Posts Tagged ‘kadın cinayeti’

“Kadın Cinayetlerine İsyandayız” Kampanyası

logoİstanbul Feminist Kolektif – “Kadın Cinayetlerine İsyandayız” Kampanyası

Kadın cinayetleri feministlerin uzun yıllardır mücadele gündemlerinden biriydi. Kampanya fikri bu mücadeleyi daha güçlü olarak sürdürme gerekliliğinden doğdu. Kampanyaya gelene kadar İstanbul’da farklı gruplardan ve bağımsız feministler, birlikte faaliyet sürdürürken kimi zaman “feministler”, çoğunlukla “feminist kolektif” imzasını kullanıyorlardı. Bu kampanya ile birlikte İstanbul Feminist Kolektif imzasında karar kılındı.

Devamını Oku…

Gülşah’ı korumadınız, Ümit Karakafa’yı engellemediniz!

gulsah

 

 

 

 

 

 

 

 

“Ablam polisken kendini koruyamadı. Devletimiz, ablamı koruyamadı. Amiri 2-3 günlük izin veremedi.

Yukarıdaki sözler 6 Temmuz 2012 tarihinde kocası tarafından vurularak öldürülen Gülşah Karakaya’nın(25) kız kardeşi Melis’e ait. Gülşah, kendisi gibi polis olan Ümit Karakafa ile 4 yıl önce evlendi. Tokat’ta görev yapan Gülşah, evliliği boyunca kocası tarafından tehdit ediliyor, şiddet görüyordu. Sonunda boşanma davası açan Gülşah, Ankara’da işe gitmek için servis beklerken eski kocası tarafından 4 el ateş edilerek öldürüldü.

Devamını Oku…

Fatma’ya bu sonu hazırlayan sadece kocası mı?

img_7448255b1255d

Kocası tarafından ölüm tehdidiyle 4. kattan düşürülen Fatma Şen’in davasının ilk duruşmasında, “intihara yönlendirme” değil “insan öldürmeye teşebbüs” suçlamasıyla görevsizlik talep edildi. İstanbul Feminist Kolektif üyeleri de davayı avukatlarıyla birlikte izlediler. İstanbul Feminist Kolektif “Fatma’yı korumadınız. Çetin Şen’i engellemediniz” pankartıyla adliye önünde bir basın açıklaması yaptı. Duruşma sonrasında da bir grup feminist duruşmaya katılamayan Fatma’yı ziyaret ederek duruşmanın bilgisini verdiler. Duruşmada Fatma Şen’in ifadesinin hastahanede alınması kararlaştırıldı. Duruşma görevsizlik konusunda karar vermek üzere 13 Ağustos’a ertelendi.

Fatma Şen 29 yaşında, 12 yıldır evli. 12 yıl boyunca eşi Çetin Şen’den gördüğü şiddet, en son Fatma’nın canına kast etme noktasına geldi. Çetin Şen, Fatma’yı öldürmeye ve bu cinayetten cezasız kurtulmaya o kadar kararlıydı ki, cinayetin intihar gibi görünmesi için gereken bütün önlemleri almıştı.

Önce Fatma’yı, birbirine eklediği iki fularla kendisini doğalgaz borusuna asmaya zorladı, fularlar kopunca birinci plan gerçekleşmedi. Sonra yine hazırda bulundurduğu bıçakla tehdit ederek Fatma’yı balkondan atlamaya zorladı. Fatma balkondan atladı ve şimdi bir aydır hastanede. Bacakları ve omurga kemikleri kırıldı; bir dizi ameliyat geçirdi. Felç kalma ihtimali var.

Fatma’ya bu sonu hazırlayan sadece kocası mı?

Maalesef işin içinde yine görevini yapmayan devlet kurumları var.
Fatma Şen, evliliği süresince gördüğü şiddete artık dur demek için karakola başvurmuş, mahkemeden koruma kararı almıştı. Ancak mahkemenin verdiği koruma kararının, Esentepe Karakolu’nda hükmü geçmedi. Karakolda görevli polislerden biri Fatma’yı bu koruma kararından zorla feragat ettirdi.

Savcı, Fatma’nın hastanede bilinci tam yerinde değilken verdiği ifadesine dayanarak, davayı intihara teşvikten açtı. Oysa dosyada Çetin Şen’in kurduğu darağacını, birbirine bağlanmış ve kopmuş fuları, bıçağı, itişme izlerini yani Çetin Şen’in Fatma’yı öldürmeye teşebbüs ettiğini gösteren olay yeri krokisi de vardı. Savcının davayı intihara teşvikten açması, cinayete intihar süsü vermeye çalışan Çetin Şen’i eminiz çok rahatlatmıştır.

Bütün sorunları çözecekmiş gibi lanse edilen ancak yürürlüğe girdiğinin 4. ayında ardarda ihlal edildiği ortaya çıkan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, Mahmure Karakule, Ferdane Çöl, Sevda Karatekin’i ve basına yansımadığı için adını bilmediğimiz kadınları korumaya yetmiyor. Polis kadını korumuyor, erkeği engellemiyor; savcı soruşturmuyor; hakim salıveriyor.

Bu yasayı uygulamakla ve uygulatmakla yükümlü hükümete, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına soruyoruz: Kadınları böyle mi koruyacaksınız? Yasanın verdiği görevleri yerine getirmeyen kamu görevlileri hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz? Kadın katili erkekleri korumak, cezasız bırakmak, az ceza almalarını sağlamak için birbiriyle yarışan kamu görevlileri hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Bakanınız, polisiniz, savcınız erkek adaletsizliğine çanak tutsa da, biz kadınlar, bu erkek dayanışmasını teşhir etmeye devam edeceğiz. Kadın katliamları son bulana kadar, katil erkekleri durdurana kadar, gerçek adaleti sağlamak için mücadelemizi sürdüreceğiz!

İstanbul Feminist Kolektif/1 Ağustos 2012

Fatma Şahin neye müdahil?

images1Fatma Şahin, şu sıra “çocuk gelinler”le! ilgileniyor. Çeşitli illerde basına yaptığı açıklamalarda, Türkiye’de çocuk yaşta evlendirmelere karşı mücadele edeceklerini söylüyor. 16 yaşından itibaren evliliklerde resmi nikâhın öneminden söz ediyor. Öte yandan, 18 Ocak’ta açıklanan Yargı Reformu taslağında, hastaneye başvuran kız çocuklarının hamilelik, şiddete maruz kalma, nikâhsız birlikte yaşama gibi durumlarına tanık olan hekimlerin, savcılık ya da polise bildirme yükümlülüğünün “tutuklamaların azaltılacağı” müjdesiyle ortadan kaldırılması öngörülüyor.

Devamını Oku…

Çocuk Gelinler Cehennemi

muhtarDursaliye Şahan 

Türkiye’de ne var? Örneğin DASK var. Zorunlu Deprem Sigortası. Ev alırken veya miras kaldığında bile tapunuzu alabilmek için yaptırmak zorundasınız. Hatta afet sonrası ödeme yapılmayan köy evlerine bile getirilmiş. Üstelik köylerde şehirdeki evlerin 5 misli prim alındığı söyleniyor.

Bu sigortadan kaçış yolu?

Diyelim ki yeni evinize su veya elektrik bağlatmak istiyorsunuz. Elektrik veya Sular İdaresi sigorta fotokopisini mutlaka dilekçenin altında görmek istiyor. Yani kaçma ihtimali sıfır. Pardon! Bir yolu var aslında. Mülkten vazgeçmek.

Şimdi gelelim şu haberlerde tekerleme haline gelen; çocuk gelinler konusuna.

Devamını Oku…

Erkek egemenliğine ve erkek yargıya İtiraz eden kadınlar yargılanıyor

Kadına  yönelik erkek şiddeti azalmadan sürüyor, her gün yeni bir kadın cinayeti haberiyle güne başlıyoruz. Kadın cinayetlerinin sayısını devletin çelişen açıklamaları nedeniyle tam olarak bilemiyoruz. Resmi makamlardan gelen sayılarda, basında çıkan haberler yoluyla tutulan çetelelerdeki rakamlarda kadın cinayetlerinin hız kesmediğini, her gün bir kadının öldürüldüğünü görüyoruz.

Devamını Oku…

Kadına yönelik suçlarda tarafız

Kadına Karşı Erkek Şiddeti Davalarına Kadın Örgütleri Taraftır,
Aile Bakanlığı Değil!

