Posts Tagged ‘haksız tahrik’

“Kadın Cinayetlerine İsyandayız” Kampanyası

logoİstanbul Feminist Kolektif – “Kadın Cinayetlerine İsyandayız” Kampanyası

Kadın cinayetleri feministlerin uzun yıllardır mücadele gündemlerinden biriydi. Kampanya fikri bu mücadeleyi daha güçlü olarak sürdürme gerekliliğinden doğdu. Kampanyaya gelene kadar İstanbul’da farklı gruplardan ve bağımsız feministler, birlikte faaliyet sürdürürken kimi zaman “feministler”, çoğunlukla “feminist kolektif” imzasını kullanıyorlardı. Bu kampanya ile birlikte İstanbul Feminist Kolektif imzasında karar kılındı.

Devamını Oku…

Ayse Yılbaş davası 21 Şubat’ta!

ays%cc%a7e-yilbas%cc%a7Ayse Yılbaş, boşanmak üzereydi; dava uzun sürmüştü… Boşanma avukatlığını, Meriç ve Birsen üstlenmişlerdi. Boşanma sırasında, Katil Hüseyin Özmen, Ayşe’nin 1 yaşından küçük çocuğunu kaçırmış ve Ayşe’ye göstermemişti. Ayşe, çocuğu polis zoruyla ve avukatların çabasıyla geri almıştı. Annesiyle yaşıyordu; Cerrahpaşa Tıp’ta Stajyer öğrenciydi.

 

Hüseyin Özmen astsubaydı. Bölge’de görev yapmıştı uzun yıllar. Ayşe’yi öldürdükten sonra soğukkanlı olmasını açıklamak için Özmen’in kadın avukatı, “müvekkilim yıllarca güneydoğu’da görev yaptı, ölülere alışkın” demişti. Devamını Oku…

Öldüren “Sevgi” İstemiyoruz!

65292_411426735610174_1445286718_nHer gün en az 3 kadın en yakınındaki erkeklerin “sevgi”si yani baskı, yasaklama, kıskançlık, sahiplenmesi yüzünden öldürülüyor!

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Korkarız bugün de gazetelerin 3. sayfalarında Türkiye’de sevgilisinin elinden çiçek alacak ya da almayacak kadınlardan birkaçının ölüm haberlerine rastlayacağız. Bugün sevgililer günü, oysa erkeklerin “sevgisi” yani sevgi addettikleri baskı, yasaklama, kıskançlık, sahiplenmesi yüzünden günde en az 3 kadın öldürülüyor.

Devamını Oku…

Mezar değil, sığınak İstiyoruz!

Feminist-iz Basın Açıklaması
3 Nisan 2010

Endişeliyiz…
Hayatlarımız, geleceğimiz ve sevdiklerimiz için…

Öfkeliyiz…
Yaşama hakkımız her vesileyle elimizden alındığı, ömürlerimiz bozuk para gibi harcandığı, şiddete maruz kaldığımızda bize gidecek yer bırakılmadığı için…

Devamını Oku…

Biz kadınlar artık yas tutmuyoruz.

Ankara Kadın Platformu Basın Açıklaması

6 Mayıs 2010-Yüksel caddesi

 

Biz kadınlar artık yas tutmuyoruz. Askılı elbise giydiği, eve geç geldiği, boşanmak istediği, aşık olduğu, sevişmek istemediği, sevmediği kişi ile evlenmek istemediği için öldürülen; aslında yalnızca “kadın” olduğu için öldürülen binlerce kadının yasını tutmuyoruz.

Devamını Oku…

Satı Korkmak cinayeti

Satı Korkmak, eşi Hasan Korkmak, tarafından televizyon kablosuyla boğularak öldürüldü (14.02.2009). Hasan Korkmak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum oldu.

Devamını Oku…

Ayşe Yılbaş Davasının Peşini Hiç Bırakmadık

ayskartAyşe Yılbaş da temas halindeyken kaybettiğimiz bir kadın.  Ayşe Yılbaş 24 yaşındaydı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenciydi. Boşanmak üzereydi. Kocasından ayrıydı; çocuğuyla birlikte ailesinin yanında yaşıyordu. Boşanma davasını iki feminist avukat yürütüyordu. Hastanede nöroloji servisinde çalışırken, boşanmak istediği kocası Astsubay Kıdemli Çavuş Hüseyin Güneş Özmen tarafından 22 Şubat 2008 tarihinde 12 kurşunla öldürüldü.

