ailenin Güçlendirilmesi” amaçlı kanun hükmünde bir kararname gündeme gelince, kadınların tepesi iyice atmış. Ailenin güçlendirilmesinin kadının güçsüzleştirilmesi anlamına geldiğini savunan yazılar yazmış, broşürler çıkarmış, sloganlar üretmişler. Ama bütün bunlar onları kesmemiş ve bir akşam, kalabalık bir toplantıda son kararı vermişler: “Biz evli kadınlar ‘Aile Araştırma Kurumu’nun kurulmasını ve Cemil Çiçek’i protesto etmek için kocalarımızdan boşanacağız.”

Birkaç gün sonra, evli 30 kadın, ellerinde boşanma dilekçeleri, Sultanahmet’te İstanbul Adliyesi’nin yolunu tutmuşlar. Bir basın toplantısıyla eylemlerinin gerekçesini kamuoyuna açıklamışlar:

“Bizler, hoşlandığımız erkekle birlikte olabilmek için evlendik. Gerçi evlilik erkeğin egemenliğini resmen tanımak, onun yönetimi altına girmekti. Medeni Kanun da erkeğin üstünlüğünü güvence altına almıştı. Şimdi devlet, erkeğin çıkarını koruyan bütün yasalar yetmiyormuş gibi, “milli değerler” diyerek güçlü bir aile yaratmayı hedefliyor. Güçlü aile, erkeğin şimdikinden daha güçlü, kadının ise güçsüz olması mı demek? Yoksa kadın çocuk doğurmalıdır mantığıyla, istemediğimiz çocukları devlet eliyle doğurmaya zorlamak mı demek? Koca iznine bağlı kürtajın yeniden tümüyle yasaklanması mı demek? Boşanma hakkını hiç kullanamadığımızı görmemiz mi demek? Kocalara ve erkeklere karşı artık hakkımızı savunamayacağımız mı demek? Kadının çalışma saatlerinin kısıtlanmasıyla meslek yaşamımızın budanması mı demek? Biz tüm bunları, kadının köleliğini pekiştiren yasaları istemiyoruz. Bugünkü toplumsal koşul ve gelişmeler sonucu birlikteliğimizi yasal olarak sürdürme olanağı kalmamıştır. Bu nedenle boşanmayı talep ediyoruz.”

İlk başvurular hâkimlerce reddedilmiş. Derken, 30 kadından birkaçının kocası, mahkemeye gelip eşini desteklemeye ikna olmuş ve bu çiftler boşanmayı başarmışlar. Böylece ilk boşanma 13 Aralık 1990 tarihinde gerçekleşmiş. Ertesi günkü gazete manşetleri:

“Protesto için boşandılar” (Günaydın)

“Evlilikten istifa” (Cumhuriyet)

“Cemil Çiçek yüzünden resmen boşandı” (Güneş)

“Aile Araştırma Kurumunu protesto için 11 yıllık kocasını boşadı” (Hürriyet)

“Protesto boşanması (Sabah)

O arada eş dostun anneler ablalar dahil bütün aileye bir türlü kesilmek bilmeyen tebrik telefonları; manavın, kasabın, bakkalın, taksi şoförlerinin kutlamaları, vesaire, vesaire.

İşin hikâye kısmı bu kadar. Gelelim günümüze. Meğer aynı günlerde, çok ses getiren bu boşanma eylemi üzerine Recep Tayyip Erdoğan adlı bir siyasi parti yöneticisi bir “vaaz” vermiş. Vaizin söyledikleri 2011’de internete düştü. Hepimizin bildiği gibi kendisi İmam Hatip Lisesi mezunu; bir hatip olarak yetiştirilmiş ve hitabeti, beden dili, ikna kabiliyeti gerçekten güçlü. Âdeta Kur’an ve mevlit ahenginde, “saba” makamında konuşuyor. Yalnız bir sorunu var: İnsanları ikna etmek için göz göre göre yalan söylemekten hiç çekinmiyor. Ve öyle tatlı tatlı yalan söylüyor, erkeklerin erkekçi anlayışına hitap etmeyi o kadar iyi biliyor ki, kimse de çıkıp, “İyi ama Tayyip Bey, bu kadınlar bunu söylemiyor,” demeyi aklından geçirmiyor. Varsa oradaki ve evdeki kadınlar da geçirmiyor. Bakın, herkesin bir yasanın protesto edilmesi olarak gördüğü bir eylemi Tayyip Bey kalabalığa nasıl anlatıyor:

“30 tane feminist kadın. Bunlar evliymiş daha önce… İstediği zaman istediği insandan çocuk doğurma hürriyetine sahip olmak istiyormuş. Onun için de ne yapmışlar, kocalarıyla anlaşarak boşanma davası açmışlar. Ee, o onun nikâhsız kocası olacak, o da istediğiyle istediği zaman işi bitirecek. Nereye götürülüyor bu toplum Allah aşkına? …Piçlerin yetiştirilmek istendiği bir toplum meydana getirilmek isteniyor.”

Pes! Kargaların bile gak gak güleceği, tuhafın da tuhafı bir yorum! Ama millet yutuyor ya!

Eğer ben de Kutsal Kitaplar dilinde konuşmayı yeğleseydim belki şöyle sorular sorardım:

“Ya Tayyip, sen kadınları niye hep çocuk fabrikası olarak görürsün?”

“Ya Tayyip, sen fikre yalanla, iftirayla, küfürle değil, fikirle karşı çıkmayı bilmez misin?”

“Ya Tayyip, Allah’ın indinde ‘piç’ var mıdır? Yoksa o kelime senin gibi erkeklerin uydurması mıdır? Sen bilmez misin ki, İslam dini senin ‘piç’ dediklerini de demediklerini de anasının adıyla toprağa verir! Çünkü, Allah’ın indinde bir çocuğun çıktığı rahim esastır. Kadınların, kocaları dışında bir erkekten çocuk doğurmak için senin mahkemelerine ihtiyaçları yoktur.”

Ama ben bu dilde konuşmayacağım. Ben Tayyip Bey’e sadece şunu söyleyeceğim:

Sizi kişiye hakaretten Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine dava edeceğim, Sayın Başbakan. O da yetmezse, sizi Allah’ın mahkemelerine havale edeceğim. Mumunuz ancak yatsıya kadar yanacak…

Yorumlara kapalıdır.