Davaları takip ederken…

sb1Yaklaşık iki yıldır mahkemelerde yan yanayız. Katilleri, ölen, yaralanan, tecavüze uğrayan kadınları, ailelerini, feministleri, hissettiklerimizi, biriktirdiklerimizi oturup konuşalım, paylaşalım dedik. Yerimiz ancak bu kadarına izin verdi, ama aslında daha o kadar çok şey var ki…

Funda: Nerden başlayalım bilemiyorum ama bu süreci hep birlikte yaşadık. Dosya konumuz “Kadın Cinayetleri politiktir” olunca, bu süreç boyunca neler yaşadık konuşalım diye düşündük.

 

Selin: Kişisel hislerimden başlayabilirim aslında. Hepimiz 2. derece travma yaşıyoruz diye düşünüyorum. Bu davaların benim psikolojime etkileri epeyce ağır oldu. Kendimi uzak tutmaya çalışıyorum ve yardım da alıyorum zaten. Çok istesem de bazen duruşmalar gitmiyorum. Kesinlikle kendimi iyi hissetmiyorum ve sakin kalamıyorum, adamlara vurmak istiyorum mesela, saldırmak istiyorum abuk sabuk konuştuklarında. Sadece dosyalarda değil, başka yerlerde de birikiyor bu tepki içimde. Bu çok büyük bir problem ve adeta bir savaş! Kadınlar canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Savaşta bizim de güçlü olmamız gerekiyor ve bazen gücümüz azalıyor diye düşünüyorum.

Dilek Afife: Selin’in söylediği şeyleri hepimiz yaşıyoruz. Avukat olmayanların yaşadıkları şeyler de farklı değil. Yıpratıcı yanı, uzak kalmak isteme vb. bir eşik. Bu eşik atlatıldıktan sonra, baş etmenin yolunu buluyorsun ve bu feminist hareket açısından çok önemli. Çünkü kadınlara yönelik saldırılara karşı durmanın yollarından biri. Mahkemelerin karşısında var oluyoruz. Orada olmak ve sözümüzü söylemek, özellikle feminist avukatların savunma yaparak yer almaları çok önemli. Avukatlar için başka zor yanları var. Bizim için de; mahkemelerin kapısında öldürülenlerin aileleri, çocukları, kardeşleri, o katillerin durumu… Orada pek çok şey hissediyoruz. O eşik de bir arada durarak, dayanışarak, konuşarak, Ayşe Yılbaş, Satı Korkmak davalarında olduğu gibi “zafer kazanarak” aşılıyor.

Özlem: Dayanışma çok önemli. Satı’nın duruşmasından sonraki yaptığımız açıklamada Satı’yla dayanışamadık ama ailesiyle dayanışıyoruz demiştik. Bunun üzerinde özellikle düşünüyorum, bu kadınlara hayattayken ulaşma yollarını güçlendirmeliyiz, yaratmalıyız. Mahkemelere katılmayı önemli buluyorum, heyeti etkilediğimizi düşünüyorum. Davaları, rutin ve sıradanlıktan çıkarıyor varlığımız. Çoğu kez onlar için aynı şeyler ve aynı olaylar, çok sıradan ilerlerken, bizim orada oluşumuz şaşırtıyor, dikkat kesilmelerini, üzerinde düşünmelerini sağlıyor. Olumlu ya da olumsuz! Satı’nın dosyasında sanık haksiz tahrik indirimi almadı ama iyi hal ve pişmanlık indirimi aldı. Bir yandan düşünüyorum, sanıkların da hukuki hakları var. O da bir insan ve gerçekten pişman da olabilir ama öte yandan da haksızca öldürülmüş bir kadın var.

