Posts Tagged ‘kadın’

Ego eril midir? Bir çiçek-böcek tartışması

ego-natureEgo eril midir? Bir çiçek-böcek tartışması

/Dilan Özdemir/

“Erkeklere, erkeklere, en çok onlara, bu kendilerini, sonra yine kendilerini sevenlere kızgınlığım. İki düğmeli, üç düğmeli ceketleriyle duyarsızlar ordusu yığın yığın geçiyorlar. Ceketsiz, kravatsızlarda biraz olsun umudum vardı… Oysa tek dolaşmıyor onlar – güçsüzler. Rastlamadım işte, birilerine rastlamadım – Rast-la-san-da, rast-la-ma-san-da av-va gi-di-yo-ruz.”
Sevgi Soysal

Ego eril midir? Bu soruyu düşünüyorum uzun zamandır. Kadın veya erkek her insanın, neye hizmet ettiği fark etmeksizin her topluluğun aslında bir ego ile hareket ettiğini düşünüyorum mesela.

Sokakta, iş yerinde, okulda, cafede, barda ve hatta gelişen teknoloji sayesinde artık evde bile egomuzla mı hareket ediyoruz? Ve aslında neye hizmet ediyoruz?

Sorular her zaman yanıt bulmaz yazılan yazılarda. Sorular sorarız hayatla ilgili, düzenle ilgili ve bunun üzerine kitaplar, makaleler okuruz kimi zaman. Bazen bir yanıt bulmak yerine kafamız daha çok karışır. Bu yazı yukarıdaki sorulara yanıt verecek mi bilemem ama ben kendi yaşantımdan yola çıkarak, biz kadınların her gün karşılaştığı ve mücadele etmek zorunda olduğu eril bir egodan bahseceğim. Okulda sınıf hâkimiyetini sağlamak adına, gücünü kendi lehine kullanan öğretmenler, eğitimcilerde; sokakta gördüğü her kadınla ilgili görüşünü sesli ifade edebilecek cüreti kendinde bulabilen erkeklerde; toplumun en küçük birimi olarak tariflenen aile kurumu içerisinde çoğunlukla baskın baba, ağabey ve eş figürlerinde; ve özellikle AKP ile birlikte toplumda daha çok yaygınlaşan kadın düşmanı politikalarda vücut bulmuş bu eril ego, hayatımızın her alanında kendini gösteren bir baskı unsurudur.

Üniversiteyi ilk kazandığım zaman İngilizce hazırlık sınıfı için bir seviye tespit sınavı yapılmıştı. O sınavda okutman kendinden emin bir edayla, “Bu sınav sizin bu okulda girdiğiniz en kolay sınav olacak” demişti. O küçümsenmişlik hissini hatırlıyorum. Sonra bölüm derslerimde aslında ne kadar da “boş” olduğumuzu ve bu üniversitenin bizi birer “dolu” bireyler haline getireceğini hissettiren çokça akademisyen tanıdım. Çok benzerdi hissettiklerim ilk sınavımda hissetiklerimle. Her dersin hocasına göre kendi dersi en önemlisiydi mesela. Hayata, edebiyata, bilime dair her şeyi sadece üniversitede öğrenebilirdik ve öğrenmemizin en önemli kısmı o dersti. O ders, ayrı ayrı bütün derslerdi. Eğitim ve öğretimin “yüksek bir kurum” tarafından çizilen bir çerçevede ve bu çerçevenin dışına çıkamayan eğitim kadrosuyla varlığını sürdüren akademilerde öğrenmemiz, yetişmemiz ve geleceğimizi kazanmamız bekleniyordu. Yıllarca ben de bu çerçeveye uygun bir biçimde okumuş, başarılı olmuş ve o üniversiteyi kazanmıştım. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde okuyabildiğim için çok şanslıydım ve o şansı üniversitenin çizgilerini aşmayacak bir biçimde değerlendirmek durumundaydım. Bana bahşedilen bu hakkı bulamayan milyonlarca genç vardı, öyle değil mi? Vardı elbet, bu yüzden ben kutsanmışlar listesindeki adımı onurlandıracak bir başarı elde etmeliydim. Değerli ve başarılı mı hissetmeliydim kendimi, bilmiyordum. Ama öyle hissetmek yerine böcek gibi hissettiğim zamanlar oldu. Her şey hazır, okunacak kitaplar, üzerinde yazılacak yazılar, nasıl ve ne sıklıkta çalışırsak başarılı olacağımız, her şeyin tarifi açık. Herhangi bir konuya eleştirel bir bakış açısı getirmeye kalksam, sanki üstüme basıp öldürmeye çalışıyorlar ama ben ölmedikçe daha da güçlü oluyordum. Eril bir bakış açısıyla oluşturulan bir eğitim sistemi içerisinde başarılı olmaya çalışıyordum herkes gibi: Kadınların ve erkeklerin yapabileceği ayrı meslek dallarından başlayan ve eğitimin her ayrıntısında kendini var eden bir eril ego ürünü aslında okumak bu ülkede.

