Barış İçin Kadın Girişimi İzlenimlerini Aktardı

bikg0Barış İçin Kadın Girişimi, Lice’de kalekollara karşı direnen kadınlar ve PKK’ye katılan çocuklarının geri gelmesi için Diyarbakır’da eylem yapan kadınlarla yaptığı görüşmenin sonuçlarını 17 Haziran’da yaptığı basın açıklaması ile duyurdu. Açıklamalarının tam metnini haberin devamında okuyabilirsiniz.

” KARAKOL GÖLGESİNDE BARIŞ UMUDU

Barış İçin Kadın Girişimi olarak geçtiğimiz haftasonu kalekol protestolarının devam ettiği Lice’yi ve Diyarbakır’da dağdaki çocukları için eylem yapan anneleri ziyaret ettik.

Ramazan Baran ve Baki Akdemir’in öldürüldüğü Birkas (Yukarı Çalıbükü) köyünün kadınları ve gençleriyle konuştuk. Licelilerin ve aslında Diyarbakır’dan Muş’a, Bingöl’e kadar uzanan bölgenin neden kalekol istemediğini, kalekolların orada ne anlama geldiğini bir kez daha dinledik. Diyarbakır’da çocuklarını isteyen, günlerdir bekleyen annelerin feryadının aslında nasıl da bir barış feryadı olduğunu kulaklarımızla duyduk.

Lice’ye BİKG olarak geçen sene de gitmiş ve yapımına başlanan kalekolların özellikle kadınları nasıl tedirgin ettiğini ve yaşamlarını nasıl etkilediğini yakından gözlemlemiştik. Çözüm sürecine dair Ocak 2014’te paylaştığımız temas ve gözlem raporumuzda bunları ayrıntılı olarak paylaşmıştık. Ne yazık ki kaygılarımızın hiç de yersiz olmadığını tam 1 yıl sonra yaşananlar ve Lice’de gördüklerimiz doğruladı. Çatışmasızlık süreci artık asker ölümlerinin yaşanmıyor olması nedeniyle Batı’da bir rahatlama yaratmışken Kürdistan’da kalekol yapımlarının devam ediyor olmasının sürece dair büyük bir kaygı ve güvensizlik yarattığını gördük, dinledik. Ayrıca bölge halkının kaygılarını doğrularcasına ve ’90’ları hatırlatırcasına yollarda askeri arama noktaları ve buralarda devasa bir asker, özel tim yığınağı gördük. Bölgede havanın her an savaş koşullarına ve acımasız bir ortama dönüşebileceği kaygısını biz de hissettik.

BİKG’den bir grup kadın, ölümlerin olduğu gecenin sabahında Lice’de aldık soluğu. Önce Diyarbakır’da Ramazan Baran’ın cenaze törenine katıldık. İçine ağlayan öfkeli ama çok kontrollü binlerce kişi defnetti Ramazan’ı. Cenazeye katılan insanlar hem sessiz ve vakur, hem de öfkeliydi. Gençler arada tepkilerini gösteriyordu, fakat genel olarak sürecin bozulmaması için büyük bir çaba sarf edildiğini ve biriken öfkenin içe akıtıldığını gözlemledik.

Ardından Lice’de Ramazan ve Baki’nin çapraz ateşle sırtından vurularak öldürüldüğü Birkas (Yukarı Çalıbükü) köyüne doğru yola çıktık. Hani üzerinden gittğimiz yol Lice’ye 20 km kala asker tarafından kesilmişti. Kendimizİ tanıttık ve Lice’ye gitmek istediğimizi söyleyince, bizi engellemek istemediklerini ancak güvenlik sorunu nedeniyle eskortsuz gönderemeyeceklerini belirttiler. Biz asla eskort istemediğimizi, bizim açımızdan bir güvenlik sorunu olmadığını, Licelilerin bizi beklediğini ve halkın yanının bizim için güvenli olduğunu vurguladık. Kısa bir müzakereden sonra yolu açtılar ve devam ettik.

KALEKOL DEMEK GÖZETLEYEN ERKEKLER DEMEK

bikg2Birkas (Yukarı Çalıbükü) köyünde çok öfkeli, ama öfkesini de yasını da kontrol etmeye çalışan kadınlar gençler karşıladı bizi. Bir yandan da taziye çadırı kurmaya çalışıyorlardı. Çok kararlılardı. Kalekol inşaatları durana kadar asla vazgeçmeyeceklerini söylediler.

