Posts Tagged ‘kadın cinayetleri’

Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne ayakkabılarımızla girdik

bskw0ewcuaq9ehb

Özgürcan Sunata

“Hele bir sor niye girdik?”
Hatta şöyle sor “Bunca zamandır niye girmediniz?”

Ahh kız kardeşim!.. Öyle bir memleket ki gündemleri hiç bitmez. Hep tarihi, kritik eşiklerdeyiz.

Bu kritik zamanlarda nedense biz kadınlar günde 3-5 ölüp gideriz. Cinayet haberlerimiz sadece gazetelerin 3. sayfalarında “vah vah” eşliğinde başlayan sohbetlerin özneleri olur. Sonrası hiç… Oysa kadın cinayetleri bizatihi politikanın konusudur.

Şimdi biz girdik, sallandırdık ya pankartımızı, meğer ne ayıp etmişiz! Sayın müdüre kalırsa suç işlemişiz. Daha neler, geç bile kaldık! İsyanımızı anlamak yerine “Çalışan kadınları darp ettiler” lafını ortaya atan bir badem bıyık için cevap vermeye değer mi bilemedim. Zaten sorumluların samimiyetine inansaydık niye gidelim değil mi? Sonuçta, ummadığımız bir açıklama olmadı bu da. Bilakis doğru yolda olduğumuzun sağlaması gibiydi.

Hani bunlar kaldırdılar ya Bakanlıktan “kadın” kelimesini… Yerine de “aile” yazdırdılar ya o tabelaya… O şeklen değil, bir zihniyetin geliyorum demesiydi. Her şey gün gibi ortadaydı.

Tıpkı şiddet gibi, çözümsüzlük geleceğini bağırıyordu bize.
Gördük bunu, söyledik, iplemediler. Biz yine 3-5 öldürülmeye devam ediyorduk.

Fakat unuttukları bir şey var ki ülkede feministler var, kadın hareketi var. Biz, onların samimiyetsizliğine, yalanlarına pabuç bırakmayacağız.

Güzel kız kardeşim, takmışlar, varsa yoksa “aile” diyorlar. Bence olup bitenlerden haberleri yok. Bu hayli güçlü bir tez olarak aklımın bir köşesinde…

Ailenin çözüm olmadığını söylemekten dilimizde tüy bitti. Ailenin değil, kadının korunması gerek, dedik. Bağırdık, çağırdık, yazdık bunları. Aramızdan Bakanlıkla görüşüp bunu bizzat söyleyenler de oldu, belki hatırlarsın!

Ve bugün, Bakanlığın önünde feminist kadınlar isyan ediyor! “Can güvenliğimiz yok. Sadece son 2 günde 6 kadın öldürülüyor. Ey ülkenin parlamenter rejimi!.. Acilen bırakın işinizi gücünüzü, toplayın meclisi, bunu bir masaya yatırın” diyor.

Görüyor, duyuyorsun ya kız kardeşim, biz kadınlar her gün en yakınımızdaki erkekler tarafından katlediliyoruz.

3 çocuk doğurmak istemedik diye, belki kürtaj olmak istedik diye, ev işi yapmak istemedik diye, başkasını sevdik diye… Bilirsin işte, sebepli-sebepsiz, bir bahaneyle öldürülüyoruz.

Ah kız kardeşim, en temel hakkımız olan “yaşam hakkı” elimizden alınıyor. Üstelik Hükümetin çok sevdiği, her derde dava gördüğü “kutsal aile” içinde… Ve onlar, Aile Bakanlığı, kadınları güvence altına almak için pratik adımları atmakla görevli, yetkili. Bu görevi yerine getirmediklerine dair bir sürü kanıt var elimizde. Kadından taraf olmadıklarına dair pek çok vaka gördük, müdahale etmediklerini gördük.

Onlar bu işi yapmaya niyetli değilse biz ne yapalım?

