Posts Tagged ‘erkek şiddeti’

“Kadın Cinayetlerine İsyandayız” Kampanyası

logoİstanbul Feminist Kolektif- “Kadın Cinayetlerine İsyandayız” Kampanyası

Kadın cinayetleri feministlerin uzun yıllardır mücadele gündemlerinden biriydi. Kampanya fikri bu mücadeleyi daha güçlü olarak sürdürme gerekliliğinden doğdu. Kampanyaya gelene kadar İstanbul’da farklı gruplardan ve bağımsız feministler, birlikte faaliyet sürdürürken kimi zaman “feministler”, çoğunlukla “feminist kolektif” imzasını kullanıyorlardı. Bu kampanya ile birlikte İstanbul Feminist Kolektif imzasında karar kılındı.

Devamını Oku…

F.Ş.’nin inatçı cesareti

kadn_cinayet_ic_dis_renkBanu Paker

Hastanenin ortopedi bölümünde üç yataklı bir odanın ortasında yatan F.Ş.’yi ilk gördüğümüzde yastık desteğiyle yan yatırılmış bir halde uyuyordu. Yanında sonradan refakatçim olarak tanıttığı 15-16 yaşlarındaki kız yeğeni yatağın ucunda sessizce oturuyordu. Gazeteci olmadığımızı ama haberini basından öğrendikten sonra ziyaret etmek istediğimizi, İstanbul Feminist Kolektif adına geldiğimizi kısaca anlattık. Oldukça iri ve siyah gözlerini kırpıştırarak, sıcak bir gülümsemeyle bizi kabul etti. Yatağının yanına iliştik. Belli ki basının sorularından bunalmıştı. Biz de dinledik…

 

Devamını Oku…

Hangi polis kadını şiddetten koruyacak?

 img_5866Deniz Bayram

6284 Sayılı Yasa, 8 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girdi. Yasanın yapım sürecinde,  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kadın örgütlerini birçok kez toplantıya çağırdı ve görüş aldı. Bu süreç içerisinde bütün emeklerini bu yasa taslağına veren kadın örgütleri zaman zaman atıl kalan taleplerinin arkasında sonuna kadar durdu. Kadın örgütleri süreç içinde hem alan çalışmasının deneyimini hem de kadına yönelik şiddet ile mücadelenin esasen nasıl politik bir mücadele olduğunu kadın erkek eşitsizliklerinin yeniden üretilmesinin şiddetin arkasında en önemli dinamik olarak karşımıza çıktığını, kadın erkek eşitliğine inanmıyorum diyen bir Başabakan’a ragmen her toplantıda ifade etti.

Devamını Oku…

Gülşah’ı korumadınız, Ümit Karakafa’yı engellemediniz!

gulsah“Ablam polisken kendini koruyamadı. Devletimiz, ablamı koruyamadı. Amiri 2-3 günlük izin veremedi.

 

Yukarıdaki sözler 6 Temmuz 2012 tarihinde kocası tarafından vurularak öldürülen Gülşah Karakaya’nın(25) kız kardeşi Melis’e ait. Gülşah, kendisi gibi polis olan Ümit Karakafa ile 4 yıl önce evlendi. Tokat’ta görev yapan Gülşah, evliliği boyunca kocası tarafından tehdit ediliyor, şiddet görüyordu. Sonunda boşanma davası açan Gülşah, Ankara’da işe gitmek için servis beklerken eski kocası tarafından 4 el ateş edilerek öldürüldü.

Devamını Oku…

Fatma’ya bu sonu hazırlayan sadece kocası mı?

img_7448255b1255dKocası tarafından ölüm tehdidiyle 4.kattan düşürülen Fatma Şen’in davasının ilk duruşmasında, “intihara yönlendirme” değil “insan öldürmeye teşebbüs” suçlamasıyla görevsizlik talep edildi. İstanbul Feminist Kolektif üyeleri de davayı avukatlarıyla birlikte izlediler. İstanbul Feminist Kolektif “Fatma’yı korumadınız. Çetin Şen’i engellemediniz” pankartıyla adliye önünde bir basın açıklaması yaptı. Duruşma sonrasında da bir grup feminist duruşmaya katılamayan Fatma’yı ziyaret ederek duruşmanın bilgisini verdiler. Duruşmada Fatma Şen’in ifadesinin hastahanede alınması kararlaştırıldı. Duruşma görevsizlik konusunda karar vermek üzere 13 Ağustos’a ertelendi.

Basın açıklaması:

Fatma Şen 29 yaşında, 12 yıldır evli. 12 yıl boyunca eşi Çetin Şen’den gördüğü şiddet, en son Fatma’nın canına kast etme noktasına geldi. Çetin Şen, Fatma’yı öldürmeye ve bu cinayetten cezasız kurtulmaya o kadar kararlıydı ki, cinayetin intihar gibi görünmesi için gereken bütün önlemleri almıştı.

Önce Fatma’yı, birbirine eklediği iki fularla kendisini doğalgaz borusuna asmaya zorladı, fularlar kopunca birinci plan gerçekleşmedi. Sonra yine hazırda bulundurduğu bıçakla tehdit ederek Fatma’yı balkondan atlamaya zorladı. Fatma balkondan atladı ve şimdi bir aydır hastanede. Bacakları ve omurga kemikleri kırıldı; bir dizi ameliyat geçirdi. Felç kalma ihtimali var.

Fatma’ya bu sonu hazırlayan sadece kocası mı?

Maalesef işin içinde yine görevini yapmayan devlet kurumları var.
Fatma Şen, evliliği süresince gördüğü şiddete artık dur demek için karakola başvurmuş, mahkemeden koruma kararı almıştı. Ancak mahkemenin verdiği koruma kararının, Esentepe Karakolu’nda hükmü geçmedi. Karakolda görevli polislerden biri Fatma’yı bu koruma kararından zorla feragat ettirdi.

Savcı, Fatma’nın hastanede bilinci tam yerinde değilken verdiği ifadesine dayanarak, davayı intihara teşvikten açtı. Oysa dosyada Çetin Şen’in kurduğu darağacını, birbirine bağlanmış ve kopmuş fuları, bıçağı, itişme izlerini yani Çetin Şen’in Fatma’yı öldürmeye teşebbüs ettiğini gösteren olay yeri krokisi de vardı. Savcının davayı intihara teşvikten açması, cinayete intihar süsü vermeye çalışan Çetin Şen’i eminiz çok rahatlatmıştır.

Bütün sorunları çözecekmiş gibi lanse edilen ancak yürürlüğe girdiğinin 4. ayında ardarda ihlal edildiği ortaya çıkan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, Mahmure Karakule, Ferdane Çöl, Sevda Karatekin’i ve basına yansımadığı için adını bilmediğimiz kadınları korumaya yetmiyor. Polis kadını korumuyor, erkeği engellemiyor; savcı soruşturmuyor; hakim salıveriyor.

Bu yasayı uygulamakla ve uygulatmakla yükümlü hükümete, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına soruyoruz: Kadınları böyle mi koruyacaksınız? Yasanın verdiği görevleri yerine getirmeyen kamu görevlileri hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz? Kadın katili erkekleri korumak, cezasız bırakmak, az ceza almalarını sağlamak için birbiriyle yarışan kamu görevlileri hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Bakanınız, polisiniz, savcınız erkek adaletsizliğine çanak tutsa da, biz kadınlar, bu erkek dayanışmasını teşhir etmeye devam edeceğiz. Kadın katliamları son bulana kadar, katil erkekleri durdurana kadar, gerçek adaleti sağlamak için mücadelemizi sürdüreceğiz!

