Ayşe Yılbaş Davasının Peşini Hiç Bırakmadık

ayskartAyşe Yılbaş da temas halindeyken kaybettiğimiz bir kadın.  Ayşe Yılbaş 24 yaşındaydı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenciydi. Boşanmak üzereydi. Kocasından ayrı; çocuğuyla birlikte ailesinin yanında yaşıyordu. Boşanma davasını iki feminist avukat yürütüyordu. Hastanede nöroloji servisinde çalışırken, boşanmak istediği kocası Astsubay Kıdemli Çavuş Hüseyin Güneş Özmen tarafından 22 Şubat 2008 tarihinde 12 kurşunla öldürüldü.

 

Ayşe Yılbaş davası bizim takip ettiğimiz ikinci dava oldu. Bu davada da Morçatı ve başka kadın grupları adına müdahillik dilekçesi verdik. Kabul edilmedi. Ancak buna rağmen davacı vekili olarak davayı feminist avukatlar takip ettiler. Ayşe Yılbaş davasını onlarca feminist avukat ve feminist aktivist takip ettik.

Davanın birinci duruşmasında “Bahane istemiyoruz”(13.05.2008), karar duruşması öncesinde ise “katillerin haksiz tahrik indiriminden faydalanmalarını kabul edemiyoruz.” (22.07.2008)  basın açıklamalarını yaptık.

Ayşe Yılbaş’ın katili de, katilin avukatları da ‘haksız tahrik’ dediler. ‘Aşkından öldürdü’, ‘çocuğu için yaptı’ dediler. Yerel mahkeme hiç bir indirim yapmayarak katil Hüseyin Güneş Özmen’e ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi.  Katil hem tasarlayarak öldürmekten hem de boşanma süreci bitmeden gerçekleşen bu cinayet eşe karşı işlendiği için iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. (28.07.2009)

Ama mahkeme doğru kararı verdi;
“Sanığın ve vekillerinin eylemin haksız tahrik altında işlendiği şeklindeki savunmanın da maktülenin kendisinden kaynaklanan ağır ve haksız sayılan bir eyleminin bulunmadığı gibi sanığın savunmasında müşterek çocuğunu kendisine göstermeyeceği şeklindeki
beyanlarının da doğruluğu tespit edilmiş olmamakla birlikte doğruluğu kabul edilse dahi bu beyanın sanığın maktüleyi öldürmesi için haksız tahrik sayılmayacağı ve dolayısıyla sanığın savunması doğrultusunda haksız tahrik hükümlerine göre hareket ettiği şeklindeki savunmasına itibar edilmemesi gerektiği…”

Ayşe Yılbaş Davası,  Yargıtay’ın kararı cinayetin ‘tasarlayarak işlenmediği” gerekçesiyle  bozmasıyla  Şubat 2012’de yeniden başladı.
23.05.2012’de  açıklanan kararda Yargıtay’ın tasarlama fıkrasından bozulması talebine uyuldu. Fakat mahkeme iyi hal indirimi ve haksız tahrik indirimi uygulamadı. Özmen daha önceki yerel mahkeme kararında hem tasarlama hem de eşe karşı cinayetten iki kez ağırlaştırılmış müebbet almıştı. Cinayetin tasarlayarak işlenmediği, ancak eşe karşı işlendiği için Hüseyin Özmen’e yine ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi.

Ayşe Yılbaş davası feminist mücadelenin hukuka yansıması açısından önemliydi. Bu dava sayesinde kadın cinayeti söz konusu olduğunda mevcut hukuk sistemindeki erkek egemenliği lehine kullanılacak ayrıntılar konusunda düşünmeye başladık.
Artık cinayetlerin hukuki boyutunda gözümüzü sadece haksız tahrik indimine değil; mahkemelerce bir erkeklik indirimi olarak değerlendirilen takdir-iyi hal indirimine de dikmeliydik. Ayrıca erkek adaletin tasarlayarak öldürdü kararı vermekten imtina ettiğini, boşanan kadınların, sevgililerin erkek şiddeti karşısında hukuken daha savunmasız olduğunu bu dava sırasında deneyimledik.
Ayşe Yılbaş davasında sanık avukatlığı meselesinde de bir tartışma yürüttük. Davalarda savunma hakkının, avukatlar açısından her ne olursa olsun, hangi yoldan gidilirse gidilsin müvekkili bu davadan az cezayla-cezasız kurtarma şeklinde icra edildiğine tanık olduk. Avukatlık başarısı ile erkek adaletin girdabında sürüklenildiğini adım adım izledik. Kadın cinayetleri davalarının politikliğinin ‘insan hakları’nın alanına girmediğini gördük. Ayşe’nin katili Hüseyin Özmen’in önce boşanma avukatı, cinayet sonrası da savunma avukatı olan Bahri de kadın cinayetlerini politik kılan bir yerden, kadın düşmanı politikalarla savunma avukatlığını sürdürdü. Katilin ruh sağlığının yerinde olmadığı, aşk cinayeti işlediği, haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiği gibi erkek egemen taraftan savunmasını kurdu. Bahri Belen dava Yargıtayca bozulup yeniden yargılama başladığında sanık avukatlığından istifa etti.

