Şefika Etik davası: Kadın bedeninden ölüme gerekçe yaratmak

Cemre Baytok
kadn-cinayetleri-eylemManisa’da kocası İbrahim Etik tarafından 6 Ekim 2011’de öldürülen ve Habertürk gazetesinin cesedini alenen ve ikinci kez mağdurlaştırarak sürmanşetten yayınlamasıyla gündeme gelen Şefika Etik’in davası 23 Ocak’ta başladı. İstanbul Feminist Kolektif, Habertürk’teki haberin veriliş tarzını, kadına yönelik erkek şiddetini pornografikleştirmek ve şiddete özendirmek sebebiyle protesto etmişti. Davanın ilk duruşması feministlerin bu protestolarında ne kadar isabetli olduklarını bir kez daha doğruladı.

Şefika kocasından sürekli şiddet görüyordu. Polise başvurdu ve sığınmaevine yerleştirildi. 6 Ekim’de yerinin gizli olması gereken sığınmaevinden İbrahim Etik tarafından arabayla alındı ve eve döndü. Aralarında çıkan tartışma sonucu aynı gün kocası onu bıçakla öldürdü ve evi yakmaya teşebbüs etti.

İbrahim Etik emniyet ve mahkemede karısının kendisini aldattığından şüphelendiğini, başka erkeklerle telefonda konuştuğunu iddia etti. Mahkemedeki ifadesinde “meğer o adam onu ayartmış”, “iki kez affettim ama kıymetini bilmedi”, “sözünden çıkmayacağım dedi yine de erkeklerle görüştü”, “iki çocuğumu yetim bıraktı”, “erkekliğime laf etti ve ben de kendimden geçtim” sözleriyle ölümün adım adım geldiğini soğukkanlılıkla anlattı. Arka planda ise Şefika’nın hayatının ve ölümünün halihazırda onun kontrolü altında olduğunu salondakilere gösterdi. Ardından Şefika’nın kendisini aldattığından şüphelendiği erkekler ve telefon görüşmelerine dair iddialarını sıralamaya başladı. Çok açıktı ki, aldatılan ve haklı öfkesine yenik düşerek (tasarlamadan) karısını öldüren bir koca izlenimi yaratılmak isteniyor, haksız tahrik ve iyi hal indirimleriyle cezayı azaltmak hedefleniyordu; tıpkı diğer kadın cinayetlerinde olduğu gibi.

İbrahim’in arkasında dimdik bir aile vardı. İfadesi alınan akraba tanıkların hepsi, iki oğlu dahil, telefon görüşmelerine ve olası aldatma ihtimallerine değindiler. Ve iki saatten fazla süren duruşma aldatma şüphesi üzerine, öldürülmüş bir kadın olan Şefika’nın, evli bir kadın olarak kocasından başka bir erkekle ilişki kurabilme ihtimaline kilitlendi. Sanki Şefika ölmüş değildi, kocasından sürekli şiddet görmüş, nihayetinde öldürülmüş değildi. Ve bir kadını ortadan kaldırmak için aldatma bir sebep olabilirdi. Mahkemenin sonucunda şüphelilerin telefon numaraları tek tek sayıldı, dökümlerin istendiğinden emin olundu ve duruşma ertelendi. Müdahil avukatların ailedeki erkek egemen yapıya –yani cinayetin önceden tasarlandığına ve “örgütlülüğüne”- dair soruları ise hükme bir katkı sağlamayacağı gerekçesiyle reddedildi.

Manisa’nın dışına çıkalım. “Sığınak lafından rahatsız oluyorum, bizim kadınımız sığınamaz” demiş bir başbakanın yönettiği bir ülkedeyiz. Yani erkek şiddetinin teşhir edilemediği bir ülkede. Sığınma lafını alçaltıcı bulan bu ülkenin, cinayette gerekçenin kadının aldatmasında aranmasından ise nedense hiç alçalmadığı bu mahkemesinde de, ne şiddet, ne sığınak, ne ölüm; kadının bedenin sorgulanmasını gölgeleyemedi. Tüm salonun nefesini tutup acaba gerçekten aldattı mı diye sormasını engelleyemedi. Bu ilk duruşmada kadının “marifetleri” merceğe alınırken; cinayetin aşikar sinyalleri, yani İbrahim Etik’in sürekli şiddeti, Şefika’nın şiddetten kaçması, polise gitmesi, zorlukları aşıp yerleştirilmeyi başardığı sığınağın kapısından bizzat sığınmak durumunda bırakılan kişi olan kocası tarafından alınabilmesi mahkeme tarafından nedense hiç dikkate alınmadı. Kadını ölüme kadar götüren erkek şiddetinin halkaları tüm açıklığıyla ortadayken, kadının olası ilişkisi üzerinden süregiden bu sorgulama ve denetim, tek tek oğulları, kocası, akrabaları ve nihayet mahkeme tarafından erkek egemen sisteme gururla iade edildi: Şefika kocasını aldattıysa dahi bu kendi tasarrufundadır, onun hayatını elinden almak ve ölümünü kamuoyu nezdinde meşrulaştırmak peki kimin?

Yorumlara kapalıdır.