İstanbul Feminist Kolektif/1 Ağustos 2012

 

 

Fatma Şahin neye müdahil?

images1Fatma Şahin, şu sıra “çocuk gelinler”le! ilgileniyor. Çeşitli illerde basına yaptığı açıklamalarda, Türkiye’de çocuk yaşta evlendirmelere karşı mücadele edeceklerini söylüyor. 16 yaşından itibaren evliliklerde resmi nikâhın öneminden söz ediyor. Öte yandan, 18 Ocak’ta açıklanan Yargı Reformu taslağında, hastaneye başvuran kız çocuklarının hamilelik, şiddete maruz kalma, nikâhsız birlikte yaşama gibi durumlarına tanık olan hekimlerin, savcılık ya da polise bildirme yükümlülüğünün “tutuklamaların azaltılacağı” müjdesiyle ortadan kaldırılması öngörülüyor.

Devamını Oku…

Kadına karşı şiddete karşı

501-260Sibel DAĞ
dagsibel@hotmail.com
I.

‘Kadına yönelik şiddet’ toplumsal yaşamda artık epey bilinen ve rahatlıkla kullanılan bir tanımlama. Her ne kadar tamlamanın içinde şiddetin failiyle ilgili bir giz varsa da bu kullanım kadın merkezli bakış açısının yerleşmesi açısından oldukça önemli. Başta kadın hareketi olmak üzere konuyla ilgili farkındalık yaratmayı hedefleyen tüm öznelerin tam da bu faili analiz etmekle ilgilendiğini biliyoruz. Eril olanla yani. İfadede adı geçmediği için hafif torpil görse de bu basbayağı erkek şiddeti.

Devamını Oku…

Erkek Şiddeti ve Feminist Tutum

tesadf_deil_erkek_iddeti_150Gerek Özgecan’ın katli, gerekse bu vahşetin sonrasında ortaya çıkan toplumsal hareketlenme, birçok tartışmayı beraberinde getirdi. Bir yandan “idam, hadım, linç” sesleri yükseledursun, bir diğer yandan da bu olaya dönük tepkilerin içinden eril zihniyetin yeniden ve yeniden fışkırdığını görmek durumunda kaldık. Katilin anasına, bacısına küfredenlerden tutun da, yedi sülalesinin bir yerlerine koyan insanlara bazen meram anlatmaya çalıştık, bazen öfkemizden ne yapacağımızı bilemedik.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir diğer ses, koroya eklenmekte gecikmedi: “ Bu kadın-erkek meselesi değil, bu bir insaniyet meselesi.” “Olayı politikleştirmeyin, burada çok insani, çok vicdani bir durum var.” Bu sesin nasıl “üretildiğini” yani münferit olmayıp bizatihi ideolojik bir alt yapısı olduğunu görmek zor değil. AKP’nin eşitlik mücadelesini bile zoraki bir “eş değerlik” kabulüne indirgemek adına kurdurduğu bir STK (?) olan KADEM, televizyonlarda günlerdir bu söylemi yaygınlaştırmaya çalışıyor. Hülya Gülbahar başta olmak üzere feministler bu algı yönetiminin söylem mekanizmasına ne kadar çomak sokarsa soksun, söz yayılıyor: “Mesele kadın-erkek meselesi değil.”

Devamını Oku…

Canilik değil, erkek şiddeti!

kadikoy-ozgecanEcehan Balta-Özlem Barın

Kadına yönelik şiddet; bir kadına yönelmiş görünse bile, aslında tüm kadınları susturmayı, bedenlerini ve hatta zihinlerini kontrol altına almayı hedefler. Örneğin, bir sokakta taciz hikâyesi dinlerseniz, o sokaktan artık kolay kolay geçemezsiniz. Özgecan’ı öldüren dolmuşçu olunca, bütün kadınların aklına dolmuşta yaşadıklarından başlayarak “teğet geçtikleri tehlikeler” üşüşür. Anneleri şiddete uğramış kadınlar, uğramamış olanlara göre kendileri de iki kat fazla şiddet görürler. Babaları şiddet uygulayan oğlan çocukları şiddete daha eğilimli olurlar. Şiddet etrafınızı ne kadar çevirmişse, o döngünün içinden çıkmak da o kadar zor olur.

Devamını Oku…

Özgecan’ın öldürülmesinin sorumlusu kim/kimler? (İFK)‏

ifkİstanbul Feminist Kolektif’in açıklamasını aşağıda okuyabilirsiniz.

 

Özgecan’ın tecavüz sonrası öldürülmesinin toplumun tüm kesimlerinden aldığı tepki, kuşkusuz kadın cinayetlerinin önlenmesi, erkeklerin engellenmesine yönelik bir fırsat yaratması açısından önemli. Fakat Özgecan’ın öldürülmesi hakkında yapılan tartışmaların çoğu bu yönde bir umut doğurmuyor. Çünkü başta iktidar olmak üzere hiçbir siyasi grup Özgecan’ın öldürülmesinin sorumluluğunu almak istemiyor. Özgecan’ın tecavüz sonrası öldürülmesi münferit bir olay gibi tartışılıyor. Ancak canilerin yapabileceği bir olay. Dolayısıyla eylemden eyleme koşan, demeç üzerine demeç veren erkekler kendilerini bu vahşi cinayetin dışında görüyorlar. Oysa Özgecan’ın katledilmesi hiç de tesadüf değil.

 

Özgecan’ın başına gelenleri önlenmeyen erkek şiddetinden, sürekli kadınlar hakkında konuşan siyasetten, kadınların kahkahasına, dekoltesine karışıp iffetli-iffetsiz kadın ayrımı yapanlardan, kadınların hayatını kontrol etmeyi kendine hak gören erkeklerden bağımsız göremezsiniz. Tecavüze faili olan erkekten ve erkek egemenliğinden soyutlayarak bakamazsınız.

 

Devamını Oku…

Kadınlar Hayatlarına Sahip Çıkıyor

510Peki, biz şimdi sizlere ne mi sunmak istiyoruz? Yaşamları ve canları için mücadele eden kadınların; şiddet gördüğü evde, sokakta, mahallede erkekler engellenmediği için canlarına tak ederek ve genellikle de canını kurtarmak için şiddete başvurmak durumunda kalmış kadınların, medyada duyulan haberleri üzerinden aylık bir döküm sunmayı hedefliyoruz. Yani, kadınların tuzluk uzatmadığı, boşanmak istediği, dilediği kıyafeti giydiği, facebook hesabı açtığı, izinsiz sokağa çıktığı için öldürülmelerinin tam tersi bir yerden, şiddetten kurtulmak ve ölmemek için şiddete başvuran kadınların haberlerini paylaşacağız.

Devamını Oku…

Burası kimin ülkesi?

kadinlarBilgesu Yaprak

Çok değil birkaç gece önce, Kadıköy’ün göbeğinde genç bir kadın evine girerken saldırıya uğradı. Tanımadığı bir adam, kadın binaya girerken üzerine atladı. Aç bir hayvan gibi. Avının canını isteyen bir vahşi hayvan gibi atladı kadının üzerine. Kadının bir canı, bir ruhu, bir önemi yokmuş gibi saldırdı ve gözünün içine bakarak koparmaya çalıştı bir göğsünü kadının. Kadın nasıl bir güçle itebildi adamı üzerinden, nasıl bağırabildi boğazını yırtarcasına, adam can korkusuyla nasıl kaçmaya başladı, mahallenin gençleri ayakkabılarını bile giymeye fırsat bulamadan nasıl düştüler adamın peşine, genç kadın nasıl devrildi kapı önünde, bütün komşular nasıl toplandı, nasıl oturttular kadını sandalyeye, kahve hangi evden geldi, suyu kim uzattı, kim sordu ilk “Ne oldu çocuğum?” diye, kimse anlamadı.