Devamını Oku…

Sevim Zarif

sevim-enaySevim Zarif ve eşi Halil İbrahim Zarif 22 Temmuz Pazar günü genel seçimlerde oy kullandıktan sonra evlerine dönerken Sevim’in eski kocası Yaşar Özcan tarafından öldürüldüler. Sevim Zarif kadın hareketini destekleyen, erkek şiddetine karşı kendi yaşamında da toplumsal hayatta da karşı durmuş kadınlardan biriydi. Sevim bizim arkadaşımızdı.

Devamını Oku…

Israrlı “erkeklik” halleri…

Ayşe Yılbaş davası karar duruşması  23 Mayıs Çarşamba Saat 10.00’da Çağlayan 4.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

ayseyilbas4a55

Kadın cinayeti davalarını takip ederken çok şey öğreniyoruz. Bu davaları izlerken ana hedefimiz katillerin daha ağır ceza almaları değil. Bu davalar görünür olsun, yargı erkeklik indirimlerini uygulamasın ve kadın cinayetlerinin önlenmesi için bir baskı mekanizması oluştursun istiyoruz. Bu isteğimizi kısmen gerçekleştirdiğimizi söylemek de abartılı olmaz. Bugün toplumun her kesiminde kadın cinayetlerinin tartışılır ve bilinir olmasında, erkek şiddetine karşı çözümler aranmasında dava takip sürecinin etkisi reddedilemez. Takip ettiğimiz davalarda katillerin ağır ceza almalarının ve erkeklik indirimlerinin kararlara yansımamasının ise kadınları ezen, kadına şiddeti hak gören ve meşru sayan erkeklerde caydırıcı bir etkisi olduğunu umuyoruz.

Devamını Oku…

Ayşe Paşalı Davasına Ulaşan Köprünün/Yolun Başlangıcı Ayşe Yılbaş Davası…

mor_nokta_2_ayse_yilbas

O. Meriç Eyüboğlu

Ayşe Yılbaş aramızdan ayrılalı 4 yıl oldu.

Karar ‘erkeklik indirimi’nedeniyle bozuldu.

Yargılama sürüyor…

Ayşe Yılbaş… 2007 yılının son aylarında, galiba üç-dört kez görüştük. Ne çok zaman geçmiş! Biliyorum ki pankartlarda, dövizlerde, göğsümüze iliştirdiğimiz kokartlarda fotoğrafları olmasa, yüzünü hatırlayamayacağım…

Ayşe’nin ölüm haberi bir Cuma günü öğlen saatlerinde telefonla iletildi. Takvimler 22 Şubat 2008’i gösteriyordu… Boşanmaya çalıştığı, kendisini bir Cuma günü öğlen saatinde/ezan vaktinde öldüreceğini defalarca söyleyen; Astsubay Kıdemli Çavuş, (göğsünü gere gere söylediği gibi Jitem’ci) Hüseyin Güneş Özmen tarafından öldürülmüştü.

Avukatı olduğum için bana haber veriyorlardı…O zamana kadar hiç böyle bir ölüm haberi almamıştım. Epey bir süre ne yapacağımı bilemedim.

Ayşe, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenciydi. Artık son senesiydi, katilinin hayatında yol açtığı tüm zorluklara ve imkansızlıklara rağmen, eninde sonunda Üniversiteyi bitirecek ve doktor olacaktı… Ama ölüm mahalli, o esnada staj yapmakta olduğu Nöroloji servisinin koridorları oldu…

Cerrahpaşa’ya gittiğimde savcı da gelmişti. O sırada bölük pörçük öğrendim; bir şarjör yetmemiş, ikinci şarjörü de boşaltmış… Ayşe (muhtemelen dönüp kaçmaya çalışırken) ilk olarak kafasının arkasından vurulmuş. Sonraki kurşunların tamamı da doğrudan kafasına ve göğsüne isabet etmiş. Toplam 15 kuşundan sadece bir tanesi öldürücü olmayan bir uzva, koluna gelmiş.

