Sandıklarla, sonuçlarla işimiz yok bu seçimi biz kazandık.

29 Mart 2009 Seçimleri sonrası “seçim için feminist kolektif”in yaptığı  basın açıklaması:

Gelmiş geçmiş tüm seçimlerde erkek egemen politik öznelerin birbiriyle yarıştığını kadınlar üzerinden kadınları araçsallaştırarak politika yaptıklarını söylemiş, feministlerin politik özne olarak artık kendilerini ifade etmelerinin zamanı geldiğini söylemiştik…
Dediğimiz çıktı…

Propaganda materyallerinde “kadın merkezi açtık” diye övünenlerin de, üç ilçede kadın sığınma evi açacağız diyenlerin de, cinsiyetçiliğe karşı olduklarını iddia edenlerin de, kadın düşmanlarının da, kadın dostlarının da, feministleri sevenlerin de sevmeyenlerin de ne olduklarını gördük…

Meydanlardaki konuşmalardan kahvehane buluşmalarına, medyadaki tartışmalardan sokak sohbetlerine kadar, erkek adayların hiçbiri kadın sözcüğünü ağzına bile almadı.

Sağcısı solcusu tüm partiler kadınları yine seçilmeyeceklerini bildikleri yerlerden aday gösterdiler.

Yine tüm büyük şehrin efendileri erkekler oldu. Kadınlar yine partilerinin evlere girmelerini sağlayan araçlar olarak harıl harıl çalıştılar…

Biz feministler kentlerin düzenlenmesinde toplumun kaynaklarının kullanılmasında, kentlerin düzenlenmesinde kadınların iradesinin belirleyici olması derken bunu kastediyorduk…

Projelerinden bahsettiler bol bol, akıllı tüneller, bu kadar araç, şu kadar yol; soruyoruz hangi kadın yararlanıyor bunlardan, kaç kadının arabası var, toplu taşıma araçlarında kadınların taciz uğramaması için var mı çözümünüz,  yaptığınız yolları ışıklandırdınız mı,  kadınlar geceleri özgürce yürüyebiliyor mu bu yollarda…

“Biz lunapark yapmıyoruz ki. Yollar hesap işi mühendislik işi” diyor Topbaş… Hesap işleri mühendislik işleri akıl isteyen “erkek işleri”dir… Lunaparklar ise kadın ve çocukların yoğun bulunduğu alanlardır…

İski hesaplarını inceleyenler 1 milyar , ya da 1 katrilyon lira kamu zararı saptamışlar…
Kılıçdaroğlu yolsuzlukların üzerine giden erkek başkan adayı olarak, bu rakamın şu kadar aileye 600 liralık yardım, 16 kilometre metro inşeatı, 600 kilometre şehiriçi karayolu üzerinden  hesabını yapıyor…

Biz kadınlar “mutlu aile” yuvası diye bize yutturan alanlarda dayakla şiddetle iç içe yaşıyoruz, ruhumuz, bedenimiz sakatlanıyor, öldürülüyoruz.  Koca, kardeş, baba dayağından kaçıp sığınacağımız sığınaklar yok…

Bu kadar katrilyona kaç sığınak yapılır acaba? Yolsuzluklara karşı olan erkeklerin hiç aklına geliyor mu? Erkek egemen siyaset işte bu soruyu sormama aklına bile getirmemenin siyasetidir.

Onlar kendileri için iyi olanın kadınların da lehine olduğunu düşünüyorlar. Bu böyle değil.  Şehrin kullanımı açısından da, örgütlenişi açısından da erkeklerin lehine olanlar çoğu zaman kadınların aleyhinedir.

Her aileden biri sigortalı olsun, derken bu birinin kim olacağını biz biliyoruz, kadınların hesap cüzdanı olmadığını, bankaya gidenin erkek olduğunu da biliyoruz… Kadınlara 600ytl yardımın bir aile yardımı olduğunu da görüyoruz.
Kadının aile ile tanımlanmamasını,  ailenin yararına olanın kadının yararına olmadığını, sigorta yapılacaksa ev kadınlarına yapılmasını gerektiğini; ancak feminist siyaset görür savunur.
Biz yerel seçimlerde yepyeni bir politik özne olarak ortaya çıkıyoruz derken bunu söylüyorduk işte…
Biz sadece kadınların değil, hiçbir toplumsal grubun ve sınıfın ezilmediği, sömürülmediği dışlanmadığı bir topluma giden yolda feminist siyasetin önem taşıdığını söylemiştik… Hala söylüyoruz…
Cinsiyetçiliğe karşı olmanın feministlerden yana olmak anlamına gelmediğini biliyorduk. Seçim çalışmalarında “İstanbul’a bekle bizi” diyenlerin de “biz”  anlayışının feministleri kapsamayan bir biz olduğunu bir kez daha gözlemledik.

Seçim süresince yürüttüğümüz kampanya sırasında bildik siyaset üzerinden yürütülen seçim çalışmalarından farklı çalışmalar yaptık… Biz seçim için feminist kollektiftik, tek isim üzerinden gitmedi çalışmalarımız, sokaklarda, pazarlarda, kadınların olduğu yerlerde olduk olmaya çalıştık, bildirilerimizi, metinlerimizi, afişlerimizi ortak hazırladık, kendimiz astık dağıttık, biz eylemde oluşan beraberliğin ve kadın dayanışmasının yerine bir şey konulmayacağını bir kez daha hatırladık, biz kez daha kendimizi, feminizmin gücünü hissettik…
Bu süreçte çok kadın hikayesi biriktirdik, Desa direnişçileriyle dayanıştık, Sinter’li kadınlarla birlikte olduk, ATV önüne grevci kadın arkadaşlarımızı ziyarete gittik… Dayak hikayeleri de dinledik, direnme hikayaleri de. Ama her zaman mahremin kırıldığı yerlerde ve durumlarda dolaştık çünkü  feminizmin bilgisi oradaydı.

Bu şehri bu semti kendimiz için nasıl yaşanılır kılınacağını, feminist yerel yönetimin nasıl olacağını anlatarak, yaşayarak, deneyimleri ortaklaştırarak öğrendik…

Çocukların yaşlıların, hastaların bakımını erkeklerle paylaşabileceğimiz, istediğimiz insanları seveceğimiz bir toplumun yolunu hep birlikte örmeye çalıştık…

Sandıklarla, sonuçlarla işimiz yok bu seçimi biz kazandık. Artık geceler sokaklar, meydanlar, mahalleler, grev çadırları bizim…

Yaşasın Kadın Dayanışması
Yaşasın feminizm…

Seçim için Feminist Kolektif
27 Mart 2009

Yorumlara kapalıdır.