Funda: Aslında belki de bölünmüş bir ruh hali bizimki. Avukat olarak, feminist olarak, kadın olarak ordasın. Orada varlığın tam olarak mesleki de değil, üzerinde cübbe var evet, prosedür olarak yapılması gereken şeyleri yapıyorsun. Ama aslında sen bir şekilde ölen, tecavüze uğramış kadınla da bir parça özdeşleşmiş şekilde oradasın. Tarafsız olman gerekmiyor yargılamada ama bu kadar taraf hissetmek ve öfke duymak da başka bir şey. Sanıklar meselesi ise apayrı bir değerlendirme konusu. Ayşe Yılbaş ve Pippa Bacca davalarında farklı şeyler hissettim. Ayşe’nin katil kocası nefret ettiğim her şeyi temsil eden bir katil portresiydi. Asker, militarist, üstelik savunmada da son derece bilinçli ve taktiklerle ilerleyen bir tavır sergiledi. Zaten öldürme şekli, 12 kez ateş ederek, ölene kadar başında bekleyip müdahale ettirmeyerek, bilerek, isteyerek, planlayarak..çok bilinçli bir hali vardı. Pippa Bacca’da ise salona getirilen adam, ilkokul mezunu, kamyon şoförü, yoksul, tek başına..ne ailesi, ne avukatı var. Bu adamı tecavüzcü ve katil yapan bu sistem ve aslında o da bir kurban diyorsun. O kadar pompalanan cinsiyetçiliğin, erkekliğin sonunda böyle görüyor, böyle öğreniyor. Ama nihayetinde ortada öldürülmüş bir kadın var. Bunu nasıl sürdüreceğiz sorusunu kendime soruyorum. Kadın dayanışması sürmeli ama bütün davaları takip etme şansımız yok. Sınırlılıklarımız var. Mahkeme heyetleri üzerinde bir farkındalık yaratma, fark ettirme etkimiz oluyor ama nereye kadar oluyor? Vakaların sonu gelmiyor, sürekli önlem yok, kararlarda istikrar da yok, bir mahkeme a derken öteki b diyebiliyor.

Hasbiye: Ben iki açıdan bakacağım. İzlediğim davalardan ilki Sevim Zarif davası oldu. Gebze’de yaşıyordum o zaman ve feminist mail grubuna yapılan çağrı ile duruşmaya gittim. Hayatımda gittiğim ikinci mahkemeydi sanırım. Orada olmam gerektiğini düşündüm başlangıçta bunun nasıl bir etkisi olur düşünmedim. Dayanışma ruhuyla gelip gittik. Bu süreçle ilgili bilinçlenmem Ayşe Yılbaş davasıyla başladı. Yaşarken tanıdığımız, bir arkadaşımızın müvekkili olan birinin öldürülmüş olması hepimizi ayrıca sarstı. Bir kadın öldürüldüğünde biz öldürülmüş gibi olur hani, ben de olabilirdim, babam, ağabeyim, kocam da beni öldürebilir hissiyatı beni bir anda o kadının katilinin karşısına geçirdi. Sistemin nasıl işlediğini de öğrendim ve kendimi avukatlardan daha iyi hissediyorum. Çünkü birincisi oradaki iş yükünü taşımıyorum. Sadece gelip orada bulunuyor, dayanışıyor ve gidiyorum. Duygularımı, öfkemi daha rahat gösterebiliyorum. Uyarılıyorum da gerçi bu konuda ama(burada herkes gülüyor) susmayı da öğreniyorum. Katillerin beyanlarında ben de çok geriliyorum, ayağa fırlayıp yalan söylüyor diye bağırmak geliyor içimden. Başka bir mahkeme salonunda başka bir katil aynı cümlelerle anlatıyor her şeyi üstelik ne kadar benziyor şaşırıyorsun. Mekan, insanlar değişiyor ama sonuç ve gerekçeler aynı. “bana bunu dedi, şunu yaptı, kendimi kaybetmişim”. Pippa Bacca da gerçekten salona giren adam çok zavallı bir görüntü içindeydi, ama o hem tecavüz etmiş, hem öldürmüş, boğmuş, planlamış, sürümüş, taşımış ve bir kadını yok etmiş! Bazen çok duygusalız diye düşünüyorum. Katille empati kurmakla kurbanla kurmak aynı şey değil. Daha çok anlamak belki. Ölenle özdeşleşebilirim, çünkü kadınım ve benim de başıma gelebilir. Mahkemelerde olmanın dayanışmanın, kamuoyu yaratmanın önemli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum. Hakimler üzerinde etkimiz oluyor, bir salon dolusu kadın, o kadar rahat karar veremeyecek, dikkat edecektir. Beni en çok üzen şeylerden biri ise tecavüz davalarında cezaların az veriliyor oluşu. Kadınların kendini çok iyi savunamaması, kötü hissetmesi. Ama en azından hala hayatta ve yanımızda oluyorlar bu davalarda. Cinayet davalarında ise yoklar, ne yazık ki ölüler konuşamıyor! Ve davalarda dışarıdayız ama yıpranmıyoruz diyemeyiz. Ben yıpranıyorum, üzülüyorum ama orada olmam gerektiğini düşünüyorum.

Dilek Afife: Katilin ceza alma süreci ve bizim ağır ceza talep etmemiz benim için de tuhaf. Bizim kuşağın mahkemelerle ilişkisi, dava takip etmesi yeni değil. İnfaz yasası değişsin talebimiz vardı örneğin, müebbetlere karşıydık, başka bir ceza sistemi tartışırdık. Sonra birden geliyorum, bir insanın çok ağır ceza almasını isterken buluyorum kendimi. Değiştim mi yoksa çifte standartlı mı düşünüyorum diyorsun.

