Posts Tagged ‘ayşe yılbaş’

Ayşe Yılbaş Davasının Peşini Hiç Bırakmadık

ayskartAyşe Yılbaş da temas halindeyken kaybettiğimiz bir kadın.  Ayşe Yılbaş 24 yaşındaydı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenciydi. Boşanmak üzereydi. Kocasından ayrıydı; çocuğuyla birlikte ailesinin yanında yaşıyordu. Boşanma davasını iki feminist avukat yürütüyordu. Hastanede nöroloji servisinde çalışırken, boşanmak istediği kocası Astsubay Kıdemli Çavuş Hüseyin Güneş Özmen tarafından 22 Şubat 2008 tarihinde 12 kurşunla öldürüldü.

Devamını Oku…

Ayşe Yılbaş’ın Katiline İndirim Yok!

ayseyilbas23mayis28 Temmuz 2009’da Ayşe’nin katili Hüseyin Özmen iki kez ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmış, cezasında hiçbir indirime gidilmemişti. Şubat 2012’de Yargıtay’ın kararın ağırlaştırma sebeplerinden birini bozmasıyla dava yeniden başladı. Bozma gerekçesinde katilin tasarlayarak öldürdüğünün ispatlanamamış olması yazıyordu.

23 Mayıs’taki duruşmada son sözler söylendi. Ayşe’nin onlarca avukatı önceki süreçte defalarca söylediklerini yine tekrarladılar: Hüseyin Özmen Ayşe’yi tehdit ediyordu, bunun tanıkları vardı ve ilan ettiği gün ve saatte Ayşe’yi öldürmüştü.

Devamını Oku…

Israrlı “erkeklik” halleri…

Ayşe Yılbaş davası karar duruşması  23 Mayıs Çarşamba Saat 10.00’da Çağlayan 4.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

ayseyilbas4a55

Kadın cinayeti davalarını takip ederken çok şey öğreniyoruz. Bu davaları izlerken ana hedefimiz katillerin daha ağır ceza almaları değil. Bu davalar görünür olsun, yargı erkeklik indirimlerini uygulamasın ve kadın cinayetlerinin önlenmesi için bir baskı mekanizması oluştursun istiyoruz. Bu isteğimizi kısmen gerçekleştirdiğimizi söylemek de abartılı olmaz. Bugün toplumun her kesiminde kadın cinayetlerinin tartışılır ve bilinir olmasında, erkek şiddetine karşı çözümler aranmasında dava takip sürecinin etkisi reddedilemez. Takip ettiğimiz davalarda katillerin ağır ceza almalarının ve erkeklik indirimlerinin kararlara yansımamasının ise kadınları ezen, kadına şiddeti hak gören ve meşru sayan erkeklerde caydırıcı bir etkisi olduğunu umuyoruz.

Devamını Oku…

Ayşe Yılbaş’ın katili tahliye peşinde!

meri-yazAyşe Yılbaş’ın 15 kurşunla öldürülmesinden tam 4 yıl sonra yeniden başlayan davanın ilk duruşmasında, Hüseyin Özmen, davayı izleyen feministlerin, müdahil olan avukatların kendisine hakarette bulunduğunu iddia ederek duruşmaların sesli ve görüntülü yapılmasını ve kadın örgütlerinin baskısıyla basında aleyhinde haberler yapılarak mahkemenin baskı altına alınmaya çalışıldığını iddia ederek de bu yöndeki yayınların durdurulması için karar alınmasını talep etmişti. Mahkeme heyeti Hüseyin Özmen’in taleplerini reddetmiş. Barodan bir avukat atanması kararını almıştı.

Devamını Oku…

Ayşe Paşalı Davasına Ulaşan Köprünün/Yolun Başlangıcı Ayşe Yılbaş Davası…

mor_nokta_2_ayse_yilbas

O. Meriç Eyüboğlu

Ayşe Yılbaş aramızdan ayrılalı 4 yıl oldu.

Karar ‘erkeklik indirimi’nedeniyle bozuldu.

Yargılama sürüyor…

Ayşe Yılbaş… 2007 yılının son aylarında, galiba üç-dört kez görüştük. Ne çok zaman geçmiş! Biliyorum ki pankartlarda, dövizlerde, göğsümüze iliştirdiğimiz kokartlarda fotoğrafları olmasa, yüzünü hatırlayamayacağım…

Ayşe’nin ölüm haberi bir Cuma günü öğlen saatlerinde telefonla iletildi. Takvimler 22 Şubat 2008’i gösteriyordu… Boşanmaya çalıştığı, kendisini bir Cuma günü öğlen saatinde/ezan vaktinde öldüreceğini defalarca söyleyen; Astsubay Kıdemli Çavuş, (göğsünü gere gere söylediği gibi Jitem’ci) Hüseyin Güneş Özmen tarafından öldürülmüştü.