Kadın örgütlerinin basın açıklaması / 13.05.2008-İstanbul Adliyesi (Sultanahmet)

“Bahane” istemiyoruz!

Ayşe Yılbaş 24 yaşındaydı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde öğrenciydi. Hastanede nöroloji servisinde çalışırken, boşanmak istediği eşi Astsubay Kıdemli Çavuş Hüseyin Güneş Özmen tarafından 22 Şubat 2008 tarihinde saatler 12.00’yi gösterirken 12 kurşunla öldürüldü.

Gün geçmiyor ki, kocası, babası, erkek kardeşi, abisi, sevgilisi, ayrıldığı eşi, amcası, dayısı tarafından katledilen bir kadının haberi bir kareye sığdırılan fotoğraf, birkaç satıra sığdırılan hayat hikayesi ile gazete sayfalarına yansımasın. Hayatlarımızı alan erkek şiddetini adı hep “cinnet”, “sapıklık”, “delilik”, “hastalık”, “onur”, “gurur”, “namus” oluyor. Canımıza kastedenlerin hep bir “bahanesi” oluyor ama biz kadınların hayatlarının bir “değeri” olmuyor!

Kağıt üzerinde değiştirilen yasalara rağmen, biz kadınları öldüren, tecavüz eden, taciz eden, döven, işkence eden erkekler kimi zaman hiç ceza almadan, çoğu zaman da çok kısa süre içinde serbest bırakılıyorlar. Tekrar hayatlarımızı tehdit etmeye, canımıza kastetmeye, taciz etmeye, tecavüz etmeye, dövmeye, öldürmeye kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Ayşe’nin katilinin de “bahaneleri” olacak. 12 kurşunla katledilen Ayşe’nin söyleyebileceği bir şey artık maalesef ki yok. Annelerin “sevilip” kadınların dövüldüğü, öldürüldüğü, taciz, tecavüz edildiği, hayatlarımızın cehenneme çevrildiği bu erkek sistemde, katil koca Ayşe’yi 21 aylık bebeğinden ayırdı. Ayşe gibi kocası, babası, abisi tarafından katledilen Sevim, Suna, Yasemin, Güldünya, Gülşen…  de artık konuşamıyor, itiraz edemiyor, sevinemiyor, üzülemiyor, gülüp ağlayamıyor. Hiçbir şey onların tekrar aramızda olmasını sağlamayacak biliyoruz. Ancak yarın başka bir kadının daha öldürülmesini engellemek mümkün bunu da biliyoruz. Ama kadınları katleden erkekler gerektiği gibi cezalandırılmadıkça, kadınların şiddetsiz bir hayata başlayabilmelerinin olanakları sağlanmadıkça, sorumlular sorumsuzca hareket etmeye devam ettikçe, erkek egemenliği son bulmadıkça maalesef ki Ayşe son olmayacak!

Bizler kadın cinayetlerinde ve kadınlara yönelik suçlarda “bahane” kabul etmiyoruz! Erkekçe “mazeretlere” “haksız tahrik” indirimini uygulanmasını kabul etmiyoruz!
Kadınlar olarak şiddetsiz bir hayat için verdiğimiz çabaların, hayatlarımızın, geleceğimizin, bedenimizin, özgürlüğümüzün önüne konan bu duvarları reddediyoruz!
Bizler kadın örgütleri olarak kadınlara yönelik suçlarda ve cinayetlerde, adalet istediğimiz için TARAF olduğumuzu bir kez daha tekrar ediyoruz.

