Posts Tagged ‘feminizm’

Cezaevlerindeki şiddete karşı “Siyah Eylem”/1989

scan0001Feminist kadınların cezaevlerindeki şiddeti protesto etmek için kadınlara siyah giyme çağrısı,  Türkiye’deki feministler açısından bir eşikti. Siyah eylemle Türkiye’de 80 sonrasında oluşmaya başlayan feminist hareket, ilk kez özgül gündemi dışındaki bir olaya tepki vermiş oldu.  Bu da kimi tartışmaları beraberinde getirdi.

Güncelliğini koruyan bu tartışmanın arkasında şu sorular  yatıyor; Feminist Hareket kadınların kurtuluşu  ile doğrudan bağlantılı olmayan gündemlere ilişkin söz söylemeli miydi? Bağlantı kurularak mı söylenmeliydi, yoksa destek-dayanışma bağlamında mı sözünü kurmalıydı? Feminizmin bir politik özne olmasının anlamı neydi?

Devamını Oku…

Ataerkinin Günahı Kadınların Boynuna!

kkkS. Dilek Şentürk

 

Erkek egemen sistemin feminist hareketi yok saymak adına bu mücadeleyi hedef alan bazı bombaları vardır. Her ne kadar alanımıza düşmeden ellerinde patlatıyor olsak da ardı arkası kesilmiyor ürettikleri bombaların, karalamaların ve yok saymaların. Örneğin feminist hareketi hedef alan bu bombalardan biri “Eee, evet öyle diyorsunuz ama” sözleriyle başlayıp “Erkeği de yetiştiren kadın değil mi?” sorusuyla bitmekte. Üstelik ellerinde patladığını fark etmeden, yaptıkları karalamanın kendilerine zafer kazandırdığını düşünme yanılgısını yaşayarak. Yetiştirmek ve bakıcılığı aynı kefeye koyan zihniyetin kadına “yanlış yetiştirme” suçlamasını yaparken asıl amacı, feminizme düşürdükleri gölge altında serinlemektir.

Devamını Oku…

“Buzzz Gibi Ofsayt: Cinsiyetçiliğin Sportif Halleri” Buluşmamızın Düşündürdükleri…

Nacide Berber

cumartesi_bulusmalari-01Popüler kültür-feminizm tartışmalarına kafa yormaya başlamamız çok yeni değil tabii. Ama Şubat ayı itibariyle başlattığımız Feminist Cumartesi Buluşmaları’nı gerçekleştirmemizde itici kuvvet olduğu kesin.

Popüler kültür tartışmaları küçümsemeyle yüceltme arasında gidip gelse de, biliyoruz ki hegemonik kültür olarak herkesin olduğu kadar kadınların ve dahi feministlerin de hayatını etkilemekte ve bu konu gündelik hayatımızda önemli bir yer teşkil etmektedir. Her popüler kültür ürünü kötüdür diye bir şey düşünmesek de, pek çoğunun cinsiyetçi olduğu ve haklı bir feminist müdahaleyi hak ettiği kesin diye düşünüyoruz! Devamını Oku…

İlerici- Gerici İkileminde Feminist Politika

foto-ifkEce Kocabıçak

13 Şubat 2015

İktidar partisinin liberal ilerici ya da dinci gerici olduğu ikilemi üzerinden politika yapmak bize yeni   olanaklar sağlıyor mu? Yoksa bu ikilem, patriyarkanın öznesi erkekler ile devlet arasındaki tarihsel bağı  görünmez mi kılıyor? Bu soruya yanıt verebilmek için öncelikle feminist politika açısından neyin ilerici, neyin gerici olduğunu tarif etmeye çalışacağım. Ardından, feminist zemin üzerinde yaptığım bu ayrıma sadık kalarak, liberal iktidarların her koşulda kadınlar için ilerici olup olmadığını tartışacağım. Böylesi bir tartışmanın liberal ilerici- dinci gerici ikileminin feminist politikaya getirdiği kısıtları göstermesini umuyorum. Son olarak, farklı bir kavramsal çerçevenin izinden giderek, erkekler ile patriyarkanın kurumları olan devlet, heteroseksüel aile, kültürel ve dini pratikler, şiddet ve cinsellik arasındaki ilişkiye ve kadınların bu kurumlarla mücadelesine değineceğim.[1]

 

Devamını Oku…

Özne olmak, güçlenmek, özgürleşmek: İlişkiler üzerine feminist notlar

iliskiemekcileriSelin Çağatay – Cemre Baytok*

Feminist Politika’nın 20. sayısının dosya konusu “Aşklarımız, eşlerimiz: farklı ilişki biçimleri” idi. Kadınlar olarak aileye, evliliğe, anneliğe mahkûm edildiğimiz bir hayata karşı çıkışımızın bir ayağı da tekeşli, heteroseksüel birliktelikleri tartışmaya açmak, duygusal ve cinsel ilişkilerimizi feminist bir bakış açısından ele almak. Dosyamız da, bu doğrultuda, tek eşliliğin, çok eşliliğin, alternatif ilişki biçimlerinin sorgulandığı ve derinleştirildiği, erkekler ve kadınlarla aşk ilişkilerindeki farklılıkların, benzerliklerin feminist bir bilinçle değerlendirildiği, aldatma, kıskançlık, sadakat, dayanışma ve özgürlük gibi kavramların sorgulandığı yazılar içeriyordu.

