Gülbinşah, Tuğçe ve Demet Kadın katillerini kim koruyor…


kadn-cinayetiFatoş Hacıvelioğlu

 

Gülbinşah henüz 14 yaşında iken erkek arkadaşı var diye babası tarafından okuduğu okuldan alınır. Bir süre sonra annesinin yokluğunun da verdiği yalnızlık sonucu evden kaçar ve katili olacak adamla evlenir. Bu arada iki çocuk sahibi olur. Kocası sürekli dövmeye başlar. Çeşitli zamanlarda evden ayrılıp babasının evine sığınan Gülbinşah tekrar döner. Çünkü koca “Çocukları öldürüp suçu senin üzerine atarım” diyerek korkutur. En son ise yine dayak yer ve babasının evine gider. Bu kez kararlıdır ve boşanacaktır. Ayrı oldukları bu dönemde iş bulur ve çalışmaya başlar Gülbinşah . 23 Haziran 2009 günü kocası bir süredir işsiz gezdiğinden Gülbinşah’ı görmek üzere onun çalıştığı iş yerine gider. Gülbinşah’ı işyerinin önünde telefonla görüşürken bulan adam, yanına yaklaşıp elindeki telefonu zorla alıp konuşulan son numarayı tekrar arar. Bir erkek sesiyle karşılaşan koca hiçbir şey sormadan döverek eşini bir taksiye bindirip evine götürür. Vahşice ekmek bıçağını rast gele vücuduna saplamaya başlar ve 66 kez bıçaklar. Gülbinşah’ın cansız bedenini orada bırakıp, namusunu temizlemiş bir erkeğin zafer kazanmış edasıyla karakola gidip eşini öldürdüğünü “göğsünü gere gere” anlatır. Gülbinşah ölmeden bir buçuk ay önce ablasına şunları söyler; “Boşanmak istiyorum, çok mutsuzum, Şener beni “Oy Yarê” isimli şarkıyı telefonuma yüklediğim için dövdü. Nerede ise bana rüyamı nasıl göreceğime kadar söylüyor”   

6 Kasım 2009’da Adana’da 24 yaşındaki öğretmen Demet Eygi’nin, sevgilisi evinin önüne gelerek konuşmak istediğini söyler. Evinde kardeşi Didem ve kuzeniyle birlikte akşam yemeği hazırlığı yaptığı esnada sevgilisi Hüseyin A.’nın ısrarı üzerine konuşmak için aşağı iner. Bir süre konuştuktan sonra tartışmaya başlar ve sokak ortasında 10 bıçak darbesiyle öldürülür. Ablası Demet’in “Hüseyin yapma” çığlıklarını duyan kardeşi Didem, aşağı indiğinde ablası Demet’i kanlar içinde yerde bulur. Olaydan önceki gece Hüseyin A.’nın Demet’in oturduğu binanın önüne gelerek 3 el havaya ateş ettiği herkesçe bilinmesine rağmen hiçbir şey yapılmaz.

Tuğçe daha 20 yaşındaydı ve bir markette kasiyer olarak çalışıyordu. Eski erkek arkadaşı sürekli peşinde idi. İş yerine gelip açıkça gözdağı veriyor, tekrar birlikte olma isteğini reddettiği için “Sen Adana’nın Münevver’i olacaksın” diye defalarca tehdit ediyordu. 30 Kasım’da Seyhan Nehri kıyısında, kayalıklar arasında boğazı kesilmiş halde yerde kanlar içindeki genç kadının 28 yerinden bıçaklanmış cesedi bulundu.

Katil “Tuğçe’yi çok seviyordum” diyor ve daha az ceza almak için diğer tüm katiller gibi aynı şeyi söylüyordu; “Cezaevine girince başkasıyla dolaşmaya başlamış. Sahilde konuşurken bana ağır hakaretler etmeye başladı. Nasıl bıçakladığımı hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde Tuğçe ölmüştü.” Oysa katil olay yerine bıçak, hatta havlu götürmüştü. Üstelik yanında bir de cinayet işlenirken Tuğçe’nin “Ne olur beni hastaneye götür” demesine aldırmayan ikinci bir katil vardı.

Adana Kadın Platformu üyeleri olarak Tuğçe Anlaş’ın ailesini ziyaret ettik.
Tuğçe’nin annesi Meryem Anlaş ile görüşmemizde davaya müdahil olarak katılacağımızı belirttik. Kadın dayanışmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha somut olarak görmüş olduk. Anne bütün acısına rağmen “Demek kadın dernekleri var, demek siz beni ziyarete geldiniz, çok sağolun” diyor, ancak katilin “tahrik” indiriminden yararlanmasından endişe ettiğini belirtiyordu.

Üç kadın daha 20’li yaşlarda namus bahanesi ile defalarca bıçaklanarak katledildiler ve yargılamaları sürüyor. Ama bizler hep kaygılıyız, çünkü yargılama sonunda katillerin büyük olasılıkla “haksız tahrik” maddesi ile ödüllendirilmeleri söz konusu.

Yeni TCK’nın mahkeme yorumu: Kadın katillerine yeni koruma ve teşvik!

2005 yılında kadınların yoğun çabaları sonucu TCK’da namus cinayetlerinde katillerin cezalarında indirimi sağlayan “ağır-hafif tahrik” maddesinin yerine, 29.madde ile “haksız tahrik” maddesi getirildi ve haksız bir fiilden kaynaklı suçun işlenmesi şartı getirilmiş oldu. Belki bu kez, en azından kadın katillerinin hemen “tahrik” olmaları engellenecekti. Gelgelelim, kanunda yapılan değişikliklerin gerçek yaşamda karşılığının olması bütünüyle, pratik süreçlerde kararı veren mahkemelerin yorumuna bağlı. Ama bakın bu değişiklik mahkemeler tarafından nasıl benimsenmiş: (Onlarca örnekten sadece her yıl için birer tane!)

