Bir sınırdışı sebebi olarak ‘bulaşıcı hastalık’

respetoNe vize ihlali ne izinsiz çalışma ama ‘yasadışı fuhuş yapmak’ olarak yorumlanan ‘bulaşıcı hastalık’ taşımak göçmen kadınlar için öncelikli sınırdışı edilme sebebi haline geliyor.

Perihan Meşeli

Türkiye’ye gelen binlerce göçmen kadından biri Nona Gürcistan’ın zorlu ekonomik koşulları nedeniyle ailesini ardında bırakmış uzun yıllar önce… kendisine bir hayat kurmak için ‘taşı toprağı altın’ İstanbul’a gelmiş. Artık memleketine dönmek istemiyor. Burada tanıştığı sevgilisiyle yıllardır birlikte yaşıyor. İkamet tezkeresi için başvurusunu yapmış, aylar sonrasına verilen randevu tarihini iple çekiyor, daha sonra da çalışma izni için başvuracak. Kayıtdışı çalışmak istemediği için umutla beklediği günlerin birinde sevgilisinin evde unuttuğu cep telefonunu ona vermek üzere çalıştığı kahvehaneye götürüyor. Gitmişken, mutfağa girip kendisine bir çay koymak istiyor. İşte tam o sırada polisler geliyor. “İçki, kumar, zina, karı satma, haraç, mafya, tefecilik,..” şeklinde sıralanan çeşitli suçlardan oluşan bir ihbar nedeniyle polis ekipleri işyerine baskın yapıyorlar. Bulabildikleri tek ‘suç’ içeride sigara içilmesi. Tam mekandan ayrılacaklarken Nona’yı elinde çay bardağı ile görüyorlar. O andan itibaren Nona’nın içtiği o çay adeta zehir oluyor. Büyük bir suç işlemişçesine önce sorgulamaya maruz kalıyor… Derdini anlatmaya çalışıyor güzel Türkçesiyle, kahvehane sahipleri de orada çalışmadığını ısrarla söyleseler de nafile… Polisin gözünde bir kadının kahvehanede olması, hem de bir ‘yabancı’ olması, olsa olsa bir tek şeyin göstergesidir: ‘fuhuş’. Nona karakola götürülüyor, ifadesi alınmadan önce avukat isteyip istemediği bile sorulmuyor, ancak tutanak avukat istememiş gibi tutuluyor ve imzalattırılıyor. Sonrasında bu ülkede göçmen kadınların ortak kaderi haline gelen zorunlu “bulaşıcı hastalık taşıyor mu?” testlerine tabi tutuluyor. Kan testi sonucunda Anti HBs (Hepatit B’ye karşı bağışıklığı gösteren bir ölçüm) denilen değer 0-9.9 arası olması gerekirken Nona’da 1.000 çıkıyor. İşte artık polisin gözünde Nona’nın ‘aslında fuhuş yaptığı’ bu değerlerle de tescillenmiş oluyor!

Ertesi gün “bulaşıcı hastalık” sebebiyle Kumkapı Yabancılar Şube’ye teslim edilmek üzere geceyi karakolda geçirmek zorunda kalıyor Nona. Tuhaf bir şekilde, teknik bir gözaltı değil, sınırdışı edilecek göçmenler için adeta uydurulmuş, gözaltının kibarcası “muhafaza altına alma” işlemi yapılıyor. Ne vize ihlali ne izinsiz çalışma ama ‘yasadışı fuhuş yapmak’ olarak yorumlanan ‘bulaşıcı hastalık’ taşımak göçmen kadınlar için öncelikli sınırdışı edilme sebebi haline geliyor. Üstelik de var olmayan bir hastalık yüzünden…