Daha önce kalekol yapımına son verileceğine söz verildiğini ancak bu sözün tutulmadığını anlattı kadınlar. Direniş boyunca defalarca gerçek mermi kullanıldığını, köylerin basıldığını, ev içlerine gaz bombaları atıldığını anlattılar. Kendi topraklarında böyle bir zulüm ve yaşamlarının kısıtlanmasına artık asla izin vermeyeceklerini söylediler. Devlete hiç güvenmiyorlar. Ancak barış istekleri de bir bu kadar güçlü. Bunu her defasında bıkmadan usanmadan dile getirdiler.

Gözlemlerimiz ve dinlediklerimiz de bir kez daha gösterdi ki kalekolları istememek için yeterince nedenleri var. Çünkü bölgedeki asker sayısı artıyor. Kalekollar her yeri her an gözetim altında tutan bir dolu erkek demek. Özellikle kadınlar bu yüzden de istemiyor ve bu inşaatlara izin vermemek konusunda da oldukça kararlılar. Lice halkı devletin bir savaş hazırlığı olduğu kanısında. Kadınlar hiç tereddütsüz gençlerle askerler arasına siper ediyorlar kendilerini. Diyarbakır’dan Muş’a, Bingöl’e kadar bir işgal havası var bölgede ve insanlar çok kaygılı ve öfkeli. İtilip kakılmaya, yaşam alanlarının daraltılmasına, saldırılmaya, aşağılanmaya tahammülleri kalmamış durumda.

“Karakol yapımına neden bu kadar karşılar?” sorusunu soranların o coğrafyayı görmeden bunun cevabını anlamasının oldukça zor olduğunu belirtmek istiyoruz.

Öncelikle bu yapılar sıradan karakol değiller. Kale gibi, şato gibi; hatta bir kısmının yerin metrelerce altına uzanan eklentileri var. Licelilerin yaşam alanlarını çevreleyen tepelerin neredeyse hepsinin üzerine konuşlandırılmışlar. Yani Lice’nin dört bir tarafı kale gibi karakollarla çevrilmiş durumda. Üstelik karakolun Lice ve tüm bölge için anlamı, hafızası da batıdakinden çok farklı. Orada kalekol; asker baskısı, ölüm, işkence demek. 1990’lı yıllar boyunca bölgede özel timlerin, askerlerin, JİTEM ve korucuların Kürt halkına uyguladığı göç ettirme, öldürme, kaybetme, tecavüz demek. Liceli genç bir kadın da şöyle ifade etti bunu: “Üzerimizde denenmemiş hiç bir zulüm kalmadı. Ben toprağımda özgür yaşamak istiyorum. Abluka altında değil.”

DİYARBAKIRLI ANNELER BARIŞA KATKI SUNMAK İSTİYOR

bikg3Ziyaretimizin ikinci günü Diyarbakır’da çocuklarını isteyen, günlerdir bekleyen annelerle görüştük. Ana akım medyada gördüğümüz, okuduğumuzdan farklı bir tabloyla karşılaştık. Eylemlerinin barışa katkı sunacağını düşünüyorlar. Çocuklarımız kaçırılmadı, ama propaganda yapıldı diyorlar. Çoğunluğun çocuğu zaten 18 yaş üstünde. Bir kısmı ise 16 yaşın altında. Dönmelerini, herkesin dönmesini, ceza almamasını istiyorlar ve siyasilerin elini taşın altına koymasını istiyorlar. Ceza alacaklarsa dağda kalsın diyenler de vardı. Hükümetin onlara söz verdiğini ve cezaevine girmeyeceklerini söylediler. “Bu nasıl çözüm süreci? Bir yanda kalekol inşaatı, bir yanda bu çocuklar dağa gidiyor.” dediler. “Savaşa mı hazırlanılıyor?” diye sordular. Lice’deki katliamdan sonra eyleme bir gün ara vermişler. Onlar da çok kararlılardı. Biz ordayken iki günlük açlık grevine başlamışlardı. “Çocuklarımız gelinceye kadar açlık grevi yaparız” diyenler de vardı.