Biz bu yazıda, “Aşklarımız, eşlerimiz” dosyasından aldığımız ilhamla, feminist ilişki kurma biçimi, kadın dayanışması ve patriyarkayla, heteroseksizmle mücadele gibi sıklıkla dile getirdiğimiz kimi ilkeleri tartışmaya açmak istiyoruz. Feministler olarak ilişkilerimizi özgürce yaşamamızın yolu bu ilkeleri benimsemekten geçiyor. Ancak, bu ilkelerin oluşturduğu etik-politik çerçeve, bize tekil durumlarda nasıl bir tavır alacağımıza dair bir reçete sunmuyor. İlişkilerimiz söz konusu olduğunda feminizm, kadın dayanışması ve partiyarkaya karşı mücadele somut olarak neye tekabül ediyor? Bu ilkeleri feminist bir ezber üretmekten kaçınarak nasıl düşünebiliriz ve ilişkilerimizi bunların ışığında nasıl şekillendirebiliriz? Yazımızda bu sorulara cevap vermeye çalışacağız.

Devamını Oku…

Aile Dışında Hayat Var mı? Bir Kampanyanın Ardından…

baskaaileHeinrich Böll Stiftung Derneği tarafından 9-10 Kasım tarihlerinde düzenlenen “Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün mü?” başlıklı konferansta Sevgi Adak tarafından Sosyalist Feminist Kolektif’in “Aile Dışında Hayat Var” kampanyasına dair sunumunu aşağıda paylaşıyoruz:  

“Sosyalist Feminist Kolektif olarak 2013 yılının ilk aylarında yürüttüğümüz ‘Aile dışında hayat var’ kampanyası deneyimimizi paylaşmak ve “bu deneyim üzerinden neler söyleyebiliriz, birlikte hangi soruları sorabiliriz, aile meselesini öncelikle feministlerin politik gündemi olarak nasıl devam ettirebiliriz” noktaları üzerinden bir tartışma açmak istiyorum.

Neden böyle bir kampanya? Sanırım öncelikle bu soruyla başlamak lazım. Aile ideolojisi ve özellikle AKP’nin aileyi güçlendirmeye dayalı muhafazakâr politikalarına karşı bir kampanya örgütleme fikri 2012 yılında oluştu ve 2012 Ağustos ayında gerçekleştirdiğimiz SFK’nın 5. kampında bu konuda bir atölye çalışması yaptık. Kampanyanın ismi ve genel hatları ile içeriği de bu kamp sırasında tartışıldı ve ortaya çıktı.

Devamını Oku…

Yeniden Mor İğne!

feminist gazete-Mart 2008

Filiz karakuş

Taksim’deki cinsel saldırıdan sonra, bundan 19 yıl önce “Bedenimiz bizimdir cinsel tacize hayır” kampanyasında olduğu gibi yeniden mor iğnelerimizle sokaklara çıktık.
O zamanlar, cinsel taciz terimini çoğumuz ilk kez duymuş, cinsel taciz tanımını yapmak için ise başımızdan geçenleri, yanı başımızda yaşananları tek tek ortaya dökmüştük. Açığa çıkarmak, paylaşmak, haykırmak ve teşhir etmek gerektiğini ilk kez hep birlikte konuşuyorduk.  “Biz kadınlar”ın ötesinde  her birimiz özne idik. Kendimizi, kadınlık durumumuzu yeni keşfediyorduk. Öfkemizi büyütüyorduk.

Devamını Oku…

Kadınlar, dayağa karşı dayanışmaya!/Stella Ovadia/Ekim1987

feminist dergisi (3.sayı-Ekim 1987)
Stella Ovadia

scan0005Başlattığımız kampanyanın başlığı kendi başına bir program. Kadınları, dayağa karşı dayanışmaya çağıran … Tabii ki kadınların hemcinsleriyle dayanışması, toplumun her alanında (hapishane, okul, ordu) yaygın olan dayak belasıyla karşılaştıkları “özel” alanda yalnız ve çaresiz bırakılmamaları için dayanışma ağları ve giderek sığnaklar kurulması son derece anlamlı ve gerekli. Ama dayağın ve dayağa karşı kadın dayanışmasının feminist açıdan anlamı nedir, değinmek istiyorum.