AKDAM Adana Kadın Danışma Mer. Ve Sığınmaevi Der.
Akıllara Zarar
Amargi Kadın Kooperatifi
Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi
Avrupa Kadın Lobisi Türkiye Koordinasyonu
Bağlar Kadın Kooperatifi Diyarbakır
Balıkesir Kadın Kültür Evi
Bartın Kadınlar Dayanışma Derneği
Başkent Kadın Platformu
CEKEV İzmir Çiğli Evka2 Kadın Kültür Evi
EVKAD Adana Ev Hanımları Dayanışma ve Kalkındırma Derneği
Feminist Kadın Çevresi
Feminist Kadınlar
Filmmor Kadın Kooperatifi
Fitne Fücur Kolektifi
Gökkuşağı Kadın Derneği
Güldünya Bitlis Kadın Derneği
İRİS Eşitlik ve Gözlem Grubu
İzmir Kadın Dayanışma Dernegi
KADAV Kadınlarla Dayanışma Vakfı
KA-DER Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği
iKADER Ankara
KAHOEM Kadınlara Hukuki Destek Merkezi Derneği
KAMER DER Diyarbakır
KAMER Vakfı Diyarbakır
Kardelen Kadın Evi Diyarbakır Belediyesi
KAYA Kadın Yurttaş Ağı
KAZETE Bağımsız Kadın Gazetesi
KİH-YÇ Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği
Kozadan İpeğe Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Kooperatifi
Mavi Kalem Derneği
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
Mor İnisiyatif Kadın Kooperatifi Girişimi
Muğla Kadın Dayanışma Grubu
Nevşehir Kadın Derneği
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Dernegi
Selis Kadın Danışmanlık Merkezi
Sosyalist Feminist Kolektif
ŞAHMARAN Kadın Da(ya)nışma ve Araştırma Merkezi Derneği
Van Kadın Derneği

dscf7558İstanbul Feminist Kolektif Basın Açıklaması / 22 Temmuz 2009-Sultanahmet

Ayşe bir buçuk yıl önce, boşanmak istediği eşi tarafından 12 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Ayşe’nin katili, Ayşe’ye, “seni bir Cuma günü saat 12.00’de öldüreceğim” demişti. Ayşe bu ve buna benzer tehditler karşısında iki kez 4320 sayılı kanun gereği Aile Mahkemesi’ne başvurmuş, yedi kez de savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Ne yazık ki bunların çok azına cevap alabilmişti. Bu örnekler de gösteriyor ki, Ayşe’yi öldüren sadece eşi değildi. Dava boyunca dile getirdiğimiz gibi, kocalara, eski kocalara, babalara, ağabeylere bu gücü veren erkek egemen sistemdir, patriyarkadır. Bu sistem erkeklerin bizi “namusu”, “onuru”, “gururu” olarak görmeleri için elinden geleni yapıyor. Bizim erkeklere sadece bağımlı olmamızı değil, aynı zamanda erkeklere ait bir “şey” gibi görünmemizi sağlıyor.

Ayşe öldürüleli bir buçuk yıl oluyor. Biz, kadın örgütleri olarak, kadın cinayetlerinde ve kadına yönelik suçlarda “bahane”leri kabul etmediğimizi ve bu davalarda taraf olduğumuzu bir buçuk yıldır söylüyoruz. Bugün, sadece Ayşe’nin karar duruşmasının değil, eski kocası tarafından öldürülen Sevim Zarif’in ölümünün de ikinci yıldönümü.

Bu sistem, bizi şiddetin her çeşidine maruz kalırken, şiddeti uygulayan erkekleri kayırıyor; erkekler ya hiç ceza almadan serbest kalıyor ya da aldıkları hafif cezaları çektikten sonra, kadınların hayatını tehdit etmeye devam ediyorlar. Bizim için ise, tecavüzden dayağa kadar her türlü şiddet ve öldürülme korkusu devam ediyor. Hayatımızı adeta karartan erkekler için ise “cinnet”, “sapıklık”, “delilik”, “namus”, hayatlarımızın değersizleştirilmesi ve öldürülmemizin bahaneleri oluyor.

Kadına yönelik erkek şiddeti, yasaları yapanlar da, uygulayanlar da bu erkek sistemin mantığı içinde hareket ettiği sürece sona ermeyecek. Bir emniyet müdürü, “Kızlarına sahip çıksalarmış,”, bir başbakan da, “Çocuğumuz öyle nereye giderse gitsin olmaz. Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya…” diye açıklamalar yapabiliyorsa tüm kadınlar tehlike altındayız. Erkek egemen sistem ve bu sistemin “gözü pek neferleri”, bu sözlerle, biz kadınların ölüsünden bile hesap soruyor. Yasa yapıcılar ve uygulayıcılar, hâlâ ölen kadının ölmeyi nasıl hak ettiğini bize anlatmak yerine, sesimize ve önerilerimize kulak versinler. Artık bahaneler duymak ve öldürülmek istemiyoruz. Kadın cinayetlerinde ve kadına yönelik suçlarda haksız tahrik indiriminin uygulanmasını kabul etmiyoruz. Katillerin ellerini kollarını sallayarak dolaşmalarını, yakalandıklarında da caydırıcı olmayan cezalara çarptırılmalarını istemiyoruz. “Sevişmek istemedi, öldürdüm”, “boşanmak istedi, öldürdüm”, “kaçalım dedim kabul etmedi, öldürdüm” ve Ayşe’nin katilinin de bahanesi olan “çocuğumu göstermediği için öldürdüm” gibi sayfalarca örnek verebileceğimiz açıklamaların haksiz tahrik indiriminden faydalanmalarını kabul edemiyoruz.

