Kadının Başörtüsü Erkeğin Çenesini Yorarmış

basortusu-gorselİstanbul Feminist Kolektifi

Kadınları ayırmak, erkekliğin egemen olduğu toplumun  bir numaralı hilelerinden. Başörtülü-başörtüsüz, namuslu-namussuz, evlenilecek kızlar-eğlenilecek kızlar, anne olanlar-olmayanlar, iyi anneler-canavar anneler… Bu sınıflandırma sayesinde, toplumun cinsiyetçiliğinden kaynaklanan sıkıntıların müsebbibi olarak da yine kadınlar seçiliyor.

Kadınlar erkek egemen iktidarın hükümetlerince hep araçsallaştırıldılar. Toplumun batılılığı, namusu, gelenekleri hep kadınların bedenleri üzerinden tartışıldı, halen de tartışılmaya devam ediyor. Türkiye tarihinin kadınların bedeni hakkında en çok söz söyleyen hükümeti kuşkusuz AKP hükümeti. Kaç çocuk doğuracağımız, doğurma biçimimiz, doğurmama hakkımız, nasıl işlerde çalışacağımız, hangi evlerde kimlerle yaşayacağımız her gün başbakanın ya da diğer AKP’li politikacıların gündemini oluşturuyor. Başörtülü kadınların kamusal alandaki varlıklarının tartışıldığı bu günlerde eksenin yine kamusal alanda eşitlikten kaydığını ve kadınların bedenleri üzerinde bir tartışmaya döndüğünü görüyoruz. Kadınların ne giyinip giyinemeyeceğine dair karar hakkı yine erkeklere kalmış durumda.

Başörtülü dindar kadın arkadaşlarımız bir yandan, yıllarca dindar erkeklerin elini kolunu sallaya sallaya girdikleri okullara alınmadı, çalışmak istediklerinde ya “kadının yerinin ev” olduğunu belirten, ya kendilerini asgari ücretle istihdam etmek isteyen ya da başörtülü kadınları görünür pozisyonlarda istihdam etmeyen dindar erkeklerle uğraşmak zorunda kaldılar. Öbür taraftan da, modernliğin karşısındaki gericiliğin kaynağı olarak hakaretlere uğradılar, İkna odalarında aşağılandılar. AKP’yi yükselten başörtülü kadınlar “Parti’nin bakıcısı” konumunda tutularak, hakettikleri pozisyonlardan alıkonuldu, AKP’yi 2002 yılında meclise taşıyan başörtülü kadınların ancak 11 yıl sonra, o da başörtüsü yasağının sınırlı olarak kaldırılmasıyla seçmenlikleri tanındı.. Bütün bunların müsebbibi, elbette kadınlar olamaz…

Yanısıra bizler biliyoruz ki, muhafazakar aileyi güçlendirenler de dahil olmak üzere, genel olarak kadınları erkeğe bağımlı hale getiren politikalar, başörtüsü yasağının kalkmasını başörtülü kadın arkadaşlarımız için sembolik bir hale getirecek. Kadınların erkekler kadar birey olduğunu kabul edemeyen, kadınlara sırf kadın oldukları için cinsel bir nesne muamelesi yapan bir zihniyetin kadınların, başörtülü ya da başörtüsüz, güçlenmelerini sindiremeyeceği açıktır.

Cinsiyetçi bir zihniyetin ürünü olan yasakların ortadan kalkmasıyla yetinmeksizin, bu yasaklara sebep olan zihniyeti sorgulayan bir dayanışmanın bütün kadınların özgürleşmesini sağlayacak adımların başında geldiğini biliyor, dayanışmanın sesini bir kez daha yükseltiyoruz. Kadınları başörtülü – başörtüsüz diye ayıran, bedenleri hakkında söz söyleme hakkını kendinde gören erkek egemenliğine karşı ortak ses çıkarmaya davet ediyoruz.

İstanbul Feminist Kolektif olarak, dindar kadınları dindar erkeklerin karşısında ikincil konuma getiren yasağın kaldırılması; umuyoruz ki, kadınların, erkekliğin yasal engelleri ile tehdit edilmeden, örtünmeyi kendi aralarında konuşabilmeleri, dayanışma ağını sıkılaştırabilmeleri için de bir yol açacak. Bu noktada erkekleri susmaya ve kadınların bedenleri hakkında konuşmaya son vermeye davet ediyoruz.

Yorumlara kapalıdır.