Karakolda kaldığı gece, Kumkapı’nın köhne odalarına atıldığında kendisinin herhangi bir hastalığı olmadığını defalarca ifade etmesine rağmen, kimse onu dinlemiyor, üstelik azarlanıyor. Nona’nın sevgilisi bir arkadaşımıza ulaşıyor ve hep beraber Kumkapı’ya gidiyoruz. Yaptığımız araştırmalarda AntiHbs’nin hastalık değil tam tersine vücut tarafından üretilen koruyucu bir protein olduğunu, vücutta fazla olması ise sarılık virüsünü kapma ve hastalanma ihtimalini çok daha azalttığını öğreniyoruz. Verilen kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açacağız ve fakat karar (fiili uygulamada “valilik oluru” olarak geçiyor) Nona’nın 17 gün Kumkapı’ya götürülmesinden sonra çıkıyor. Yani 17 gün boyunca, uygulama bir yana, hukuken Kumkapı’dan çıkma ihtimali bulunmuyor. Kendisinin neden orada tutulduğuna ilişkin sebeplerin boş bırakıldığı, matbu tebligatta, özetle,“Geri Gönderme Merkezi’ne yazılı olarak itiraz hakkına sahipsiniz. Ancak bu itirazınız, hakkınızdaki merkezde tutulma ve sınırdışı edilme kararlarının uygulanmasını ortadan kaldırmaz” deniyor. Yani itiraz da etseniz sınırdışı edileceksiniz.
17’inci gün Nona’nın sınırdışı edilmesinin gerekçesini içeren karar nihayet geliyor: “…tarihinde hastalıklı olan ve 4817 sayılı kanuna muhalefet suçundan yakalanan…”. Yürütmeyi durdurma istemli dava açıyoruz, bir hafta geçmeden Kumkapı Yabancılar Şube’deki Gürcistan uyruklu herkes sınırdışı edilip yurda giriş yasağı konuluyor, Nona dahil. Emniyete sunduğumuz dilekçeler de durduramıyor bu gidişi. Nona’yla ağlamaklı vedalaşıyoruz, umudunu yitirmemesi, davanın takibini yapacağımıza dair yaptığımız konuşmalara kendim de yabancılaşıyorum.

Nihayetinde Nona gittikten birkaç hafta sonra yürütmeyi durdurma istemimiz reddediliyor. Bu sefer Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz ediyoruz, yine reddediliyor. Yürütmeyi durdurma talebimiz reddedilse de açtığımız dava devam ediyor. Davayı açtıktan altı ay sonra yapılan duruşmada Anti Hbs’nin ne olduğuna dair uzman görüşü istiyoruz ve İstanbul Tıp Fakültesi, Nona’nın bulaşıcı hastalık taşımadığı, Hepatit B’ye karşı bağışıklığı olduğuna dair yazı gönderiyor ve tam sekiz ay sonra mahkeme Nona’nın sınırdışı edilmesine ilişkin kararın iptal edilmesine karar veriyor. Sevinelim mi üzülelim mi bilemiyoruz. Uzun uğraşlarla Nona’nın bulaşıcı hastalık taşımadığını, ayrıca bulaşıcı hastalık taşısa da, izinsiz çalışsa da bunların insan haklarına aykırı bir şekilde sınırdışı edilme sebebi olmadığını vurguluyoruz. Nihayetinde, basit bir internet araştırmasıyla bile fark edilebilecek olan bir hataya itirazımız aylar sonra kabul ediliyor. Ancak bu kabul ne fuhuş ne de izinsiz çalışma üzerinden değil, hastalık verileri üzerinden kabul ediliyor. Şu an dava temyizde.

Bu davada Nona her şeye rağmen bir şekilde hakkını arama girişiminde bulunabildi, peki ya hukuk sistemine erişim şansı dahi olmayan diğer binlerce göçmen kadın? Avrupa’da 19. yüzyılda terk edilen zorla muayene uygulaması Türkiye’de hala devam ediyor. Hastalık taşımak ve/ya örtülü olarak ‘yasadışı fuhuş’ yapmak sebebiyle her yıl 2 binden fazla göçmen kadın sınırdışı edilmeye devam ediyor. Bir sınırdışı sebebi olarak kullanılan ‘bulaşıcı hastalık’ uygulaması göçmen kadınlara doğrudan ‘fahişe’ olarak yaklaşan ırkçı erkek zihniyeti beslerken, kadınları ise ‘sınırdışı’ korkusu ile erkek şiddetine karşı savunmasızlaştırıyor. Göçmen kadınları cezalandıran ve yok sayan bu sisteme karşı kadınlar olarak acil olarak bir söz üretmemiz gerekiyor.

Bu yazı Feminist Politika’nın 22. sayısında yer alan “Göçmenliğin kadın hali” dosyasında yayımlanmıştır.

 

Yorumlara kapalıdır.