Yetmemiş, ceketiyle Ayşe’nin üzerini örtmüş, soğukkanlılıkla başında beklemiş. Teslim olmamış, ben jandarmayım, jandarmaya teslim olurum diye bağırarak, Ayşe’nin yanına kimseyi (sağlık çalışanlarını) yaklaştırmamış…4 ya da 5 güvenlik görevlisi tarafından etkisiz hale getirildiğinde, Ayşe’ye ulaşıp ilk müdahaleyi yapan hekimlere “yoksa ölmedi mi?” diye soracak kadar aklı başındaymış… Götürülürken tekbir getirmeyi ihmal etmemiş…

O gün iki şey istiyordum, bunu çok net hatırlıyorum. Evime gitmek ve bir daha çıkmamak… Bir de Ayşe’nin “beni öldürecek biliyorum” dediği anı unutmak… Hadi canım demiştim, o kadar kolay mı? Belki burası dağ başı mı? diye de eklemiştim. Çünkü O’na inanmamıştım. Ölümün bu kadar yakınında olduğuna…

O günlere ilişkin hatırladığım bir başka an da, Küçükçekmece Sulh Ceza Mahkemesi’ne yazdığımız dilekçe… Ayşe ve annesi, katil hakkında şikayetçi olmuştu. Tehdit, hakaret ve darp nedeniyle…(Aslında böyle bir sürü dava vardı). Duruşması yakındı bu nedenle Mahkemeye hitaben bir dilekçe kaleme aldık, “şikayet dilekçesinde yer alanlar gerçekleşti, müvekkilimiz sanık tarafından öldürüldü” diyen…

Yargılama sürecini onlarca feminist avukat ve feminist aktivist birlikte takip ettik. Ama sanık ve vekili tarafından iddia edildiği gibi, Ayşe Yılbaş aramızdan birilerinin müvekkili olduğu için değil… Bunun bir kadın cinayeti davası olduğunu düşündüğümüz için. O yıllarda ne “kadın cinayeti” kavramı biliniyordu, ne de “haksız tahrik” indiriminin istisnasız tüm kadın cinayeti davalarında uygulandığı ve erkek katilleri koruduğu bilgisi yaygınlaşmıştı. Feminist hareketin bu davayı sahiplenmesinin asıl nedeni bu politik tespitleriydi. Tabii bir de Ayşe’nin yaşadıklarının bize yabancı olmaması, hatta pekçoğumuz için tanıdık olması…

Bugünden bakılınca geldiğimiz noktanın, kadın cinayetlerine ilişkin oluşan bu “duyarlılık” ve “farkındalığın”, hatta Türk Ceza Kanunu’nun 29. Maddesinde yer alan “haksız tahrik” indirimi konusunda bile yol alınmış olmasının, Ayşe Yılbaş davasıyla ilk adımlarını attığımız feminist kampanyadan geçtiği görülüyor.

Biz bir yandan katilin ceza alması-adaletin yerini bulması, diğer yandan devletin kurumlarının, somut olarak da yargının cinsiyetçi bakış açısından kaynaklanan “haksız tahrik” indirimlerini uygulamaması, kadın kurumlarının neden taraf olduğunun, neden davaya müdahil olmak istediklerinin anlatılması/anlaşılması için çaba harcadık.

Katil ve sanık avukatı ise, ceza almamak için ellerinden geleni yaptılar. ‘Şuuru yerinde değildi’, ‘şizofrendi’, ‘cezai ehliyeti yoktu’, ‘seviyordu, perişan oldu’, ‘çocuğu için yaptı’, ‘derin bir elem ve gazap içindeydi’, ‘onlarınki bir aşk hikayesiydi, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı kadar birbirlerini seviyorlardı, her şey Ayşe’nin ailesi yüzünden oldu’ …tüm kadın cinayeti davalarında ileri sürülen gerekçeleri, ardı ardına sıraladılar.

7 Mayıs 2008 tarihinde başlayan yargılama, 28 Temmuz 2009 tarihinde sona erdi. Hüseyin Özmen, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

Bu karar Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından katil Hüseyin Özmen’in lehine bozuldu.