Meriç: Söylemek istediklerimin bir kısmı basılacak bir dergide olamaz belki de. “Kadın cinayetleri politiktir” in birkaç boyutuyla konuşulması gerekiyor. Benim için çarpıcı detaylardan birisi Ayşe’nin davasında katil kocanın avukatının bizim camiadan tanıdığımız biri oluşuydu. Onun bu davayı üstlenmesi feministler arasında hayal kırıklığına yol açtı. Tek tek insanlar, feministler adına bir heyet konuştu. Ne yaptıysak ikna edemedik. “Kadın cinayetleri politiktir” i yanıbaşımızdaki insanlara anlatma konusunda yaşadığımız önemli bir deneyimdi. Şu tepki ve refleksle yaşadık o süreci, “Ogün Samast’ın avukatlığını yapar mısın?” Yapmazsın. O zaman bu davayı da üstlenmemen gerek. Karşımıza şu tuhaf argüman çıkıyordu, “herkesin savunma hakkı var” peki, “öyleyse, Ogün Samast’ın avukatlığını yapar mısın?” Bu soyutlamadan tartışmıyoruz ki, genel bir şey de tartışmıyoruz, aslında biz birbirini tanıyan, dünya görüşünü bilen, hayat dair belli algıları olan insanlarız, tercih ediyoruz. Sen yapmazsan o insanlar avukatsız kalmayacak ki! Pippa Bacca’nın davasında da, ailenin avukatı bize dedi ki “ beni Türkiye’nin değişik yerlerinden aradılar, bu davaya politik anlamlar yüklemek istiyorlar, aile de ben de bunu tercih etmiyoruz ama siz ayrısınız, girebilirsiniz” yani kadınlar olarak bizim varlığımız ve sözümüz politik olmadığı için! Biz anlatmaya çalıştıysak da o algıyı değiştirdiğimizi sanmıyorum o avukat arkadaşımız da. Buradaki konuşmalarda dayanışma çok vurgulandı, feminizm açısından çok da politik bir şey tabi ki. Ama sadece dayanışma diye adlandırmak yetersiz kalır diye düşünüyorum. Kadın cinayetlerinin politik olduğunu anlatmak ve göstermek için de orada bulunuyoruz.2. bir kısım da şu, feminist hareketin toplamı açısından bir şey yapmaya çalışıyoruz. Bu feminist avukatlarla, olmayanlar ayrımı da aramızda tam yerine oturmuyor. Çünkü aslında cübbeyi giyenler kısmında avukatlar varsa da davarı hep beraber takip ettik. O toplam kolektifin emek ve gönül birliği sonucunda alındı Ayşe Yılbaş davasının sonucu.

Hasbiye: Bütün davaları takip etmemizin imkanı yok. Böyle bir güç, enerji de olamaz. Amacımız dayanışmanın yanı sıra örnekleştirmek, görünür kılmak. Ayşe Yılbaş davası deneyimi benim için çok etkileyiciydi. Beraber hareket etmek, haberleşmek, örgütlemek, basın açıklamaları, mahkeme süreci..karşı tarafın avukatının feministlere ve avukatlara akıl verir tarzdaki savunması mesela unutulmazdı.

Funda : “biz müdahaleyi kabul ettik, zannettik ki burada layıkıyla bir haksız tahrik tartışması yapılacak. Önemli bir tartışma bu, ancak böyle bir tartışmanın izine dahi rastlamadık” gibi bir şey demişti. Dersimizi aldık yani..

Dilek Afife: Bence feminist avukatların olması önemli, mahkemeye söz söylemek o şekilde mümkün çünkü izleyici olarak söz hakkın yok çünkü. Tabi ki hepimiz birbirimizden güç alıyoruz ama heyetin gözünde de bunun etkili, fark ettiren bir tarafı var.

Selin: Bazen davarlı takip eden kadınlar ve avukatlardan oluşan bir ekip hayal ediyorum. Yöntemi nedir, nasıl olur bilmiyorum şimdi ama daha çok sayıda dava izlenebilse ne kadar güzel olur. Bu deneyimi paylaştıkça olumlu sonuçlar artabilir ve daha görünür olabilir. Her şehirde gruplar oluşabilir. CMUK’ daki müdahillik maddelerinin geniş yorumlanmasını da sağlayabiliriz. İlk aldığım tecavüz davasını hatırlıyorum, dayanışmaya o kadar ihtiyaç duymuştum ki, kadının tecavüzcüsünü gördüğünde elimi sıkışını da unutamam hiç, bu süreçte örgütlü olmanın farkını gördüm, bu çok başka bir şey…

