Posts Tagged ‘feminist’

İlerici- Gerici İkileminde Feminist Politika

foto-ifkEce Kocabıçak

13 Şubat 2015

İktidar partisinin liberal ilerici ya da dinci gerici olduğu ikilemi üzerinden politika yapmak bize yeni   olanaklar sağlıyor mu? Yoksa bu ikilem, patriyarkanın öznesi erkekler ile devlet arasındaki tarihsel bağı  görünmez mi kılıyor? Bu soruya yanıt verebilmek için öncelikle feminist politika açısından neyin ilerici, neyin gerici olduğunu tarif etmeye çalışacağım. Ardından, feminist zemin üzerinde yaptığım bu ayrıma sadık kalarak, liberal iktidarların her koşulda kadınlar için ilerici olup olmadığını tartışacağım. Böylesi bir tartışmanın liberal ilerici- dinci gerici ikileminin feminist politikaya getirdiği kısıtları göstermesini umuyorum. Son olarak, farklı bir kavramsal çerçevenin izinden giderek, erkekler ile patriyarkanın kurumları olan devlet, heteroseksüel aile, kültürel ve dini pratikler, şiddet ve cinsellik arasındaki ilişkiye ve kadınların bu kurumlarla mücadelesine değineceğim.[1]

 

Devamını Oku…

Neler yaptık, neler yapabilirdik?

Feminist forumdan bir grup kadının seçimlerde aday olmamla ilgili önerisini kısa bir tereddüdün ardından kabul ettim*. Öncelikle önerinin bir süredir birlikte politika yaptığımız kadınlardan gelmesi, bu nedenle yerel politikalarla ilgili de ortak bir çerçeve oluşturabileceğimizi, önümüze çıkabilecek sorunları, kritik noktaları görebildiğimi düşündüğümden. Sonra da yeni bir yolculukta neleri biriktireceğimizi fazlasıyla merak ettiğimden.

Devamını Oku…

“Beyoğlu’na feminist sözümüz var!” Kampanyası Broşürü

dscf5734BEYOĞLU’NA FEMİNİST SÖZÜMÜZ VAR!

Kadınlardan yana bir Beyoğlu için,
FEMİNİST BİR BEYOĞLU İLÇE BAŞKANI!

Yaşadığımız mekanı, kenti dönüştürmek için
FEMİNİST BİR YEREL YÖNETİM!

Belediyeler biz kadınları bugüne kadar hep göz ardı etti.

Erkek şiddeti yaşamımızı tehdit ediyor, hergün onlarca kadın kocası, sevgilisi, babası ya da ağabeyi tarafından öldürülüyor, ancak kadınların can güvenliğini sağlayacak, onları şiddetsiz bir yaşama hazırlayacak kadın sığınakları hâlâ açılmıyor.

Devamını Oku…

Kadınlar, dayağa karşı dayanışmaya!/Stella Ovadia/Ekim1987

Stella Ovadia

Feminist Dergisi (3.sayı-Ekim 1987)

scan0005Başlattığımız kampanyanın başlığı kendi başına bir program. Kadınları, dayağa karşı dayanışmaya çağıran … Tabii ki kadınların hemcinsleriyle dayanışması, toplumun her alanında (hapishane, okul, ordu) yaygın olan dayak belasıyla karşılaştıkları “özel” alanda yalnız ve çaresiz bırakılmamaları için dayanışma ağları ve giderek sığnaklar kurulması son derece anlamlı ve gerekli. Ama dayağın ve dayağa karşı kadın dayanışmasının feminist açıdan anlamı nedir, değinmek istiyorum.