Kadın örgütleri olarak bugün bir kez daha kadına karşı erkek şiddet davalarında “TARAFIZ“ demek için Fatma Şen`in duruşmasını takip edeceğiz. Fatma, evliliği içinde kocası tarafından sistematik olarak şiddet gördü. Maruz kaldığı şiddeti polise bildirdiğinde, polis, hiçbir şey yapamayacağını söyledi, Fatma`nın mahkemeden aldığı tedbir kararından feragat etmesi için Fatma`yı zorladı. Fatma şiddet gördüğü evde yaşamaya mecbur bırakılırken, son olarak, sanık olan kocası, “ben seni öldürüp hapse girmem sen kendini öldür“ dedi. Aslında bütün kadın cinayeti davalarında olduğu bunda da sanık cinayetin her aşamasını tasarlamıştı. Son olarak Fatma`yı balkondan aşağı atarak onu öldürmeye teşebbüs etti.

Devamını Oku…

Kadın cinayeti davalarına müdahiliz!

Şefika Etik, Türkiye’de her gün öldürülen kadınlardan biri. 6 Ekim 2011 tarihinde boşanmak istediği kocası tarafından öldürüldü. Kamuoyu onu Habertürk’ün medya şiddeti olarak tanımladığımız, sürmanşetinde yayınladığı, sırtından bıçaklı fotoğrafıyla tanıdı.

Devamını Oku…

Arzu Odabaşı adeta göz göre göre katledildi

22 Şubat 2011 Salı günü dört çocuk annesi Arzu Odabaşı Üsküdar’da ayrı yaşadığı eşi Mustafa Odabaşı tarafından vurularak öldürüldü. Evlerde temizlik yaparak henüz öğrenim gören biri kız, dört çocuğunun geçimini sağlayan Arzu Odabaşı adeta göz göre göre katledildi.

Evet bu bir katliamdır!

Devamını Oku…

Arzu Yıldırım ölmeyebilirdi

Erkek şiddetiyle ilgili suç duyurularını önemsiz sayan, görevini yapmayan, kadınları  ‘korunmasız bırakan’, savcıları takip ediyoruz! Gözümüz savcılıklarda!

Arzu Yıldırım İstanbul Ümraniye’de birlikte yaşadığı sevgilisi tarafından öldürüldü. Arzu’nun çantasından savcılığa verdiği ‘ öldürüleceğim’ dilekçesi çıktı.  Arzu 7 Şubat’ta bu dilekçeyi verdikten 2 gün sonra öldürüldü.

Devamını Oku…

Öldüren “Sevgi” İstemiyoruz!

65292_411426735610174_1445286718_nHer gün en az 3 kadın en yakınındaki erkeklerin “sevgi”si yani baskı, yasaklama, kıskançlık, sahiplenmesi yüzünden öldürülüyor!

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Korkarız bugün de gazetelerin 3. sayfalarında Türkiye’de sevgilisinin elinden çiçek alacak ya da almayacak kadınlardan birkaçının ölüm haberlerine rastlayacağız. Bugün sevgililer günü, oysa erkeklerin “sevgisi” yani sevgi addettikleri baskı, yasaklama, kıskançlık, sahiplenmesi yüzünden günde en az 3 kadın öldürülüyor.

Devamını Oku…

Yasta değil isyandayız!

Eskişehir Demokratik Kadın Platformu Basın Açıklaması
17 Ağustos 2010

Kadın cinayetleri gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Her gün bir başka bahaneyle öldürülen kadınların haberini alıyoruz. Kıskançlık, erkeğin aşkına karşılık vermediği için, boşanmak istediği için, aile meclisi kararıyla, güzel koktuğu için ve daha niceleri. Kadınların ölümüne türlü türlü gerekçeler gösteriliyor. Hayatın her noktasında olan kadınlar birer birer ayrılıyorlar aramızdan.

Devamını Oku…

Mezar değil, sığınak İstiyoruz!

Feminist-iz Basın Açıklaması
3 Nisan 2010

Endişeliyiz…
Hayatlarımız, geleceğimiz ve sevdiklerimiz için…

Öfkeliyiz…
Yaşama hakkımız her vesileyle elimizden alındığı, ömürlerimiz bozuk para gibi harcandığı, şiddete maruz kaldığımızda bize gidecek yer bırakılmadığı için…

Devamını Oku…

Erkeklerin Sevgisi Her Gün Üç Kadını Öldürüyor!

İstanbul Feminist Kolektif Basın Açıklaması
14 Şubat 2010 / Taksim-Galatasaray

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Bugün dünyanın her yerinde erkekler, ellerinde başta kırmızı güller ve daha birçok hediye ile sevgilileri olan kadınlara, onları ne kadar çok sevdiklerini anlatacaklar.

Devamını Oku…

Celalettin Cerrah kadınları hedef gösteriyor!

Münevver Karabulut’un babasına “Kızına sahip çıksaydı.”diyen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah esas kendi diline sahip çıksın!

Kadın katillerine cesaret veren, kadın düşmanlığını körükleyen sözler eden, 18 yaşında katledilen Münevver’in ailesine “Kızlarına sahip çıkmışlar mı?” diye soran Celalettin Cerrah esas kendi diline sahip çıksın!

Devamını Oku…

Satı Korkmak cinayeti

Satı Korkmak, eşi Hasan Korkmak, tarafından televizyon kablosuyla boğularak öldürüldü (14.02.2009). Hasan Korkmak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum oldu.

Devamını Oku…

Ayşe Yılbaş Davasının Peşini Hiç Bırakmadık

ayskartAyşe Yılbaş da temas halindeyken kaybettiğimiz bir kadın.  Ayşe Yılbaş 24 yaşındaydı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenciydi. Boşanmak üzereydi. Kocasından ayrıydı; çocuğuyla birlikte ailesinin yanında yaşıyordu. Boşanma davasını iki feminist avukat yürütüyordu. Hastanede nöroloji servisinde çalışırken, boşanmak istediği kocası Astsubay Kıdemli Çavuş Hüseyin Güneş Özmen tarafından 22 Şubat 2008 tarihinde 12 kurşunla öldürüldü.

Devamını Oku…

Sevim Zarif

sevim-enaySevim Zarif ve eşi Halil İbrahim Zarif 22 Temmuz Pazar günü genel seçimlerde oy kullandıktan sonra evlerine dönerken Sevim’in eski kocası Yaşar Özcan tarafından öldürüldüler. Sevim Zarif kadın hareketini destekleyen, erkek şiddetine karşı kendi yaşamında da toplumsal hayatta da karşı durmuş kadınlardan biriydi. Sevim bizim arkadaşımızdı.

Devamını Oku…

Aslı Baş davasında erkek adalet değil gerçek adalet İstiyoruz

aslibasdavasi

“Medyadan; ‘nüfuzlunun’ ve ‘erkek’in yanında olan taraflı habercilik değil, gerçekleri ifşa etmesini; mahkeme’den suçluları gizleyen, koruyan bir yargılama değil adaleti tecelli ettirmesini istiyoruz” diyen İstanbul Feminist Kolektif basın açıklaması yaptı. Hazırlanan metni paylaşıyoruz:

 

 

Aslı Baş davasında erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz!

İntihar değil cinayet!
Bütün failler yargılansın!

Kadın cinayetlerinin istatiksel değerinin düşmesi ile “övünen” hükümetin söylemlerinin aksine, Türkiye’de kadın cinayetlerinin işlenme biçimlerinin değişiyor; cinayetlerin durmamasının yanı sıra failler yargılanmıyor, gereği gibi cezalandırılmıyor.

Erkeklerin her gün 3 kadını öldürdüğü, “yargı”, “devlet” ve “medya” işbirliğine her gün tanık olduğumuz bu ülkede, cinayetin delilleri, silahları, işlenme biçimleri değişiyor belki ama öldürülenlerin kadınlar, öldürenlerin erkekler ve işbirlikçilerin yargı, medya ve devlet olarak kalmaya devam ettiği bu gerçeklik karşımızda, tanıklıklarımızda, gazetelerde ve tıpkı Aslı Baş’ın düşmesinin kaydedildiği video görüntüleri gibi ekranlarımızda…

Devamını Oku…

“ABD’li kadın turist Sarai Sierra”

sarai

Tuğçe Sarıgül

“ABD’li Kadın Turist Sarai Sierra” diye başlıyor haberlerden birinin ilk cümlesi.

Bu turistin cinsiyeti erkek olsaydı “erkek turist” yazar mıydı onu düşündüm önce.