Devamını Oku…

Ayse Yılbaş davası 21 Şubat’ta!

ays%cc%a7e-yilbas%cc%a7Ayse Yılbaş, boşanmak üzereydi; dava uzun sürmüştü… Boşanma avukatlığını, Meriç ve Birsen üstlenmişlerdi. Boşanma sırasında, Katil Hüseyin Özmen, Ayşe’nin 1 yaşından küçük çocuğunu kaçırmış ve Ayşe’ye göstermemişti. Ayşe, çocuğu polis zoruyla ve avukatların çabasıyla geri almıştı. Annesiyle yaşıyordu; Cerrahpaşa Tıp’ta Stajyer öğrenciydi.

 

Hüseyin Özmen astsubaydı. Bölge’de görev yapmıştı uzun yıllar. Ayşe’yi öldürdükten sonra soğukkanlı olmasını açıklamak için Özmen’in kadın avukatı, “müvekkilim yıllarca güneydoğu’da görev yaptı, ölülere alışkın” demişti. Devamını Oku…

Devrim Özgürleştirir…

devrimozgurlestiriÖzgür Can Sunata

Eyy Sarıgazi’de fahişeleri teşhir ettiğinin reklamını Dünya ile paylaşan cepheli en büyük solcular! Ben korktum sizden, beni titrettiniz, bravo.

Yapabileceklerinizden endişeliyim. Çok farklı olsak da, yelpazenin solu adına kaygı duyuyorum…

Sözün bittiği yerde bir şov izledik hepimiz. Aklıma ilk şu geldi, gücünün yettiği birini tespit edip buradan şov yapmak, delikanlılığa sığar mı? Sonuçta cepheliler için  “delikanlı” olmak çok forslu bir şeydir.

Devamını Oku…

Suçlu erkek korunur, mağdur kadın ezilir: Burası Türkiye

feminaA., dayanışma istediği için Feminist Kolektif ile tanışan çok genç bir kadın. Yakın zamanda sonuçlanan tecavüz davasından bir kez daha “mağdur” edilerek çıktı. Hukuk yolları tıkanmış durumda ve AİHM’e gitmenin de sonuç vermeyeceği söylenmiş kendisine. Kamuoyu oluşturup Yargıtay’dan yeni bir duruşma talep edilmesi olasıymış ama küçücük yaşında 3,5 yıldır bu mücadeleyi veren A. artık devam edemeyecek kadar yorgun.

Aşağıda okuyacağınız yazı, A tarafından kaleme alındı. “Yeni TCK” masallarıyla kadınları aldatacağını düşünen AKP iktidarının, bu erkek yargı düzenini sürdüren hukukçuların ve  el birliğiyle mağdur kadını bir kez daha mağdur eden erkek  toplumun dikkatine sunulur… Devamını Oku…

Çocuk Gelinler Cehennemi

muhtarDursaliye Şahan 

Türkiye’de ne var? Örneğin DASK var. Zorunlu Deprem Sigortası. Ev alırken veya miras kaldığında bile tapunuzu alabilmek için yaptırmak zorundasınız. Hatta afet sonrası ödeme yapılmayan köy evlerine bile getirilmiş. Üstelik köylerde şehirdeki evlerin 5 misli prim alındığı söyleniyor.

Bu sigortadan kaçış yolu?

Diyelim ki yeni evinize su veya elektrik bağlatmak istiyorsunuz. Elektrik veya Sular İdaresi sigorta fotokopisini mutlaka dilekçenin altında görmek istiyor. Yani kaçma ihtimali sıfır. Pardon! Bir yolu var aslında. Mülkten vaz geçmek.

Şimdi gelelim şu haberlerde tekerleme haline gelen; çocuk gelinler konusuna.

Devamını Oku…

Kadınlar, dayağa karşı dayanışmaya!/Stella Ovadia/Ekim1987

feminist dergisi (3.sayı-Ekim 1987)
Stella Ovadia

scan0005Başlattığımız kampanyanın başlığı kendi başına bir program. Kadınları, dayağa karşı dayanışmaya çağıran … Tabii ki kadınların hemcinsleriyle dayanışması, toplumun her alanında (hapishane, okul, ordu) yaygın olan dayak belasıyla karşılaştıkları “özel” alanda yalnız ve çaresiz bırakılmamaları için dayanışma ağları ve giderek sığnaklar kurulması son derece anlamlı ve gerekli. Ama dayağın ve dayağa karşı kadın dayanışmasının feminist açıdan anlamı nedir, değinmek istiyorum.

Devamını Oku…

Kadınlar dayağa karşı dayanışmaya / feminist dergisi-1987 Kasım

resim-1559-001Kadınların dayağa karşı dayanışma kampanyası, boşanma davası açan bir kadının aleyhine verdiği gerekçeli kararda “kadının sırtından sopa, karnından sıpa eksik olmamalı” diyen hakim Mustafa Durmuş’a açtığımız hakaret davası ile başladı, dayağın meşrulaştırılmasına karşı yürüyüşle devam etti, kadın şenliğiyle sürüyor.

Devamını Oku…

“Dayağa Karşı Dayanışma Kampanyası” Bildirisi

dayanisma5Kadınların Dayağa Karşı Dayanışma Kampanyası, boşanma davası açan bir kadının aleyhine verdiği gerekçeli kararda, “Kadının sırtından sopa, karnından sıpa eksik olmamalı” diyen yargıç Mustafa Durmuş’a açtığımız dava ile başladı, dayağın meşrulaştınlmasına karşı yürüyüşle ve kadın şenliğiyle devam etti.

Devamını Oku…

Erkek egemenliğine ve erkek yargıya itiraz eden kadınlar yargılanıyor.

Kadına  yönelik erkek şiddeti azalmadan sürüyor, her gün yeni bir kadın cinayeti haberiyle güne başlıyoruz. Kadın cinayetlerinin sayısını devletin çelişen açıklamaları nedeniyle tam olarak bilemiyoruz. Resmi makamlardan gelen sayılarda, basında çıkan haberler yoluyla tutulan çetelelerdeki rakamlarda kadın cinayetlerinin hız kesmediğini, her gün bir kadının öldürüldüğünü görüyoruz.

Devamını Oku…

Kadına yönelik suçlarda tarafız

KADINA KARŞI ERKEK ŞİDDETİ DAVALARINA KADIN ÖRGÜTLERİ TARAFTIR,
AİLE BAKANLIĞI DEĞİL!

Kadın örgütleri olarak bugün bir kez daha kadına karşı erkek şiddet davalarında “TARAFIZ“ demek için Fatma Sen`in duruşmasını takip edeceğiz. Fatma, evliliği içinde kocası tarafından sistematik olarak şiddet gördü. Maruz kaldığı şiddeti polise bildirdiğinde, polis, hiçbirşey yapamayacağını söyledi, Fatma`nın mahkemeden aldığı tedbir kararından feragat etmesi için Fatma`yı zorladı. Fatma şiddet gördüğü evde yaşamaya mecbur bırakılırken, son olarak, sanık olan kocası, “ben seni öldürüp hapse girmem sen kendini öldür“ dedi. Aslında bütün kadın cinayeti davalarında olduğu bunda da sanık cinayetin her aşamasını tasarlamıştı. Son olarak Fatma`yı balkondan aşağı atarak onu öldürmeye teşebbüs etti.

Devamını Oku…

Karakollar kadın katillerini engellemiyor.

mahmureİstanbul Feminist Kolektif Basın Açıklamas
21 Temmuz 2012-Fatih Şehit Tevfik Fikret Karakolu

Cinayet sürecine  tanık olmayalım engel olalım.
Karakollar kadın katillerini engellemiyor.
 
Kadınlar öldürülmeye devam ediyor. Boşanmak istemesi ya da evi terk etmesi , yemek yapmaması ya da hep aynı yemeği yapması ,  hiç konusmaması ya da  çok konusması,   sağa bakması, sola bakması… kadınların öldürülmeleri için kadın olmaları yetiyor.