Avukatı olduğum için bana haber veriyorlardı…O zamana kadar hiç böyle bir ölüm haberi almamıştım. Epey bir süre ne yapacağımı bilemedim.

Ayşe, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenciydi. Artık son senesiydi, katilinin hayatında yol açtığı tüm zorluklara ve imkansızlıklara rağmen, eninde sonunda Üniversiteyi bitirecek ve doktor olacaktı… Ama ölüm mahalli, o esnada staj yapmakta olduğu Nöroloji servisinin koridorları oldu…

Cerrahpaşa’ya gittiğimde savcı da gelmişti. O sırada bölük pörçük öğrendim; bir şarjör yetmemiş, ikinci şarjörü de boşaltmış… Ayşe (muhtemelen dönüp kaçmaya çalışırken) ilk olarak kafasının arkasından vurulmuş. Sonraki kurşunların tamamı da doğrudan kafasına ve göğsüne isabet etmiş. Toplam 15 kuşundan sadece bir tanesi öldürücü olmayan bir uzva, koluna gelmiş.

Yetmemiş, ceketiyle Ayşe’nin üzerini örtmüş, soğukkanlılıkla başında beklemiş. Teslim olmamış, ben jandarmayım, jandarmaya teslim olurum diye bağırarak, Ayşe’nin yanına kimseyi (sağlık çalışanlarını) yaklaştırmamış…4 ya da 5 güvenlik görevlisi tarafından etkisiz hale getirildiğinde, Ayşe’ye ulaşıp ilk müdahaleyi yapan hekimlere “yoksa ölmedi mi?” diye soracak kadar aklı başındaymış… Götürülürken tekbir getirmeyi ihmal etmemiş…

O gün iki şey istiyordum, bunu çok net hatırlıyorum. Evime gitmek ve bir daha çıkmamak… Bir de Ayşe’nin “beni öldürecek biliyorum” dediği anı unutmak… Hadi canım demiştim, o kadar kolay mı? Belki burası dağ başı mı? diye de eklemiştim. Çünkü O’na inanmamıştım. Ölümün bu kadar yakınında olduğuna…

O günlere ilişkin hatırladığım bir başka an da, Küçükçekmece Sulh Ceza Mahkemesi’ne yazdığımız dilekçe… Ayşe ve annesi, katil hakkında şikayetçi olmuştu. Tehdit, hakaret ve darp nedeniyle…(Aslında böyle bir sürü dava vardı). Duruşması yakındı bu nedenle Mahkemeye hitaben bir dilekçe kaleme aldık, “şikayet dilekçesinde yer alanlar gerçekleşti, müvekkilimiz sanık tarafından öldürüldü” diyen…

Yargılama sürecini onlarca feminist avukat ve feminist aktivist birlikte takip ettik. Ama sanık ve vekili tarafından iddia edildiği gibi, Ayşe Yılbaş aramızdan birilerinin müvekkili olduğu için değil… Bunun bir kadın cinayeti davası olduğunu düşündüğümüz için. O yıllarda ne “kadın cinayeti” kavramı biliniyordu, ne de “haksız tahrik” indiriminin istisnasız tüm kadın cinayeti davalarında uygulandığı ve erkek katilleri koruduğu bilgisi yaygınlaşmıştı. Feminist hareketin bu davayı sahiplenmesinin asıl nedeni bu politik tespitleriydi. Tabii bir de Ayşe’nin yaşadıklarının bize yabancı olmaması, hatta pekçoğumuz için tanıdık olması…

Bugünden bakılınca geldiğimiz noktanın, kadın cinayetlerine ilişkin oluşan bu “duyarlılık” ve “farkındalığın”, hatta Türk Ceza Kanunu’nun 29. Maddesinde yer alan “haksız tahrik” indirimi konusunda bile yol alınmış olmasının, Ayşe Yılbaş davasıyla ilk adımlarını attığımız feminist kampanyadan geçtiği görülüyor.

Biz bir yandan katilin ceza alması-adaletin yerini bulması, diğer yandan devletin kurumlarının, somut olarak da yargının cinsiyetçi bakış açısından kaynaklanan “haksız tahrik” indirimlerini uygulamaması, kadın kurumlarının neden taraf olduğunun, neden davaya müdahil olmak istediklerinin anlatılması/anlaşılması için çaba harcadık.

Katil ve sanık avukatı ise, ceza almamak için ellerinden geleni yaptılar. ‘Şuuru yerinde değildi’, ‘şizofrendi’, ‘cezai ehliyeti yoktu’, ‘seviyordu, perişan oldu’, ‘çocuğu için yaptı’, ‘derin bir elem ve gazap içindeydi’, ‘onlarınki bir aşk hikayesiydi, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı kadar birbirlerini seviyorlardı, her şey Ayşe’nin ailesi yüzünden oldu’ …tüm kadın cinayeti davalarında ileri sürülen gerekçeleri, ardı ardına sıraladılar.