Toplu taşımada da böyle hissettiğim zamanlar oldu. Otobüste ısrar kıyamet yer vermeye çalışan o bey amca mesela. Ayakta durmakta bana kıyasla daha fazla zorlanıyordu ama bana yer vermesi gerekiyordu. Çünkü ben otobüste ayakta gitmekte zorlanacak, korunması ve kollanması gereken küçük bir böcektim. Çiçek demiyorum, yanlış anlaşılmasın, böcek diyorum. Steril ortamlarda yaşamını sürdürebilen, ne çok sıcağa dayanabilen, ne de çok soğuğa ama ısırdığında ağzının ortasında vurulması gereken bir böcek. Uğur böceği gibi belki de, zararsız ama zarar verme ihtimalinde hamam böceği muamelesi gören bir böcektim. Yeri kabul etmedim, arkada başka bir bey amcamız ayakta yolculuk etmemi kabul edememiş olsa gerek ki ayakta durmakta zorlanmam için elinden geleni yaptı yol boyunca. Muhtaç değilsem eğer birine, öyleyse tüm zorluklara göğüs germeliydim öyle değil mi? Bana çarpıp geçebilirdi bu yüzden, omuz atabilirdi veya birinin elindeki çantasını benim omuzuma yük bindirmesinde hiçbir sakınca yoktu. Birkaç kez fren yaptı otobüs düşecek gibi oldum, “Ben sana demiştim” ifadesi ile yüzüme bakan insanlar gördüm. Küçücük bir böcektim işte o anda da.

Aile zaten eril hâkimiyetin en büyük araçlarından birisi. Her ailede bir baba figürü, bir ağabey figürü, eğer kan bağının kuvvetli yaşandığı ailelerdeysek dayısı, amcası, dedesi ve hatta eniştesi insana kendini böcek gibi hissettirebilir. Benim bir ağabeyim yok, bağları kuvvetli bir aile değiliz ve dolayısıyla bir babam var hâlihazırda. Kendisi de çok fazla hayatıma yön vermeye çalışan, karar verme süreçlerimde beni yönlendirmeye çalışan bir baba olmadı. Ama ilk defa bir yerde yazım yayınlandığında “Aferin” dedi mesela. Der çünkü ben onun kızıyım, ben onun böceğiyim. Minik tatliş bir böcek, güzel bir şey yapmışsam kesin onunla ilgilidir. Bir kadın olarak çocukluğumuzdan itibaren nasıl giyinmemiz, nasıl davranmamız, nasıl yaşamamız, arkadaşlık biçimlerimiz, hangi mesleği yapmamız gerektiği, nasıl bir eş seçip nasıl bir aile kuracağımız öğütler dizisi olarak her gün karşımıza çıkar. Kurallar bellidir. Kim tarafından belirlenmiştir? Ailemizin er kişileri tarafından, onların sahip oldukları deneyimler tarafından. Mevzu, en yakınımız, babamız bile olsa tamamlanamayan bir X kromozomundan fazlası değil yani.

Hayatımdaki erkekler sonra, en çok da onlar hissettirdi benim bir böcek olduğumu. Uğur böceği olarak başlayan ve hamam böceğine kadar giden süreçler dizisi işte erkeklerle ilişkilerim de. Başta uğur böceği gibi eline alıp, oynayıp okşamak için elinden geleni yapanlar, bunun için işi ağaçlara tırmanmaya vardıranlar da olmuştur. Elinin üstünde daima hazırda seveceği bir uğur böceği olmam nasıl da mutlu ederdi onları. Ama olmadı, uçmak istedim kimi zamanlar. Beyinlerinin tam ortasına konup birkaç hücrede kalıtımsal değişiklikler yapmak istedim bazen. Sivrisinek muamelesi gördüğüm zamanlardı, iyi hatırlamam o anları. Metaforu bir yana bırakırsak, er kişi bir kadın için, bir kadının hayatına girebilmek için bin bir yolu denermiş, girdikten sonra her şey değişirmiş. Yani Ferhat’ın dağları deldiği zamanların üstünden çok geçse de er kişilerin bu konuda çabaları pek değişmedi. Kendini önemli hissettiği anda ego patlaması yaşayıp tüm her şeyin patlamasına sebep olan er kişilerimiz, bizim çağın hikâyeleri yani. Sen ona bir kelime et diye, aylarca tepinen er kişilerimizden bahsediyorum. Hayatına aldığında kendini senin hayatının en merkezinde tarifleyip sanki onsuz bir hiçmişsin gibi davranan er kişilerimiz. Hayatını gasp edip, onsuz yaşayamazsın hissi veren, gitse ölecekmişsin sanan, tek başına asla hiçbir şeyi başaramayacağını düşünen ve bunu her daim hissettirmekte hiçbir beis görmeyen, onu hayatından çıkaramayacağını zanneden er kişilerimiz. Ferhat ile Şirin hikâyesi fazla romantikti belki. Ya da bilmiyoruz, Şirin başkaldırsaydı eğer, Ferhat o deldiği dağları başına yıkmaya kalkar mıydı Şirin’in? Mecnun çölde bulduğu bir kaşık suda boğmaya kalkar mıydı Leyla’yı?

Ve tabiî ki 13 yıllık AKP iktidarı… Kendinizi bir böcek gibi hissettirmek dışında bir işe yaramazlar. Zaten onun dışındaki icraatları da kutu kutu paralarla gündem olmak ve durmaksızın katliamlar yapmak. Örneğin, 15 yaşındaki bir çocuğun ölümünün emrini “ben verdim” diye meydanlarda bağırır, sonra sen “katilsin” demek için sokağa çıktığında toması karşılar seni. Böcekmişsin gibi üstüne gaz atar, su sıkarlar. Kendileri saraylarında zevki sefa eylerken asgari ücret tartışmalarında kendini böcek gibi hissedersin mesela. Milyonları sokağa dökmüş güzel gözlü Özgecan’ın katillerinin müebbet alması seni mutluluktan dört köşe eder, lütuftur bu artık olması gereken değil. Düzen böyle yani, zaten bizim olması gereken şeyleri bize verdiklerinde mutlu oluruz. Peki, neden bir böcek gibi hissetmemizi isterler? Öncelikle iktidarlarına kafa tuttuğumuz için, bir arada olduğumuzda, el eleyken daha güçlü olduğumuzu bildikleri için. Sonra, kadın olduğumuz için elbette. “Bir kadın olarak sus” diyen bir zihniyete karşı ve ona rağmen bir kadın olarak sokakta dimdik durup hesap soracak gücü kendimizde bulabildiğimiz için. Devletin tüm kurumlarında ilmek ilmek örülmüş bu eril düzene karşı her kımıldamaya kalktığımızda böcekmişiz gibi ezmeye kalkmaları, korkularındandır belki de. Olur da bir gün oynatırsak düzenlerini yerinden korkusuyla sahip oldukları eril egolarının can çekişmesidir.