Yargıtay’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını oy birliğiyle bozmasının gerekçesi ise sanığın bu cinayeti tasarlayıp-tasarlamadığının, planını sabırla ve ısrarla uygulayıp-uygulamadığının, öldürme kararını ne zaman verdiğinin belli olmadığı “kanaati” (!)

Bu cinayetin önceden tasarlanıp işlendiğini gösteren bunca delil varken, bozma kararı verilmesini anlayabilmek güç. Feminist cepheden bakınca ise bu durumun adı belli; “erkeklik indirimi”

Ayşe…buralardan gideli ne çok zaman oldu. Ama hâlâ ailesi ve oğlu Berkay “adaletin tecellisini” bekliyor. Son olarak 21 Şubatta, yani ölüm yıldönümünden bir gün önce duruşması görüldü. Katili bir kez daha görmek, “kadın örgütlerinin menfaat temini amacıyla bu davayı takip ettiklerine ilişkin” zırvalıklarını dinlemek zorunda kaldık.

Avukatı istifa etti ama çook geç kalmış bir istifa… Zaten sanığın tutuklu kaldığı süre düşünülünce iyi niyetli olarak kabul edilmesi de zor görünüyor. Zaman kazanmak/yargılamayı uzatmak için yapılmadığını düşünmek ne kadar mümkün!? Nitekim Baro’dan yeni avukat atanacak, biraz zaman geçecek. Sanık “hakimin reddi” talebinde bulundu, prosedür işleyecek, biraz daha zaman geçecek. Eminim bu aşamadan sonra bir şeyler daha bulup-buluşturacaklar…biraz daha zaman geçecek. Sanık belki de, yargılama sona ermeden dışarı çıkacak. Ne mi olacak? Yaptığı yanına kar kalmış olacak, sürekli olarak anneanne ve dedeyi rahatsız edecek (içerdeyken de çeşitli kereler şikayetçi oldu, oğluna iyi bakılmadığını, dövüldüğünü falan iddia etti), oğlunu almaya çalışacak… (herhalde annesini 15 kurşunla vahşice öldürdüğünü övüne övüne anlatacak!!!)Olmadı yeniden öldürecek…3-5 yıl yatıp çıkacak…

Ne olursa olsun…feministler ve feminist avukatlar olarak bu davanın peşini bırakmayacağız.

Son olarak ve tekrar pahasına belirtmeliyim ki; Ayşe Yılbaş’ın davası, yargının cinsiyetçiliğini ve somut olarak da “haksız tahrik” indirimlerini gündemleştirmemiz, 4320 sayılı Kanun çerçevesinde verilen koruma kararlarının ne denli etkisiz olduğunu anlatmamız, bu davaları takip etmemizin/müdahil olmamızın sonuçlarını kamuoyuna yansıtmamız yönlerinden bir İLK’ti. O’nun davası vesilesiyle başlattığımız “kadın cinayetleri politiktir” kampanyasının feminist harekete ne kattığı, daha da önemlisi “kadın cinayeti” davalarını nasıl etkilediği ortada…

Ayşe Yılbaş davasıyla başladığımız yolculuk, bu davaların bir başka sembol ismi olan Ayşe Paşalı davasında, katil erkeğe “haksız tahrik” indirimi uygulanmamasına neden oldu… Böylesi kararlar umudumuzu arttırıyor. Ama ne olursa olsun öncelikli isteğimiz; öldükten sonra “adalet” değil, özgür, eşit ve güvenli yaşama hakkı…

Zeynep Göçek davasına Mor Çatı adına müdahillik!

isyandayiz

Zeynep Göçek aramızdan biri. Cezaevinden izinli gelen kocası arafından öldürüldüğünde 37 yaşındaydı. Biri 12, biri 18 yaşında iki çocugu vardı. Hayatı zorluydu. Katili olacak adam ikinci kocasıydı. Kurtuluş’ta kapıcılık yapıyor hem evi geçindiriyor; hem de cezaevindeki kocasına yetişmeye çalışıyordu. Katili olacak adamla arasında 25 yaş fark vardı. Adam içerdeyken kadına baskı yapıyor. Paranoyalarıyla Zeynep’i taciz ediyordu. Bayram iznine geldiğinde Zeynep’in kızkardeşinin yanında bayramın birinci günü için 3 gün sonrası için ‘kim öle; kim kala’ demisti. Devamını Oku…

Şefika Etik davasına müdahiliz!

erkek-adalet-deil-gerek-adaletŞefika Etik, Türkiye’de her gün öldürülen kadınlardan biri. 6 Ekim 2011 tarihinde boşanmak istediği kocası tarafından öldürüldü. Kamuoyu onu Habertürk’ün medya şiddeti olarak tanımladığımız, sürmanşetinde yayınladığı, sırtından bıçaklı fotoğrafıyla tanıdı.