Çünkü fiziksel şiddet biçimi olarak dayak acı veren bir uygulama olduğundan her türlü hayırseverin doğal olarak karşısına aldığı bir yöntem. Ben de demokrat ve hayırsever bir insan olarak tutukluların, askerlerin, okul çocuklarının dövülerek hizaya getirilmesine karşıyım. Ve bu kadar geniş bir dayağa karşı kampanya açılsa eminim katılmayacak az insan bulunur. “İnsanperverlik” yeter çünkü dayağa  karşı çıkmaya. Ama “insan” türünden soyutlamalarla uğrasmadığımı anlatmıştım geçen sayıda. Kaldı ki bu kadar geniş anlamda alınan dayağa da sadece insanların -ve hayvanların neden olmasın?- canını yaktığı için değil egemenlik ilişkilerini sürdürme aracı oldugu için karşıyım. Hapıshaneye, orduya, bugünkü biçimiyle okula karşı oldugum gibi.

Dayak, cinsiyetlere bölünmüş toplumun, ezilen cins olan kadına karşı uyguladığı gündelik şiddetin parçası, en yaygın olanı ve cinayetten sonra en kabası. Babası ya da kocası tarafından öldürülme ­ ki bir yabancı tarafından öldürülmeden çok daha yaygın- o bir kerede biten bir işkence, dayak ise günlük bir uygulama, üstelik bugünkü yasalarımıza göre ancak büyük maddi zarar verdiği zaman -11 günlük doktor raporu- kamu davası konusu.

Dayak genel olarak bir eğitme -şartlandırma-, sindirme ve ceza yöntemi. Ev içinde ve okulda çocuklar, sirklerde hayvanlar, canları acıtılarak şartlandırılırlar. Büyüklerin, öğretmenlerın dayak atma hakkı vardır ama çocuklar el kaldıramaz, saygıda kusur olur!

Aynı şey orduda aynı fiziksel güçte ama hiyerarşik ilişkide yeri farklı iki erkek arasında da sözkonusu. Er dövülür ama erin subaya cevap vermesi bile ceza konusudur. Karakolda ve hapishanede dayak hem sindirme, eğitrne, hem cezalandırma, hem de işkence aracıdır. Şiddetin bu kurumlardaki yeri bu kurumların toplumdaki işlevlerinin icabıdır. Toplumlararası şiddet de savaş biçimini alır. Bu insan türünün sınıflı ve milliyetli topluluklardan ileri bir örgütlenmeye geçememiş olmasının belirtisi ve sonucudur. Bizim kadınlara yönelen dayakla uğraşmamızın nedeni, genelde sınıflı ya da milliyetli topluma karşı olmamız ya da uygulama olarak dayağı fazla can acıtıcı bulmamızla sınırlı değil. Bunu vurgulamakta yarar var.

Dayak, toplumun cinslere bölünmüş yapısının bir belirtisi. Ve bir belirti gibi ele alınmalı. Dayak toplumun başka kurumları için ne anlatıyorsa aile için de onu anlatıyor: Aile hiyerarşik bir yapılanmadır. Kadınlar üstünde hak ve söz sahibi olan babalar ve kocalar (kayınpeder. Kayınvalde, ağabey, nişanlı, sevgili gibi aynı konumdaki kimseler dahil) kadınları dayakla eğitiyor, dayakla cezalandırıyor. Aile egemenlik ilişkisi içeren bir kurum ve bu kurumda ezilen yerde olanlar kadınlar ve çocuklar. Şu anlamlı ayrıntıyı da unutmayalım; kadınlar yetişkin yaşta çocukken yediklerinden daha çok dayak yiyebiliyor!

Her erkeğin karısını dövmediğini kadınların kırsal ya da gecekondu bölgelerinde daha çok dövüldüğünü de aynı şekilde okumak mümkün: Her erkek karısını dövmüyorsa karısından istediğini başka yollarla alabildiği içindir. Nasıl ki eskiden karaderilileri çalıştırmak için dövmek gerekirken bugün mülksüz bırakmak yetiyorsa! Aynı şekilde, erkeklerin kadınları dövmekten vazgeçmeleri için onları eğitmek yettiğini ileri sürmek ezilenlerin (karaderili olsun, mülksüz olsun) mücadele etmeden hak elde edebileceklerini düşlemeye benzer.