Sonra başka bir haberi okudum:

“Otopsi raporlarının genellikle 2-2,5 ay içinde tamamlandığı ancak Sierra’nın ‘özel durumu’ nedeniyle sürenin biraz daha uzayabileceği öğrenildi. Raporun yaklaşık 3 ay içinde çıkabileceği tahmin ediliyor.”

Neydi bu tırnak içindeki “özel durum”? Cinsiyetçi ve reklam kokan bu tırnak işareti çok fazla şey anlatıyordu aslında.

Derken, diğer haberleri taradım. Her cümle kendi içinde içler acısıydı.

Kadının tek başına yurt dışına çıkması mı yazılmadı, ajan olduğu mu, 13 günlük kirasını peşin ödediği mi… Hepsi ama hepsi yazıldı, konuşuldu.

Peki, haber değeri olan şey (ki burada bir insanın can kaybıydı) bunlar mıydı, yoksa bir kez daha bir kadının öldürülmesi miydi?

Sierra, ölü bulundu. Ama hemen üzülmesin kimse; tecavüz edilmedi. Derin bir nefes alabiliriz ülkece! Tam rezil olacakken yırttık yine.

Haberlerin erkek egemen dilini sıkça okuyor görüyoruz. Her defasında bizi şaşırtmamayı başarıyorlar.

Haberlerin ilk cümlesinden son cümlesine kadar salyalı ağızlardan cinsiyetçilik akan dili görmemek için kör olmak gerekiyor.

Bu cinsiyetçilik bombardımanı Sarai’nin tek başına Türkiye’ye gelmesiyle başladı: Madem iki çocuğu var, neden onları yalnız bıraktı, kocasıyla sorunu mu vardı da onunla gelmedi, parası olmadığı bilindiği halde neden Türkiye’den sonra başka ülkelere gitti, bu paranın kaynağı ne, gittiği ülkeler ve güzergâha göre ajan ve kurye olabilir mi,

Taylan kişisi kim, odaya sürekli 3-4 erkekle dönmesi ne anlama geliyor?…

Ülkemize gelen bir turistin “ölü bulunmasının” ardından, bu cümleye gelen karşı atak soruları onlarca daha uzayıp gidebilir. Son sorudan başlayacak olursak bu ne anlama geliyor?

-Toplumca rahat edebiliriz, kadın zaten …

-Ee?
-Hak etti yani.

Çocuğunu ve kocasını bırakmayan sadık eş ve şefkatli olmasını beklediğimiz Sierra…

Nereden biliniyor öyle olmadığı? Peki, gerçekten hem sadık eş hem şefkatli anne olmak zorunda mı? Tatile çıkmak için ille kocasıyla sorunu mu olmalı? Bu durum bize o kadar absürd geliyor ki, “Sarai olsa olsa ajan olabilir”i yapıştırıveriyoruz. Üstelik tam tersi bir durum olsaydı, yani ülkesinden buraya sadece bir kadınla birlikte olmak veya fotoğraf çekmek için gelen bir erkek olsaydı ve öldürülseydi, o insanın adını biliyor olur muyduk? ABD’li olmasa haber bile olmazdı belki. Aynı şey Sarai Sierra için de geçerli. Bu durumu ilginç ve magazinel kılan;

ölen kişinin ABD’li olması,

kadın olması,

ailesini bırakarak ilk kez yurt dışına çıkması,

parası olmadığı bilindiği halde birden çok ülkeye gitmesi

ve bir erkekle buluşması…

Kadının hiçbir durumuna saygı göstermeksizin, kalbine, ailesine, cebine attık ellerimizi. Kurcaladık da kurcaladık. Tek sorgulanmayan şey; “neden?”

Neden Türkiye’ye gelen yabancı kadınların ve burada yaşayan diğer kadınların can güvenliğinin olmadığı, korunamadığı…

Yalnız bir kadın yurt dışına çıkıyorsa başına gelecekleri önceden kabul etmiş sayılır. Üstüne bir de Müslüman ve Türk olmaması eklenince taciz kaçınılmaz olur. Özellikle,

Türkiye’den Rusya’ya giden erkeklerden Rus kadınlarının sıtkı sıyrıldı. Türk olmayan tüm kadınları elle, sözle, gözle taciz etmek gayet meşru. Onlar zaten “rahat”. Şikâyet edip karakola gitseler bile, orada da güvende olabilecekleri ihtimali düşük.

“Tecavüz bulgusuna rastlanmadı”

Sierra ölü bulunduktan sonra, ardından gelen ikinci cümle de şu oldu: “tecavüz bulgusuna rastlanmadı”.

Peki, bu cümle bize neden bu kadar iğreti geliyor?

Bu duruma şükretmemiz bekleniyor da ondan. Pippa Bacca olayındaki gibi “rezil olduk” nidaları atılırken bir de bakıldı ki tecavüz edilmemiş. Bundan mutlu mu olmamız gerekiyor? Kendi kendini ele veren bir toplum!

Yabancı bir kadının tecavüz edilip öldürülmesinin yansıması, yalnızca dünyaya rezil olmak olarak adlandırılıyor. Tek derdimiz var, aman ele güne rezil olmayalım, açık vermeyelim!

Misafirperverliğiyle övünen bir ülke daha var mı Türkiye’den başka? Buraya tatile, gezmeye gelen her yabancı kadını rahatsız etme, taciz etme “hakkı” da nereden çıkıyor o zaman?

Kadir Topbaş bizimle aynı ülkede yaşadığından emin mi?

Başka bir haber başlığı ise şöyleydi: Taylan K’dan “Birlikte Olduk” İtirafı.

Ve yine bir tırnak işareti. Vurgu orada.

“Sierra’nın öldürülme haberinin en önemli olayı bu.

Başına neden böyle bir olayın geldiğinin sebebi o tırnak içindeki cümle.

Siz siz olun, kocanız dışında kimseyle birlikte olmayı aklınızdan dahi geçirmeyin”

türünde bir tırnak işareti. Bakın, ne çok anlam kattı değil mi? Tek bir işaretle ahlak ve hayatımız hakkında bir yığın laf çıktı ortaya.

Bu başlığın hemen altında da Kadir Topbaş’ın “İstanbul Daha Güvenli” sözleri: (bkz: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ABD’li Sarai Sierra cinayetine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Dünyanın diğer kentleriyle mukayese ettiğinizde, İstanbul daha güvenli. Bu vahşi cinayet bizi üzmüştür. Mutlaka failler tespit edilecek. Ancak hoşumuza gitmeyen bir sonuç ortaya çıkmıştır. Çalışmalar sürmekte, valilik ve emniyetimizle müşterek çalışmalar yapıyoruz”.)

Kadir Topbaş bizimle aynı ülkede yaşadığından emin mi acaba?

Bu bir zaytung haberi gibi. Her gün 3 kadından fazlası erkekler tarafından öldürülürken, istatistiklere ülkemize gelen yabancı kadınların öldürülme sayısı da eklenip artık çeteleler bu doğrultuda tutulmalı. Çünkü kadınlar sistematik bir şekilde “cins kırımı”na uğruyor. Münferit olarak değerlendirmek korkunç… Kadir Topbaş ve türevlerinin yaptığı ise tam anlamıyla bu!

Kendileri bu ülkede istatistiklere bile giremeyecek kadar hızla öldürülen kadınlardan haberdar değiller mi? Adında artık “kadın” adı olmayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de bu durumu biliyor, diğerleri de… Türkiye bizler için güvenli bir ülke falan değil Topbaş. Biber gazları bu ülkede “tacize karşı” etiketiyle satılıyor sağda solda. Koruma talep eden binlerce kişinin cinsiyeti: kadın! Çantalarında savcılık şikâyetlerinin olduğu belgelerle öldürüldü yüzlerce kadın. Tecavüzü uğradıklarında, üzerinde ne vardı diye soran da yine savcınız, hâkiminiz. Tecavüze yeltenip eylem gerçekleşmedi diye beraat edenlerin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. 13 yaşında bir çocuktan tecavüz sonrası “rıza” arayan yargınız var. Onlarca erkeğin tecavüzüne uğrayan kadınlar rahatsız, çünkü o adamlar dışarıda. Çünkü o kadınlar hayatları boyunca hatırlamak istemeyecekleri o gerçekle, gittikleri her kurumda kendileri suçlanırcasına yeniden yüzleşiyorlar. Sen güvende olabilir, onlarca korumayla gezebilirsin. Devlet sana sıcak kucağını açabilir Topbaş, ama biz kadınlar her gün biraz daha ölüyoruz! Ölen, tecavüze uğrayan kadınların haberleriyle, “hala yaşayan” kadınlar olarak biz de ölüyoruz!

