Ayıptır ayıp, kadının adı kayıp!

S.Dilek Şentürk

izmir-de-kadinlar-gezine-gezine-doguracagiz-direnhamile-32462TRT 1 ekranlarında yayınlanan “Ramazan Sevinci” programına konuk olarak katılan Türk Tasavvuf düşünürü ve avukat Ömer Tuğrul İnançer’in  hamile kadınlar üzerine söylediği; “Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez. Her şeyden önce estetik değildir. 7-8 aydan sonra anne adayı biraz hava almak için beyinin otomobiline biner, biraz dolaşır. Sonra akşam üstü çıkarlar. Şimdi ise maşallah kanatlısı kanatsızı televizyonlarda uçuşuyor. Ayıptır ayıp. Bunun adı realizm değildir. Bunun adı terbiyesizliktir”sözlerine diyeceklerim var:

 

Öncelikle, bu yaşıma geldim, sokaklarda; “ben hamileyim, görün bakın ben hamileyim” şeklinde davul çalar nitelikte kendini görünür kılmak isteyen hiçbir kadına rastlamadım. Gördüğüm tüm hamileler günlük telaşlarında koşturan insanlar. Ama onların bu sıradan halleriyle sokaktaki varlıkları davul çalmak anlamına geliyormuş ne yazık ki. Sokaktaki varlıklarıyla cinselliği anımsatıp, günaha sokuyorlar herhalde görenleri. Peki dert cinsellik ve cinselliğin “ayıplığı” ise, düğünler, özellikle “gelin alma” merasimlerinde “oğlan evi”nin çaldırdığı davullar, sünnet törenlerinde ortalığı yıkan davul seslerinin  cinsellikle hiç mi alakası yok! Buradaki cinsellik çağrışımından söz edene, bunun terbiyesizlik olduğunu söyleyene hiç rastladınız mı? Ayıp sınıfına konan kadının cinselliğidir! Kadın saklamalıdır seviştiğini, koca karnıyla dolanıp sevişme anını hatırlatmamalıdır çevresindekilere. Peki nikahlar sevişeceğimizi ilan eden ve onaylayan sözleşmeler değil midir? Bu anlayışla bunların da ayıp sayılıp, gizli olması gerekmez mi? Yani  kızının  nikahında  baba  bilmiyor mu gerdek gecesi hakikatını. Ayıpsa bu da ayıp! Ayrıca  başbakanın en az üç çocuk söylemi de ahlaka uygun mu bu  taraftan  baktığımızda. Kadını “korumak, saygı duymak,yüceltmek” adına  kadının mahremiyetini deşifre etmemekse o ayıp bu ayıpların manası, yatak odasına uzanan bu dayatmanın açıklaması nasıl yapılır bilemedim.

Hamilelik estetik değilmiş bir de. Günümüzün güzellik anlayışına göre bu estetik olmama meselesi dillendirilmiş olacak. O halde sokaklarda var olan birçok kilolu kadını, erkeği “estetik” değilsiniz diye evlere mi hapsedeceğiz. Hamile kadınlar, mahkûmların havalandırma sıralarını bekledikleri gibi mi bekleyecekler “beylerinin” arabalarında havalandırılmalarını.  Peki ya “beyin” arabası yoksa bu hamile kadının gezme, dolaşma, hava alma ihtiyacı nasıl giderilecek. Bütün kadınların arabalı “beyi” varmış gibisine üstten bir çözüm önerisi var bu zatın sözlerinde. Ya da diğer kesimi zaten baştan yok saymış, muhatabı görmemiş. Muhattap aldığı kesim arabalı olanlar. Kadının zaten arabası yok, olamaz da!  Ve o koca karnına rağmen halâ gezmek istiyorsan “beyinin” arabasına lütfen. Sonra akşamüstü gezersiniz, karanlıkta, aman kimse karnını görmesin. Mazalllah görenler o karnın nasıl bu hale geldiğini düşünecek olurlar, seviştiğini anlarlar da günaha girerler. Nasıl yüklenirsin bu vebali. Hem canım  “estetik” de değil zaten. Sen otur evde bekle havalandırma sıranı.

Bu zat İslâmi  bakış açısıyla sözünü  söylerken islâmda  anneliğin “kutsallığını” atlıyor gibi. İslam inancında hamile kadın, çocuğunu emziren  kadın asla  cinsellik  çağrıştırmaz. Bu  anlayışta  ayrı  bir  yerde “yüceltilir” kadın. “Cennet vaadi”  bile vardır. Şimdi benim kafam karıştı enikonu. Üç  çocuk beş  çocuk  yapın  denilen kadınlara, hamile  kalınca sırf “estetik”  olmadıkları  için  ev  hapsi  yolu  mu  görünmekte. Peki  ayaklarımızın  altındaki  cennete ne  olacak bu”terbiyesizlik”hallerimizle.Kanatlanıp  uçacak mı? Kanat  deyince,  “kanatlısı, kanatsızı  tv lerde  uçuşturulan”  ve  bunun adının “ realizm  değil terbiyesizlik”  olduğu söylenen  objeler  var  bir de  bu zatın  sözlerinde.Yahu  dizilerde, filmlerde  “bakire” olmadığı için  dışlanan, ötelenen, senaryonun   kurgusu  içinde  bu “özrü” ile  bir  şeklide cezalandırılan yüzlerce  kadın  tiplemesini  yıllarca  konuk ettik  evimize ekranlardan.Yakın  zamanda  izlediğimiz  Fatmagül’ü  “bakireliğini” kaybetti  diye terk etti  Mustafa, tecavüzcüleri  sorgulamak  ilk  anda  aklına bile   gelmedi  ne Mustafa’nın  ne  ailesinin.Fatmagül’e yüklenildi ilk  etapta.Bir  zarın  yitirilişinin üzerine  destanlar dizilen  bu  toplumda asıl terbiyesizliğin  bu  olduğu  görmezden  gelinerek  dikkatler  uçuşan  kanatlı kanatsız  objelere çekiliyor. Kadınların bedenlerinin bir  parçası  olan zara  onca  anlam yükleyip kadınların  hayatlarını karartmak, bu  zarı sürekli görünür ve önemli kılmak, çekinmeden gündemde tutup, filmlere dizilere konu  etmektir asıl terbiyesizlik. Denildiği üzere kadının  “mahremiyetini” deşifre etmemekse asıl olan, deşifre etmeyin o vakit, bir zar üzerine bu kadar anlamlar yükleyip daraltmayın hayatlarımızı. Kanatlı ya da  kanatsız  pedlerin görünürlüğü o kadar masum kalmaktaki kadın bedeni üzerinden yapılan bu politikaların yanında.

Sokakta dolaşan milyonlarca insan doğal bir olay olan hamilelik süreci sonunda varlar bu yeryüzünde. Ve bu hamilelik sürecinin bir erkekle bir kadının cinsel birleşmesi sonucu başladığını bilmiyor değiliz. O halde ayıp olan neden sadece kadının cinselliği. Neden kadının büyüyen  karnı kadının  ayıbıymış  gibi dört  duvar  arasında saklanmaya  zorlanıyor? Nerde “kutsal” saydığınız annelik anlayışı, nerede “ayaklarımızın altına serilen cennet”. Bir pedin kanadına  takılıp  uçtu mu yoksa?

 

Yorumlara kapalıdır.