Bizi bir çiçekten bir böceğe dönüştüren bu yaşamda bütün zorluklar eril bir egonun hâkimiyetinden doğar diyebilir miyiz? Kadınları bir “çiçek” benzetmesi ile kutsayanla aynı ego değil midir her yerde böcek gibi ezmeye kalkan? Kadınlar bir çiçek kadar narindir, güzeldir ama başkaldırana kadar. Ters yaptığı an ezmek gerekir. Buradan yola çıkarak ailemizdeki baba-ağabey figürünün hayatımızdaki baskısının zemini de eril bir egoya dayandırılabilir. Kız çocukları babalarının gözdeleridir ama ya laf dinlemezlerse? Annelerimizi de birer baskı aracına çeviren o eril egonun arkasına saklanmaktır esasen. “Babana söylerim” diye tehdit edilerek büyütülen bir nesiliz hiç şüphesiz. İlkokulda aile bireyleri tarafından öğretmenine şikâyet edilen, aile ziyaretlerinde usturuplu oturması ve konuşması gereken, yolda yürürken “düzgün” yürümesi gerektiğini düşünen, lisede etek boyu ile daima ilgilenilen bir nesiliz. Aynı ego tarafından durmadan bir böcek gibi ezilmeye mahkûm edilen bir neslin kadınlarıyız.

Tarihten bugüne yaşanan binlerce savaşın sorumlusu da benzer bir eril egodan kaynaklanıyor olamaz mı? Yönetmek ve ele geçirmek isteği bir eril ego ürünü değil midir? Devletler bunu birbirine yapar ve ne tesadüftür ki, devletleri çoğunlukla erkekler yönetir. Bir yansıma olarak sosyal yaşamda da benzer bir içgüdü ile hareket edilir. Evlilikler, ilişkiler, öğretmen–öğrenci ilişkisi aynı yönetme ve yönetilme isteğiyle dolup taşar. Ve doğumu itibariyle o zihniyet tarafından durmadan kendini sakınması öğütlenen biz kadınlar; eşsiz ve iyimser bir çiçek benzetmesiyle karşı karşıya kalırız günün birinde böcek gibi ezilerek.

Tam da bu yüzden barış talebi en çok kadınlara yakışıyor belki de. Sebebi de ölen küçücük çocuklara anne içgüdüsüyle yaklaşmalarından, narin olmalarından değil zannedildiği gibi. Aksine, bebekliğinden itibaren önce pembe renk dayatmasıyla, sonra hayat boyu eril bir zihniyetle savaşmak zorunda olan, çoğunlukla yenilen, yenilmesi için kurulan bu düzende alternatifleri için mücadele etmeye devam eden, tarihin bir noktasında elbet dünyayı ters yüz edecek kadınlar bilir en çok barışın kıymetini. Eril egodan sıyrılmış bir beklentidir çünkü “barış”. O kadınlar, el ele yürüyeceklerdir karanlıktan çıkarken… Erkeklerin, devletlerin egolarına inat.

 

 

Cizre’de Nur Mahallesi düşerse Kadıköy’de Bağdat Caddesi de düşmüş olacak!

cizreHülya Osmanağaoğlu

9 gün süren sokağa çıkma yasağı, evlerin aşırı sıcak banyolarında sadece alt bezleriyle yatırılan bebekler, kuyuların diplerindeki çamurlu suları tülbentlerle süzerek içen ve tek odaya sıkışmış onlarca insan, bahçede abdest alırken keskin nişancılarca vurulan yaşlı kadın, annesiyle babaannesinin ölülerinin arasında saatlerce yaralı yatan bebek… Daha niceleri… Hepsini okumuştuk gitmeden önce ama yaşayanlardan dinlemek bir başka ağırlık yarattı yüreklerimizde.

Barış için Kadın Girişimi’nin politik dayanışmanın yanı sıra duygu paylaşımını da olanaklı kılan ve hepimize “ne iyi oldu” dedirten örgütlenmesiyle 150 kadın Cizre’ye gittik. Yukarıda yazdıklarımdan çok daha fazlasını hem Cizre kuşatması süresince özgür medya hem de birlikte Cizre’ye gittiğimiz kadın arkadaşlar yazdı/yazıyor. Biraz gördüklerimden ne anladığımı/hissettiğimi paylaşmak istiyorum…

Devamını Oku…

Bir kadin olarak susmuyoruz

1-1438196826Diren Cevahir Şen /

CHP’nin çağrısı ile olağan üstü gündemle dün, yani 29 Temmuz 2015 günü toplanan 25. Dönem TBMM’si, bu ilk toplantısıyla barış umutlarını bu coğrafyada belki de ilk kez yeşerten çatışmasızlık sürecinin devamına ve barışa yönelik ortak bir adım atmaktan çok uzaktı. AKP’li ve MHP’li milletvekilleri ölümlerin araştırılmaması yönünden oy kullanıp bolca HDP’li vekillere sataştı, HDP’lilerin konuşmalarını böldü.
Sonra sahneye halihazırda milletvekili olmayan ve görevi yeni hükümet kurulana kadar “geçici” olarak hükümet etmek ve koalisyon görüşmeleri için ortam hazırlayıp ülkeyi diğer seçime sağ salim götürmek olduğu halde üzerimize bombalar yağdırma hükümeti olan AKP hükümetinin başbakan yardımcısı Bülent Arınç çıktı.