Bu tecavüz, taciz ve şiddet haberleriyle bir yandan da devletinizin, hükümetinizin ekmeğine yağ sürülüyor. Kadınların kork(uturul)arak evlere hapsolması ve sadece aile kurup o aileye sadık kalarak güvende olabileceğini düşünüyorsunuz. Ama aile içi şiddet, tecavüz ve ensestin esamesi okunmuyor.

Washington Post’ta makalesi yayınlanan gazeteci Alyson Neel, İstanbul’da başına gelen taciz olaylarını anlattığı için yine utanca (!) boğulduk. Dünya kadınları olarak gittiğimiz bir ülkede başımıza kötü bir şey geleceğinden öyle eminiz ki, bunun için rehberler bile hazırlanıyor. Devamlı olarak kendimizi korumak için ne yapmamız gerektiği söylenen bizleriz. Tacize, tecavüze uğradığını ispatlamak da yine bizim yükümüz. Kapalı giyinmesi, “ailesini” bırakmaması söylenen de yine biziz. Daha henüz bir ceninken başlıyor, yapmamız gerekenler listesi. Her şey aleyhimize delil olabiliyor. Alyson’ın şikâyet için gittiği karakolda bile, onu rahatsız eden yine bir erkek polisti. Hiçbir yerde güvende değiliz.

Şimdi bir de denetimli serbestlik yasası çıktı. Rahat eden üç beş kadın vardıysa da, artık onlar için de, bizim için de huzursuz günler katlanarak artıyor. Trajikomik olan şu ki; “bu yasayla, denetimli serbestlik tedbiri kapsamında cezanın infazıyla; hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamaları, aileleriyle bağlarını sürdürmeleri ve güçlendirmeleri amaçlanıyor”muş.

Bu amaç erkeğin karısını öldürüp huzura ermesiyle sağlanacak zaar.

Biz kadınlar dünyayı on kere keşfe çıkabiliriz. Tüm bu yukarıda sayılanlara son veren, güvenliğimizi sağlayan yasalar çıkarılıp dünya bizler için gerçek anlamda güvenli olunca, aile ya da eş, koca kisvesi altındaki prangalarımızdan kurutulunca, yasalarınız, muhafazakâr söylemleriniz, erkek egemen sisteminiz ve ahlak anlayışınız yerle yeksan olunca…
O ana kadar mücadeleye devam!

Biz bunları oldurana kadarsa, Pippa, Sarai, Melek, Münevver ve Güldünya’yı ve aramızda olan olmayan diğer kadınları yaşatacak, onları unutturmayacak, size bunun hesabını soracak ve kafanızı çevirdiğiniz her yerde olmaya devam edeceğiz.

 

“Erkek adalet”e sığınan bir kadın katili…

ezgiSongül Yıldız

Erkek egemen sistem bir erkeği kurtarmak için harekete geçtiğinde,devletinden yargısına bütün mekanizmaları, tüm gücüyle katil erkeği kurtarmak için çalışır.Kadının bedenini,hayatını erkeğin hüküm ve tasarrufu altında denetleyen sistem, itaat etmeyen kadın karşısında erkeği kollar ki; en başta kutsayıp pamuklarla bezediği “kutsal aile”sine zeval gelmesin…

Devamını Oku…

Yargı ve Erkek el ele Iraz’ı Katletti!

dsc_0006Dijan Özkurt

Gün geçtikçe artarak devam eden sistematik erkek şiddeti, her gün biz kadınların canını almaya devam ediyor. Erkek şiddetinin kurbanlarından biri olan ve ne yazık ki dün itibarıyla hayatını kaybeden Iraz Ekinci örneği yargının ve devletin erkek şiddetini engellemek yolunda adım atmak şöyle dursun adeta cinayete davetiye çıkarmak için elinden geleni yaptığını bize bir kez daha göstermiş oldu. Devamını Oku…

‘Melek’i uğurlarken boğazım düğüm düğüm…’

melekerkeksiddetiAğrı’nın Hamur ilçesinde iki çocuk annesi 24 yaşındaki Melek Karaaslan erkek şiddetine uğrayan kadınlardan biriydi. ’Namus meselesi’ yüzünden kabul edilmediği köyüne cenazesi ile döndü. Uçakla Ankara’dan Ağrı’ya getirilen Melek’in cenazesi yol üzerindeki akaryakıt istasyonunda yıkandı, çocukluğunun geçtiği Çağlayan Köyünde toprağa verildi. Cenazesini Vakad’lı kadınlar taşıdılar. Melek öldükten sonra herkes ona sahip çıktı. Bakan Fatma Şahin de  ’Öldüremedikleri için ölüme terk etmişler’ denilen ve ruh sağlığını kaybeden Melek’in davasının takipçisi olacağını söyledi. Devamını Oku…

Kadın Cinayetlerine Yeni Bahane: Kürtaj

her-gun-3demetHer gün 3 kadın öldürülüyor. Her yaştan, sınıftan, gruptan erkekler öldürüyor kadınları. En son 5 Temmuz tarihinde bir haber düştü gündemimize. Adana’da 19 yaşındaki Tuba Genç, 23 yaşındaki “ sevgilisi” Tahsin Can Bulat tarafından öldürüldü. Medyanın erkek şiddeti haberlerini verirken kullandığı özendirici, magazinel, cinsiyetçi ve pornografik dilden bu haber de nasibini almıştı. Ancak haber, okuduğunuz yazıya bu nedenle konu olmadı. Haberin yeni olan tarafı Tahsin Can Bulat’’in Tuba Genç’i “kürtaj olduğu için boğarak öldürdüm” iddiasıydı.

Devamını Oku…

Israrlı “erkeklik” halleri…

Ayşe Yılbaş davası karar duruşması  23 Mayıs Çarşamba Saat 10.00’da Çağlayan 4.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

ayseyilbas4a55

Kadın cinayeti davalarını takip ederken çok şey öğreniyoruz. Bu davaları izlerken ana hedefimiz katillerin daha ağır ceza almaları değil. Bu davalar görünür olsun, yargı erkeklik indirimlerini uygulamasın ve kadın cinayetlerinin önlenmesi için bir baskı mekanizması oluştursun istiyoruz. Bu isteğimizi kısmen gerçekleştirdiğimizi söylemek de abartılı olmaz. Bugün toplumun her kesiminde kadın cinayetlerinin tartışılır ve bilinir olmasında, erkek şiddetine karşı çözümler aranmasında dava takip sürecinin etkisi reddedilemez. Takip ettiğimiz davalarda katillerin ağır ceza almalarının ve erkeklik indirimlerinin kararlara yansımamasının ise kadınları ezen, kadına şiddeti hak gören ve meşru sayan erkeklerde caydırıcı bir etkisi olduğunu umuyoruz.

Devamını Oku…

Ayşe Yılbaş’ın katili tahliye peşinde!

meri-yazAyşe Yılbaş’ın 15 kurşunla öldürülmesinden tam 4 yıl sonra yeniden başlayan davanın ilk duruşmasında, Hüseyin Özmen, davayı izleyen feministlerin, müdahil olan avukatların kendisine hakarette bulunduğunu iddia ederek duruşmaların sesli ve görüntülü yapılmasını ve kadın örgütlerinin baskısıyla basında aleyhinde haberler yapılarak mahkemenin baskı altına alınmaya çalışıldığını iddia ederek de bu yöndeki yayınların durdurulması için karar alınmasını talep etmişti. Mahkeme heyeti Hüseyin Özmen’in taleplerini reddetmiş. Barodan bir avukat atanması kararını almıştı.

Devamını Oku…

Ayşe Paşalı Davasına Ulaşan Köprünün/Yolun Başlangıcı Ayşe Yılbaş Davası…

mor_nokta_2_ayse_yilbas

O. Meriç Eyüboğlu

Ayşe Yılbaş aramızdan ayrılalı 4 yıl oldu.

Karar ‘erkeklik indirimi’nedeniyle bozuldu.