 Şefika Etik 20 Eylül tarihinde, kocasının uyguladığı şiddete isyan etti ve karakola başvurup şikayetçi oldu. Kendi talebi üzerine Kadın Sığınma Evi’ne yerleştirildi. Sığınakların amacı kadınların şiddetsiz bir yaşama geçiş yapabilmelidir. Sığınakların yerleri ve sığınaklarda kalan kadınların bilgisi gizli tutulmalıdır. Şefika Etik’in yeri ise kocası tarafından tespit edildi ve sığınaktan çıkmaya ikna edildi. Bir başka deyişle sığınak görevlilerin “arabulucuk” yapması sonucu ölüme gitti. Evine gider gitmez kocası tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Devlet bir kadını daha korumadı. Devletin, failler ile kadınlar arasındaki uzlaştırma ve arabuluculuğu kadınları öldürüyor!

Nasıl oluyor da şiddet uygulayan erkek sığınma evinin yerini bilebiliyor? Nasıl oluyor da sığınma evinden çıktıktan iki saat sonra canından olan Şefika’nın ölümünün sorumluluğu ”kendi isteğiyle gitti” cümlesiyle devletin/kadından sorumlu bakanlığın üstünden atılabiliyor? Nasıl oluyor da hergün üç kadının öldürüldüğü bilindiği halde kadınların sığınma evinden şiddet ve ölüm yuvası evlerine geri dönmesi engellenmiyor?

Bu soruları ısrarla devlete sormaya devam ediyoruz. 23 Ocak 2012 tarihinde ilk celsesi görülecek Şefika Etik cinayeti davasını feministler olarak takip ediyoruz.

Biz kadın örgütleri kadın cinayeti davalarında “tarafız, müdahiliz”. Biz, feminist kadın örgütlerinin müdahillik taleplerini kabul etmeyen mahkemelere rağmen müdahiliz. Kadın cinayetlerine failler lehine indirim uygulayan mahkemelere rağmen müdahiliz. Biz erkek zihniyete rağmen, erkek adalete rağmen, kadın örgütleri olarak, kadına karşı işlenen her suçtan zarar gören ve her davaya taraf olan feminist kadınlar olarak, kadına yönelik şiddet davalarının tarafı ve 7/24 takipçisiyiz!

İstanbul Feminist Kolektif/Kadın Cinayetlerine İsyandayız Kampanyası

 

Şefika Etik davası: Kadın bedeninden ölüme gerekçe yaratmak

kadn-cinayetleri-eylemManisa’da kocası İbrahim Etik tarafından 6 Ekim 2011’de öldürülen ve Habertürk gazetesinin cesedini alenen ve ikinci kez mağdurlaştırarak sürmanşetten yayınlamasıyla gündeme gelen Şefika Etik’in davası 23 Ocak’ta başladı. İstanbul Feminist Kolektif, Habertürk’teki haberin veriliş tarzını, kadına yönelik erkek şiddetini pornografikleştirmek ve şiddete özendirmek sebebiyle protesto etmişti. Davanın ilk duruşması feministlerin bu protestolarında ne kadar isabetli olduklarını bir kez daha doğruladı.

Şefika kocasından sürekli şiddet görüyordu. Polise başvurdu ve sığınmaevine yerleştirildi. 6 Ekim’de yerinin gizli olması gereken sığınmaevinden İbrahim Etik tarafından arabayla alındı ve eve döndü. Aralarında çıkan tartışma sonucu aynı gün kocası onu bıçakla öldürdü ve evi yakmaya teşebbüs etti.

