Haberler-Duyurular


SFK'yı Sonlandırırken...
Perşembe, 22 Eylül 2016
Sevgili kadınlar, feminist yoldaşlarımız, Yaklaşık bir yıldır feminist hareketin içinde SKF'lı kadınlar olarak yer almadık. Ağustos 2015 kampımızı izleyen bir kaç ay boyunca birlikte yola devam edip etmeyeceğimizi tartışık, sonrasında ise örgütlülüğümüze son verme kararı aldık. Aşağıdaki metin ile bu kararımızı gecikmeyle de olsa sizlere duyuruyoruz. Feminist mücadeleden asla vazgeçmeden, yollarımızın SFK'nın sınırlılıklarını da aşabilen... Devamı...
IMAGE
Ego eril midir? Bir çiçek-böcek tartışması
Salı, 05 Ocak 2016
    Ego eril midir? Bir çiçek-böcek tartışması /Dilan Özdemir/ "Erkeklere, erkeklere, en çok onlara, bu kendilerini, sonra yine kendilerini sevenlere kızgınlığım. İki düğmeli, üç düğmeli ceketleriyle duyarsızlar ordusu yığın yığın geçiyorlar. Ceketsiz, kravatsızlarda biraz olsun umudum vardı... Oysa tek dolaşmıyor onlar – güçsüzler. Rastlamadım işte, birilerine rastlamadım – Rast-la-san-da, rast-la-ma-san-da av-va gi-di-yo-ruz." Sevgi Soysal Ego eril... Devamı...
IMAGE
Hayat kadını mı dediniz?
Pazartesi, 14 Aralık 2015
Dursaliye Şahan/ Hayat kadını mı dediniz? Hürriyet’in başlığı aynen şöyle:“Esad ülkeni ne hale getirdin bak?”Efendim Şanlıurfa’da polis huzur operasyonu yapıyor ve bir mahalle baskınında 50 kadar Suriyeli kadın fuhuş yaparken tutuklanıyor.Olay bu!Ve arkasından yukarıdaki başlık atılıyor.Hani dersiniz ki, bu güne kadar Türkiye’de hiç fuhuş ticareti yapılmamış. Hatta niyetlenenler bile vatandaşlıktan çıkarılmış. Sanki bu ülkede bir zamanlar... Devamı...
IMAGE
Maçımız erkek egemen futbol kültürüyle!
Pazartesi, 30 Kasım 2015
Karşı Lig üç sezondur Kadıköy Kalamış'ta oynanıyor. Lig'de mahalle dayanışmalarından, çeşitli politik gruplardan ve taraftan gruplarından oluşan 17 farklı takım forma giyiyor. Toplumu apolitikleştirme aygıtı olan endüstriyel futbolun tersine Karşı Lig politikadan beslenen, politik eylemlere dâhil olan, gündeme kafa yorup söz üreten ve dayanışmayı örmeyi hedefleyen alternatif bir lig. Lig'de küfür edilen hakemler yok, ne küfür ediliyor ne de hakemlerin kontrol... Devamı...
IMAGE
Feminist Politika 28. Sayı çıktı!
Salı, 03 Kasım 2015
 Çilem, Nevin, Yasemin, Hasret, Öykü… Kadınlar hayatlarına sahip çıkıyor   Türkiye’de feministlerin 1980’lerden bu yana erkek şiddetiyle mücadelesi 2000’lerde başka bir boyut kazandı. Kadın cinayetlerine karşı artık ülkenin her yerinde kadınlar bir araya geliyor; evlerden sokaklara, mahkemelerden televizyonlara mücadele sürüyor. 2000’lerden bu yana ise kadın cinayetleri ile mücadelede öne çıkan, kadınların bu süreçte sadece mağdur olmadıklarıydı. Devamı...
KADIN ÖRGÜTLERİNE VE FEMİNİSTLERE...
Çarşamba, 28 Ekim 2015
KADIN ÖRGÜTLERİNE VE FEMİNİSTLERE... Sosyalist Feminist Kolektif olarak sekizinci kampımızı 28-30 Ağustos 2015 tarihleri arasında Şile'de gerçekleştirdik. SFK deneyimini feministlere açacağımız, nasıl bir politik hat ve nasıl bir feminist örgütlenme tartışmasını da yürüteceğimiz bir sürece karar verdik. Bugüne kadar eylem birlikteliği yaptığımız sokakta yan yana geldiğimiz kadın örgütlerine ve feministlere geldiğimiz noktayı açıklamayı bir sorumluluk... Devamı...
IMAGE
Cizre’de Nur Mahallesi düşerse Kadıköy’de Bağdat Caddesi de düşmüş olacak!
Cuma, 02 Ekim 2015
Hülya Osmanağaoğlu 9 gün süren sokağa çıkma yasağı, evlerin aşırı sıcak banyolarında sadece alt bezleriyle yatırılan bebekler, kuyuların diplerindeki çamurlu suları tülbentlerle süzerek içen ve tek odaya sıkışmış onlarca insan, bahçede abdest alırken keskin nişancılarca vurulan yaşlı kadın, annesiyle babaannesinin ölülerinin arasında saatlerce yaralı yatan bebek… Daha niceleri… Hepsini okumuştuk gitmeden önce ama yaşayanlardan dinlemek bir başka... Devamı...
IMAGE
Bu daha başlangıç…
Cumartesi, 29 Ağustos 2015
Aşağıdaki röportaj, Feminist Politika Ağustos 2015 sayısında yer aldı. 7 Haziran 2015 seçimlerini “ülke tarihinin en önemli seçimlerinden biriydi, feministler olarak çok tartışmıştık” diye anlatacağız gelecekte, “Feminist camiadan tanıdığımız yol arkadaşlarımızdan birisi HDP barajı aşınca vekil olmuştu” diye de ekleyeceğiz. Erkek ve egemen tarih yazımına inat, kendi tarihimizi yazalım diye HDP’den milletvekili olan feminist arkadaşımız Filiz... Devamı...