Devamını Oku…

Kadınlar Hayatlarına Sahip Çıkıyor

510Peki, biz şimdi sizlere ne mi sunmak istiyoruz? Yaşamları ve canları için mücadele eden kadınların; şiddet gördüğü evde, sokakta, mahallede erkekler engellenmediği için canlarına tak ederek ve genellikle de canını kurtarmak için şiddete başvurmak durumunda kalmış kadınların, medyada duyulan haberleri üzerinden aylık bir döküm sunmayı hedefliyoruz. Yani, kadınların tuzluk uzatmadığı, boşanmak istediği, dilediği kıyafeti giydiği, facebook hesabı açtığı, izinsiz sokağa çıktığı için öldürülmelerinin tam tersi bir yerden, şiddetten kurtulmak ve ölmemek için şiddete başvuran kadınların haberlerini paylaşacağız.

Devamını Oku…

Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları Raporunda Öne Çıkan Bulgular

tnsaTürkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları (TNSA), ülke genelinde sağlık ile ilgili konular ağırlıklı olmak üzere birçok konuda araştırma verileri üretiyor. TNSA 2013, Türkiye’de 1968 yılından beri her beş yılda bir Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (HÜNEE) tarafından yürütülen araştırmaların onuncusu, ayrıca uluslararası düzeyde yürütülen Nüfus ve Sağlık Araştırmaları programı içinde gerçekleştirilen beşinci araştırmadır.
TNSA-2013’te 11,794 hanehalkı ve 15-49 yaş arasında toplam 9,746 kadınla görüşmeler yapıldı. TNSA 2013 verileri, bakılan, odaklanan konulara göre de farklılık gösteren çok zengin veriler içermekte. Biz de, kadınlar açısından önemli bulduğumuz verileri öne çıkan başlıklar altında özetleyip yorumlamaya çalıştık.

Devamını Oku…

Sosyalist Feminist Kolektif: Elifhan Köse’nin yanındayız!

Son yıllarda AKP’nin politikalarını eleştiren, protesto eylemlerine katılan çok sayıda akademisyen çeşitli gerekçelerle soruşturmaya tabi tutuluyor ve işten çıkarılıyorlar. Bu politikalara baş kaldıranlar kadın akademisyenler olduğunda baskı iki kez artıyor ve AKP iktidarı adeta bir “cadı avı” gerçekleştiriyor.

Devamını Oku…

Seçim süreci üzerine konuşmalar

feminist politika dergisi Bahar 2009-Sayı 2

Seçim İçin Feminist Kolektif”ten yaklaşık yirmi kadın, iki toplantı yaparak yerel seçimlerde yürüttüğümüz kampanyayı değerlendirdik. Çok da faydalı olduğuna inandığımız bu atölyenin sonuçlarını da bu iki sayfaya sığdırmaya çalıştık. Elbette farklı bakış açılarının olduğu toplantılardı bunlar. Bu nedenle okuyacağınız yazı, kesin sonuçlara ulaşılmış bir fikir yazısından çok farklı görüşleri içeren bir tartışma yazısı.

Devamını Oku…

Sosyal Güven(siz)lik yasa tasarısı geri çekilsin!


19 Nisan 2008-Taksim Metro önü

Hükümet yasayı geçirmekte ısrarlı.
Biz kadınlar da bu haliyle yasanın geri çekilmesinde ısrarlıyız.
Çünkü: bu yasa kadınların ev içinde harcadıkları emeğin tümünü, ev dışında harcadıkları emeğin ise büyük bölümünü yok saymaktadır. Bu yasayla, sosyal güven(siz)lik sistemi, kadınların asıl kimliklerinin annelik ve eşlik olduğu üzerinden kurulmuş. Kadınların erkeklerle eşitliğini değil; eşitsizliğini esas almış. Yasa bununla da yetinmemis; kimi düzenlemelerini kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu varsayarak yapmıştır. Bu yasa tasarısı kadın ve erkekler arasındaki eşitsizlikleri derinleştirmektedir.  

Devamını Oku…

Tadilat yetmez. Sosyal Güven(siz)lik yasa tasarısı geri çekilsin!


19 Nisan 2008-Taksim Metro önü

Hükümet yasayı geçirmekte ısrarlı.
Biz kadınlar da bu haliyle yasanın geri çekilmesinde ısrarlıyız.
Çünkü: bu yasa kadınların ev içinde harcadıkları emeğin tümünü, ev dışında harcadıkları emeğin ise büyük bölümünü yok saymaktadır. Bu yasayla, sosyal güven(siz)lik sistemi, kadınların asıl kimliklerinin annelik ve eşlik olduğu üzerinden kurulmuş. Kadınların erkeklerle eşitliğini değil; eşitsizliğini esas almış. Yasa bununla da yetinmemis; kimi düzenlemelerini kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu varsayarak yapmıştır. Bu yasa tasarısı kadın ve erkekler arasındaki eşitsizlikleri derinleştirmektedir.  

Devamını Oku…

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısına esastan itirazımız var!/bildiri

Sosyal Haklar için Kadın Palformu’nun “SSGSS’ye esastan itirazımız var!”bildirisi
Bu Yasa Kadınları Aileye, Erken Evliliğe, Koca Eline Bakmaya Mahkum Ediyor.

SSGSS yasa tasarısı ile biz kadınların
•    Emeklilik yaşı yükselecek
•    Emekli, dul ve yetim maaşı azalacak..
•    Emeklilik için gereken prim ödeme gün sayısı artacak.
•    Bekar olanlarımızın, babaya bağlı sağlık güvencesi sona erecek.