Yargılama sürüyor…

Ayşe Yılbaş… 2007 yılının son aylarında, galiba üç-dört kez görüştük. Ne çok zaman geçmiş! Biliyorum ki pankartlarda, dövizlerde, göğsümüze iliştirdiğimiz kokartlarda fotoğrafları olmasa, yüzünü hatırlayamayacağım…

Ayşe’nin ölüm haberi bir Cuma günü öğlen saatlerinde telefonla iletildi. Takvimler 22 Şubat 2008’i gösteriyordu… Boşanmaya çalıştığı, kendisini bir Cuma günü öğlen saatinde/ezan vaktinde öldüreceğini defalarca söyleyen; Astsubay Kıdemli Çavuş, (göğsünü gere gere söylediği gibi Jitem’ci) Hüseyin Güneş Özmen tarafından öldürülmüştü.

Avukatı olduğum için bana haber veriyorlardı…O zamana kadar hiç böyle bir ölüm haberi almamıştım. Epey bir süre ne yapacağımı bilemedim.

Ayşe, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenciydi. Artık son senesiydi, katilinin hayatında yol açtığı tüm zorluklara ve imkansızlıklara rağmen, eninde sonunda Üniversiteyi bitirecek ve doktor olacaktı… Ama ölüm mahalli, o esnada staj yapmakta olduğu Nöroloji servisinin koridorları oldu…

Cerrahpaşa’ya gittiğimde savcı da gelmişti. O sırada bölük pörçük öğrendim; bir şarjör yetmemiş, ikinci şarjörü de boşaltmış… Ayşe (muhtemelen dönüp kaçmaya çalışırken) ilk olarak kafasının arkasından vurulmuş. Sonraki kurşunların tamamı da doğrudan kafasına ve göğsüne isabet etmiş. Toplam 15 kuşundan sadece bir tanesi öldürücü olmayan bir uzva, koluna gelmiş.

Yetmemiş, ceketiyle Ayşe’nin üzerini örtmüş, soğukkanlılıkla başında beklemiş. Teslim olmamış, ben jandarmayım, jandarmaya teslim olurum diye bağırarak, Ayşe’nin yanına kimseyi (sağlık çalışanlarını) yaklaştırmamış…4 ya da 5 güvenlik görevlisi tarafından etkisiz hale getirildiğinde, Ayşe’ye ulaşıp ilk müdahaleyi yapan hekimlere “yoksa ölmedi mi?” diye soracak kadar aklı başındaymış… Götürülürken tekbir getirmeyi ihmal etmemiş…

O gün iki şey istiyordum, bunu çok net hatırlıyorum. Evime gitmek ve bir daha çıkmamak… Bir de Ayşe’nin “beni öldürecek biliyorum” dediği anı unutmak… Hadi canım demiştim, o kadar kolay mı? Belki burası dağ başı mı? diye de eklemiştim. Çünkü O’na inanmamıştım. Ölümün bu kadar yakınında olduğuna…

O günlere ilişkin hatırladığım bir başka an da, Küçükçekmece Sulh Ceza Mahkemesi’ne yazdığımız dilekçe… Ayşe ve annesi, katil hakkında şikayetçi olmuştu. Tehdit, hakaret ve darp nedeniyle…(Aslında böyle bir sürü dava vardı). Duruşması yakındı bu nedenle Mahkemeye hitaben bir dilekçe kaleme aldık, “şikayet dilekçesinde yer alanlar gerçekleşti, müvekkilimiz sanık tarafından öldürüldü” diyen…

Yargılama sürecini onlarca feminist avukat ve feminist aktivist birlikte takip ettik. Ama sanık ve vekili tarafından iddia edildiği gibi, Ayşe Yılbaş aramızdan birilerinin müvekkili olduğu için değil… Bunun bir kadın cinayeti davası olduğunu düşündüğümüz için. O yıllarda ne “kadın cinayeti” kavramı biliniyordu, ne de “haksız tahrik” indiriminin istisnasız tüm kadın cinayeti davalarında uygulandığı ve erkek katilleri koruduğu bilgisi yaygınlaşmıştı. Feminist hareketin bu davayı sahiplenmesinin asıl nedeni bu politik tespitleriydi. Tabii bir de Ayşe’nin yaşadıklarının bize yabancı olmaması, hatta pekçoğumuz için tanıdık olması…

Bugünden bakılınca geldiğimiz noktanın, kadın cinayetlerine ilişkin oluşan bu “duyarlılık” ve “farkındalığın”, hatta Türk Ceza Kanunu’nun 29. Maddesinde yer alan “haksız tahrik” indirimi konusunda bile yol alınmış olmasının, Ayşe Yılbaş davasıyla ilk adımlarını attığımız feminist kampanyadan geçtiği görülüyor.

Biz bir yandan katilin ceza alması-adaletin yerini bulması, diğer yandan devletin kurumlarının, somut olarak da yargının cinsiyetçi bakış açısından kaynaklanan “haksız tahrik” indirimlerini uygulamaması, kadın kurumlarının neden taraf olduğunun, neden davaya müdahil olmak istediklerinin anlatılması/anlaşılması için çaba harcadık.

Katil ve sanık avukatı ise, ceza almamak için ellerinden geleni yaptılar. ‘Şuuru yerinde değildi’, ‘şizofrendi’, ‘cezai ehliyeti yoktu’, ‘seviyordu, perişan oldu’, ‘çocuğu için yaptı’, ‘derin bir elem ve gazap içindeydi’, ‘onlarınki bir aşk hikayesiydi, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı kadar birbirlerini seviyorlardı, her şey Ayşe’nin ailesi yüzünden oldu’ …tüm kadın cinayeti davalarında ileri sürülen gerekçeleri, ardı ardına sıraladılar.

7 Mayıs 2008 tarihinde başlayan yargılama, 28 Temmuz 2009 tarihinde sona erdi. Hüseyin Özmen, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

Bu karar Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından katil Hüseyin Özmen’in lehine bozuldu.

Yargıtay’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını oy birliğiyle bozmasının gerekçesi ise sanığın bu cinayeti tasarlayıp-tasarlamadığının, planını sabırla ve ısrarla uygulayıp-uygulamadığının, öldürme kararını ne zaman verdiğinin belli olmadığı “kanaati” (!)

Bu cinayetin önceden tasarlanıp işlendiğini gösteren bunca delil varken, bozma kararı verilmesini anlayabilmek güç. Feminist cepheden bakınca ise bu durumun adı belli; “erkeklik indirimi”

Ayşe…buralardan gideli ne çok zaman oldu. Ama hâlâ ailesi ve oğlu Berkay “adaletin tecellisini” bekliyor. Son olarak 21 Şubatta, yani ölüm yıldönümünden bir gün önce duruşması görüldü. Katili bir kez daha görmek, “kadın örgütlerinin menfaat temini amacıyla bu davayı takip ettiklerine ilişkin” zırvalıklarını dinlemek zorunda kaldık.

Avukatı istifa etti ama çook geç kalmış bir istifa… Zaten sanığın tutuklu kaldığı süre düşünülünce iyi niyetli olarak kabul edilmesi de zor görünüyor. Zaman kazanmak/yargılamayı uzatmak için yapılmadığını düşünmek ne kadar mümkün!? Nitekim Baro’dan yeni avukat atanacak, biraz zaman geçecek. Sanık “hakimin reddi” talebinde bulundu, prosedür işleyecek, biraz daha zaman geçecek. Eminim bu aşamadan sonra bir şeyler daha bulup-buluşturacaklar…biraz daha zaman geçecek. Sanık belki de, yargılama sona ermeden dışarı çıkacak. Ne mi olacak? Yaptığı yanına kar kalmış olacak, sürekli olarak anneanne ve dedeyi rahatsız edecek (içerdeyken de çeşitli kereler şikayetçi oldu, oğluna iyi bakılmadığını, dövüldüğünü falan iddia etti), oğlunu almaya çalışacak… (herhalde annesini 15 kurşunla vahşice öldürdüğünü övüne övüne anlatacak!!!)Olmadı yeniden öldürecek…3-5 yıl yatıp çıkacak…

Ne olursa olsun…feministler ve feminist avukatlar olarak bu davanın peşini bırakmayacağız.