Devamını Oku…

Kadınlar dayağa karşı dayanışmaya / feminist dergisi-1987 Kasım

resim-1559-001Kadınların dayağa karşı dayanışma kampanyası, boşanma davası açan bir kadının aleyhine verdiği gerekçeli kararda “kadının sırtından sopa, karnından sıpa eksik olmamalı” diyen hakim Mustafa Durmuş’a açtığımız hakaret davası ile başladı, dayağın meşrulaştırılmasına karşı yürüyüşle devam etti, kadın şenliğiyle sürüyor.

Devamını Oku…

Feminizm radikal ve devrimci bir harekettir

finnGeçtiğimiz haftasonu Londra’da Feminizm (Feminism in London) başlığı altında yaklaşık yediyüz elli kadının katıldığı bir etkinlik vardı. Akşamında yaklaşık binbeşyüz kadının katıldığı bir yürüyüş ile kadına yönelik erkek şiddeti protesto edildi.
 
Kapanış konuşmasını yapan Finn MacKay sadece kadınlara açık olan ve feminist politikanın tartışıldığı alanların önemine değindi. Hareketin her geçen gün daha fazla ilgi gördüğünden bahsetti. Feminist hareketin artık gündemlere ilişkin yorum yapmaktan çok kendi gündemini dayattığının altını çizdi. Buna karşılık, feministleri, feminist hareketin gücünü, ve kadınların bağımsızlığını saldırgan bulanlar olduğunu belirtti. Bu kişilerin, sosyal medya ve diğer medya kanalları üzerinden kadınları susturmak isteyenler olduğuna değindi ve ‘Bu kişiler bizim görüşlerimizle hem fikir olmayanlar değil, bizim kendi görüşlerimiz olmasından rahatsızlık duyan kişilerdir’ dedi.

Beyler birbirini ağırlar: Sol basında Gezi değerlendirmeleri

trabzon-photo-cacouli-beyefendiler-kabinet-foto__33513535_0Yoğurtçu Parkı Kadın forumlarının ilkinde, Gezi direnişi üzerine bir değerlendirme yapmış ve demiştik ki “Kadınlar olarak heryerdeydik, ama söz, yetki karar erkeklerdeydi”. Şimdilerde direniş, Gezi Parkı odağından uzaklaşmış olsa da farklı biçimlerde devam ediyor, edecek. “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” dedik ve  kadınlar olarak parklarda, mahalle komitelerinde yerimizi aldık. Peki mücadele devam ederken, kadınların konumunda bir dönüşüm gerçekleşiyor mu? Söz, yetki, karar noktasında artık kadınların daha etkin olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu soruya yanıt vermek için kapsamlı bir değerlendirme yapmak gerek. Ancak, sol/sosyalist basında Gezi direnişi üzerine yazan ‘fikir önderleri’ arasındaki kadın- erkek eşitsizliğini incelemek kısıtlı da olsa bu anlamda bize yardımcı oldu.

Devamını Oku…

Feminizmin politik öznesinde kimler var?

Gülnur Acar Savran

Son birkaç yıldır, kullandığımız feminist dilde “politik özne” kavramı giderek daha çok yer kaplamaya başladı. Foucault’nun ve onun izinde Butler’ın özneleşme ve tabilik arasında kurdukları sıkı bağlantı ve ‘özne’ye bu temelde yönelttikleri eleştiriye karşın kavramın böyle direnmesinin bir nedeni olmalı. Bunun, politik bir hareket olarak feminizmin, ya da Aksu Bora’nın çok sevdiğim ifadesiyle, bir “yatak odası siyaseti”[1] olarak “sağduyu”dan nasibini almamış olan feminizmin sesini bir nebze daha güçlü çıkarmaya başlamasıyla bir ilgisi olabilir mi? Bu kavrama en çok neyi anlatmak için ihtiyaç duyuyoruz; onu en çok hangi durumlarda kullanıyoruz?

Devamını Oku…

Feminizm

Gülnur Acar Savran

Kadınların erkek egemenliğine karşı kolektif mücadeleleri ve bu mücadelenin dayandığı ideoloji. Feminizmin hareket noktasında, kadınların ezilmesinin diğer baskı ve tahakküm biçimleri karşısındaki özgüllüğünün ve sistematik niteliğinin kabulü vardır. Bu hareket noktasının günümüz feminizminde yaygın olarak benimsenen uzantısı ise şudur: Toplumsal cinsiyet hiyerarşisi, sınıf çelişkisinin ve ulusal/etnik ya da ırka dayalı egemenlik biçimlerinin yanı sıra toplumları biçimlendiren temel hâkimiyet biçimlerinden biridir. Patriarkanın ve kapitalizmin dinamikleri birbirine indirgenemeyecek ama birbirini besleyen dinamiklerdir. Bu feminist tahlile göre erkek egemenliği, kadınların ezilen, erkeklerin ezen taraf olduğu, başka bir ifadeyle biri hâkim diğeri tâbi iki toplumsal grubun karşı karşıya geldiği bir toplumsal ilişkidir.