Devamını Oku…

Devletin görevi kadınların tamamını şiddetten korumaktır

BASIN ACIKLAMASI – 28 ARALIK 2011
DEVLETIN GOREVI BAZI NIKAHLI KADINLARI DEGIL
“HER KADINI” SIDDETTEN KORUMAKTIR!

Kadına karsı siddet yasa taslagındaki “yakın iliski içinde yasayanlar” kavramı Başbakanlık tarafından taslaktan çıkarılmıstır. Oysa imam nikahlı iliskilerden resmi nikah imkanı olmayan zorla erken evlendirilmis kız çocuklara; aynı çatı altında nikahsız yasayanlardan, birlikte oturmadıkları halde bir ilişki içinde olanlara kadar, Türkiye’de yaşayan milyonlarca kadın şiddet yaşamaktadır.

Devamını Oku…

Kadın cinayeti davalarına müdahiliz!

Şefika Etik, Türkiye’de her gün öldürülen kadınlardan biri. 6 Ekim 2011 tarihinde boşanmak istediği kocası tarafından öldürüldü. Kamuoyu onu Habertürk’ün medya şiddeti olarak tanımladığımız, sürmanşetinde yayınladığı, sırtından bıçaklı fotoğrafıyla tanıdı.

Devamını Oku…

Arzu Odabaşı adeta göz göre göre katledildi.

22 Şubat 2011 Salı günü dört çocuk annesi Arzu Odabaşı Üsküdar’da ayrı yaşadığı eşi Mustafa Odabaşı tarafından vurularak öldürüldü. Evlerde temizlik yaparak henüz öğrenim gören biri kız, dört çocuğunun geçimini sağlayan Arzu Odabaşı adeta göz göre göre katledildi.

Evet bu bir katliamdır!

Devamını Oku…

Arzu Yıldırım ölmeyebilirdi

Erkek şiddetiyle ilgili suç duyurularını önemsiz sayan, görevini yapmayan, kadınları  ‘korunmasız bırakan’, savcıları takip ediyoruz! Gözümüz savcılıklarda!

Arzu Yıldırım İstanbul Ümraniye’de birlikte yaşadığı sevgilisi tarafından öldürüldü. Arzu’nun çantasından savcılığa verdiği ‘ öldürüleceğim’ dilekçesi çıktı.  Arzu 7 Şubat’ta bu dilekçeyi verdikten 2 gün sonra öldürüldü.

Devamını Oku…

Öldüren “Sevgi” İstemiyoruz!

65292_411426735610174_1445286718_nHer gün en az 3 kadın en yakınındaki erkeklerin “sevgi”si yani baskı, yasaklama, kıskançlık, sahiplenmesi yüzünden öldürülüyor!

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Korkarız bugün de gazetelerin 3. sayfalarında Türkiye’de sevgilisinin elinden çiçek alacak ya da almayacak kadınlardan birkaçının ölüm haberlerine rastlayacağız. Bugün sevgililer günü, oysa erkeklerin “sevgisi” yani sevgi addettikleri baskı, yasaklama, kıskançlık, sahiplenmesi yüzünden günde en az 3 kadın öldürülüyor.

Devamını Oku…

Yasta değil isyandayız!

Eskişehir Demokratik Kadın Platformu Basın Açıklaması
17 Ağustos 2010

Kadın cinayetleri gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Her gün bir başka bahaneyle öldürülen kadınların haberini alıyoruz. Kıskançlık, erkeğin aşkına karşılık vermediği için, boşanmak istediği için, aile meclisi kararıyla, güzel koktuğu için ve daha niceleri. Kadınların ölümüne türlü türlü gerekçeler gösteriliyor. Hayatın her noktasında olan kadınlar birer birer ayrılıyorlar aramızdan.

Devamını Oku…

Mezar değil, sığınak istiyoruz!

Feminist-iz Basın Açıklaması
3 Nisan 2010

Endişeliyiz…
Hayatlarımız, geleceğimiz ve sevdiklerimiz için…

Öfkeliyiz…
Yaşama hakkımız her vesileyle elimizden alındığı, ömürlerimiz bozuk para gibi harcandığı, şiddete maruz kaldığımızda bize gidecek yer bırakılmadığı için…

Devamını Oku…

Biz kadınlar artık yas tutmuyoruz.

Ankara Kadın Platformu Basın Açıklaması

6 Mayıs 2010-Yüksel caddesi

 

Biz kadınlar artık yas tutmuyoruz. Askılı elbise giydiği, eve geç geldiği, boşanmak istediği, aşık olduğu, sevişmek istemediği, sevmediği kişi ile evlenmek istemediği için öldürülen; aslında yalnızca “kadın” olduğu için öldürülen binlerce kadının yasını tutmuyoruz.

Devamını Oku…

Erkeklerin Sevgisi Her Gün Üç Kadını Öldürüyor!

İstanbul Feminist Kolektif Basın Açıklaması
14 Şubat 2010 / Taksim-Galatasaray

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Bugün dünyanın her yerinde erkekler, ellerinde başta kırmızı güller ve daha birçok hediye ile sevgilileri olan kadınlara, onları ne kadar çok sevdiklerini anlatacaklar.

Devamını Oku…

Celalettin Cerrah kadınları hedef gösteriyor!

Münevver Karabulut’un babasına “Kızına sahip çıksaydı.”diyen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah esas kendi diline sahip çıksın!

Kadın katillerine cesaret veren, kadın düşmanlığını körükleyen sözler eden, 18 yaşında katledilen Münevver’in ailesine “Kızlarına sahip çıkmışlar mı?” diye soran Celalettin Cerrah esas kendi diline sahip çıksın!

Devamını Oku…

Ayşe Yılbaş Davasının Peşini Hiç Bırakmadık

ayskartAyşe Yılbaş da temas halindeyken kaybettiğimiz bir kadın.  Ayşe Yılbaş 24 yaşındaydı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenciydi. Boşanmak üzereydi. Kocasından ayrı; çocuğuyla birlikte ailesinin yanında yaşıyordu. Boşanma davasını iki feminist avukat yürütüyordu. Hastanede nöroloji servisinde çalışırken, boşanmak istediği kocası Astsubay Kıdemli Çavuş Hüseyin Güneş Özmen tarafından 22 Şubat 2008 tarihinde 12 kurşunla öldürüldü.

Devamını Oku…

Aslı Baş davasında erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz

aslibasdavasi“Medyadan; ‘nüfuzlunun’ ve ‘erkek’in yanında olan taraflı habercilik değil, gerçekleri ifşa etmesini; mahkeme’den suçluları gizleyen, koruyan bir yargılama değil adaleti tecelli ettirmesini istiyoruz” diyen İstanbul Feminist Kolektif basın açıklaması yaptı. Hazırlanan metni paylaşıyoruz.

 

” Aslı Baş davasında erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz!

İntihar değil cinayet!
Bütün failler yargılansın!

Kadın cinayetlerinin istatiksel değerinin düşmesi ile “övünen” hükümetin söylemlerinin aksine, Türkiye’de kadın cinayetlerinin işlenme biçimlerinin değişiyor; cinayetlerin durmamasının yanı sıra failler yargılanmıyor, gereği gibi cezalandırılmıyor.

Erkeklerin her gün 3 kadını öldürdüğü, “yargı”, “devlet” ve “medya” işbirliğine her gün tanık olduğumuz bu ülkede, cinayetin delilleri, silahları, işlenme biçimleri değişiyor belki ama öldürülenlerin kadınlar, öldürenlerin erkekler ve işbirlikçilerin yargı, medya ve devlet olarak kalmaya devam ettiği bu gerçeklik karşımızda, tanıklıklarımızda, gazetelerde ve tıpkı Aslı Baş’ın düşmesinin kaydedildiği video görüntüleri gibi ekranlarımızda…

Devamını Oku…

“ABD’li kadın turist Sarai Sierra”

sarai… diye başlıyor haberlerden birinin ilk cümlesi.