Son olarak ve tekrar pahasına belirtmeliyim ki; Ayşe Yılbaş’ın davası, yargının cinsiyetçiliğini ve somut olarak da “haksız tahrik” indirimlerini gündemleştirmemiz, 4320 sayılı Kanun çerçevesinde verilen koruma kararlarının ne denli etkisiz olduğunu anlatmamız, bu davaları takip etmemizin/müdahil olmamızın sonuçlarını kamuoyuna yansıtmamız yönlerinden bir İLK’ti. O’nun davası vesilesiyle başlattığımız “kadın cinayetleri politiktir” kampanyasının feminist harekete ne kattığı, daha da önemlisi “kadın cinayeti” davalarını nasıl etkilediği ortada…

Ayşe Yılbaş davasıyla başladığımız yolculuk, bu davaların bir başka sembol ismi olan Ayşe Paşalı davasında, katil erkeğe “haksız tahrik” indirimi uygulanmamasına neden oldu… Böylesi kararlar umudumuzu arttırıyor. Ama ne olursa olsun öncelikli isteğimiz; öldükten sonra “adalet” değil, özgür, eşit ve güvenli yaşama hakkı…

Öznur için…

oznur_mor_nokta_2Çocukken günler bitmeyecek gibidir, her an heyecanlı ve anlamlıdır sanki. Okulu, ailesi, arkadaşları, köyü/mahallesi olan bir çocuksunuzdur işte… Günler çoktur, insanlar iyidir. Herkes dosttur, hemen akraba sıfatları eklersiniz yenice tanıştığınız birinin adının önüne. Her yetişkin kadın teyze, yetişkin adam amcadır. Geçen uçaklara el sallarsınız ne taşıdıklarını düşünmezsiniz pek.
Ama tüm çocuklar için değil maalesef; göğe gözlerini dikip bir uçağın geçişini seyretmesine kalmadan bombalar iner bir çocuğun bedenine, ya da bir diğeri bedeninde 13 kurşun bulur çocukluğun bitmeyecekmiş gibi gelen günlerini göremez… Devamını Oku…

Zeynep Göçek davasına Mor Çatı adına müdahillik!

isyandayiz

Zeynep Göçek aramızdan biri. Cezaevinden izinli gelen kocası arafından öldürüldüğünde 37 yaşındaydı. Biri 12, biri 18 yaşında iki çocugu vardı. Hayatı zorluydu. Katili olacak adam ikinci kocasıydı. Kurtuluş’ta kapıcılık yapıyor hem evi geçindiriyor; hem de cezaevindeki kocasına yetişmeye çalışıyordu. Katili olacak adamla arasında 25 yaş fark vardı. Adam içerdeyken kadına baskı yapıyor. Paranoyalarıyla Zeynep’i taciz ediyordu. Bayram iznine geldiğinde Zeynep’in kızkardeşinin yanında bayramın birinci günü için 3 gün sonrası için ‘kim öle; kim kala’ demisti. Devamını Oku…

Ayşe Yılbaş davası 20 Mart’a ertelendi

ase_yilbas_Ayşe Yılbaş’ın katili Hüseyin Özmen’in cinayeti planlı olarak işlemediği iddiasıyla Yargıtay tarafından bozulan davanın birinci duruşması 21 Şubat’ta yapıldı. Duruşma öncesi İstanbul Feminist Kolektif’in çağrısıyla biraraya gelen kadınlar bir basın açıklaması yaptılar.

Duruşmanın sürprizi katilin avukatlığını yapan ve insan hakları savunucusu olarak birçok davanın savunmasını üstlenen Bahri Belen’in duruşmadan 4 gün önce istifa ettiğini beyan eden yazıyı mahkemeye göndermiş olmasıydı. Hüseyin Özmen’in önce boşanma avukatı, cinayet sonrası da savunma avukatı olan Bahri Belen’le bu davayı bırakması için çok kez görüşülmüştü. Ancak Bahri Belen bu davayı bırakmak bir yana, kadın cinayetlerini politik kılan bir yerden, kadın düşmanı politikalarla savunma avukatlığını sürdürdü. Katilin ruh sağlığının yerinde olmadığı, aşk cinayeti işlediği, haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiği gibi erkek egemen taraftan savunmasını kurdu.

Devamını Oku…

Şefika Etik davasına müdahiliz!

erkek-adalet-deil-gerek-adaletŞefika Etik, Türkiye’de her gün öldürülen kadınlardan biri. 6 Ekim 2011 tarihinde boşanmak istediği kocası tarafından öldürüldü. Kamuoyu onu Habertürk’ün medya şiddeti olarak tanımladığımız, sürmanşetinde yayınladığı, sırtından bıçaklı fotoğrafıyla tanıdı.

 Şefika Etik 20 Eylül tarihinde, kocasının uyguladığı şiddete isyan etti ve karakola başvurup şikayetçi oldu. Kendi talebi üzerine Kadın Sığınma Evi’ne yerleştirildi. Sığınakların amacı kadınların şiddetsiz bir yaşama geçiş yapabilmelidir. Sığınakların yerleri ve sığınaklarda kalan kadınların bilgisi gizli tutulmalıdır. Şefika Etik’in yeri ise kocası tarafından tespit edildi ve sığınaktan çıkmaya ikna edildi. Bir başka deyişle sığınak görevlilerin “arabulucuk” yapması sonucu ölüme gitti. Evine gider gitmez kocası tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Devlet bir kadını daha korumadı. Devletin, failler ile kadınlar arasındaki uzlaştırma ve arabuluculuğu kadınları öldürüyor!

Nasıl oluyor da şiddet uygulayan erkek sığınma evinin yerini bilebiliyor? Nasıl oluyor da sığınma evinden çıktıktan iki saat sonra canından olan Şefika’nın ölümünün sorumluluğu ”kendi isteğiyle gitti” cümlesiyle devletin/kadından sorumlu bakanlığın üstünden atılabiliyor? Nasıl oluyor da hergün üç kadının öldürüldüğü bilindiği halde kadınların sığınma evinden şiddet ve ölüm yuvası evlerine geri dönmesi engellenmiyor?

Bu soruları ısrarla devlete sormaya devam ediyoruz. 23 Ocak 2012 tarihinde ilk celsesi görülecek Şefika Etik cinayeti davasını feministler olarak takip ediyoruz.

Biz kadın örgütleri kadın cinayeti davalarında “tarafız, müdahiliz”. Biz, feminist kadın örgütlerinin müdahillik taleplerini kabul etmeyen mahkemelere rağmen müdahiliz. Kadın cinayetlerine failler lehine indirim uygulayan mahkemelere rağmen müdahiliz. Biz erkek zihniyete rağmen, erkek adalete rağmen, kadın örgütleri olarak, kadına karşı işlenen her suçtan zarar gören ve her davaya taraf olan feminist kadınlar olarak, kadına yönelik şiddet davalarının tarafı ve 7/24 takipçisiyiz!

İstanbul Feminist Kolektif/Kadın Cinayetlerine İsyandayız Kampanyası

 

Şefika Etik davası: Kadın bedeninden ölüme gerekçe yaratmak

kadn-cinayetleri-eylemManisa’da kocası İbrahim Etik tarafından 6 Ekim 2011’de öldürülen ve Habertürk gazetesinin cesedini alenen ve ikinci kez mağdurlaştırarak sürmanşetten yayınlamasıyla gündeme gelen Şefika Etik’in davası 23 Ocak’ta başladı. İstanbul Feminist Kolektif, Habertürk’teki haberin veriliş tarzını, kadına yönelik erkek şiddetini pornografikleştirmek ve şiddete özendirmek sebebiyle protesto etmişti. Davanın ilk duruşması feministlerin bu protestolarında ne kadar isabetli olduklarını bir kez daha doğruladı.

Şefika kocasından sürekli şiddet görüyordu. Polise başvurdu ve sığınmaevine yerleştirildi. 6 Ekim’de yerinin gizli olması gereken sığınmaevinden İbrahim Etik tarafından arabayla alındı ve eve döndü. Aralarında çıkan tartışma sonucu aynı gün kocası onu bıçakla öldürdü ve evi yakmaya teşebbüs etti.

Devamını Oku…

Öldüren “Sevgi” İstemiyoruz!

İstanbul Feminist Kolektif, 14 Şubat’ta sevgililer günü kutlanırken kadın katlinin sürdüğünü hatırlattı; savcılıklara tehdit edildikleri için suç duyurusunda bulunan kadınlarla yüz yüze görüşmeleri ve bu kadınları acilen aile mahkemelerine yönlendirmeleri çağrısında bulundu.

Devamını Oku…

Öldürülüyoruz. Devlet seyrediyor…

İstanbul Feminist Kolektif-Kadın Cinayetlerine İsyandayız Kampanyası  23 Şubat 2011’de Ümraniye’de öldürülen Arzu Odabaşı’nın Öldürüldüğü yerde bir basın açıklaması yaptı:

Kadın Cinayetlerine İsyandayız!