Devamını Oku…

Siyah Protesto

Kaktüs 7.sayı-1989 Eylül

Asiye Müjgan-Fatma Mefkure-Nalan Çağlar

Yapılacak işin ve niyetlerin “iyi” olması, zaman zaman insanları çoşkunun egemenliğine hapsediyor galiba. Kadın ve insan olarak, hapisanelerdeki şiddete protestoyu dile getirebilecek daha etkin bir kanal bulamayınca, ” kadınlar olarak ses çıkarma” noktasının “Kadın Kurtuluş Hareketi” çizgisine bir kalem oynatışla getirilebilmesini başka türlü açıklayamıyoruz.

Devamını Oku…

Yasta değil isyandayız!

Eskişehir Demokratik Kadın Platformu Basın Açıklaması
17 Ağustos 2010

Kadın cinayetleri gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Her gün bir başka bahaneyle öldürülen kadınların haberini alıyoruz. Kıskançlık, erkeğin aşkına karşılık vermediği için, boşanmak istediği için, aile meclisi kararıyla, güzel koktuğu için ve daha niceleri. Kadınların ölümüne türlü türlü gerekçeler gösteriliyor. Hayatın her noktasında olan kadınlar birer birer ayrılıyorlar aramızdan.

Devamını Oku…

Biz kadınlar artık yas tutmuyoruz.

Ankara Kadın Platformu Basın Açıklaması

6 Mayıs 2010-Yüksel caddesi

 

Biz kadınlar artık yas tutmuyoruz. Askılı elbise giydiği, eve geç geldiği, boşanmak istediği, aşık olduğu, sevişmek istemediği, sevmediği kişi ile evlenmek istemediği için öldürülen; aslında yalnızca “kadın” olduğu için öldürülen binlerce kadının yasını tutmuyoruz.

Devamını Oku…

Erkeklerin Sevgisi Her Gün Üç Kadını Öldürüyor!

İstanbul Feminist Kolektif Basın Açıklaması
14 Şubat 2010 / Taksim-Galatasaray

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Bugün dünyanın her yerinde erkekler, ellerinde başta kırmızı güller ve daha birçok hediye ile sevgilileri olan kadınlara, onları ne kadar çok sevdiklerini anlatacaklar.

Devamını Oku…

Celalettin Cerrah kadınları hedef gösteriyor!

Münevver Karabulut’un babasına “Kızına sahip çıksaydı.”diyen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah esas kendi diline sahip çıksın!

Kadın katillerine cesaret veren, kadın düşmanlığını körükleyen sözler eden, 18 yaşında katledilen Münevver’in ailesine “Kızlarına sahip çıkmışlar mı?” diye soran Celalettin Cerrah esas kendi diline sahip çıksın!

Devamını Oku…

Satı Korkmak cinayeti

Satı Korkmak, eşi Hasan Korkmak, tarafından televizyon kablosuyla boğularak öldürüldü.(14.02.2009) Hasan Korkmak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum oldu.

Devamını Oku…

‘Pompacı genç kız’ değil, işçiyim!

mutfak cadıları-Ocak 2010

 

Bir kadının meslek sahibi ve ücretli çalışıyor olması erkekleri kızdırmaya yetiyorken, bir de üstüne kadınların “erkek yoğun meslekler”i seçmesi alayla öfke arası bir hal yaratıyor ataerkil toplumda. Yoksa niye iş bulma seçeneği çok zengin olmayan bir yerde bir benzin istasyonunda çalışan bir kadın haber değeri taşısın ve o haber de şöyle servis edilsin: “Erkekleri kızdıran pompacı genç kız!” Devamını Oku…

İşsizlik estetik yaptırıyor

mutfak cadıları-Ocak 2011

TUİK verilerine göre eylül döneminde işsizlik oranı %11.3.  Genç nüfusta işsizlik ise 21.2 Yani her 5 gençten biri işsiz.

Kapitalizmin içinden geçtiğimiz aşamasında; gelişen teknolojinin, işgücünü daha az ihtiyaç duyulur kılması ve az kişiyle çok iş yapabilmeyi dayatması nedeniyle iş başvurularında artan bir rekabet söz konusu.

Devamını Oku…

İstatistiklerin Kadınlarla İmtihanı

mutfak cadıları-Aralık 2010

 

Kadınlar uzun yıllar resmi kaynaklarda, istatistiklerde ve araştırmalarda özne olarak yer alamadılar. Serpil Çakır II. Meşrutiyet döneminde kadın konulu araştırmasında daha önce fark etmediği bir gerçeğin farkına varır: Devamını Oku…

Sendikalarda Kadınlık Halleri

mutfak cadıları-Aralık 2010

 

Neo-liberalizmin emeği ve üretim biçimlerini yeniden yapılandırması karşısında sürekli kan kaybeden sendikalar örgütlenme stratejilerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalmış,  “yeni bir sendikacılık” tanım olarak daha çok ifade edilmeye başlanmıştır. Devamını Oku…

Kamu Çalışanlarına eziyete ‘ebeveyn izni’ makyajı!

mutfak cadıları-Aralık 2010

 

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda değişiklik içeren 23 maddelik tasarı, Bakanlar Kurulu’nun onayından geçti. Haziran ayından beri TBMM gündemine girmek için sırasını bekliyor.  Haziran ayında tasarı basında ilk yer aldığında ve Aralık ayında yeniden yer aldığında kamu çalışanlarına ve özellikle kadın ve özürlülere tanıyacağı yeni haklarla gündeme gelmişti. Ancak tasarı kesinleşmeden, hükümet sendikaların baskısıyla bazı olumlu değişiklikleri de içermekle birlikte, özellikle 20 maddesi doğrudan kamuda çalışanları ilgilendiren yeni düzenlemelerle torba yasayı gündeme getirdi. Devamını Oku…