2006’da, bir tv programında gençliğinde kendisinin tecavüzüne uğradığını söylediği için kızı Nermin Ardıç kurşun yağmuruna tutarak öldüren katil babanın müebbet hapis cezası, “haksız tahrik”ten 15 yıla indirildi.

2007’de eşi Sevgi Aguş’u “Çevrendekilerle cilveli konuşuyorsun” diyerek, iki çocuğunun ve onlarca kişinin gözleri önünde 15 yerinden bıçaklayarak öldüren katilin cezasını “kot pantolon giyip, tanımadığı erkeğe cilveli şekilde saati sormasının” “haksız tahrik” oluşturduğu görüşüyle 24 yıla indirdi.

2008’de İzmir’de eşini öldüren Ethem Gürsoy’un ömür boyu hapis cezası, eşinin kendisine “boynuzlu” dediğini iddia etmesi üzerine “haksız tahrik”ten 16 yıla indirildi.

2009 yılında Sevda’yı bıçaklayarak öldüren kocası Mustafa Akyurtlaklı’nın ömür boyu hapis cezası aşk içerikli mesajları indirim sebebi sayılarak 18 yıla indirildi.

Bütün bu cinayetlerde katillerin cezalarının indirilmesini sağlayan TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen “haksız tahrik” maddesine getirilen yukarıda aktarılan yorumlardır. “Haksız tahrik” maddesine dayanılarak cezalarda yapılan indirimler hukuk sisteminin ne kadar cinsiyetçi olduğunun somut bir göstergesidir.

Sonuç olarak “değişen” TCK’da, değişmeyen tek şey “namus” anlayışı oldu. Namus takıntısı olduğu gibi korunuyor. Uygulama öyle bir hale geldi ki, nerede ise yasada anlatılan töre cinayeti mağdur olan (örneğin tecavüz edilen) kadınlarla sınırlandı. Kadının beğendiği tercih ettiği biri ile birlikte olması, flört etmesi, evlenmeye direnmesi, bekaretini kaybetmesi, boşanmak istemesi, sinemaya gitmesi, istediği gibi giyinmesi durumları “namus” nedeni ile hoş görülmeye devam etti.

Yerel mahkemelerden Yargıtay’a kadar bütün bir yargı sistemi, bir kadının katledilmesinde sadece kadın olduğu ve cinsiyet rollerinin dışına çıktığı için katil açısından haklı bir yan bulmakta ve çoğunlukla indirim yapmaktadır. Yargının “haksız tahrik” maddesine dayanarak uyguladığı indirim “Bu davranışla kadının kendisi ölümü hak etti!” demekten başka bir anlam taşımamaktadır. Zaten katiller “ kadın tahrik ettiği” için öldürmekte, tecavüzcüler “ kadın tahrik ettiği” için tecavüz etmekte, yargı da onları alkışlamaktadır.

Kadın cinayetleri politiktir!

Biz kadınlar namus cinayetlerinin erkek egemen sistemin bir ürünü olduğunu ve bu suçlara maruz kalmak için sadece kadın olmanın yeterli şart olduğunu çok iyi biliyoruz. Erkekler kadınları hasta, sapık, eğitimsiz oldukları için değil, kendilerini kadın bedeni üzerinde hak sahibi gördükleri için öldürüyorlar. Erkeklerin kadınların yaşamlarını, kimliklerini, emeklerini ve bedenlerini denetim altında tutmasının en önemli araçlarıdır töre, namus, ahlak, iffet. Bu nedenle biz kadın cinayetlerinin politik cinayetler olduğunu biliyoruz söylüyoruz ve söylemeye devam edeceğiz. İşlenen namus cinayetlerinin politik yönü kadına yönelik sistematik olarak uygulanan şiddetin bir parçası olmasıdır. Bu anlamda olayların her biri, biz kadınlar açısından “politik” bir olaydır. Namus cinayetlerinde kadınları öldürenler kocaları, babaları, erkek kardeşleri vs. gibi en yakınında bulunanlar olduğu için bu davalarda ortada şikayetçi olmadığı için ya da kalan yakınları da korktukları için ölen kadınların hakları savunulmuyor. Hakları savunulmayan kadınların haklarını bizler kadın kurumları ve feminist avukatlar savunmak için mahkemelere başvurduğumuzda bu taleplerimiz reddediliyor. Bütün kadınlar olarak bu tür suçların potansiyeli olarak görüldüğümüzü belirtip, “cilveli” saat sormanın, piercing takmanın, tayt giymenin, boşanmak istemenin, sevişmek istememenin öldürülmemize neden olamayacağını haykırmak için müdahale talebinde bulunmaya devam edeceğiz.

Erkeklerin egemenliklerini sarsmak, bedenimize sahip çıkmak için; mücadeleyle kazandığımız lehimize olan TCK maddelerinin doğru uygulanmasını ve “haksız tahrik” ile ilgili düzenlemelere devam edilmesi için, erkek egemen anlayışın bütün yasalardan ve düzenlemelerden temizlenmesi için dayanışacağız. Ayşe için, Sevim için, Aynur için, Sakine için, Oya için, Hatice için, Nermin için, Sevgi için, Güldünya için, Gülbinşah için, Tuğçe için Demet için…

Yorumlara kapalıdır.