Pınar İkiz davasında yargı, erkek yüzünü yine gösterdi!

seven-erkek-oldurur-muErkek şiddetinin kurbanlarından biri olan Pınar İkiz’in duruşması, birkaç gün önce Bakırköy Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Pınar 14 yaşında iki kez kaçırılarak, okutulacağı vaat edilerek çocuk yaşta evlilik içerisine sürüklenmişti. Evlilik hayatı boyunca sistematik olarak kocası Abbas Şahin’in fiziksel ve psikolojik şiddetine maruz kalmıştı. Kocası tarafından annesi ve kız kardeşleriyle dahi görüşmesine izin verilmeyen Pınar, bırakın okula gitmeyi beş sene boyunca evden dışarı dahi çıkamamış.

 

Pınar’ın maruz kaldığı şiddet, devlet kurumları tarafından da kayıt altına alınmıştı. Abbas Şahin hakkında suç duyurusunda bulunmuş, kocasından korunma kararı aldırmış, sığınağa gitmiş ve iki gün sonra sığınaktan kocası tarafından alınmıştı. Pınar bundan sonra da defalarca şiddete uğrayarak hastanelik olmuş, fakat kocasının öldürme tehditlerinden korkup tekrar şikayetçi olamamış.

 

Pınar’ın hikayesi bize patriyarkanın kadınlar üzerinde nasıl benzer yollarla baskı kurduğunu hatırlatıyor bir kez daha. Evlilik mahkumiyeti içerisinde öldürülen bir çok kadın gibi Pınar da boşanmak istiyor. Nisan ayında açılan dava sonrası Pınar ailesinin yanına yerleşiyor. Ve öldüren her erkek gibi Abbas da türlü bahanelerle, barışmak, çocuklar… için Pınarla görüşmek istiyor. “Bir kez daha” görüşmeyi kabul eden Pınar, ‘tesadüfen’ kiralanan arabada, ‘tesadüfen’ arabada bulunan silahla, ‘kazayla’ vurularak öldürülüyor.

 

Pınar’ın kocası, savunmasında (bizleri hiç şaşırtmayan bir biçimde) haksız tahrik indirimi umuduyla dersine iyi çalışarak Pınar’ın kendisini aldattığını anlatıyor ve son kez buluştuklarında Pınar’ın eşyalarıyla geldiğini, kendisinden ona ev tutmasını istediğini; o bunu kabul etmeyince de Pınar’ın delirmişçesine direksiyona saldırdığını, arabanın yan döndüğünü ve silahın kazayla patlayıp Pınar’ı kafasından vurduğunu iddia ediyor. Pınar’ı vurduktan sonra hastaneye götürmek yerine ailesinin evine götüren Abbas, bunu da ‘şok’ yüzünden ne yapacağını bilememek olarak adlandırıyor. Bir erkek katil daha, “sevdiğim, on yılımı paylaştığım…” diye başladığı savunmasında, cinayeti anlatırken, kadının hayatını paramparça ediyor, kadına bir kez daha şiddet uyguluyor.

 

Duruşmada sanığın ifadesi alınırken, mahkeme başkanı, avukatların evlilik hayatlarına dair sordukları soruları “yargılama konusuyla ilgili olmadığı” gerekçesiyle sanığa yöneltmeye dahi gerek görmedi. Oysa Pınar’ın öldürülmesi, evlilik hayatı boyunca maruz kaldığı şiddetten ayrı değerlendirilemez. Sığınma evinden iki gün sonra kocası tarafından alınmasına izin verilen Pınar’ın duruşması, sadece cinayet duruşması değil, kadın cinayeti duruşmasıdır! Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın müdahilliğine itiraz eden savcı, 6284 no’lu Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un aile hayatının giderek kötüleşmesine ve kadın cinayetlerinin artmasına neden olduğunu iddia etti. Kadına yönelik şiddeti önlemek adına düzenlenen yasayı aile hayatının zarar görmesinin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi olarak göstermek, kadını aileye hapsetmek isteyen zihniyetin ürünüdür. İçerisinde kadınlar için her türlü baskıyı ve sömürü mekanizmasını barındıran; Pınar için dayak, tehdit, eve kapatılma, kız kardeşleri ve arkadaşlarından dahi izole edilme anlamına gelen aileyi, kutsal yuvaymışçasına korumaya çalışan zihniyetin… 6284 no’lu yasanın her ne kadar eksikleri olsa da, kadınların daha fazla yasal güvenceye ve bunların ilkeli biçimde uygulanmasına ihtiyacı var; daha azına değil!

 

Pınar’ın duruşmasında savcının bakanlığın müdahilliğine itiraz etmesinin sebebi, bunu “anayasal cinsiyet eşitliği prensibine aykırı” görmesi! Yani savcıya göre, bakanlığın sırf öldürülen kişi kadın diye davaya müdahil olması, erkekler aleyhinde bir komplo! Sanki hayatta eşitmişiz; sanki kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizlik maruz kaldığımız tüm şiddetin ve kadın cinayetlerinin altında yatan temel sebep değilmiş; sanki Pınar’ın öldürülmesi bu patriyarkal sistemden bağımsız, münferit bir vakaymış gibi… 

 

Her gün üç kadının  öldürüldüğü bu ülkede, mahkeme salonlarında, evlilik süresince, kadının eşini aldatıp aldatmadığının değil, erkeklerin kadınları şiddet kullanarak nasıl denetlediklerinin sorgulanması gerekir. Pınar’ın öldürülmesi, katilin ifadelerine bakılarak gerekçelendirilemez ve 9 senelik şiddet dolu evlilik hayatından bağımsız değerlendirilemez! Yargı erkek egemen sistemi yeniden üretmemek için kadın cinayetlerini cinsiyetçi gerekçelere yaslayarak ele almamalıdır!

 

Bir sonraki duruşma 18 Eylül’de.

“Erkek adalet değil, gerçek adalet!” demek için o gün de duruşma salonunda olacağız.

Yorumlara kapalıdır.