Dayak  kadınlar üstündeki egemenliği sürdürme yollarından sadece biri. Kadınlara karşı gündelik şiddet dayak ve toplumumuzdaki atasözleri gibi dolaysız biçimlerden, aşağılama, hiciv (Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinin Kadın Şenligi haberini verme biçimini hatırlayın!) laf atma, ahlaksal değer yargıları (kadınlara yakışmayan davranışlar: gece sokağa çıkma, açık saçık giyinme, konuşma vb .. ) gibi dolaylı biçimlere ya da doğrudan ekonomik yollara (ev işine ve analığa yazgı, erkeklerle aynı mesleki eğitim ve ücreti alarnama vb .. ) uzanan bir yelpaze oluşturuyor. Bu biçimler toplumdan topluma tarih içinde ve ekonomik yaptırımların yaygınlığına göre bölgeden bölgeye, katmandan katmana çeşitlenebiliyor. Ancak ne Türkiye’nin, ne de dünyanın hiçbir yerinde cinsiyetsiz toplum kurulmadığından yaygınlığını ve güncelligini koruyor.

Kadınlara karşı şiddetin işlevi nedir? Kadınlara karşı tehdit ve şiddet kadınları belirli davranışlara zorlamayı ve bazı alanlardan dışlamayı ya da etkinlik alanlarını sınırlandırmayı amaçlıyor. Ve kadınların kamusal alandaki etkinliklerini sınırlama, kadınları ev içine ve ev işine sürerken, kadınların ev işini boğaz tokluğuna yapmaları da kadınların mesleksiz olmalarını ve düşük ücretli işlere razı olmak zorunda kalmalarını beraberinde getiriyor. Kadınların “özel” alana sıkıştırılmaları erkeklerin kamusal alanı (sokak, ücretli üretim. sendika. siyaset vb.) ellerinde tutmalarını kolaylastırıyor. Erkekler bu alanları kendi çıkarları doğrultusunda belirlemek gücüne sahipler. Bu gücü yukarıda saydığım çeşitli baskı ve şiddet yollarıyla ellerinde tutuyorlar. Cinsiyetçi toplumda kadınların erkek alanlarından dışlanmasının meşruluğu kendi başına ceza tehditini içeriyor: Sınırları zorlayan kadınlara laf atılır, parmak atılır, dayak atılır! Söz konusu sınırların darlığından sözetmek bile gereksiz: kampanyaya gelen mektuplar örnek dolu. “Kadınlık” alanlarını kabul etmemekten (ev işlerini ya da çocuk bakımını aksatmak) “erkek” alanlarına adım atmaya (sigara içmek, sokağa çıkmak, ücretli işe girmek isternek. “erkek” gibi tartışmaya çalışmak, soru sormak, başka erkeğe bakmak ya da baktırmak vb .. ) her varolma cüreti ceza nedeni olabiliyor. Kısacası, kadınlara karşı gündelik şiddet, kadınları kadın yerinde tutmaya, yani cinsiyet egemenligini sürdürmeye yarıyor. Bu yüzden de hangi erkeklerin hangi durumlarda hangi kadınları dövdüklerini araştırmak, ancak, cinsiyetçi yapının örgütlenme çeşitlemelerini anlamaya yarar.

Bu bağlamda hangi erkeğin dayak atmadığı ya da hangi kadının kendini dövdürmediğiyle uğraşırken, aynı erkek ve kadının cinsiyetçi toplumun dışında kalabilme olasılıklarına da bakmak gerekir. Böyle bir olasılık olmadığından, olsa olsa belirli bir erkeğin dayak atmadan cinsiyetçi toplumun yararlarından nasıl istifade ettiğine bakmamız gerekir. Örnek olarak karısını sevgiye, çiçeğe ve hediyeye boğan bir erkeğin katıldığı topluluklarda (otobüs, sokak, kahve, meyhane, fabrika ya da sendika, parti ya da işletme yönetim kurulları) kaç kadın olduğunu ve kadınlara nasıl davranıldığını verebiliriz. Kendisini dövdürmeyen kadının verdiği sayısız taviz ile “erkek dünyasında yer kapmış” erkek-kadınların kendileriyle ilgili geliştirdikleri yanlış bilinci de cinsiyetçi toplumun kar hanesine yazmak gerekir. Aile içinde dövülen kadınların yaşadıkları karabasana rağmen neden evliliklerini sürdürdüklerinin sırrı ise evlilik kurumunun doğru tahlilinde gizli. Erkek egemen toplumun kurucu birimi olan aile ile ailenin yasal düzenlemesi olan evlilik kurumunun kendi başlarına, kadınların alanı olan “özel”i oluşturdukları, kadınlara bunun dışında hayat hakkı tanınmadığı hatırlanırsa, bunca evliliğin dayağa rağmen nasıl sürdüğü anlaşılır gibime geliyor. Zaten, bana kalırsa, bedeli sadece ev işi olan evliliklerin de nasıl ve neden sürdüğü araştırılmalı ve unutulmamalı ki dayak  birimizin başındaysa, şiddet hepimizin başında! Kadınların aile ve evlilik dışında?! da güvenlik içinde varolabilmeleri için de ekonomik ve siyasal bağımsızlığımız için mücadeleyi gerekli buluyorum.

