Öldüren “Sevgi” İstemiyoruz!

65292_411426735610174_1445286718_nHer gün en az 3 kadın en yakınındaki erkeklerin “sevgi”si yani baskı, yasaklama, kıskançlık, sahiplenmesi yüzünden öldürülüyor!

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Korkarız bugün de gazetelerin 3. sayfalarında Türkiye’de sevgilisinin elinden çiçek alacak ya da almayacak kadınlardan birkaçının ölüm haberlerine rastlayacağız. Bugün sevgililer günü, oysa erkeklerin “sevgisi” yani sevgi addettikleri baskı, yasaklama, kıskançlık, sahiplenmesi yüzünden günde en az 3 kadın öldürülüyor.

 

Biz bu 14 Şubat’tan itibaren bir süre kadınların öldürülmemesi için öncelikli taleplerimizden biri üzerinde özellikle duracağız. Görevini yapmayan, kadınları katilleriyle baş başa bırakan savcılık kurumuna dikkat çekeceğiz.
Öldürülen kadınların azımsanmayacak bir bölümü öldürülmeden önce savcılıklara başvuruyor, hukuki mücadeleye başlıyorlar. Bu mücadele sürerken canlarından oluyorlar. Kadınlar, erkek şiddetine karşı suç duyurularını arkalarında bırakarak öldürülüyorlar.

Erkek şiddetiyle ilgili suç duyurularını önemsiz sayan, görevini yapmayan, kadınları ‘korunmasız bırakan’, savcıları takip ediyoruz! Gözümüz savcılıklarda!

Ankara’da öldürülen Ayşe Paşalı’nın öldürülmeden önce erkek şiddetine karşı can güvenliği için çok sayıda başvuru yaptığını artık tüm kamuoyu biliyor. Mahkeme koridorlarında yüzü gözü morarmış görüntüleri ekrana geldiğinde katili eski kocasının hala yanından uzaklaştırılmadığını da biliyoruz.

Arzu Yıldırım İstanbul Ümraniye’de öldürüleli daha bir hafta olmadı. Arzu’nun çantasından savcılığa verdiği ‘ öldürüleceğim’ dilekçesi çıktı.  Arzu 7 Şubat’ta bu dilekçeyi verdikten 2 gün sonra öldürüldü.

Türkiye’de son on yılda 5000’den fazla sayıda kadın öldürüldü. Ölmeden önce kendilerinde suç duyurusu yapma gücü bulan kadınların başvurularının karşılıksız kalmasının izah edilir yanı yok!  Yapılan başvuruları önemsememek, gelen evraklar arasına koyup  ‘üst kattaki komşum gece müziği yüksek sesle dinliyor’ suç duyurusuyla eş düzlemde ele almak sorumsuzluk ve cinayete davetiye çıkarmaktır.

Savcılıklar kadınlara karşı yürütülen bu savaşta daha çok kadının ölmemesi için konunun önemine uygun olarak gereğini yapmalı. Suç duyurularını savcılık kalemlerinde süründürmeden, suç duyurusu yapan kadınlarla yüz yüze görüşmelidir. Savcılar, Aile mahkemesinin; tanıksız ve belgesiz 4320 sayılı kanun gereğince şiddet gören kadına koruma kararı verebileceği bilgisiyle davranmalı, kadının eline emniyete götürmek üzere dilekçeyi tutuşturacağına şiddet gören kadını Aile Mahkemesine yönlendirmelidir.

Arzu’yu birlikte yaşadığı sevgilisi öldürdü. Ama  suçlu sadece Arzu’yu Sokak ortasında öldüren, üstelik savcılığa dilekçe vermesini bahane edip de öldüren ve onu öldürdükten sonra kendini de öldüren Metin Çilingir mi sizce?

“Öldürüleceğim.” diye yardım çığlıkları atan, elinde dilekçe ile savcının kapısını çalan Arzu Yıldırım’ın çığlığını duymayan, sığınabileceği kapıyı aralamayan herkes sorumlu değil mi onun ölümünden?

Kendisine yapılan yazılı başvuruyu başından savarak   ‘Arzu Yıldırım’ı ölümle tehdit ettiği öne sürülen Metin Çilingir’in ifadesinin alınması” talimatını Arzu’nun eline tutuşturarak onu karakola yollayan Ümraniye Savcılığı’nın sorumluluğu göz ardı edilebilir mi?

Biz 18 Şubat Cuma günü Arzu’nun dilekçesini önemsizleştiren Ümraniye Savcısı hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Önümüzdeki haftalarda kadınların öldürülmesinde ihmali bulunan başka Savcılıklar hakkında da suç duyurusunda bulunmaya devam edeceğiz.

Erkek şiddetiyle ilgili suç duyurularını önemsiz sayan, görevini yapmayan, kadınları ‘korunmasız bırakan’, savcıları takip ediyoruz!

14 Şubat aynı zamanda Kadın Cinayetlerine İsyandayız Kampanyasının 1. Yıldönümü.  Acilen alınacak önlemleri, yapılması gerekenleri 1 yıldır defalarca ve ısrarla söylüyoruz. Kadın-erkek eşitliğini derinleştiren uygulamalar ve kadın cinayetlerinin önüne geçmek için atılan tek bir somut adım yok! Sığınaklar hala yetersizin de altında. Kadın katillerine haksız tahrik indirimi uygulanmaya devam ediliyor, yeni yasal düzenlemeler, özel önlemler yok! Var olan yasalar dahi uygulanmıyor! Ve savcılıklar koruma talep eden kadınları dahi koruyamıyor! Bu bir yıl içinde atılan tek bir adım yok. Hükümetin böyle bir gündemi dahi yok!

Acilen önlem alınmasını, adım atılmasını, hükümetin, yargının, savcılıkların görevini yapmasını bekliyoruz. Bizler bu kampanyanın 2. yıldönümünü görmek istemiyoruz. Tek bir gün, tek bir kadını daha kaybetmeye tahammülümüz yok!

İstanbul Feminist Kolektif / 14.2.2011

Yorumlara kapalıdır.