Bu turistin cinsiyeti erkek olsaydı “erkek turist” yazar mıydı onu düşündüm önce.

Sonra başka bir haberi okudum.

“Otopsi raporlarının genellikle 2-2,5 ay içinde tamamlandığı ancak
‘nın ‘özel durumu’ nedeniyle sürenin biraz daha uzayabileceği öğrenildi. Raporun yaklaşık 3 ay içinde çıkabileceği tahmin ediliyor.”

 

Neydi bu tırnak içindeki “özel durum”? Cinsiyetçi ve reklam kokan bu tırnak işareti çok fazla şey anlatıyordu aslında.

Devamını Oku…

Aile dışında hayat var!/2013 Şubat

adhvBiz kadınların hayatları patriyarkal (ataerkil) kapitalist sistem altında her dönem zordu. Bize modern çekirdek aile içinde sunulan en iyi seçenek, karşılıksız ev ve bakım emeğimizin yanı sıra düşük ücretli “kadın işleri”nde çalışarak aile yaşamının idame ettirilmesinde  destek güç oluşturmak oldu. İçine sıkıştırıldığımız ücretli emek-ücretsiz emek kıskacı, eve ek gelir getirsek de aileden, kocalardan bağımsızlaşmamızın önünde hep bir engel oluşturdu.

Devamını Oku…

Aile dışında hayat var!/Broşür

adhvBiz kadınların hayatları patriyarkal (ataerkil) kapitalist sistem altında her dönem zordu. Bize modern çekirdek aile içinde sunulan en iyi seçenek, karşılıksız ev ve bakım emeğimizin yanı sıra düşük ücretli “kadın işleri”nde çalışarak aile yaşamının idame ettirilmesinde  destek güç oluşturmak oldu. İçine sıkıştırıldığımız ücretli emek-ücretsiz emek kıskacı, eve ek gelir getirsek de aileden, kocalardan bağımsızlaşmamızın önünde hep bir engel oluşturdu.

Devamını Oku…

2012 Sonundan Haberler

20123Kadınlar “hayır!”, “istemiyorum!”, “boşanacağım!” dedikleri için erkek şiddetine uğruyor, öldürülüyorlar…

Erkek şiddetini kaydediyoruz… Davaları izliyoruz…

İzmir’de son sekiz ayda 4 bin 650 kadın, şiddet gördüğü için devletten koruma ve sığınma talep etti. Ankara’da 3 bin 900, İstanbul’da 2 bin 800, Antalya’da bin 350, Adana’da ise 950 kadın,
şiddet gördüğü gerekçesiyle şikâyetçi oldu.

 

Devamını Oku…

Kadının beyanı esastır, tersini ispat yükümlülüğü erkeğe aittir…

kadnn-beyan-esasKadınlara yönelik tacizin, cinsel saldırının, tecavüzün, şiddetin ve hatta kadın cinayetlerinin adeta sıradanlaştığı bir toplumda yaşıyoruz. Bunların sürekli gündemde olmasına rağmen, ne devletin önleyici önlemler almaya niyeti var ne de yargının erkekleri cezalandırmaya. Üstüne bir de ceza almadan salıverilen erkeklerin, patriyarkal bir dayanışma içinde diğer erkekler tarafından kadına haddini bildirmiş, şiddetinin haklılığı anlaşılmış, zafer kazanmış kahramanlar olarak el üstünde karşılanması var.

Devamını Oku…

Yargı ve Erkek el ele Iraz’ı Katletti!

dsc_0006Dijan Özkurt

 

Gün geçtikçe artarak devam eden sistematik erkek şiddeti, her gün biz kadınların canını almaya devam ediyor. Erkek şiddetinin kurbanlarından biri olan ve ne yazık ki dün itibarıyla hayatını kaybeden Iraz Ekinci örneği yargının ve devletin erkek şiddetini engellemek yolunda adım atmak şöyle dursun adeta cinayete davetiye çıkarmak için elinden geleni yaptığını bize bir kez daha göstermiş oldu. Devamını Oku…

‘Melek’i uğurlarken boğazım düğüm düğüm…’

melekerkeksiddetiAğrı’nın Hamur ilçesinde iki çocuk annesi 24 yaşındaki Melek Karaaslan erkek şiddetine uğrayan kadınlardan biriydi. ’Namus meselesi’ yüzünden kabul edilmediği köyüne cenazesi ile döndü. Uçakla Ankara’dan Ağrı’ya getirilen Melek’in cenazesi yol üzerindeki akaryakıt istasyonunda yıkandı, çocukluğunun geçtiği Çağlayan Köyünde toprağa verildi. Cenazesini Vakad’lı kadınlar taşıdılar. Melek öldükten sonra herkes ona sahip çıktı. Bakan Fatma Şahin de  ’Öldüremedikleri için ölüme terk etmişler’ denilen ve ruh sağlığını kaybeden Melek’in davasının takipçisi olacağını söyledi. Devamını Oku…

Şiddetin Normelleştirilme Süreci

iddetin-normalletirilme-sreciSakine Günel

Kadınlar kocalarından sistematik ve sü­rekli şiddet görmelerine karşın, çocukların olması, geçinebilecekleri bir gelirden yok­sun olmaları, aile baskısı vb. bir çok sebeple evliliklerini sürdürmek zorunda kalıyorlar. Bazen bir kadının hikayesine bakıp, bu se­beplere rağmen sürdürülecek bir hayat değil, diye düşünebilirsiniz. Uzun yıllar dayakla, baskıyla süren evlilik hikayesini dinlerken “bunca yıl nasıl dayanmış” gibi bir soruyu sormaktan kendinizi alamayıp, bir erkeğin şiddetle birlikte kadını evlilik içinde tutabil­mesine öfkelenirsiniz. Nasıl olur da erkek kadına şiddet uygularken bile kendi deneti­minde tutabilir?

Devamını Oku…

İktidarın Mahremiyeti – İstanbul’da Hayat Kadınları Seks İşçiliği ve Şiddet –

iktidarin-mahremiyetiDeniz Ulusoy

Aslı Zengin, Metis Yayınları’ndan çıkan “İktidarın Mahremiyeti” adlı ça­lışmasında, devletin kayıtlı ve kayıt dışı çalışan seks işçileriyle kurduğu ilişkileri konu edinerek, ‘devletin cinsel kıyıları’ olarak adlandırabileceğimiz eril siyasetin kurucu pratiklerini ve anlayışını deşifre ediyor. Seks işçilerini kayıtlı ve kayıt dışı genel kadın kategorilerine ayırıp tanımlayan yasa, aynı zamanda bu kategorileri ve bu kategorilere yerleştirdiği hayatların de­netimini belirli şekillerde kuruyor ve elin­de tutuyor. Bu denetimin kendisi aslında devlet iktidarının mahremiyet/yakınlık ile kurmuş olduğu derin ittifakı gözler önüne seriyor.

Devamını Oku…

Şiddet yasası kimin için?

8-mart-2012-262Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

Yaklaşık bir yıl süren çalışmalar sonucunda Türkiye’nin yeni bir şiddetle mücadele yasası oldu. Farklı platformlarda yer alan kadın örgütleri yasa taslağı tartışmalarına kendi çaba ve ısrarlarıyla dahil oldular.

Devamını Oku…

Şiddete Son Platformu’ndan TBMM üyelerine mektup

Şiddete Son Kadın Platformu’nu oluşturan 237 kadın örgütü ve Platform’un taleplerini destekleyen tüm diğer kadın platformları ve kadınlar olarak bir kez daha belirtmeliyiz ki, aylardır tartışılan şiddet yasa taslağının, Bakanlıkta, Başbakanlıkta ya da TBMM’de bir odadan diğerine giderken bile uğradığı aleyhte değişikliklerden son derece rahatsızız.