Bu yüzden de “Kadınlar, dayağa karşı dayanışmaya!” cağrısı, cinsiyetsiz toplum için mücadele çağrısının ilk adımı sadece. Mücadelenin kadınlar tarafından yürütüleceğini, hedefin kadınlar üstündeki tüm baskı ve yaptırımları kaldırmak oldugunu hatırlatan bir çağrı.

Kadınlar dayağa karşı dayanışmaya / feminist dergisi-1987 Kasım

resim-1559-001Kadınların dayağa karşı dayanışma kampanyası, boşanma davası açan bir kadının aleyhine verdiği gerekçeli kararda “kadının sırtından sopa, karnından sıpa eksik olmamalı” diyen hakim Mustafa Durmuş’a açtığımız hakaret davası ile başladı, dayağın meşrulaştırılmasına karşı yürüyüşle devam etti, kadın şenliğiyle sürüyor.

Devamını Oku…

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısına esastan İtirazımız var!/bildiri

Sosyal Haklar için Kadın Palformu’nun “SSGSS’ye esastan itirazımız var!”bildirisi
Bu Yasa Kadınları Aileye, Erken Evliliğe, Koca Eline Bakmaya Mahkum Ediyor.

SSGSS yasa tasarısı ile biz kadınların
•    Emeklilik yaşı yükselecek
•    Emekli, dul ve yetim maaşı azalacak..
•    Emeklilik için gereken prim ödeme gün sayısı artacak.
•    Bekar olanlarımızın, babaya bağlı sağlık güvencesi sona erecek.

Bu tasarı yasalaşırsa,  kadınları daha da yoksullaştıracak.
Bu tasarı yasalaşırsa kadınların eviçi emeği yok sayılmaya devam edecek.
Bu tasarı yasalaşırsa milyonlarca kadın sosyal güvenlik sistemi dışında tutuluyor olacak.

IMF’nin emriyle AKP hükümeti tarafından meclisten geçirilmeye çalışılan bu yasa tasarısı ile  emekçilere kısıtlama, sermayeye yeni kar alanları sunuluyor. Bu yasa eşitsizlikleri arttırıp, derinleştirecek.

Bütün Kadınlar Evde Çalışıyor

Yasa biz kadınları erkeklerle eşit kabul ederek düzenleme getiriyor. Oysa, biz eşit değiliz!
Ücretli çalışsak da çalışmasak da yemekleri biz yapıyor, bulaşık, çamaşırı biz yıkıyor, evi biz temizliyoruz. Sökükleri biz dikiyor, kocalarımıza çocuklarımıza, yaşlı büyüklerimize ve aile içindeki hastalara biz bakıyoruz. Bütün bu yaptıklarımız ise işten sayılmıyor. Ev içindeki emeğimiz görünmüyor. Emeğimizin parasal bir karşılığı yok.