Cezaevinde taciz davası...

Davanın 5.duruşması 30 Mayıs'ta Adana Ağır Ceza Mahkemesi'nde...

altKadına yönelik taciz ve tecavüzde pek alışık olmadığımız ama aslında her olayda olması gereken bir durum Adana’da yaşanmakta.

Zira hemen her gün yaşanan ve herkesin bildiği, cezaevlerinde taciz olaylarından birine, 2010 yılında Adana Karataş Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki (hem de failin cezaevi ikinci müdürü olduğu) bir taciz olayına ilişkin olarak, 2011 yılında sanık hakkında ağır ceza mahkemesinde dava açılmış durumda.

Bu davaya konu olan olaya ilişkin, BDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın “kadınların cezaevlerinde uğradıkları cinsel taciz ve tecavüz saldırılarıyla ilgili” yazılı soru önergesine verdiği cevapta Adalet Bakanı Sadullah Ergin şöyle demişti: “Karataş Kadın Kapalı Cezaevi'nde kadın hükümlülere karşı bazı görevliler tarafından cinsel tacizde bulunulduğu yönünde isimsiz şikâyet dilekçesi verildi. İddialarla ilgili 2 infaz ve koruma memuru hakkında soruşturma yapıldı, ancak cezaya gerek olmadığına karar verildi. Bir hükümlünün, ikinci müdür tarafından taciz edildiği iddiasıyla ilgili açılan kamu davası ise sürüyor.”.

Hatırlatmak gerekirse; söz konusu olayda, 2010 yılında Adana Karataş Kadın Kapalı Cezaevi’nde adli bir suçtan tutuklu bulunan Gülcan, çay ocağında çalışırken, ikinci müdür Mehmet Ali Karakaş tarafından cinsel tacize maruz kalmıştı. Fakat davanın açılması ve ikinci müdürün yargılanmaya başlanmasına kadar, tahmin edebileceğimiz gibi epey zorlu bir süreç yaşandı. Gülcan’ın (tacize uğradığı andan itibaren yanında arkadaşları olduğu ve taciz sonrası durumunu infaz koruma memurlarının dahi gördüğü halde) şikayetçi olması, “Eğer ailene veya herhangi birine söylersen sana sabah akşam dayak atarım” sözleriyle tehdit edilerek engellenmişti. Bu tehditler, daha sonra yargılama aşamasında dinlenen ve olay sonrası Gülcan’ı gören tanıklar tarafından açıkça aktarılmış durumda. Bunun yanı sıra, olay sonrası Gülcan’ın revirde bulunduğu esnada, sanık olan ikinci müdürün “Sana mı kaldım orospu!’’ diyerek de hakarette bulunduğu tanık anlatımları ile kayıtlara geçmiş halde. Taciz ve tecavüzün özgüllüğüne, bir de devletin “koruması” altında olan cezaevinde yaşananlar eklendiğinde, kadınların şikâyetçi olmaları çok da kolay olmuyor. Çoğunlukla, önce, tehdit ve korkutma ile yaşanan taciz olaylarının üstü kapatılmaya çalışılıyor; sonra, her şeye rağmen şikâyetçi olmuşlarsa, şikâyetleri dikkate alınmıyor. Ancak bu olayda Gülcan, ablasının cezaevine ziyarete geldiğinde ona durumu anlatmış ve ablası, Gülcan’ı şikâyetçi olması konusunda cesaretlendirmişti. Ayrıca, Gülcan’ın ablası Atiye, İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi'ne giderek kardeşinin yaşadıklarını anlatmış ve bir şikâyet dilekçesi ile Adana Savcılığı’na da başvuruda bulunmuştu. Abla Atiye, “Ben kadın olduğum için kardeşim bana her şeyi anlattı. Psikolojisi bozulmuş durumda. Bana başka tutuklu kadınların da taciz edildiğini anlattı. Oradakiler korktukları ve çekindikleri için ses çıkarmıyorlar. Biz sessiz kalmayacağız” diyerek, bir basın açıklaması ile durumu kamuoyuna duyurdu.