Hem evden hem de işten kurtulmak istiyoruz!

mutfak cadıları-Kasım 2010

Ücretli çalışmak şart: Niye? Kendi ayaklarımız üzerinde durabilmek, ekonomik özgürlüğümüzü kazanmak, işe yaradığımızı ve bir şeyler üretebildiğimizi görebilmek, kendimize güvenebilmek, istediğimiz hayatlara ulaşabilmek için… Her birimizin farklı “için” leriyle çeşitlenir ve uzar gider bu cümle… Peki, ister kendi isteğimizle isterse mecbur kaldığımızdan olsun çalışmanın, hayatımıza kattıklarının yanı sıra götürdüklerinin bir listesini yapsak, cümle ne kadar uzar, uzayabilir?

Devamını Oku…

Bu Yarışmanın Galibi Mağlup

mutfak cadıları-Ekim 2010

 

Geçtiğimiz ay Garanti Emeklilik ve Elele dergisi ortaklığında kadınlar için bir kısa öz yaşam hikâyesi yarışması ilan edildiğini duyduk. Yarışmanın başlığı bir hayli dikkat çekici: “Zamane hatunları”! Yarışmanın mantığı çok da yabancı değil. Dünyada son on yılda gündemleşen aile ve iş yaşamını uyumlulaştırma politikaları ile paralel, hem “iş”e hem “ev”e yetişen “süper kadın”lar yaratma tasarısının Türkiye’deki en aktüel göstergesi “zamane hatunları”. Yarışmanın çağrı metnine göz gezdirdiğimizde karşılaştığımız ifadeler şaşırtmıyor ama öfkelendiriyor: Devamını Oku…

Bakıma Muhtaç Özürlülerin Bakımı

 

mutfak cadıları-Ekim 2010

27691 sayılı  ‘Özürlülerin[i]  Bakımı, Rehabilitasyonu ve Aile Danışmanlığı Hizmetlerine Dair Yönetmelik’ 3 Eylül 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı. Bu yönetmelik bir anlamda 2005 yılından beri bu konuda çıkan yasaları ve yasalarda yapılan değişiklikleri derli toplu hale getiriyor.
2005 yılından beri sakat hakları ile ilgili en önemli gelişme olan ağır sakatların bakımı ile ilgili düzenlemelerde  ‘bakıma muhtaç özürlü’nün ailesi önemli yer tutuyor. Burada aile kavramı ile işaret edilen kişi ailedeki bakıcı kadınlar. Yani başta anneler olmak üzere, eşler, kız çocukları, kız kardeşler. Devamını Oku…

Yüzyıllardır söylüyoruz: Kamusal Alanda Eşit olmak istiyoruz

mutfak cadıları-Ağustos 2010

 

“Bugün kadının erkek ferdden zaif ve âciz kalmasına sebeb hayat tarzlarından mütevellittir. Kadın daima dar bir saha içinde kalmıştır. Erkek ise geniş bir sahada çok görmüş ve çok gezmiştir. Yani kadının hayatı (statik- statique) erkek ferdin hayatı da (dinamik- dynamique) geçmiştir. Devamını Oku…

Doğum Borçlanması: Alacaklıyken borçlu çıkarıldık…

Mutfak cadıları-Ağustos 2010

 

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasası ile doğum yapan kadınlara verilen prim borçlanma hakkının kapsamı 01.07.2010 tarihinde yapılan bir düzenleme ile genişletildi. Daha önce doğum borçlanmasından faydalanabilmesi için kadın sigortalının, doğum nedeniyle işten ayrılmış veya işten ayrıldığı tarihten itibaren üçyüz gün içinde doğum yapmış olması gerekiyordu. Devamını Oku…

Üç çocuk ve sonrası

mutfak cadıları-Temmuz 2010

 

Üç çocuk doğurmalıymış kadınlar, öyle diyor başbakan. Kadınlardan elbette ki sadece üç çocuğu doğurmaları değil, bu çocuklara bakmaları, tek uğraşılarını bakım faaliyetleriyle sınırlamaları, hayatlarını vakfetmeleri de bekleniyor doğuracakları çocuklara. Bakım işlerine kendilerini adamaları ve bu şekilde mutlu olmaları beklenen kadınların, çalışmak istemeleri, iş aramaları ise, Türkiye’deki işsizliğin en önemli sorumlusu olarak gösteriliyor yine AKP’li bakanlar tarafından. Devamını Oku…

Alıyoruz veriyoruz; patriyarkaya can veriyoruz

mutfak cadıları-Temmuz 2010

 

“Kadınlar, tüketiciler olarak, Çin ile Hindistan’ın pazar toplamının 2 katı kadar büyüklükte bir fırsat sunuyor şirketlere. Dünya çapında kadınların toplam yıllık kazançları 13 trilyon dolar iken, tüketim harcamaları 20 trilyon dolar…” diyor M.J. Silverstein ve K.Sayre; “Hal böyleyken şirketler kadınlara yeterince iyi davranmıyor, onların istek ve ihtiyaçlarını anlamıyorlar, sanki satın alma kararını verenler onlar değilmiş gibi davranıyorlar”. Yazı devamında hangi şirketlerin ne gibi stratejilerle kadın müşterileri tavladıklarını, ne kadar başarılı olduklarını ele alıyor ve kadın müşterilerine daha iyi hitap edebilmek için ne gibi yöntemler izlemeleri gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunuyor. Devamını Oku…

Kadınların Emeği Yeni Sendika Yasa Taslağı’nda da Görünmüyor !

mutfak cadıları-Haziran 2010

 

Kasım 2009’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, kendi tarafından oluşturulan akademik komisyon eliyle hazırlattığı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi (TİS) yasa taslağını, İş Kanunu uyarınca oluşan üçlü danışma kurulunda sendikalara iletti. Hükümet sendika yasasındaki değişiklik taslağını elbette durduk yere gündeme getirmedi. Devamını Oku…

Nasıl bir istihdam istiyoruz?