Devamını Oku…

Kadınları sevmek…

Stella Ovadia

Kadın olmak aya gidilen zamanda okuma yazma bilmemektir. Gece sokağa çıkmaktan çekinmek, laf atıldığında utanıp tersleyememek, dayak yediğinde “yine ne yaptım?” deyip kendini koruyamamaktır. Boğaz tokluğuna dünyayı doyurmak, silip süpürmek ve yeniden doyurmak, her gün ne pişireceğini düşünüp başka şey düşünemez hale gelmektir. Kadın olmak günde 24 saat hizmet verip “çalışıyor musunuz?” sorusuna cevap aramaktır. Canını dişine takıp meslek edindiğinde yine bütün ev işlerinden sorumlu tutulmak, ev kadınlığından sıyrılamamak, ne patrona ne kocaya yaranmaktır. Doğurduğu çocuğa adını verememek, erkek doğurana kadar doğurmaya mecbur olmak, doğuramadığında horlanmaktır. Kadın olmak erkeklerden az beslenmek, az sevilmek, yaşlandığında bunları sağlığıyla ödemektir. Kadın olmak insandan sayılmamak, erkeklerden 150 yıl sonra oy verebildiğinde oyunu kendi için kullanamamaktır. istediği kadar çocuk doğurmaya kalktığında “cadı” denip meydanlarda yakılmak, kovuşturulmayı göze almaktır. Bedeninden utanmak, onu tanımamak, sevmemek, yük gibi taşımaktır. Erkeklere haz ve çocuk vermek için yaratıldığına inandırılmaktır. Kadın olmak kocasının bakıcılığını, sekreterliğini, menajerliğini boğaz tokluğuna yapmayı doğal bulmaktır. Dünyayı taşıyıp seyretmek zorunda kalmaktır. Siyasal örgütlerde çalışmaya yeltense başkalarını kurtarmak için bildiri basıp çay pişirmeye razı olmaktır. Yaşamının vermek olduğunu sanıp, hayatta kalmak için türlü cambazlıklar icad etmek, bunun için ayrıca horlanmaktır. Kadın olmak her türlü gaspın prototipi olmak, adı küfürle eş tutulmaktır. Devamını Oku…

Kadının beyanı esastır, tersini ispat yükümlülüğü erkeğe aittir…

kadnn-beyan-esasKadınlara yönelik tacizin, cinsel saldırının, tecavüzün, şiddetin ve hatta kadın cinayetlerinin adeta sıradanlaştığı bir toplumda yaşıyoruz. Bunların sürekli gündemde olmasına rağmen, ne devletin önleyici önlemler almaya niyeti var ne de yargının erkekleri cezalandırmaya. Üstüne bir de ceza almadan salıverilen erkeklerin, patriyarkal bir dayanışma içinde diğer erkekler tarafından kadına haddini bildirmiş, şiddetinin haklılığı anlaşılmış, zafer kazanmış kahramanlar olarak el üstünde karşılanması var.

Devamını Oku…

Bakanlık suçtan zarar gören mi?

cesitli-subat-ortasi-186Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddet Suçlarında “Suçtan Zarar Gören” midir Hakikaten?

8 Mart Günü AKP’nin popülarist salvosuyla apar topar meclis gündemine taşınan yeni şiddet yasamız, iyice tırpanlanıp feminizmden “temizlendikten” sonra, 20 Mart 2012 günü yürürlüğe girdi.

Devamını Oku…

Mektupsuz kalan zarflar

Dilek

hiç bir ziyareti kaçırmıyoruz, ziyaret yasağı olduğu zaman bile mutlaka gidiyoruz, kantine sipariş veriyoruz, asker içeriye iletiyor, kapıda olduğumuzu belli ediyoruz. mutlaka haftada bir gün düzenli mektup yazıyorum,  görüş süresi yetmiyor dışarıyı anlatmaya.

Devamını Oku…

Feminizm düşmanlığı

Yasemin Özgün Çakar

Feminizm düşmanlığı günümüz Türkiye’sinde türlü çeşit biçimde, kılık ve kılıfta karşımıza çıkan bir olgu. Kendisiyle yaşamın her anında, her alanında karşılaşabilme olasılığımız olmasına karşın en çok biz kadınların mücadele için sokağa çıktığımız, görünür olduğumuz, sözlerimizi, sorunlarımızı, meramlarımızı anlatmaya yeltendiğimiz her türlü platformda, mecliste, sokakta karşımıza çıkıyor.

Devamını Oku…