Devamını Oku…

Şiddete Son Platformu Basın Açıklaması

Şiddete Son Platformu, 14 ilde eşzamanlı düzenlediği basın açıklamasıyla, “Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı”na ilişkin ilişkin tepki ve taleplerini dile getirdi.

“Bilindiği gibi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bir süredir her platformda şiddet yasa tasarısının tanıtımını yapmaktadır. Hükümetin aceleyle kanunlaştırmaya çalıştığı bu yasa tasarısı şiddet mağduru kadınların ihtiyaçlarını karşılamaktan, kadına yönelik şiddeti önlemekten ve ortadan kaldırmaktan çok uzaktır. Yıllardır kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele eden kadın örgütlerinin bu haliyle bu tasarıyı sahiplenmelerinin, desteklemelerinin ve kabul etmelerinin mümkün olmadığı ortadadır.

Devamını Oku…

Şiddet yasa taslağı ve geldiğimiz nokta

Deniz Bayram

Kanun hükmünde kararname ile kurulduğu günden bu yana kadınlar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı`nın adında, `kadının` adının olmamasına dair eleştirileri ile protestolarına devam ederken, yeni bakanlık, şiddete karşı yeni bir yasa taslağını gündeme getirdi. Görüyoruz ki, uluslararası alanda kadına yönelik şiddetten dolayı mahkum edilmiş ilk ülke olarak tarihe geçilmesi ve kadın cinayetleri ile şiddete dair çetele tutulması karşısında, bakanlığın ilk adımı yeni bir şiddet yasası yapmak yönünde oldu.
Yürürlükte olan 4320 sayılı yasa, elbetteki pek çok eksiklikleri olan yetersiz bir yasaydı ve 1998 yılından bu yana adı da dahil olmak üzere, kadın hareketinin eleştirdiği bir yasa olmuştu. Kadınlar, bu yasal yetersizlik ve uygulamanın, kadının şiddetten korunması ve şiddetin ortadan kaldırılması anlayışından uzak olması nedeni ile kendilerini şiddete karşı işlevsiz bir süreç içerisinde buluyorlardı. Bu süreç, her gün beş kadının öldürüldüğü bir gerçekliği karşımıza çıkardı.

Devamını Oku…

Aile sever Bakan ile işimiz çok zor…

Önce “N.Ç”yi evlatlık alıp, “bizim kızımız” ilan eden, hemen sonrasında 11 yaşında “evlilik dışı” hamile olan çocuğun “17 yaşında” olduğunu açıklayan ve “Ağrı valisini arayıp mahkemenin hızlanması ve doğumdan önce resmi nikahın kıyılmasını isteyen” Fatma Şahin’in, “kadın”ın değil, “aile”nin bakanı olduğunu ne zamandır söylüyoruz.

 

Ama feminist hareket içinde böyle düşünmeyenlerin; Fatma Şahin’in mevcut hükümette bu bakanlığa getirilebilecek en iyi isim olduğunu, ona bir şans vermek gerektiğini söyleyenlerin sayısı da hiç az değil. Devamını Oku…

Öldüren “Sevgi” İstemiyoruz!

 

14.02.2011/İstanbul Feminist Kolektif, 14 Şubat’ta sevgililer günü kutlanırken kadın katlinin sürdüğünü hatırlattı; savcılıklara tehdit edildikleri için suç duyurusunda bulunan kadınlarla yüz yüze görüşmeleri ve bu kadınları acilen aile mahkemelerine yönlendirmeleri çağrısında bulundu.

Devamını Oku…

Öldürülüyoruz. Devlet seyrediyor…

İstanbul Feminist Kolektif-Kadın Cinayetlerine İsyandayız Kampanyası  23 Şubat 2011’de Ümraniye’de öldürülen Arzu Odabaşı’nın Öldürüldüğü yerde bir basın açıklaması yaptı.

Kadın Cinayetlerine İsyandayız!

Burada işlenen Arzu Odabaşı  cinayeti Devlet destekli örtük bir cins-kırım yaşandığını açıkça ortaya koymuştur.

Arzu Odabaşı, koca şiddetini adli mercilere bildirdiği halde,  öldürülene kadar“devlet” kılını kıpırdatmamıştır.  O merciler hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı kadınların şikayetini ciddiye almayanların takipçisi olacağımızı buradan herkese söylüyoruz.
9 şubat günü öldürülen Arzu Yıldırım cinayetinde de Ümraniye savcılığının ihmali açıktı. Bunun için de suç duyurusunda bulunduk, takipçisiyiz.

Adana’da  Semiha K.   Yıllarca şiddet gördüğü “koca”dan kurtulmak istedi,      Devlet , Semiha’yı da  erkek şiddetinden korumadı, geçen akşam öldürüldü.

Gebze Yavuzselim mahallesinde  Çiğdem K.   kocası tarafından salı gecesi pompalı tüfekle öldürdü.

Özlem eski kocadan kurtulmak için il değiştirdi, Katili onu buldu, bıçakladı ,ağır yaralı.

Maltepe de Şehri F.  Daha önce şikayetçi olduğu  halde gözaltına alınıp bırakılan  erkek tarafından  bıçaklanarak öldürüldü.

Gaziantep’te   kocasından boşanmak isteyen kadın bıçaklanarak yaralandı.

 

Erkekler seri kadın cinayeti işlerken. Devlet (hükümet,emniyet, jandarma, belediyeler,partiler,sendikalar, erkek kurumlar) seyrediyor.
Öldürmek için erkek, öldürülmek için kadın olmak yetiyor.
Kadın katilleri ,“erkekçe bahaneler caizdir cumhuriyeti’nde” kadına şiddet uygulamaktan, kadını öldürmekten hiç çekinmiyor.

Devamını Oku…

Cinayetten savcılık da sorumlu/18.02.2011

 

18.02.2011/İstanbul Feminist Kolektif üyeleri, sevgilisi tarafından öldürülen Arzu Yıldırım’ın ölümünde ihmali olduğu iddiasıyla Ümraniye Cumhuriyet Savcısı Feridun Kabadayı hakkında suç duyurusunda bulundu.
“Kadın Cinayetlerine İsyandayız” kampanyasını yürüten İstanbul Feminist Kolektif üyeleri, Yıldırım’ı sevgilisi Metin Çilingir’in, hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduktan iki gün sonra öldürdüğünü hatırlattılar. Yıldırım’ın ölümünde, korunması için gerekli önlemleri almayan cumhuriyet savcısı Kabadayı’nın da sorumluluğu bulunduğunu belirttiler.

Devamını Oku…

Polisiyeleşmeden…

Ayşe Toksöz

Ocak 2009. Ben İstanbul’daydım. Canan da öyle. Dilek Eskişehir’deydi, Çiğdem Ordu’da.

Ocak 2010. Ben bu yazıyı yazıyorum, Canan Akbulut, Dilek Özer ve Çiğdem Bayram artık aramızda değil. Basının diliyle “arkalarında soru işaretleri bırakarak” gittiler. Yanlış anlamayın, bu bir edebi kalıp. Yoksa basının soru sormaya niyeti yok. Daha doğrusu, sordukları sorular “İntihar mı etti, öldürüldü mü? Bunalımda mıydı? Cinnet mi geçirdi? Kocasının başka kadınlarla ilişkisi var mıydı?” türünden.