Burada işlenen Arzu Odabaşı  cinayeti Devlet destekli örtük bir cins-kırım yaşandığını açıkça ortaya koymuştur.

Arzu Odabaşı, koca şiddetini adli mercilere bildirdiği halde,  öldürülene kadar“devlet” kılını kıpırdatmamıştır.  O merciler hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı kadınların şikayetini ciddiye almayanların takipçisi olacağımızı buradan herkese söylüyoruz.
9 şubat günü öldürülen Arzu Yıldırım cinayetinde de Ümraniye savcılığının ihmali açıktı. Bunun için de suç duyurusunda bulunduk, takipçisiyiz.

Adana’da  Semiha K.   Yıllarca şiddet gördüğü “koca”dan kurtulmak istedi, Devlet Semiha’yı da  erkek şiddetinden korumadı, geçen akşam öldürüldü.

Gebze Yavuzselim mahallesinde  Çiğdem K.   kocası tarafından salı gecesi pompalı tüfekle öldürdü.

Özlem eski kocadan kurtulmak için il değiştirdi, Katili onu buldu, bıçakladı ,ağır yaralı.

Maltepe de Şehri F.  Daha önce şikayetçi olduğu  halde gözaltına alınıp bırakılan  erkek tarafından  bıçaklanarak öldürüldü.

Gaziantep’te   kocasından boşanmak isteyen kadın bıçaklanarak yaralandı.

Erkekler seri kadın cinayeti işlerken. Devlet (hükümet, emniyet, jandarma, belediyeler, partiler,sendikalar, erkek kurumlar) seyrediyor.

Öldürmek için erkek, öldürülmek için kadın olmak yetiyor.

Kadın katilleri, “erkekçe bahaneler caizdir cumhuriyeti’nde” kadına şiddet uygulamaktan, kadını öldürmekten hiç çekinmiyor.

Bu cinayetler: devletin kadını koruyamadığını, kadınları  hanedeki  erkek şiddetiyle baş başa bırakıp, dövülmelerini, öldürülmelerini seyrettiğini gösteriyor.

İktidarın Aileden sorumlu bakanı , kadın cinayetleri için  “ münferit “diyor.  Ya münferidin anlamını bilmiyor, ya da bunca “ kadın kıyımını” görmüyor.

İktidarın, kadın cinayetleri  8 yılda % 1400 artmasının nedenlerini”  araştırmayıp,  erkek egemen zihniyeti besleyen cümleler kurmaları “ cins kıyımı’nın   artmasına sebep olmaktadır.

Meclis acilen  toplanıp “kadın cinayetlerini önlemek için “ derhal karar almalıdır.

Öldürülüyoruz! Devlet seyrediyor.
Savcılar  kadının  şikayetini ciddiye almıyor.
Sokaklara çıkıp cam çerçeve mi indirelim , silah mı kuşanalım.
Sabrımız kalmadı, canımız yanıyor,
Öfkeliyiz,  İsyandayız!!

İstanbul Feminist Kolektif

Cinayetten savcılık da sorumlu/18.02.2011

İstanbul Feminist Kolektif üyeleri, sevgilisi tarafından öldürülen Arzu Yıldırım’ın ölümünde ihmali olduğu iddiasıyla Ümraniye Cumhuriyet Savcısı Feridun Kabadayı hakkında suç duyurusunda bulundu.

Kadın Cinayetlerine İsyandayız Kampanyasını yürüten İstanbul Feminist Kolektif üyeleri, Yıldırım’ı sevgilisi Metin Çilingir’in, hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduktan iki gün sonra öldürdüğünü hatırlattılar. Yıldırım’ın ölümünde, korunması için gerekli önlemleri almayan cumhuriyet savcısı Kabadayı’nın da sorumluluğu bulunduğunu belirttiler.

“Tek suçlu Metin Çilingir mi?”

Ümraniye Savcılığının önünde yapılan basın açıklamasında Kadın cinayetlerinde erkek şiddetiyle ilgili suç duyurularını önemsiz sayan, görevini yapmayan, kadınları korumasız bırakan savcıların da sorumluluğu bulunduğu vurgulandı ve “Gözümüz savcılıklarda” dendi:
“Ümraniye’de sevgilisi tarafından öldürülen Arzu Yıldırım’ın çantasından savcılığa verdiği ‘öldürüleceğim’ dilekçesi çıktı. Arzu dilekçeyi verdikten iki gün sonra öldürüldü. Suçlu sadece Arzu’yu savcılığa dilekçe vermesini bahane edip de öldüren Metin Çilingir mi sizce?

Arzu Yıldırım’ın çığlığını duymayan, onu haklarına dair bilgilendirmeyen, can güvenliğinin sağlanabileceği ve güçlenebileceği bir sığınağı göstermeyen herkes sorumlu değil mi ölümünden? Onu, ‘Arzu Yıldırım’ı ölümle tehdit ettiği öne sürülen Metin Çilingir’in ifadesinin alınması’ talimatını eline tutuşturarak karakola yollayan Ümraniye Savcılığı’nın sorumluluğu göz ardı edilebilir mi?”

“Kadınları korumak imkansız değil”

Kalkan, savcılıklara “daha çok kadının ölmemesi için konunun önemine uygun davranmaları” çağırısında bulundu: “Savcılar, suç duyurularını savcılık kalemlerinde süründürmeden, suç duyurusu yapan kadınlarla yüz yüze görüşmelidir.

Aile mahkemesinin; tanıksız ve belgesiz 4320 sayılı kanun gereğince şiddet gören kadına koruma kararı verebileceği bilgisiyle davranmalı, kadının eline emniyete götürmek üzere dilekçeyi tutuşturacağına şiddet gören kadını Aile Mahkemesine yönlendirmelidir.
Kadınlar derhal güvenliklerini sağlayacak sığınaklara yönlendirilmeli ve tüm bu süreçlerde can güvenleri sağlanmalıdır.”

“Hükümet somut adımlar atmalı”

Kalkan, hükümeti de kadın erkek eşitsizliğini derinleştiren uygulamaların ve kadın cinayetlerinin önüne geçmek için somut adımlar atmaya çağırdı: “Sığınaklar hala yetersizin de altında. Kadın katillerine haksız tahrik indirimi uygulanmaya devam ediliyor, yeni yasal düzenlemeler, özel önlemler yok. Var olan yasalar dahi uygulanmıyor. Ve savcılıklar koruma talep eden kadınları dahi koruyamıyor! Acilen önlem alınmasını, adım atılmasını, hükümetin, yargının, savcılıkların görevlerini yapmalarını hatırlatıyoruz.”

İstanbul Feminist Kolektif / 18.02.2011

Sizin hiç kardeşiniz öldürüldü mü?

senaytaniklikŞenay Gelişli

Kurşun bedene girince insan ne hisseder, o anda ne düşünür, yaşamın bittiğini mi, çocuklarını bıraktığını mı, sevdiklerini terk ettiğini mi, lanet mi eder katilini tanıdığı güne, her şey bitti mi der? Yoksa hiçbir şey hissetmez mi, çok canı yanmış mıdır, acaba acı çeker mi?

Hepimiz düşünmüşüz bunları, otopsi raporu gelene kadar: ANİ ÖLÜM… İnsan kardeşinin aniden öldüğüne sevinir mi? Biz raporda bunu okuyunca rahatladık. Ne garip; öldü ama hiç olmazsa acı çekmeden, aniden!…

Yıllardır bire bir bilinçli karşı mücadelesini verdiğimiz erkek egemen şiddetini bu kadar yakınımızda ve bu kadar ağır yaşamak… Vurgun yemek çok başkaymış.

Hiç öyle atılan sloganlarla, bildirilerle, basın açıklamalarında yazılanlarla, panellerde anlatılanlarla aynı şey değilmiş bizzat yaşamak. O kadar derinden yaralıyor ki insanı, devamlı kanıyor.

Başımıza gelebileceğini hiç düşünmediğimiz bir katliamla boyalı basının 3. sayfa haberi olduk biz. Kimsenin başına asla gelmesini istemediğimiz bu olay, bize o kadar çok şeyi yaşayarak öğretti ki.