Bu arada öğrendik ki bu annelerle kucaklaşmak ve acılarının ortak olduğunu söylemek isteyen Barış Anneleri’ni polis zor kullanarak uzaklaştırmış, hırpalamış. Ortak bir çığlığı ve feryadı olan kadınların bir araya gelmesini istememiş. Devlet ve erkek sistem bir çeşit anneliği öne çikararak adeta “makbul annelik” yaratak kadinları bölmeye calışıyor. Farklı kadınlık ve annelik hallerinin böyle karşı karşıya getirilmesinin tehlikeli ve de maksatlı olduğunu düşünüyoruz.

Diyarbakır ve Lice’de konuştuğumuz kadınların barışa giden yolda somut beklentileri ve talepleri var. Çocuklarının dönmesi için eylem yapan kadınlardan birinin “Bu nasıl barış, kale dikerek mi barışacağız?” sorusunu biz de soruyoruz!

“KADINLAR ÇÖZÜM SÜRECİNİ KONUŞUYOR, BARIŞTA ISRAR EDİYORLAR

Barış talebi ve ısrarını bölgede çok net hissettik ve duyduk. Batı’da da benzer bir ısrar ve anlayış olduğunda, çözüm için gerekli adımların daha çabuk atılacağına inanıyoruz ve bunun için BİKG olarak çözüm sürecinin pek çok tartışmayı da beraberinde getirdiği bugünlerde “Kadınlar Çözüm Sürecini Konuşuyor, Barışta Israr Ediyor” başlıklı bir konferans hazırlığı yapıyoruz.

bikgBizler 5 yıldır BİKG’de savaşı ve barışı konuşan kadınlar olarak biliyoruz ki barış, toplumun tüm ezilenlerini ilgilendiren, onları siyasi süreçlerin öznesi kılan bir toplumsal yeniden yapılanmadır. Biliyoruz ki barış Lice’den Gezi’ye, Roboski’den Soma’ya uzanmalıdır. Siyasi iktidarın Lice, Gezi, Roboski ve Soma’da yaşanan tüm gerçeklerin üzerini örtmeye çabalamaktadır. Bizler hakikatleri ancak birlikte ve el birliğiyle inşa edebiliriz. Geçtiğimiz yılın bize öğrettiklerinin başında şu geliyordu: Gerçek ve kalıcı bir barış, ancak barışın herkesin meselesi haline gelmesi, toplumun her kesiminin gündemine girmesi, herkesin arzusu olması, yani barışın toplumsallaşması ile tesis edilebilir. Şimdi, barışın toplumsallaşması için neler yapabileceğimizi hep birlikte konuşup tartışmaya ihtiyacımız var.

“BİKG’in öğrendikleri”, “Savaş nasıl yaşandı? Barış nasıl kurulur?”, “Barışın toplumsallaşması” konulu atölye çalışmaları ile “Atölye önerilerinin tartışılması ve sonuç” adlı 4 oturumdan oluşacak konferansımızı 28 Haziran Cumartesi günü saat 9:30’da TMMOB Mimarlar Odası’nda gerçekleştirileceğiz.

Son olarak;

Ziyaretimiz sırasında bir kez daha gördük ki kadınlar direnişin hem öncüsü hem de inatçısı. Çünkü kalekollar ve askerin varlığı çok doğrudan hayatlarına müdahale demek. Bu kadar erkek egemen bir yerde, kadınlar mücadele etmezlerse evden dışarı çıkamazlar demek.

Barış isteği Kürdistan’da çok güçlü ama Batı’da aynı güç, ivedilik ve hayatilikle karşılığını bulmuyor. Batı’da ölümlerin olmaması yeterken, Kürtler çok kaygılı. Ne olacağını bilmek mümkün değil ama bildiğimiz ve inandığımız bir şey var ki o da barıştan başka çare yok. Bunun için de devletin, hükümetin, siyasi partilerin bunu bir an evvel idrak etmesi, çözüm sürecine uygun mekanizmaları kurması, askeri varlığını azaltması, gerekli yasal çerçeveyi oluşturması gerekiyor. Ve elbette tüm bunları yaparken kadınların tüm mekanizmalarda eşit temsilinin sağlanması ve taleplerinin karşılık bulması, barışın toplumsallaşmasının tek garantisi.

Gördük, tanıklık ettik; acıyla, zulümle sınanan çok güçlü bir barış isteği var Kürdistan’da. Ama çok derin kaygılar da var bir yandan. Zapt edilmiş bir öfke, ama ille de ille de “barış” diyen kararlı kadınlar var…

BARIŞ İÇİN KADIN GİRİŞİMİ

17.06.2014″

 

Yorumlara kapalıdır.