Söyle bana, ne yapalım? Adamları mı vuralım? Biz de silahlanalım mı?
Biz makul insanlarız nihayetinde. Çalışın, dedik. Engelleyin, dedik. Yasaları uygulayın, emrinizdeki yürütme organlarını ve diğer Bakanlıkları baskılayın, dedik. Ama ne çare!.. Hala her gün 3-5 ölüyoruz.

Ve artık tek bir kadının ölmesine bile tahammülümüz kalmadı.
İşte bunun için kadınlar bugün Bakanlığa ayakkabılarıyla girdi.

 

Bir Sevgililer Günü Fantezisi

anatomica-red-heartElif Can

Bugün en sevildiğimiz, çok sevildiğimiz gün! Bugün kalpli yastıkların, pelüş ayıcıkların – bazen de pelüş olmayanların –, kurutulmuş ve henüz ölmüş güllerin, simlerin, pembe ve kırmızı ambalajların, yürüyen merdivenlerine felç inmiş AVM’lerin günü!

“Acaba herhangi bir şey değişmiş midir?” diye erkenden kalkıp üç yıl önce bugün bana bahşedilen kahve makinesinden kahveler içtim kana kana. Ardından yine iki yıl önce bugün teslim aldığım tost makinesinde birkaç minik tostik yaptım kendime. Tost makinesi de kahve makinesi de kırmızı. Belli ki çok seviliyormuşum, ortada en az bir adet aşk varmış. Fakat kadir kıymet bilmemişim ve bugün elimde kala kala bu kırmızı, sıcak makineler kalmış.

Devamını Oku…

Karakollar kadın katillerini engellemiyor

mahmureİstanbul Feminist Kolektif Basın Açıklaması 21 Temmuz 2012 – Fatih Şehit Tevfik Fikret Karakolu

Cinayet sürecine  tanık olmayalım engel olalım.

Karakollar kadın katillerini engellemiyor.

 Kadınlar öldürülmeye devam ediyor. Boşanmak istemesi ya da evi terk etmesi , yemek yapmaması ya da hep aynı yemeği yapması, hiç konuşmaması ya da çok konuşması, sağa bakması, sola bakması… kadınların öldürülmeleri için kadın olmaları yetiyor.

Kadınlar artık kendilerine karşı yürütülen bu savaşın farkındalar. Her gün 5 kadın öldürülüyor, yüzlerce kadın sakat kalıyor, yaralanıyor, yüzbinlerce kadın şiddet görüyor.

Kadınlar artık güle oynaya evlendikleri, sevdikleri adamların şiddetlerini kader kabul etmiyorlar. Karşı koyuyorlar, çevrelerine duyuruyorlar, polise şikayet ediyorlar. Boşanıyorlar ve yeni bir hayat kurmaya çalışıyorlar. Her gün onlarca kadın şiddet sarmalından kurtulmak için adım atıyor. Atmaya devam edecek.

Ancak yine de her gün aramızdan birileri  canlarını yitiriyorlar. Yanı başımızdaki kadınlar kayıp gidiyorlar.

İstanbul’da da  geçen hafta aynı gün içinde 2 kadin cinayeti birden işlendi. Mahmure Karakule Fatih’te, Zahide Feyzioğlu ise K. Çekmece’de öldürüldüler. İki kadin da şiddet görüyorlardi. Mahallenin, karakolun, konu komşunun, polisin bundan haberi vardı. Ancak şiddetin bilinir olması canlarını kurtarmadı. Cinayet sürecine tanık olmaktan başka.

İstanbul Küçükçekmece’de, 4 çocuk annesi eşi Zahide Feyzioğlu eşi Çetin Fevzioğlu’ndan  bir hafta içinde iki kez dayak yedi. Eşinden korkan kadın  kaymakamlığa başvurup koruma aldı. Arkadaşının evinde kalan genç kadın tahminen çocuklarını görmek için gündüz saatlerinde kendi evine döndü. Ancak kapıyı açtığında karşısında eşini buldu. Çetin Feyzioğlu mutfaktan aldığı bıçakla Zahide’yi öldürdü.