“Kadının asıl yeri ev”, “Yuvayı yapan dişi kuş” olunca, erkeklere göre daha az okutulan da biz oluyoruz.. Kayıt dışı, sosyal güvencesiz,  esnek, kolayca işten çıkartılabildiğimiz, düşük ücretli işler hep bize kalıyor. Kimi iş alanlarına/işkollarına  hiç sokulmuyoruz.. Aynı işyerinde çalıştığımızda “kadın işi” olarak görülen düşük statülü işlerin tamamı bize , ‘’erkek işi’’ olarak tanımlanan daha iyi işler hep erkeklere veriliyor..

Ev İçindeki Karşılıksız Emeğimiz Ortadan Kaldırılıncaya Dek;

Bizi sanki  eşitmişiz gibi gören yasalar değil geçici özel önlemler alınmasını, pozitif ayrımcılık yapılmasını istiyoruz!

•    Hem evde hem işte çalışıyor, çifte mesai yapıyoruz. Yeraltında çalışanlara, tehlike sınıfı yüksek işlerde çalışanlara verilen yıpranma payı gibi  Cinsiyete Dayalı Yıpranma Payı, Yıpranma Payına Bağlı Düşük Primle  Erken  Yaşta Emeklilik İstiyoruz.
Ev işleri ve bakım hizmetlerinin erkekler tarafından da eşit derecede üstlenilmesini, kimi hizmetlerin sosyal devletin sorumluluğunda olması, bunlar sağlanana kadar; Her Çalıştığımız Yıl İçin 180 Gün Fiili Hizmet Zammı İstiyoruz.
•    Evli ya da  bekar olsun Ücretli Bir İşte Çalışmayan Kadınlar İçin Kocaya  Veya Babaya Bağlı Olmayan Ücretsiz Sağlık Güvencesi Ve Emeklilik Hakkı İstiyoruz.

Ssgss Yasa Tasarısı ile çoğunluğu kadın  olan ev-eksenli çalışanlar, gündelikçiler, tarım işçileri, ücretsiz aile işçileri, geliri asgari ücretin altında olanlar sosyal güvenlik sisteminin dışında tutuluyor.

Ev-eksenli çalışan, gündelikçi, tarım işçisi, ücretsiz aile işçisi, geliri asgari ücretin altında olan  kadınlar için çalışma süreleri ve yerlerine bakılmaksızın  sosyal güvenlik hakkı  istiyoruz.

Mevcut tasarı, kadınların aile içinde ev işi ve bakım hizmeti yaptığını yok sayıyor ve mevcut bazı koruyucu önlemleri kaldırıyor. Dolayısıyla kadınları aileye, erken evliliğe, koca eline bakmaya mahkum ediyor. Bu nedenle yasa tasarısına esastan itirazımız var. Kadın erkek eşitliği sağlanıncaya, ev içinde harcadığımız ilave emek ortadan kalkıncaya kadar, kadınlara özel önlem uygulamalarının muhafaza edilmesi ve arttırılması için mücadele edeceğiz..

Kadınların Ev İçi Emekleri Yok Sayılarak Hazırlanan
SSGSS Yasa Tasarısı Geri Çekilsin

Erkek Egemenliğine Ve Kapitalizme Karşı
Yaşasın Kadın Dayanışması

Kadınlar İçin Sosyal Haklar Platformu

Önemli olan siyahtı, kadın olmaktı…

Minu İnkaya

Kaktüs 7. Sayı -1989 Eylül

Türkiye gibi işin çığırından çıktığı yerlerde, neyin nasıl yapıldığından çok, o işin yapılması önemli kanısındayım. Bu yüzden Aydın Ölüm Orucuna, hayati tehlikenin çoktan başladığı günlerde bizlerin kadınlar olarak katılmamızı “şiddetin türünü çok iyi bilmemizden” ötürü değil, artık çok ileri gitmiş ve ölüme dönüşmüş bir oruca duyarsızları uyarmak, duyarlılarla saf oluşturup baskı aracı kurmaya çalışmak için katıldım.