Mutfak Cadıları-Mayıs 2010

 

Türkiye gibi geç kapitalistleşen ülkelerde, kapitalist üretim tarzının yerleşip derinleşmesi için uygulanan stratejilerin başında, öncelikle tarımdaki verimliliğin muazzam boyutlarda arttırılması yoluyla sanayiye kaynak aktarılması gelmektedir. Böylelikle, farklı yollardan, sanayileşme için gereken sermaye birikimi sağlanır. Devamını Oku…

Çoksun ama yoksun!

mutfak cadıları-Mart 2010

Kadınların en fazla istihdam edildiği tarıma dair  elle tutulur araştırma ve istatisklerin bulunmaması bir yana; feminist bir söylem de geliştirilebilmiş değil henüz!

Devamını Oku…

Uzman Annelik

mutfak cadıları ( 3.sayı, mayıs 2010)

 

Fortis Bank Türkiye, Milli Eğitim Bakanlığı ve Ana Çocuk Eğitim Vakfı’yla birlikte ortak bir proje başlattı. Projenin adı “Ben de Ben de”, hedef kitle ise anneler ve okul öncesi eğitimde görev alan öğretmenler. Devamını Oku…

Ölümüne Fedakârlık

mutfak cadıları (sayı3, mayıs 2010)

 

Başbakanımız Türkiye’de, özellikle tekstilde, kadınların çalıştığı yerlerde emeğin acımasızca sömürüldüğünü söyledi; apaçık “böyle emeği sömürerek ben zengin oldum demek olmaz, çalıştıracaksın hakkını vereceksin” dedi. Sonunda doğru bir söz söyledi. Devamını Oku…

Kadın girişimciliği

mutfak cadıları (sayı 2, nisan 2010)

Kadınların kurtuluşunun yolu asla ‘girişimcilikten’ geçmiyor.

 

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı bu yıl üçüncüsünü verdiği Mikro Kredi Ödülleri kapsamında Jüri Özel Ödülü’nü Bismil’den getirdiği çay, kozmetik ürünler ve yerel kıyafetleri kapı kapı dolaşarak satan 70 yaşında ve Türkçe bilmeyen Asiye Aydoğan’a veriyor.  Devamını Oku…

Sermayenin moderni ile muhafazakârı arasında fark yok

mutfak cadıları (1.sayı, mart 2010)

 

Neoliberalizm son yıllarda kendini büyük oranda kadın emeği üzerinden kuruyor. Bir yandan ayrımcı (kadın-erkek, Kürt-Türk vb.) yüzünü gizlemeye çalışırken diğer yandan sermayenin kârlılık oranlarının yükselişini garantiye almaya çalışıyor. Devamını Oku…

En az 3 çocuk

mutfak cadıları (1.sayı,  Mart 2010)

 

Başbakan demişti en az üç çocuk diye, cevabını ilk kez 8 Mart’ta vermiştik: “Bana bak başbakan, tepemizi attırma, kendin yat kuluçkaya, bir Türkçük, iki Türkçük, üç Türkçük, doğurmaya…” Muhatabı bizdik, cevap veren de biz olmuştuk. Kadınların sadece çocuk doğuran anneler olarak görülmesine karşı çıkıyorduk. Devamını Oku…

Regl izni tartışması

KADINLAR YİNE “KIRK KATIR MI KIRK SATIR MI” İKİLEMİNDE-mutfak cadıları (1.sayı Mart 2010)

 

Türkiye, çıkarılıp da uygulanmayan yönetmelikleriyle ünlü bir ülke. Ağır ve tehlikeli işler yönetmeliği de bunlardan sadece bir tanesi. Çok yakın bir geçmişte, iş kazaları ve meslek hastalıklarının artmasıyla işçi sağlığı ve iş güvenliği hükümlerini kapsayan yönetmelikle yeniden gündeme geldi. Devamını Oku…

Kadınları sevmek…

Stella Ovadia

Kadın olmak aya gidilen zamanda okuma yazma bilmemektir. Gece sokağa çıkmaktan çekinmek, laf atıldığında utanıp tersleyememek, dayak yediğinde “yine ne yaptım?” deyip kendini koruyamamaktır. Boğaz tokluğuna dünyayı doyurmak, silip süpürmek ve yeniden doyurmak, her gün ne pişireceğini düşünüp başka şey düşünemez hale gelmektir. Kadın olmak günde 24 saat hizmet verip “çalışıyor musunuz?” sorusuna cevap aramaktır. Canını dişine takıp meslek edindiğinde yine bütün ev işlerinden sorumlu tutulmak, ev kadınlığından sıyrılamamak, ne patrona ne kocaya yaranmaktır. Doğurduğu çocuğa adını verememek, erkek doğurana kadar doğurmaya mecbur olmak, doğuramadığında horlanmaktır. Kadın olmak erkeklerden az beslenmek, az sevilmek, yaşlandığında bunları sağlığıyla ödemektir. Kadın olmak insandan sayılmamak, erkeklerden 150 yıl sonra oy verebildiğinde oyunu kendi için kullanamamaktır. istediği kadar çocuk doğurmaya kalktığında “cadı” denip meydanlarda yakılmak, kovuşturulmayı göze almaktır. Bedeninden utanmak, onu tanımamak, sevmemek, yük gibi taşımaktır. Erkeklere haz ve çocuk vermek için yaratıldığına inandırılmaktır. Kadın olmak kocasının bakıcılığını, sekreterliğini, menajerliğini boğaz tokluğuna yapmayı doğal bulmaktır. Dünyayı taşıyıp seyretmek zorunda kalmaktır. Siyasal örgütlerde çalışmaya yeltense başkalarını kurtarmak için bildiri basıp çay pişirmeye razı olmaktır. Yaşamının vermek olduğunu sanıp, hayatta kalmak için türlü cambazlıklar icad etmek, bunun için ayrıca horlanmaktır. Kadın olmak her türlü gaspın prototipi olmak, adı küfürle eş tutulmaktır. Devamını Oku…