Devamını Oku…

Yargı “haksız”da kör, “tahrik”te dört göz!

Perihan Meşeli

“Çok sık banyo yapıyordu”, “Kahvaltıyı geç hazırladı”, “Boşanmak istedi”, “Meyve suyu ikram etim, reddetti”, “Bir aydır sadece makarna pişiriyordu”… Bunlar ve bir dünya sudan sebep kadınları öldürmek için yeterli. Kadınların hayatı erkekler tarafından yok yere tuzla buz edildiği yetmiyormuş gibi, yargı da adaletin terazisine geçirdiği haksız tahrik kılıfıyla katil erkekleri koruyor. Bu yazıda, öncelikle kılıfına uydurulmamış haksız tahrik kurumunun ne olduğunu ve hukuken düzenleniş biçimindeki sorunlara çok girmeden, mevcut haliyle kadınlara karşı işlenen cinayet, taciz, tecavüz ve diğer şiddete dayalı suçlarda uygulanış biçimini kısaca anlatmaya çalışacağım.

Haksız tahrik, cezada indirim sebeplerinden biri. TCK m.29 ve gerekçesi incelendiğinde haksız tahrik indiriminin uygulanabilmesi için: 1-Mağdurdan kaynaklanan tahrik edici bir fiil olmalıdır. 2- Fiil haksız olmalıdır. 3- Fiil failin öfke ve üzüntü duymasına yol açmalıdır. 4- Fail haksız tahrik nedeniyle tepki olarak bir suç işlemelidir. Bu şartların hepsi birlikte gerçekleşmiş olmalı ki haksız tahrik indirimi gündeme gelsin. Biri gerçekleşmemişse haksız tahrik indirimi uygulanamaz. Bu şartlar arasında, yargı tarafından hep “unutulduğu” için özellikle fiilin haksız olması hususuna dikkat çekmek gerek. Haksız fiilden kasıt, hukuk düzeninin onaylamadığı bir harekettir. Hareket, toplumsal değer yargıları, örf, adet, gelenek v.s. açısından tahrik edici olabilir ama hukuk düzenince tasvip ediliyorsa haksız tahrik indirimi uygulanamaz. Bunun yanında fail, suçu, kıskançlık, intikam gibi duygular nedeniyle veya tepkisel değil tasarlayarak işlemişse yine haksız tahrik indiriminden yararlanamayacaktır.[1] İndirim uygulanamaz uygulamalar ise kadın cinayetlerinin neredeyse hepsinde var. İşte gazete haberlerine yansımış birkaç örnek:

“9 Mart 2006 akşamı, Ali Şimşek, kendisinden izinsiz alışverişe çıktığını, kıyafet alarak borca girdiğini öğrendiği eşi Nurgül Şimşek’i ekmek bıçağıyla öldürdü. Cezası ‘haksız tahrik’ indirimiyle müebbetten 24 yıla indi”[2]“7 Ağustos 2007’de, Fatih Aguş, eşi Sevgi Aguş’u, kot pantolon giymesi yetmiyormuş gibi başka bir erkeğe de ‘cilveli şekilde’ saati sorduğu için öldürdü. Cezası ‘haksız tahrik’ altında işlediği ve pişman olduğu gerekçesiyle müebbetten 20 yıla indirildi.”[3], “Bir gece eşinin cinsel ilişki teklifini kabul etmeyen Ö.Y., bu konuda ısrar eden kocasını yataktan itekledikten sonra düşmesine neden oldu. Ü.Y. bu harekete, ruhsatsız tabancasını çekerek karşılık verdi ve eşi Ö.Y.’yi öldürdü. Kocaeli 1. Ağır C. Mahk.’de yargılanan Ü.Y., haksız tahrik indirimi de uygulanarak 24 yıl hapis ve 440 YTL adli para cezasına çarptırıldı..”[4], “İzmir 11. Ağır C.M., Alev Er’i öldüren eşi Şakir Er’e kadının piercing yaptırmasını ve çantasından doğum kontrol hapı çıkmasını ‘haksız tahrik’ sayarak 20 yıl hapis cezası verdi”[5]