Protestomuzda önemli olan siyahtı, kadın olmaktı, kişileri kazanmak değil. Her olayda biz kadınların ezildiğini, yok farzedildiğini bangır bangır bağıran bizler, bu kez dışımızdan herkese kapalıydık. Kapalılıkları çok yoğun yaşamanın yarattığı bunalımların hesabı daha yapılmamışken, Fatmanın dediği gibi kendimizi gene duyarlı olan herkesten “yalıtmak” ne ölçüde sağlıklı oldu. Soruyorum ….

Siyah Protesto

Kaktüs 7.sayı-1989 Eylül

Asiye Müjgan-Fatma Mefkure-Nalan Çağlar

Yapılacak işin ve niyetlerin “iyi” olması, zaman zaman insanları çoşkunun egemenliğine hapsediyor galiba. Kadın ve insan olarak, hapisanelerdeki şiddete protestoyu dile getirebilecek daha etkin bir kanal bulamayınca, ” kadınlar olarak ses çıkarma” noktasının “Kadın Kurtuluş Hareketi” çizgisine bir kalem oynatışla getirilebilmesini başka türlü açıklayamıyoruz.

Devamını Oku…

Mezar değil, sığınak İstiyoruz!

Feminist-iz Basın Açıklaması
3 Nisan 2010

Endişeliyiz…
Hayatlarımız, geleceğimiz ve sevdiklerimiz için…

Öfkeliyiz…
Yaşama hakkımız her vesileyle elimizden alındığı, ömürlerimiz bozuk para gibi harcandığı, şiddete maruz kaldığımızda bize gidecek yer bırakılmadığı için…

Devamını Oku…

Erkeklerin Sevgisi Her Gün Üç Kadını Öldürüyor!

İstanbul Feminist Kolektif Basın Açıklaması
14 Şubat 2010 / Taksim-Galatasaray

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Bugün dünyanın her yerinde erkekler, ellerinde başta kırmızı güller ve daha birçok hediye ile sevgilileri olan kadınlara, onları ne kadar çok sevdiklerini anlatacaklar.

Devamını Oku…

Celalettin Cerrah kadınları hedef gösteriyor!

Münevver Karabulut’un babasına “Kızına sahip çıksaydı.”diyen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah esas kendi diline sahip çıksın!

Kadın katillerine cesaret veren, kadın düşmanlığını körükleyen sözler eden, 18 yaşında katledilen Münevver’in ailesine “Kızlarına sahip çıkmışlar mı?” diye soran Celalettin Cerrah esas kendi diline sahip çıksın!

Devamını Oku…

Sevim Zarif

sevim-enaySevim Zarif ve eşi Halil İbrahim Zarif 22 Temmuz Pazar günü genel seçimlerde oy kullandıktan sonra evlerine dönerken Sevim’in eski kocası Yaşar Özcan tarafından öldürüldüler. Sevim Zarif kadın hareketini destekleyen, erkek şiddetine karşı kendi yaşamında da toplumsal hayatta da karşı durmuş kadınlardan biriydi. Sevim bizim arkadaşımızdı.

Devamını Oku…

iyi ki feministiz

_mg_6815ayşe düzkan – feminist politika (9. sayı , 2011 kış)

hareket birbirinden farklı çok fazla şeyi ifade edebilen bir kelime. biz insanın, nesnenin devinimi meselesini bir yana bırakıp, toplumsal olana bakalım. sonunu ‘hareket’ diye bitirdiğiniz bir tamlamanın ilk iki kelimesi ‘gerçeküstü sanat’ da olabilir, ‘devrimci sınıf’ da…

feminizm de toplumsal bir hareket. bunu, toplumun aklımıza gelen gelmeyen bütün alanlarını etkilemek anlamında kullanıyorum. hukuk, edebiyat, plastik sanatlar, siyaset, etik, pozitif bilimler hatta giyim modası bile feminizmin ilgi ve etki alanında. feminizmi, başka ‘kadın çalışmaları’ndan ayrıştıran özelliklerden biri bu.

Devamını Oku…

Feminizmin politik öznesinde kimler var?