İstanbul  Balat’ta 19 yaşındaki Mahmure Karakule kocası Zülfikar Bakır tarafından iki çocuğunun gözleri önünde 47 bıçak darbesiyle öldürüldü. Mahmure Bakır’ın akrabaları, kocasının kendisini öldüreceğini söyleyerek defalarca Fatih Polis Karakolu’na giden genç kadının kaale alınmadığını söylüyorlar. Son gidişinde polis memurları tarafından azarlanarak “ağza alınmayacak laflar” işittiği de söyleniyor. İddialara göre genç kadın, cinayet günü akşam saatlerinde hem hastaneye hem de karakola telefon ederek eşinin iyi durumda olmadığını, evden götürülmesini istemiş. Ambulans gelmiş, polis gelmemiş. Karakoldan gelen olmayınca da ambulanstaki yetkililer yardım edememişler.

Tıpkı Mahmure ve Zahide’ninkinde olduğu gibi artık kadın cinayetleri haberlerinin ayrılmaz bir parçası kadınların şiddetten korunmadığı..
‘savcılığın verdigi şiddetten koruma kararına rağmen’,
‘Şiddet gördüğü icin karakola başvurusu olmasına rağmen’, ‘sığınmaevinde kalıp bilinmeyen gerekçeyle (!) eve döndükten sonra’, ‘katil kocanın daha önce şiddet gösterdiği için uzaklaştırma kararı almasına rağmen’…. cümleleleri haberlerden eksik olmuyor.

Bakan Fatma Şahin tarafindan yaldızlı pakette sunulan yeni siddet yasasısının da kadınların can güvenliklerini korumaya katkısı olamadı. Kadınlar karakollara başvurdukları halde öldürülüyor.

Bugün buradayız!  Mahmure’nin katili Zülfikar Bakır’ı engellemeyen, gelen ihbar telefonlarını ciddiyetle değerlendirmeyen Fatih Şehit Tevfik Fikret Polis Merkezi önündeyiz!
Ve diyoruz ki mahmure’nin katledilmesinden siz de sorumlusunuz. Bu vesileyle tüm yetkililere tekrar seseleniyoruz. 14 yaşında çocuk gelin olan, sürekli şiddete maruz kalan Mahmure’nin ölümünden siz sorumlusunuz.

Kadınlara aile propagandası yapmak, anneliği dayatmak, kürtaj yaptırmalarını  engellemek, evliliğe teşvik ederek,  evlilik ve ailenin  kadınlar için ölüm, şiddet, baskı ve eşitsizlik yuvası olduğunun üstünü örtemezsiniz.

Herkese, öncelikle bütün kadınlara  sesleniyoruz. Çevrenizde, mahallenizde bir şiddet tanıklığı yaparsanız,  bu konuda bir şey yapmak için çabalayın. Unutmayın ki yanıbaşımızdaki birini kaybetmenin ağırlığı ömür boyu üzerimizde kalacak. Her gün şiddet yuvası aileden kurtulup hayatlarını kuran kadınlara bir yenisinin daha eklenmesi için dayanışmak ve karakolların ve devletin sorumsuzluklarını takip etmek için gücümüz birlikteliğimizde.

Zeynep Göçek davasına Mor Çatı adına müdahillik!

isyandayiz

Zeynep Göçek aramızdan biri. Cezaevinden izinli gelen kocası arafından öldürüldüğünde 37 yaşındaydı. Biri 12, biri 18 yaşında iki çocugu vardı. Hayatı zorluydu. Katili olacak adam ikinci kocasıydı. Kurtuluş’ta kapıcılık yapıyor hem evi geçindiriyor; hem de cezaevindeki kocasına yetişmeye çalışıyordu. Katili olacak adamla arasında 25 yaş fark vardı. Adam içerdeyken kadına baskı yapıyor. Paranoyalarıyla Zeynep’i taciz ediyordu. Bayram iznine geldiğinde Zeynep’in kızkardeşinin yanında bayramın birinci günü için 3 gün sonrası için ‘kim öle; kim kala’ demisti. Devamını Oku…

Polisiyeleşmeden…

Ayşe Toksöz

Ocak 2009. Ben İstanbul’daydım. Canan da öyle. Dilek Eskişehir’deydi, Çiğdem Ordu’da.