Pek nadir görülecek bir şekilde, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sonucunda ise, sanık hakkında, Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “cinsel saldırı” suçundan 14 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı ve dava açıldı; yargılanması ise, halen devam ediyor.

Biz de davayı, Adana Kadın Platformu avukatları olarak takip etmeye başladık. Bu arada görüşmelerde bulunduğumuz Adana Barosu Kadın Hakları Komisyonu da davaya katılma talebinde bulundu, ancak bu talepleri çok bildik bir gerekçe olan “suçtan doğrudan zarar gören sıfatı bulunmadığından” bahisle reddedildi.

Bu arada, yaşananların kamuoyunda duyulmasıyla başlatılan idari soruşturmanın ardından, cezaevi ikinci müdürü hakkında, -daha iyi koşullarda bulunan Osmaniye Cezaevi’ne ikinci müdür olarak atanmasını saymazsak- herhangi bir disiplin cezası(!) uygulanmadı.

Bir tacizci savunması klasiği…

Yargılama sürecinde, ikinci müdürün erkek avukatı, yine Fethiye davasında ve diğer davalarda olduğu gibi mağdurun cezaevine girmeden önce “panik atak” hastası olduğunu, “ruh sağlığının bozuk” olduğunu beyan etti. Sanık da ifadesinde inkâr yoluna gittiği için mağdurun psikolojik rahatsızlığı bulunduğundan şikâyet ettiği sonucu çıkarılmaya çalışılıyor. Bu tavır basit bir tacizci savunması klasiği… Oysa dosyada tacizin sabit olduğuna ilişkin çok çok önemli deliller var. Örneğin, daha ilk andan itibaren cay ocağında Gülcan’ın yanında bulunan arkadaşları Berivan ve Özlem, Gülcan’ın ikinci müdürün odasına çay götürdüğünü, daha sonra bir bez alarak tekrar odaya gittiğini, odadan çıktığında ise donuk bir şekilde baktığını, titrediğini, çok korktuğunu ve ağladığını söylemişlerdir. Hatta daha sonra bir kadın infaz koruma memurunun Gülcan’la ilgilendiği ve eğitim odasına götürdüğü, orada kadın öğretmenin de bulunduğu ve Gülcan’ın onlara her şeyi anlattığı hem tanıklarca söylenmiş hem de infaz koruma memurları tarafından tutulan tutanaklardan anlaşılmıştır.

Bunun yanı sıra, dosyada Adana Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi tarafından Gülcan’ın “ruh sağlığının bozulduğuna” ilişkin rapor mevcut. Bu aşamada bu raporlara ek olarak, İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan yeni bir rapor alınması gerekiyor. Bu eksiklik giderildiğinde ise dosya tamamlanmış olacak.

Davanın 5. duruşması 30 Mayıs 2012’de yapılacak.

Davada dikkat çeken en önemli nokta ise, Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor olmasına ve suçun sanık tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin dosyada son derece ciddi deliller bulunmasına rağmen, ikinci müdürün davanın başından bu yana bir gün bile tutuklu kalmamış olması. Somut deliller bir yana, biz her fırsatta tecavüz ve taciz davalarında “delil aranamayacağını”, kadınının beyanının esas alınması gerektiğini vurguluyoruz. Buna rağmen sanık şu anda, Osmaniye Bölge Cezaevi’nde yine ikinci müdürlük görevini yerine getiriyor. Yani o cezaevinde bulunan her kadın için bir taciz tehdidi söz konusu.

Adana Kadın Platformu avukatları olarak, tıpkı diğer davalarda olduğu gibi, bu davada da hukuksal sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.

Fatoş Hacıvelioğlu