Bu yüzden, Ayşe’nin, Sevim’in, Münevver’in ve erkekler tarafından öldürülen binlerce kadının ölümü birer politik cinayettir. Bizler, ne Ayşe’yi, ne Sevim’i, ne de erkeklerin işledikleri cinayetlerde öldürülen hiçbir kadını unutmadık, unutmayacağız. Biz, buna izin veren sistemin maskesini düşürmeye devam edeceğimizi söylemek için bugün buradayız.

Yaşasın Kadın Dayanışması
Yaşasın Feminist Mücadelemiz

İstanbul Feminist Kolektif Basın Açıklaması / 23 Mayıs 2012-İstanbul Adliyesi (Çağlayan)
Ayşe Yılbaş’ın Katiline İndirim Yok!
28 Temmuz 2009’da Ayşe’nin katili Hüseyin Özmen iki kez ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmış, cezasında hiçbir indirime gidilmemişti. Şubat 2012’de Yargıtay’ın kararın ağırlaştırma sebeplerinden birini bozmasıyla dava yeniden başladı. Bozma gerekçesinde katilin tasarlayarak öldürdüğünün ispatlanamamış olması yazıyordu.
23 Mayıs’taki duruşmada son sözler söylendi. Ayşe’nin onlarca avukatı önceki süreçte defalarca söylediklerini tekrarladılar: Hüseyin Özmen Ayşe’yi tehdit ediyordu, bunun tanıkları vardı ve ilan ettiği gün ve saatte Ayşe’yi öldürmüştü. Savunma avukatı ise hem haksız tahrik indirimine başvurmak için hem de ani öfkeyle öldürdüğünü ispatlamak için yine Ayşe’yi ve davayı yıllardır takip eden kadınları öne sürerek cinsiyetçi iddialarda bulundu. “Hem heyete hem burada bayanlar var onlara, özür dileyerek soruyorum, “’hayatımda biri var mı?’ sorusuna ‘benim hayatım seni ilgilendirmez’ cevabını alan hangi Türk erkeği tepki vermez?” dediğinde salonda uğultular yükseldi. Tepkiden kasıt öldürmekti. Devamında iyi hal indirimine başvurmayı da ihmal etmedi: “Sanık üzerinde baskı kurulmuştur, müvekkilimin fevri davranışları çok normaldir, ben avukatım ve tablo bu (eliyle salondaki kadınları gösterdi),   ve bu nedenle iyi hal indirimi uygulanmalıdır.” Kadınların davayı takip etmesini iyi hal indirimi talebine uyarlayan belki ilk avukattı. Hüseyin Özmen ise hukuki ifadelerin kendi durumuna tercüme olacağını düşünerek “öfke ve şiddetli elem” içinde cinayeti işlediğini söyledi. Son sözü sorulduğunda beklenen üzere “beraatimi talep ediyorum” değil, davanın takipçisi kadınlara “Allah’ın laneti”ni armağan etti.
Açıklanan kararda Yargıtay’ın tasarlama fıkrasından bozulması talebine uyuldu. Fakat mahkeme iyi hal indirimi ve haksız tahrik indirimi uygulamadı. Özmen daha önceki yerel mahkeme kararında hem tasarlama hem de eşe karşı cinayetten iki kez ağırlaştırılmış müebbet aldığından, cezasında bir değişiklik olmadı.
Biz feministler, Ayşe Yılbaş davasını 2008’den bu yana takip ettik. Bu süreç kadın cinayetlerini ve erkek egemen hukukla ilişkisini görünür kıldı. Kadınları öldüren erkeklere haksız tahrik indirimini kolayca uygulayan bu adalet sisteminde, katilin ve tüm süreçteki avukatlarının ısrarlı cinsiyetçi savunmalarına rağmen hiçbir indirim uygulanmaması, erkek egemen hukuk karşısında biz kadınlar için tarihsel olarak önem taşıyordu. Bu son kararda da, cezanın ağırlığında bir değişiklik olmasa da cinayetin tasarlanarak işlenmediği yönündeki karar kadınlar ve erkekler için adaletin farklı işlediğini gösterdi. Fakat cezada hiçbir erkeklik indiriminin uygulanmaması ısrarlı mücadelemizin sonucuydu. Bu dava sürecinde kadın cinayetlerinin politik olduğu tekrar belirginleşti. Kadın cinayeti davalarına kadınların müdahaleleri arttı.  Bu dava sürecinde; hukukun erkek egemen yapısının aşınması ile kadın cinayetlerinin ortadan kalkması arasındaki bağın  dolayısıyla feminist mücadelenin hukuk gibi erkek egemen bir alanda ne kadar gerekli olduğunun  farkına bir kez daha vardık.

Yorumlara kapalıdır.