Ocak 2010. Ben bu yazıyı yazıyorum, Canan Akbulut, Dilek Özer ve Çiğdem Bayram artık aramızda değil. Basının diliyle “arkalarında soru işaretleri bırakarak” gittiler. Yanlış anlamayın, bu bir edebi kalıp. Yoksa basının soru sormaya niyeti yok. Daha doğrusu, sordukları sorular “İntihar mı etti, öldürüldü mü? Bunalımda mıydı? Cinnet mi geçirdi? Kocasının başka kadınlarla ilişkisi var mıydı?” türünden.

 

Ben bu soruları sormak istemiyorum. Duymamış olanlar için kısaca Canan’dan, Çiğdem’den ve Dilek’ten bahsedeyim. Sonra da neden bu soruları sormak istemediğimden, neden cevaplarını merak etmediğimden. Devamını Oku…

Babaların meydanı

cemre-yazsbCemre Baytok

 

Münevver Karabulut’un öldürüldüğü 3 Mart 2009’dan, Cem Garipoğlu’nun 17 Eylül’de yakalanmasına kadar geçen uzun süre boyunca kamuoyu uzun zamandır olmadığı kadar genç bir kadının öldürülmesiyle ilgilendi. Feministler olarak kadına yönelik şiddeti ve cinayetleri kamuoyuna bu kadar duyurduğumuz bir dönemde, nasıl oldu da bu sefer, Münevver’in öldürülmesi tekil bir olaymış gibi öne çıkabildi ve birçoklarının kendilerini söz sahibi hissettikleri bir hâl aldı? Münevver üzerinden nasıl oldu da farklı egemenlik konumlarından beliriveren “babalar” Münevver’i “sahiplendiler”? Devamını Oku…

Davaları takip ederken…

sb1Yaklaşık iki yıldır mahkemelerde yan yanayız. Katilleri, ölen, yaralanan, tecavüze uğrayan kadınları, ailelerini, feministleri, hissettiklerimizi, biriktirdiklerimizi oturup konuşalım, paylaşalım dedik. Yerimiz ancak bu kadarına izin verdi, ama aslında daha o kadar çok şey var ki…

 

 

Funda: Nerden başlayalım bilemiyorum ama bu süreci hep birlikte yaşadık. Dosya konumuz “Kadın Cinayetleri politiktir” olunca, bu süreç boyunca neler yaşadık konuşalım diye düşündük.

Selin: Kişisel hislerimden başlayabilirim aslında. Hepimiz 2. derece travma yaşıyoruz diye düşünüyorum. Bu davaların benim psikolojime etkileri epeyce ağır oldu. Kendimi uzak tutmaya çalışıyorum ve yardım da alıyorum zaten. Çok istesem de bazen duruşmalar gitmiyorum. Kesinlikle kendimi iyi hissetmiyorum ve sakin kalamıyorum, adamlara vurmak istiyorum mesela, saldırmak istiyorum abuk sabuk konuştuklarında. Sadece dosyalarda değil, başka yerlerde de birikiyor bu tepki içimde. Bu çok büyük bir problem ve adeta bir savaş! Kadınlar canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Savaşta bizim de güçlü olmamız gerekiyor ve bazen gücümüz azalıyor diye düşünüyorum.

Devamını Oku…

Alkış bekleyen katiller: Nefret cinayetleri üzerine

kadin-cinayetleriHülya Sur / Pembsiyah Üçgen Aktivisti

Nefret suçları, bir kişinin, cinsel yöneliminden, cinsiyetinden, ırkından, dininden, dilinden, renginden, bedensel sakatlığından, yaşından ya da fiziksel görünümden dolayı, ona karşı duyulan önyargı ve nefret duygusu ile işlenen suçlardır. Nefret suçları, nefret söylemlerinin yarattığı düşmanlık atmosferinde gerçekleştirilir. Nefret söylemlerinin zeminiyse, kuşkusuz ayrımcılık ideolojileridir.

Devamını Oku…