Gülnur Acar Savran

Son birkaç yıldır, kullandığımız feminist dilde “politik özne” kavramı giderek daha çok yer kaplamaya başladı. Foucault’nun ve onun izinde Butler’ın özneleşme ve tabilik arasında kurdukları sıkı bağlantı ve ‘özne’ye bu temelde yönelttikleri eleştiriye karşın kavramın böyle direnmesinin bir nedeni olmalı. Bunun, politik bir hareket olarak feminizmin, ya da Aksu Bora’nın çok sevdiğim ifadesiyle, bir “yatak odası siyaseti”[1] olarak “sağduyu”dan nasibini almamış olan feminizmin sesini bir nebze daha güçlü çıkarmaya başlamasıyla bir ilgisi olabilir mi? Bu kavrama en çok neyi anlatmak için ihtiyaç duyuyoruz; onu en çok hangi durumlarda kullanıyoruz?

Devamını Oku…

Feminizm

Gülnur Acar Savran

Kadınların erkek egemenliğine karşı kolektif mücadeleleri ve bu mücadelenin dayandığı ideoloji. Feminizmin hareket noktasında, kadınların ezilmesinin diğer baskı ve tahakküm biçimleri karşısındaki özgüllüğünün ve sistematik niteliğinin kabulü vardır. Bu hareket noktasının günümüz feminizminde yaygın olarak benimsenen uzantısı ise şudur: Toplumsal cinsiyet hiyerarşisi, sınıf çelişkisinin ve ulusal/etnik ya da ırka dayalı egemenlik biçimlerinin yanı sıra toplumları biçimlendiren temel hâkimiyet biçimlerinden biridir. Patriarkanın ve kapitalizmin dinamikleri birbirine indirgenemeyecek ama birbirini besleyen dinamiklerdir. Bu feminist tahlile göre erkek egemenliği, kadınların ezilen, erkeklerin ezen taraf olduğu, başka bir ifadeyle biri hâkim diğeri tâbi iki toplumsal grubun karşı karşıya geldiği bir toplumsal ilişkidir.

Devamını Oku…

Kadınları sevmek…

Stella Ovadia

Kadın olmak aya gidilen zamanda okuma yazma bilmemektir. Gece sokağa çıkmaktan çekinmek, laf atıldığında utanıp tersleyememek, dayak yediğinde “yine ne yaptım?” deyip kendini koruyamamaktır. Boğaz tokluğuna dünyayı doyurmak, silip süpürmek ve yeniden doyurmak, her gün ne pişireceğini düşünüp başka şey düşünemez hale gelmektir. Kadın olmak günde 24 saat hizmet verip “çalışıyor musunuz?” sorusuna cevap aramaktır. Canını dişine takıp meslek edindiğinde yine bütün ev işlerinden sorumlu tutulmak, ev kadınlığından sıyrılamamak, ne patrona ne kocaya yaranmaktır. Doğurduğu çocuğa adını verememek, erkek doğurana kadar doğurmaya mecbur olmak, doğuramadığında horlanmaktır. Kadın olmak erkeklerden az beslenmek, az sevilmek, yaşlandığında bunları sağlığıyla ödemektir. Kadın olmak insandan sayılmamak, erkeklerden 150 yıl sonra oy verebildiğinde oyunu kendi için kullanamamaktır. istediği kadar çocuk doğurmaya kalktığında “cadı” denip meydanlarda yakılmak, kovuşturulmayı göze almaktır. Bedeninden utanmak, onu tanımamak, sevmemek, yük gibi taşımaktır. Erkeklere haz ve çocuk vermek için yaratıldığına inandırılmaktır. Kadın olmak kocasının bakıcılığını, sekreterliğini, menajerliğini boğaz tokluğuna yapmayı doğal bulmaktır. Dünyayı taşıyıp seyretmek zorunda kalmaktır. Siyasal örgütlerde çalışmaya yeltense başkalarını kurtarmak için bildiri basıp çay pişirmeye razı olmaktır. Yaşamının vermek olduğunu sanıp, hayatta kalmak için türlü cambazlıklar icad etmek, bunun için ayrıca horlanmaktır. Kadın olmak her türlü gaspın prototipi olmak, adı küfürle eş tutulmaktır. Devamını Oku…