 

Ben bu soruları sormak istemiyorum. Duymamış olanlar için kısaca Canan’dan, Çiğdem’den ve Dilek’ten bahsedeyim. Sonra da neden bu soruları sormak istemediğimden, neden cevaplarını merak etmediğimden. Devamını Oku…

Babaların meydanı

cemre-yazsbCemre Baytok

 

Münevver Karabulut’un öldürüldüğü 3 Mart 2009’dan, Cem Garipoğlu’nun 17 Eylül’de yakalanmasına kadar geçen uzun süre boyunca kamuoyu uzun zamandır olmadığı kadar genç bir kadının öldürülmesiyle ilgilendi. Feministler olarak kadına yönelik şiddeti ve cinayetleri kamuoyuna bu kadar duyurduğumuz bir dönemde, nasıl oldu da bu sefer, Münevver’in öldürülmesi tekil bir olaymış gibi öne çıkabildi ve birçoklarının kendilerini söz sahibi hissettikleri bir hâl aldı? Münevver üzerinden nasıl oldu da farklı egemenlik konumlarından beliriveren “babalar” Münevver’i “sahiplendiler”? Devamını Oku…

Davaları takip ederken…

sb1Yaklaşık iki yıldır mahkemelerde yan yanayız. Katilleri, ölen, yaralanan, tecavüze uğrayan kadınları, ailelerini, feministleri, hissettiklerimizi, biriktirdiklerimizi oturup konuşalım, paylaşalım dedik. Yerimiz ancak bu kadarına izin verdi, ama aslında daha o kadar çok şey var ki…

Funda: Nerden başlayalım bilemiyorum ama bu süreci hep birlikte yaşadık. Dosya konumuz “Kadın Cinayetleri politiktir” olunca, bu süreç boyunca neler yaşadık konuşalım diye düşündük.

 

Selin: Kişisel hislerimden başlayabilirim aslında. Hepimiz 2. derece travma yaşıyoruz diye düşünüyorum. Bu davaların benim psikolojime etkileri epeyce ağır oldu. Kendimi uzak tutmaya çalışıyorum ve yardım da alıyorum zaten. Çok istesem de bazen duruşmalar gitmiyorum. Kesinlikle kendimi iyi hissetmiyorum ve sakin kalamıyorum, adamlara vurmak istiyorum mesela, saldırmak istiyorum abuk sabuk konuştuklarında. Sadece dosyalarda değil, başka yerlerde de birikiyor bu tepki içimde. Bu çok büyük bir problem ve adeta bir savaş! Kadınlar canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Savaşta bizim de güçlü olmamız gerekiyor ve bazen gücümüz azalıyor diye düşünüyorum.

Devamını Oku…

Dayak, aşağılama, tecavüz ‘haksız tahrik’tir!

Fatoş Hacıvelioğlu

Sevişmeye “hayır” demenin neresi haksız tahriktir? Çantada doğum kontrol hapı bulunmasının neresi haksız tahriktir? Çok sık banyo yapmanın neresi haksız tahriktir? Oysa dayak yemek haksız tahriktir, tecavüze uğramak haksız tahriktir, aşağılanmak, işkence görmek haksız tahriktir.

Erkek egemen yargı sistemi “kot pantolon giydi”, “sevişmeyi reddetti”, “cilveli biçimde saat sordu”, “piercing takıyor”, “beyaz tayt giydi”, “çantasında doğum kontrol hapları gördüm gibi gerekçeleri, erkekleri tahrik eden davranışlar olarak değerlendirip, nerede ise erkeğe “mağdur” muamelesi yapıyor. Bu davranışların hiçbirisi hukuken haksız bir fiili teşkil etmediği halde, ataerkil değerlere yaslanan bir mantıkla bu tür davranışlar kanun uygulayıcılar tarafından “haksız tahrik” olarak değerlendiriyor. Oysa kanunda belirtilen haksız tahrik için şart olan  “haksız fiil”, hukuki anlamda gerçek bir haksız fiil olmalıdır. Yoksa kadının “namus”u ve kadını kendi malı gibi gören erkek zihniyetinin uydurduğu saçma ve akıldışı gerekçelerin kendisi bir haksız fiil olarak değerlendirilemez.

Sevişmeye “hayır” demenin neresi haksız tahriktir? Çantada doğum kontrol hapı bulunmasının neresi haksız tahriktir? Çok sık banyo yapmanın neresi haksız tahriktir? Oysa dayak yemek haksız tahriktir, tecavüze uğramak haksız tahriktir, aşağılanmak, işkence görmek haksız tahriktir. Hatta bundan da öte, çoğu vakada bu davranışlar karşısında gösterilen tepkiler meşru müdafaadır

Haksız tahrik konusunda erkeklere oldukça cömert davranan mahkemeler, söz konusu olan dayak yiyip, ölümle tehdit edilip, tecavüz edilip ve nihayet ölmemek için saldırganını (koca, baba vs.) öldüren kadınlar olduğunda “haksız tahrik” maddesini uygulamamak için ellerinden geleni yapıyor.

 

“Hakikat Anı”:Ya kurban olacaksın ya da “katil”  

 

Size aktaracağım birinci olay, tam da mahkemelerin bu “cimriliği”ne en uç örnek olacak kararın ardındaki bir hikaye, Rabia’nın hikayesi. Rabia Aksın, önce gönüllü avukatı, sonra bundan da öte arkadaşı olduğum, varlığından güç aldığım, kendi ezilmişliğiyle kadın bilincine sahip olan bir kadın. Rabia’nın yaşamındaki korkunç olaylar, 13 yaşında iken Adana’da okuduğu okuldan kaçırılması ve tecavüze uğramasıyla başlıyor. Rabia’nın annesi bu olay üzerine kendini asarak hayatına son veriyor. Bu arada Rabia babası tarafından sürekli dövülüyor ve tecavüzcüsü ile evlenmeye zorlanıyor. Yediği dayaklara dayanamayan Rabia sonunda tecavüzcüsüyle evleniyor. Evlendiği ilk günden itibaren kocası-tecavüzcüsü tarafından sürekli işkenceye tabi tutuluyor. Demir çubuklarla dövülen, ayağı kırılan, vücuduna çatal batırılan, çırılçıplak soyulan, kafasına silah dayanarak intihar mektupları yazdırılan ve sürekli sokağa atılmakla tehdit edilen Rabia, bütün bu hengâme içinde iki çocuk sahibi olarak, yaşama bir şekilde tutunmaya çalışıyor.

Rabia, 13 yıl süren evliliğinde iki defa boşanma davası açıyor, fakat tehditler nedeniyle vazgeçiyor. Bu arada dayaktan ve işkenceden bunaldığı bir gün, adını nereden duyduğunu bile hatırlamadığı Mor Çatı Kadın Sığınma Evi’ne gitmek üzere çocuklarını da yanına alarak evden kaçıyor. Ancak bu yolculuk bilgisizlikten ve parasızlıktan dolayı sadece bir gün sürüyor.  Olay gününden yalnızca birkaç gün önce, yine çok kötü bir biçimde dayak yedikten sonra iki çocuğunu da alarak babasının evine gidiyor ve boşanma davası açıyor. Bu günlerde koca sürekli evi arayarak ölümle tehdit ediyor. Ve nihayet koca olay günü de, gündüz vakti Rabia’nın babasının evine evde kimse yokken gizlice giriyor ve Rabia’yı öldüresiye dövmeye başlıyor. Artık canına tak eden Rabia da  “hakikat anı”nda, kurban olmamak için silahı alıp kocasını öldürüyor ve “katil” oluyor.