7 Mayıs 2008 tarihinde başlayan yargılama, 28 Temmuz 2009 tarihinde sona erdi. Hüseyin Özmen, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

Bu karar Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından katil Hüseyin Özmen’in lehine bozuldu.

Yargıtay’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını oy birliğiyle bozmasının gerekçesi ise sanığın bu cinayeti tasarlayıp-tasarlamadığının, planını sabırla ve ısrarla uygulayıp-uygulamadığının, öldürme kararını ne zaman verdiğinin belli olmadığı “kanaati” (!)

Bu cinayetin önceden tasarlanıp işlendiğini gösteren bunca delil varken, bozma kararı verilmesini anlayabilmek güç. Feminist cepheden bakınca ise bu durumun adı belli; “erkeklik indirimi”

Ayşe…buralardan gideli ne çok zaman oldu. Ama hâlâ ailesi ve oğlu Berkay “adaletin tecellisini” bekliyor. Son olarak 21 Şubatta, yani ölüm yıldönümünden bir gün önce duruşması görüldü. Katili bir kez daha görmek, “kadın örgütlerinin menfaat temini amacıyla bu davayı takip ettiklerine ilişkin” zırvalıklarını dinlemek zorunda kaldık.

Avukatı istifa etti ama çook geç kalmış bir istifa… Zaten sanığın tutuklu kaldığı süre düşünülünce iyi niyetli olarak kabul edilmesi de zor görünüyor. Zaman kazanmak/yargılamayı uzatmak için yapılmadığını düşünmek ne kadar mümkün!? Nitekim Baro’dan yeni avukat atanacak, biraz zaman geçecek. Sanık “hakimin reddi” talebinde bulundu, prosedür işleyecek, biraz daha zaman geçecek. Eminim bu aşamadan sonra bir şeyler daha bulup-buluşturacaklar…biraz daha zaman geçecek. Sanık belki de, yargılama sona ermeden dışarı çıkacak. Ne mi olacak? Yaptığı yanına kar kalmış olacak, sürekli olarak anneanne ve dedeyi rahatsız edecek (içerdeyken de çeşitli kereler şikayetçi oldu, oğluna iyi bakılmadığını, dövüldüğünü falan iddia etti), oğlunu almaya çalışacak… (herhalde annesini 15 kurşunla vahşice öldürdüğünü övüne övüne anlatacak!!!)Olmadı yeniden öldürecek…3-5 yıl yatıp çıkacak…

Ne olursa olsun…feministler ve feminist avukatlar olarak bu davanın peşini bırakmayacağız.

Son olarak ve tekrar pahasına belirtmeliyim ki; Ayşe Yılbaş’ın davası, yargının cinsiyetçiliğini ve somut olarak da “haksız tahrik” indirimlerini gündemleştirmemiz, 4320 sayılı Kanun çerçevesinde verilen koruma kararlarının ne denli etkisiz olduğunu anlatmamız, bu davaları takip etmemizin/müdahil olmamızın sonuçlarını kamuoyuna yansıtmamız yönlerinden bir İLK’ti. O’nun davası vesilesiyle başlattığımız “kadın cinayetleri politiktir” kampanyasının feminist harekete ne kattığı, daha da önemlisi “kadın cinayeti” davalarını nasıl etkilediği ortada…

Ayşe Yılbaş davasıyla başladığımız yolculuk, bu davaların bir başka sembol ismi olan Ayşe Paşalı davasında, katil erkeğe “haksız tahrik” indirimi uygulanmamasına neden oldu… Böylesi kararlar umudumuzu arttırıyor. Ama ne olursa olsun öncelikli isteğimiz; öldükten sonra “adalet” değil, özgür, eşit ve güvenli yaşama hakkı…

Ayşe Yılbaş davası 20 Mart’a ertelendi

ase_yilbas_Ayşe Yılbaş’ın katili Hüseyin Özmen’in cinayeti planlı olarak işlemediği iddiasıyla Yargıtay tarafından bozulan davanın birinci duruşması 21 Şubat’ta yapıldı. Duruşma öncesi İstanbul Feminist Kolektif’in çağrısıyla biraraya gelen kadınlar bir basın açıklaması yaptılar.

Duruşmanın sürprizi katilin avukatlığını yapan ve insan hakları savunucusu olarak birçok davanın savunmasını üstlenen Bahri Belen’in duruşmadan 4 gün önce istifa ettiğini beyan eden yazıyı mahkemeye göndermiş olmasıydı. Hüseyin Özmen’in önce boşanma avukatı, cinayet sonrası da savunma avukatı olan Bahri Belen’le bu davayı bırakması için çok kez görüşülmüştü. Ancak Bahri Belen bu davayı bırakmak bir yana, kadın cinayetlerini politik kılan bir yerden, kadın düşmanı politikalarla savunma avukatlığını sürdürdü. Katilin ruh sağlığının yerinde olmadığı, aşk cinayeti işlediği, haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiği gibi erkek egemen taraftan savunmasını kurdu.

Devamını Oku…