Aile dışında hayat var!/2013 Şubat

adhvBiz kadınların hayatları patriyarkal (ataerkil) kapitalist sistem altında her dönem zordu. Bize modern çekirdek aile içinde sunulan en iyi seçenek, karşılıksız ev ve bakım emeğimizin yanı sıra düşük ücretli “kadın işleri”nde çalışarak aile yaşamının idame ettirilmesinde  destek güç oluşturmak oldu. İçine sıkıştırıldığımız ücretli emek-ücretsiz emek kıskacı, eve ek gelir getirsek de aileden, kocalardan bağımsızlaşmamızın önünde hep bir engel oluşturdu.

Devamını Oku…

Aile dışında hayat var!/Broşür

adhvBiz kadınların hayatları patriyarkal (ataerkil) kapitalist sistem altında her dönem zordu. Bize modern çekirdek aile içinde sunulan en iyi seçenek, karşılıksız ev ve bakım emeğimizin yanı sıra düşük ücretli “kadın işleri”nde çalışarak aile yaşamının idame ettirilmesinde  destek güç oluşturmak oldu. İçine sıkıştırıldığımız ücretli emek-ücretsiz emek kıskacı, eve ek gelir getirsek de aileden, kocalardan bağımsızlaşmamızın önünde hep bir engel oluşturdu.

Devamını Oku…

Şiddete Son Platformu’ndan TBMM üyelerine mektup

Şiddete Son Kadın Platformu’nu oluşturan 237 kadın örgütü ve Platform’un taleplerini destekleyen tüm diğer kadın platformları ve kadınlar olarak bir kez daha belirtmeliyiz ki, aylardır tartışılan şiddet yasa taslağının, Bakanlıkta, Başbakanlıkta ya da TBMM’de bir odadan diğerine giderken bile uğradığı aleyhte değişikliklerden son derece rahatsızız.

Devamını Oku…

Güçlenen aile; zayıflayan kadın

mutfak cadıları Haziran 2011

 

Seçimler yaklaşırken iktidar ve ana muhalefet partisi seçim beyannamelerini ve sıra sıra projelerini açıkladılar: iktidar partisinin projelerinin ana eksenini kent yatırımları ile yoksulluğu sürdürülebilir kılma oluştururken, muhalefet daha çok yoksulluk ve işsizlik konusunu odağında tuttu. Devamını Oku…

Bizi hiç mi anlamayacaksınız ya hu?

mutfak cadıları, Mart-Nisan 2011

 

Ofis ortamına hapsolmuş milyonlarca kadından bir kısmının sevgilisiyle ya da eşiyle aynı ofiste çalışmak gibi bir derdi oluyor bazen. Kadın erkek arasındaki eşitsizliği dile getirmenin bir nevi  her  daim mızmızlanan insanlar gibi görülmemizi sağladığı bir cehennem burası. Devamını Oku…

CHP’nin Aile Sigortası: Ama Bu Kimin Sigortası?

mutfak cadıları Mart-Nisan 2011

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin aile sigortası projesi bir süredir gündemde ve özellikle yoksulluğa ve işsizliğe çare olup olmayacağı üzerinden tartışmalara konu oluyor. CHP Aile Sigortası’nı tanıttığı kitapçığında, aile sigortası programı ile çağdaş bir sosyal güvenlik sisteminin kurulacağını ve bir tür sosyal koruma ağı geliştireceğini iddia ediyor. Ayrıca aile sigortasının, inanç ve köken ayrımı gözetmeksizin her yurttaşı her türlü dışlanmışlıktan korumayı ve yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedeflediği belirtiliyor. Bu yazıda aile sigortasının kadınlar için ne anlama geldiğine ve “her yurttaş” olarak ifade edilen bütünün yarısını oluşturan kadınları, iddia edildiği gibi maruz kaldıkları “her türlü dışlanmışlıktan koruma” işlevini yerine getirip getiremeyeceğine bakacağız. ***

Devamını Oku…

8 Mart hangi kadınların günü…

mutfak cadıları Mart-Nisan 2011

25 Mart 1911 Triangle yangınından yüzyıl sonra

8 Mart hangi kadınların günü…

 

Tarihçesine baktığımızda 8 Mart’ın kadınların mücadele günü haline gelmesinin ilk eylemi olarak Mart 1857’de Tekstil işçisi kadınların yaptığı grevi görüyoruz. Devamını Oku…

Ev eksenli çalışma görülmüyor!

mutfak cadıları-Ekim 2011

 

Tüm Türkiye’de sayıları on binleri bulan ev eksenli çalışan kadınların haklarını korumak amacıyla kurulmuş Ev Eksenli Çalışan Kadınlar ve Sosyal Haklar Derneği, yeni iş yasasında işçi sayılmak ve işçilik haklarından yararlanabilmek için imza kampanyası başlattı. Devamını Oku…