Özlem: Hasbiye’nin “bir kadın yok oldu” cümlesi durumu çok iyi ifade ediyor. Tedbirler meselesine ağırlık vermeliyiz. Hakim, savcı, karakol şikayetlerini çoğaltmalıyız. Çünkü bu mekanizmalar kadınları sona götürüyor. 4320 başvurularında çok ciddi sorunlar yaşıyoruz mesela. Bir olayda kadının şiddet raporu da varken üstelik, hakim tedbir kararı vermediği gibi bir de tanık istedi. “iyi her önüne gelen bunu istesin” dedi. Bu kadar açık ihlal durumlarında şikayet etmeliyiz diye düşünüyorum. Bu tip zaman kayıpları, prosedür derken kadın ölebiliyor. Mekanizmayı işletenleri zorlamak gerekiyor. Sistem bu çünkü. Kadınlar karakola gitmek istemiyor zaten, zaten işlem yapmıyor eve geri gönderiyorlar diye.

Funda: Tam olarak anlaşılması zaman alacak belki ama, erkek kafalarda “soyutlama” yeteneği çok enteresan malum! “O zaman avukatlık yapmayalım biz” diyorlar. O kadar soyutlarsan Hrant Dink davası da cinayet davası. Katil var, silah var, maktül var! Hergün gazetelerin 3. sayfasında en az beş kadının ölüm haberi varsa, bu öldürme ve tecavüz suçu bir cinse karşı münferit değil sistematik olarak sürüyorsa, bu politik ve cinsiyetçilikten kaynaklanan bir şeydir.

Dilek Afife: Doğru ama biraz yeni bir algı olduğunu düşünüyorum bunun. Cinayetler hep vardı. Kadın cinayetleri politiktir benim bilincime yeni çıkmış bir şey diyebilirim. 15 sene önce feminist hareketin bunu ön plana çıkardığımı hatırlamıyorum. Bu sürecin başındayız daha. Katilin ceza alma süreci ve bizim ağır ceza talep etmemiz benim için de

Meriç: Soru neden anlamıyorlar değil aslında. Bunu anlamak cinsiyetçilikle çok ilgili, erkek egemen biri bunu anlayamaz zaten. Benim içinse dava olarak da, kişi olarak da şiddetin bana da dokunabileceği fikri yeni! Son birkaç yılın fikri bu. Sevim, Ayşe daha birçok yolculukla ama sanki hep benim dışımda bir şeymiş gibiydi önceden.4320 deki aksaklıklardan bahsettik, nerde yok ki? Tecavüz dosyasında da 2007 deki olay için adli tıp temmuz 2011’e randevu vermedi mi? Hüseyin Üzmez’e bir günde bile rapor verilebiliyor, ama bu dosyalarda niyeyse olmuyor bu.

Hasbiye: Bizim beklememiz neyse de, aileler var. Onlar her duruşmada biraz daha yaşlanmış, yorgun, umutsuz oluyor. Aslında tüm kurumlarda cinsiyetçiliğin izleri var. Kuşkusuz yasaların, uygulamanın değişmesine ihtiyaç var ama cinsiyetçilik değişmediği sürece hiçbirşey kökünden değişmeyecek.

Dilek Afife: Davaların takibi önemli ama hareket açısından şunu öne çıkarmamız gerek. Cinayet, tecavüz bunların hepsi bir sonuç. Biz arka planını göstermeliyiz. Yoksa biz iyiliksever kadınlar değiliz, erkeğin sistemin sorgulamasını sağlamaya çalışmalıyız. Haksız tahrik indirimi aldırmamakla sınırlı kalmamalı.

Funda: Bence de bu sadece dava takip değil, feminist politika meselesi. Bizim Ayşe’nin öldürülmesi anına kadar süren gündelik hayatı açıkça gösterebilmemiz lazım. Ki bu cinayetin arka planı. Cinsiyetçilik meselesini konuşmaya çalışıyoruz, ancak iktidar ve klişeler bizim de hayatımızın her yerinde. Mesleki olarak özellikle..ünlü avukatlar, uzman avukatlar, kurum avukatları.. Herşeyin çok bilenlerinin olduğu bir meslek bu. Hukuk tartışmalarını, tv programlarını, örgütlenmeyi hep bu klişeler belirliyor. “Haksız tahrik”i, “kadın cinayetleri politiktir” i vb. konuları bir odak olarak feminist avukatların tartışmaya açmasını önemli, dava takip etmek kadar da gerekli buluyorum.

Selin: Politika deyince çoğu kişinin kafasında başka bir şey var. Solcular da kendi davalarına gösterdikleri inancı ve gereklilik duygusunu feminizme ve kadın hareketine karşı duymadıklarından anlayamıyorlar. Ama öğrenecekler!

Yorumlara kapalıdır.