Okumayı kendi kendine öğrenmiş, fakat yazması olmayan ama Yediveren Gülleri diye şiir kitabı olan bir annenin yediveren gülleriydik, yedi kız kardeştik biz. Eğlenceli, gürültücü, kavgacı, dayanışmacı, bol kadınlı güzel bir aile… Şimdi yediveren gülün biri yok. Şimdi bir yanımız eksik. İki buçuk yıl oluyor neredeyse. Acılıyız, öfkeliyiz ve çaresiziz. Nasıl biter bu acı? Ama hayat devam ediyor, Sevim’in geride kalan iki küçük kızıyla yaşamı yeniden kurmaya çalışıyoruz.

Her zamanki gibi acımasız ve vicdansız bir erkeğin kırdığı, yok ettiği hayatların geride bıraktığı yürekleri onarmak, hayatı yeniden şekillendirmek kadınların o kadar güzel yaptıkları bir şey ki. Kadınlar çok güçlü. Bütün aile, sülale ve dostların desteğiyle ayaktayız, ama travmamız çok büyük.

42 yaşında, yaşamayı her şeye rağmen çok severken, çocuklarını büyütemeden, emekli olup dinlenme hayalleri kurarken, yaşlanamadan, yapacak onca şeyi varken, huzurlu bir yaşam istiyorum, yalnız yaşlanmak istemiyorum deyip yıllar sonra evlendiği ve kendisiyle evlenmek dışında hiçbir suçu olmayan kocasıyla birlikte yolda yürürken, arkadan vurularak öldürüldüler. Hem de büyük kızının babası olan, eski kocası tarafından.

Sevim hemşireydi, henüz okurken tanıştığı, sonradan katili olacak olan o adamla evlendi. Hemşire olduğunda halen okumakta olan adamı mezun etti, askere yolladı, iki kere avukatlık bürosu açtı, evin tüm geçimini sağladı. Bu arada eve ekmek dahi almayan, asalaklığı yaşam biçimi haine getiren katil, hayattaki tüm ezilmişliğinin tembelliğinin ve başarısızlıklarının sorumlusu kardeşimmiş gibi sürekli onu ezmeye çalışıp, ona hep kötü davrandı.

Kendisiyle ve hayatla sorunu olan ve devamlı didişen bu adamın yaptıklarına dayanamayan ama bir de ondan çocuğu olan kardeşim tükendiğini anlayıp, yaşadığı yeri ve çok rahat olan işini terk ederek İstanbul’a yerleşti.

Ama kabus bu sefer de çocuk üzerinden devam etti.

Kardeşimin dimdik ayakta kalıp yeniden evlenip ikinci çocuğunu doğurmasını, yeni bir hayat kurmasını hazmedemeyen ve bir avukat olan katil, tacizlerini Sevim’e ve çevresindeki herkese yaşattı.

Kardeşim defalarca mahkemelerde, yollarda dövüldü, tehdit edildi, çocuğun alınıp verilmesi sırasında devamlı sorunlar yaşadı. Katil, yasal velayeti kardeşimin üzerinde olan çocuğu defalarca kaçırdı. Avukatları tehdit ve darp etti, hakimleri reddetti. Sevim’in çevresinde olan ve ona destek olan herkes bu adamın yaptıklarından nasibini aldı.

En sonunda kardeşimin ona sunduğu yaşam standartlarını ve çevresini kaybetmenin hıncıyla o iki masum insanı öldürerek çıkardı. Ve bunu da kızım için yaptım diyerek o küçücük çocuğun üzerine kaldıramayacağı bir yük bıraktı.

Çocukları şimdi ömür boyu bir lanetle yaşamak zorunda. Sevim’den geriye kalan iki küçük kızdan biri, katil babası yüzünden annesiz kaldı, diğeri ise hem annesiz hem babasız kaldı ve onu bu duruma sokan ise ablasının babası. Ne biçim bir vurgun yemek bu, ne biçim bir adalet, acaba ilahi adalet var mı diye düşünmeden edemiyor insan. Bu çocukların suçu ne?

Kardeşim tüm yaşadığı kötü şeylere rağmen mücadeleci, iyi niyetli, dayanışmacı, sevecen, hayata sımsıkı bağlı güzel bir insandı, tıpkı birlikte öldürüldüğü kocası gibi.

Her zaman çocuğun psikolojisini ve mutluluğunu düşünerek o adamla iyi bir diyalog kurması için çaba sarf etti. Çocuğu ondan hiç esirgemedi. Onun aleyhinde konuşmadı. Evlense de kurtulsam diyordu hep, ne garip, hiç ölse de kurtulsam demedi.

Kendi çocuğuna ömür boyu altından zor kalkılacak bir yük bırakan bu katilin, mahkemelerdeki tavırlarından, savunmalarından ve bize bakışlarındaki ifadesinden de anlıyoruz ki hiç pişman değil. Pişman olsa kendi kafasına da sıkardı zaten. Karar duruşmasından sonra cezaevi aracında giderken inanılmaz bir pişkinlikle zafer işareti bile yapabildi. Nasıl bir duygu ve vicdan taşıyor bizim anlayabileceğimiz bir şey değil bu!.. Vicdanındaki bu yükle nasıl yaşıyor acaba?

Diğer izlediğimiz kadın katillerinin de mahkemelerdeki tavırları, ifadeleri, bakışları hep aynı. Sadece isimler ve mekanlar değişiyor.

‘Çocuğumu çok seviyordum onu bana göstermeyeceğinden korktum, o yüzden karımı öldürdüm’ diyordu, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi Ayşe Yılbaş’ı acımasızca 12 kurşunla öldürülen katil. Bu katili bizim eski ünlü solcu avukatlarımızdan biri olan Bahri Belen savundu. Son duruşmada, Bahri Belen katili savunurken, katilin karısını çok sevdiğini, çocuğunu onbeş gün görememesinin onu tahrik ettiğini, cinayeti azap ve elem içinde işlediğini öne sürerek haksız tahrik indirimi istedi ve bunun için o kadar çok çabaladı ki biz kadınlar hayretler içinde izledik. Adeta öldürmekte haklıydı diyordu. Ben inanamıyordum bu olup bitenlere, yıllar önce sol siyasi bir örgüt üyesi olmaktan yargılanan eşimi savunan Bahri Belen, yıllar sonra bir kadının bir anlamda benim kız kardeşimin katilini savunuyordu. Ve bunu o kadar korkunç bir biçimde yapıyordu ki, hepimiz şaşkınlık içinde kalıyor ve tepki veriyorduk. Ama o, sadece bizim tepkilerimizden rahatsız oluyordu, katilin haksız tahrik indiriminden yararlanması için utanılacak savunmalar yapıyordu. Aynı zamanda aynı Bahri Belen Hrant Dink’in de avukatı, halen mahkemelere katılıyor.

Ne bu şimdi, biz neye inanacağız, inançlarımızı, değerlerimizi neyle ölçeceğiz?

Sorguluyorum, hayatımda, bugüne kadar inandığım her şeyi, sahip olduğum değerlerimi sorguluyorum.

Kardeşimin katiline haksız tahrik ve iyi hal indirimi uygulanmadı. İki ayrı cinayetten müebbet aldı. Tasarlayarak öldürmeye dair yeterli kanıt bulunamadığından ağırlaştırılmış müebbet verilemedi.

Şimdi biz rahatladık mı? Kaybımız ve acımız o kadar büyük ki, ne ceza verilirse verilsin bize yetmeyecekmiş, mahkeme bittiğinde bunu daha iyi anladık. Öyle kırıldık ki doğrulamıyoruz hâlâ. Bu travma nasıl geçer, nasıl atlatılır, bu nasıl bir adaletsizlik?

Bana göre hayatta en büyük suç, başka bir insanın yaşam hakkını elinden almaktır. Umarız bu katil ömür boyu dışarı çıkamaz ve başka kimsenin canını yakamaz, özellikle de kızının..

Feminist-İz: Hediye yerine özgürlük istiyoruz!

izmirfeminist-iz14subat-1jpeg14.02.2011/Feminist-İz grubu “kıskandım”, “aşıktım”, “çok seviyordum”, “namusumu temizledim” vb. sözde “sevgi dolu” gerekçelerle meşrulaştırılan ve gazetelerin 3. sayfa haberlerine konu olan kadın cinayetlerine dikkat çekmek üzere kadınlara “Tüketim toplumu yaratma yolunda ortaya çıkarılan ve ‘en sevgi yüklü’ gün olarak lanse edilen ‘sevgililer günü’ alışverişe teşvik ediyor hepimizi” diyerek bir dizi etkinlik yaptı.

Devamını Oku…