Nasıl erkeklikler istiyoruz?

askerlikBerfin Emre

Erkekler hayatlarımızda hangi konumlarda yer alırlar? Baba, oğul, ağabey, koca, sevgili ilk akla gelenler. Çemberi özel alanlarımızdan kamusallığa doğru genişlettiğimizde konumlar çeşitlenir. Zaten bizim özel alanımızın erkekleri, bir başkasının kamusal alanının erkekleridir ya da tam tersi…

Otobüs şöförü, bakkal, iş arkadaşı, patron… Erkeklerin kamusal alanın tamamını işgal ettiklerini düşünecek olursak bu liste uzar da gider. Bütün bu toplumsal konumlar ve roller aslında erkekliğin farklı görünümlerini içeriyor.  Bize erkeklerin yekpare bir güruh olmadığını farklı toplumsal pratiklerle oluştuğunu söylüyor. Kadınlar olarak gündelik hayatlarımızdan bize çok tanıdık gelen bir deneyimi kavramlaştırıyor “erkeklik”: Patriyarkal tahakkümün toplumsal yaşamda farklı biçimlerde ve düzlemlerde kurulabileceği gerçeğini.

Erkeklik kavramı, 1970’ler Avrupasındaki eşcinsel mücadelesinin bir kazanımı. Cinsiyet rejiminin dönüşmesi hedefinde feminizmle ortaklaşması bakımından feminizmin “kardeş hareketi” olarak da anabileceğimiz eşcinsel hareket, geleneksel cinsiyet rollerini farklı bir düzlemde tartışmaya açarak “tek bir erkeklik yok, erkeklikler var” diyerek dile getirdi itirazını (Bu arada, eşcinsel hareket içindeki erkek eşcinselliğinin egemenliğini, lezbiyenlerin görünmezliğini anmadan de geçmek olmaz!). Feminizm yanlısı erkeklerin de katkılarıyla “erkeklik” cinsiyet tartışmaları içinde belirgin bir konum kazandı. Diğer taraftan feministlerin kadını odağa alan haklı yaklaşımının kendiliğinden bir sonucu da, erkeklikle ilgili tartışmaların yine erkeklerin eline bırakılmasına neden oldu. Feministler milliyetçilik, militarizm ve ulus-devlet gibi “erkek” ideolojileri ve yapıları inceleyerek dahil oldular erkeklik tartışmasına. Erkekliğin fiziksel güç, cesaret, yiğitlik, kahramanlıkla özdeşleşen toplumsal tanımlarının, bu özelliklerin erkek özneleri nasıl birer “kahraman askere” ya da “yiğit vatansevere” dönüştürdüğünü gösterdiler. Çocukken oyuncak silahlarla, maket savaş uçaklarıyla erkekliğe adım atanların, büyüdüklerinde egemenlerin paylaşım savaşlarında vatanseverlik ve kahramanlık gerekçeleriyle tereddüt etmeden ellerini kana buladıklarını anlattılar. Artık erkekliğin, şiddetin, savaşın, ayrımcılığın, eşitsizliğin ideolojisinde işlevsel bir değeri olduğunu biliyoruz.

Erkeklik patriyarki ile kapitalizm arasındaki bağımlılığı anlamak için de anahtar bir kavram. Kadının ev dışındaki emeğini erkek emeğine göre değersizleştiren, “aynı işe düşük ücret” yasasını kadınların başına bela eden, kadının ev içi emeğini görünmezleştiren erkeğin daha değerli olduğu fikri değil mi? Erkeklik, kapitalizmi erkeklerden yana meşrulaştıran bir değer, bir norm olarak da gösteriyor yüzünü.

Erkeklik, bizi tahakküm altına alan erkeğe özgü bütün farklı toplumsal pratiklerin ortak adıdır. Erkek cinsiyetinin toplumsal olarak kurulduğunu, toplumsal yaşamı anlamadan cinsiyetler arası eşitsizliği kavrayamayacağımızı işaret eder. Patriyarki kadınları baskı altına alan sistemin adıysa erkeklik (ve dahi kadınlık) bu sistemin hangi toplumsal yapıp etmelerle işlediğini anlatıyor bize. Erkeklik, aynı zamanda, farklı bir cinsiyet rejiminin potansiyelini de hatırlatan bir kavram. Eşcinsel ve feminizm yanlısı erkeklerin “farklı bir erkeklik mümkün” diyerek anlatmaya çalıştıkları gibi.

Kadınları isyana davet eden erkekliğin bütün toplumsal alana yayılmış bin bir çeşit görünümüyse eğer, erkeklik üzerine bizim de söyleyecek sözümüz olmalı! Erkeklikleri kavramak patriyarkiyi ortadan kaldırmanın koşulu olduğu kadar, kendi toplumsal cinsiyetlerimizi, kadınlıklarımızı anlamanın ve dönüştürebilmenin de bir gereği. Nasıl babalar, kocalar, sevgililer, oğullar, istiyoruz? Toplumsal tahakkümün kara listesini hazırlasak hangi erkeklikler, hangi gerekçelerle sıralanırlar? Biz patriyarkiyi sorgularken, yeni ve eşit bir dünya hayal ederken önümüzde bir soru daha duruyor: Nasıl erkeklikler istiyoruz?

Bu yazı Feminist Politika’nın 2. sayısında yayınlanmıştır. 

Yorumlara kapalıdır.