Su içsek haksız tahrik diyen, kanunları bilerek ve isteyerek çiğneyen erkek bir yargı var karşımızda. Bu yüzden biz kadınlar için haksız tahrik indirimi “erkeklik indirimi” ile eşanlamlı. Yeni Ceza Kanunu’nda kadın örgütlerinin mücadelesiyle erkeklerin aldıkları cezaların dayanılmaz hafifliğine karşı birtakım olumlu düzenlemelere yer verildi. Eski kanunda töre cinayetlerinin failleri tahrik indiriminden yararlanabiliyorken yeni kanunda “töre veya namus cinayetlerinin” failleri hak­sız tahrik indiriminden yararlanamıyor. Namus cinayetleri, erkeklerin kadını, kadın bedenini ve cinselliğini kendilerine ait görmelerinden kaynaklanan cinayetler olup töre cinayetlerini de içeren daha kapsamlı bir terimdir. Kanuna “Namus bahanesiyle işlenen insan öldürme suçlarında haksız tahrik indirimi uygulanamaz” ibaresi konması gerekirdi. Ancak yeni kanun da namus cinayetlerini töre cinayetlerinden ibaret görmüş, faillerini “akraba içi”yle sınırlı bırakmış. Bu kadarını dahi içine sindirememiş ki bu ibareye kanunda değil kanunun gerekçesinde yer vermiş!

Kadınlar sırf kadın oldukları için öldürülüyor. Erkek egemen sistem katil erkeklerin adlarını değiştiriyor sadece. Bu sistematik erkek şiddeti karşısında biz feministler kadına yönelen şiddet davalarında tarafız. Ayşe Yılbaş, Sevim Zarif davalarında katiller haksız tahrik indiriminden yararlandırılmayarak gerektiği gibi cezalarını aldılar. Davalara her müdahillik talebimiz reddedilse de başka kadınların aramızdan ayrılmaması için bu davaların takipçisi olmaya devam edeceğiz. Eril cinsellik ve otoritesinin meşruiyetini sağlayan ataerkil sistemin tüm mekanizmalarına “sözümüz”: EMEĞİMİZ, BEDENİMİZ, KİMLİĞİMİZ BİZİMDİR!

 

[1] Arş Gör. Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu’nda Haksız Tahrik Yüksek Lisans Tez Çalışması,

http://www.nuveforum.net/292-suclar-cezalar/70711-yeni-turk-ceza-kanununda-haksiz-tahrik/

[2] 17.11.2006 tarihli haber http://www.tumgazeteler.com/?a=1803638

[3] 11.08.2007 tarihli haber http://www.tumgazeteler.com/?a=2348627

[4] 26.11.2007 tarihli haber http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=239876

[5] 20.09.2007 tarihli haber http://www.nethaber.com/NewsDetails.aspx?id=37971

 

Davaları takip ederken…

sb1Yaklaşık iki yıldır mahkemelerde yan yanayız. Katilleri, ölen, yaralanan, tecavüze uğrayan kadınları, ailelerini, feministleri, hissettiklerimizi, biriktirdiklerimizi oturup konuşalım, paylaşalım dedik. Yerimiz ancak bu kadarına izin verdi ama aslında daha o kadar çok şey var ki…

Funda: Nerden başlayalım bilemiyorum ama bu süreci hep birlikte yaşadık. Dosya konumuz “Kadın Cinayetleri politiktir” olunca, bu süreç boyunca neler yaşadık konuşalım diye düşündük.

Selin: Kişisel hislerimden başlayabilirim aslında. Hepimiz 2. derece travma yaşıyoruz diye düşünüyorum. Bu davaların benim psikolojime etkileri epeyce ağır oldu. Kendimi uzak tutmaya çalışıyorum ve yardım da alıyorum zaten. Çok istesem de bazen duruşmalar gitmiyorum. Kesinlikle kendimi iyi hissetmiyorum ve sakin kalamıyorum, adamlara vurmak istiyorum mesela, saldırmak istiyorum abuk sabuk konuştuklarında. Sadece dosyalarda değil, başka yerlerde de birikiyor bu tepki içimde. Bu çok büyük bir problem ve adeta bir savaş! Kadınlar canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Savaşta bizim de güçlü olmamız gerekiyor ve bazen gücümüz azalıyor diye düşünüyorum.

Devamını Oku…