Kadın hukukçular olarak, olayda öncelikle “meşru müdafaa” nedeniyle Rabia’nın beraat etmesi gerektiğini, olmadığı taktirde, olay öncesinde Rabia tarafından açılan darp davaları, raporları ve tanıklar göz önüne alınıp “ağır tahrik” indirimi yapılması gerektiğini belirttik. Bütün uğraşlarımıza rağmen Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi, yaşananların, sanık lehine “hafif haksız tahrik” olarak değerlendirilmesi gerektiğini, öldürmeyi gerektirecek “ağır tahrik” boyutuna ulaşmadığını belirterek, önce ömür boyu, sonra da indirim yaparak 24 yıllık bir ceza verdi. Mücadelemize devam ettik ve dosya Yargıtay’da üç kez bozuldu. En sonunda ceza 19 yıla inebildi. Rabia, cezaevinde kadınlara okuma -yazma öğretmeye çalışıyor, tiyatro oyunları yazıyor, tiyatro oyunlarında yer alıyor, resim yapıyor ve dört gözle cezaevinden çıkıp kadınlarla “özgürce” dayanışacağı günleri bekliyor.

İkinci hikâyemiz ise, “meşru müdafaa”nın uygulanamadığı hallerde bütün mahkemelere örnek olarak sunduğumuz, “haksız tahrik” düzenlemesinin ruhuna uygun nitelikli bir kararın ardındaki hikâye.

Ülkü,  60 yaşında bir öğretmen. 22 yaşındayken, kendisi gibi öğretmen olan Özdemir Bey ile evlendi ve 3 çocuğu oldu. Okulda,  dışarıdaki insanlara, komşulara karşı hep kibar olan kocası, Ülkü’ye ev içinde hep kaba bir davranıyor, sürekli küçümsüyor, özellikle mesleğindeki başarılı faaliyetlerini kıskanıyordu. Bir süre sonra bu kaba davranış yerini hakarete,  tehdide varan bir tavra ve daha sonrada fiziksel şiddete bırakacaktı. 36 yaşında erken menopoza giren Ülkü, menopoz nedeni ile cinsel ilişkiden rahatsız olduğu için eşinin başka kadınlarla birlikte olmasına ses çıkarmıyor, hatta belki kendisini daha az rahatsız eder umuduyla bunu teşvik ediyordu.

Ne yazık ki bu “anlayış ve teşvikler” dahi tecavüzleri önleyemeyecekti. Bulaşıcı hepatit teşhisi konulan koca Ülkü’yü sürekli olarak hastalığını bulaştırmakla tehdit edecekti. Olay gecesi ise, yine aynı şekilde kendisine tecavüz etmeye kalkan kocasına Ülkü bu sefer sert bir biçimde karşı koyunca, kocası bıçakla saldırır. Ülkü göğsüne bir bıçak darbesi yedikten ve bir süre boğuştuktan sonra bıçağı kocasının elinden almayı başarır ve “hakikat anı” gelir. Ya  “kurban” olacaktır, ya da “katil”! Ülkü, kendini kaybederek bıçaklar, bıçaklar, bıçaklar, ta ki tecavüzcü “kocası” 17 darbeyle ölene kadar. Yıllarca süren bu kabus dolu olayları kimseyle paylaşmayan Ülkü’nün “melek gibi adamı” neden öldürdüğünü hiç kimse anlayamamıştır! Soru şudur: hangisi vahşidir? 17 bıçak darbesi mi, yıllarca süren tecavüz ve fiziksel/psikolojik işkence mi?

Yapılan yargılamada mahkeme, eşine az rastlanır biçimde bu soruya doğru yanıtı verdi;  yine “meşru müdafaa” kurgusundan başlayan savunmamızın bir aşamasında, talebimiz üzerine “ağır tahrik” indirimini uygulayarak Ülkü’nün 30 sene olan cezasını 12 seneye indirdi. İşte daha sonra Yargıtay’ın da onadığı bu örnek karar, “ağır tahrik”in doğru yerde uygulanmış olması açısından son derece değerli bir örnektir. Zira Ülkü’nün yaşadığı olayda haksız tahrikin birinci koşulu olan gerçekten haksız bir fiilin varlığı, hatta birden fazla haksız fiilin, yani somut olayda  “dayak”, “tehdit” ve “tecavüz”’ün varlığı mevcuttur.

 

isimsiz2İngiltere örneği…

 

Tam da bu konuya ilişkin olarak, İngiltere’de hazırlanan yeni ceza yasası tasarısı ile, yıllarca şiddet gördükleri kocalarını öldüren kadınların cezalarında “haksız tahrik” nedeniyle indirime gidilmesi yönünde kolaylık sağlanması hedefleniyor. Yeni yasa tasarısı ile erkeğin lehine olan ve cezai indirime yol açan kıskançlık temelindeki “haksız tahrik” unsurunun kaldırılması hedefleniyor. (Görüldüğü gibi erkek şiddet  “bahaneleri” ülke farkı dinlemiyor!) Yani bu düzenlemeyle, eşini öldüren bir erkek, eşi kendisine sadık olmadığı için bu cinayeti işlediğini iddia ettiğinde,  artık cezai indirim alamayacak. Bunun yanı sıra, aile içi şiddete maruz kalarak cinayet işleyen kadınlara ek savunma olanakları getiriliyor ve yıllarca şiddete maruz kalan kadınların, bu temelde savunma yapmasına olanak tanınıyor.

Kadınlar bütün “tahrik”lere rağmen daha az suç işliyor

Türkiye’de Cezaevine giren hükümlülerin yüzde 96.7’sini erkekler, yüzde 3.3’ünü ise kadınlar oluşturuyor. Cinayet suçu işleyen kadınların yüzde 38 gibi büyük bir çoğunluğunun eşlerini maruz kaldıkları şiddet nedeniyle öldürdükleri biliniyor. Bunu sırasıyla baba, akraba bir erkek veya saldırgan başka bir erkek takip ediyor. Kadın mahkûmlarla yapılan bir araştırmada, suçun çok büyük çoğunlukla, kötü muamele gören ya da dayak yiyen kadınlarda aniden şiddetli bir tepki sonucu ortaya çıktığı ve bu tür cinayetlerde, öldürücü bir silah ya da fiziksel güç kullanarak ilk saldıranın, kurbanın kendisi olduğu saptanmış. Kadınlar çoğunlukla kendilerini korumak amacıyla bu suçu işliyorlar. Yani aslında bu “cinayet”lerin çoğu “haksız tahrik” hükümlerinin değil, “meşru müdafaa” hükümlerinin uygulanmasını gerektiren vakalar.

Rabia ve Ülkü, öldürülmenin sınırına gelip kendini ancak saldırganını (kocasını) öldürerek kurtarabilen “şanslı” sayılabilecek kadınlardan ikisi. Çünkü her ikisinin de yaşadıkları, haksız tahrikin gerçekten hukuken uygulanabileceği olaylardır. Yani onlar yaşadıkları sistematik şiddetin sonucu “katil” olmuşlardır.  “Namusumu temizledim” sözcüğünün kendisi bile  “haksız tahrik” olurken, dayak, aşağılama, tecavüzün haksız tahrik olarak değerlendirilmesi daha zaman alacağa benziyor.

Eş veya eski eş cinsel istismarı

cinsel-istismarŞahika Yüksel

Üç veya daha çok sayıda çocuğu olan ve çalışmayan, bağımsız bir geliri olmayan kadınlar, şiddet, istismar, koca tecavüzü benzer travmalar yaşasalar da tecavüzcüleri olan eşleri ile aynı yatakta yatarlar; ayrılamazlar.

Bazı cinsel istismar türleri “normal” kabul edilir ve yer yer, onların travmatik olarak tanımlanmayabileceği ileri sürülür. Açıklanması ve ispat edilmesi zor olan evlilikte tecavüz, bu tür “mazeretli” cinsel istismar örneklerinden birisidir. Evlilik içinde cinsel istismar konusunu, istismar eden, edilen ve danışmanlık yapanlar için çelişkiler taşıyan bir cinsel istismar türü olması nedeniyle seçtim. Sevgili tecavüzünü bu yazıda ele almayacağım.

Devamını Oku…