Arzu Yıldırım ölmeyebilirdi

Erkek şiddetiyle ilgili suç duyurularını önemsiz sayan, görevini yapmayan, kadınları  ‘korunmasız bırakan’, savcıları takip ediyoruz! Gözümüz savcılıklarda!

Arzu Yıldırım İstanbul Ümraniye’de birlikte yaşadığı sevgilisi tarafından öldürüldü. Arzu’nun çantasından savcılığa verdiği ‘ öldürüleceğim’ dilekçesi çıktı.  Arzu 7 Şubat’ta bu dilekçeyi verdikten 2 gün sonra öldürüldü.

 

Ama suçlu sadece Arzu’yu Sokak ortasında öldüren, üstelik savcılığa dilekçe vermesini bahane edip de öldüren ve onu öldürdükten sonra kendini de öldüren Metin Çilingir mi sizce?

Biz bugün Arzu’nun dilekçesini önemsizleştiren Ümraniye Savcısı hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. Önümüzdeki haftalarda kadınların öldürülmesinde ihmali bulunan başka Savcılıklar hakkında da suç duyurusunda bulunmaya devam edeceğiz.

“Öldürüleceğim.” diye yardım çığlıkları atan, elinde dilekçe ile savcının kapısını çalan Arzu Yıldırım’ın çığlığını duymayan, haklarının bilgisini paylaşmayan, can güvenliğinin sağlanabileceği ve güçlenebileceği bir sığınağı göstermeyen herkes sorumlu değil mi onun ölümünden?

Kendisine yapılan yazılı başvuruyu başından savarak   ‘Arzu Yıldırım’ı ölümle tehdit ettiği öne sürülen Metin Çilingir’in ifadesinin alınması” talimatını Arzu’nun eline tutuşturarak onu karakola yollayan Ümraniye Savcılığı’nın sorumluluğu göz ardı edilebilir mi? Ölmeden önce kendilerinde suç duyurusu yapma gücü bulan kadınların başvurularının karşılıksız kalmasının izah edilir yanı yok!  Yapılan başvuruları önemsememek, gelen evraklar arasına koyup  ‘üst kattaki komşum gece müziği yüksek sesle dinliyor’ suç duyurusuyla eş düzlemde ele almak sorumsuzluk ve cinayete davetiye çıkarmaktır.

Savcılıklar kadınlara karşı yürütülen bu kıyımda daha çok kadının ölmemesi için konunun önemine uygun olarak gereğini yapmalı. Suç duyurularını savcılık kalemlerinde süründürmeden, suç duyurusu yapan kadınlarla yüz yüze görüşmelidir. Savcılar, Aile mahkemesinin; tanıksız ve belgesiz 4320 sayılı kanun gereğince şiddet gören kadına koruma kararı verebileceği bilgisiyle davranmalı, kadının eline emniyete götürmek üzere dilekçeyi tutuşturacağına şiddet gören kadını Aile Mahkemesine yönlendirmelidir. Kadınlar derhal güvenliklerini sağlayacak sığınaklara yönlendirilmeli ve tüm bu süreçlerde can güvenleri sağlanmalıdır.

Erkek şiddetiyle ilgili suç duyurularını önemsiz sayan, görevini yapmayan, kadınları ‘korunmasız bırakan’, savcıları takip ediyoruz!

Kadın-erkek eşitliğini derinleştiren uygulamalar ve kadın cinayetlerinin önüne geçmek için hükümet tarafından atılan tek bir somut adım yok! Sığınaklar hala yetersizin de altında. Kadın katillerine haksız tahrik indirimi uygulanmaya devam ediliyor, yeni yasal düzenlemeler, özel önlemler yok! Var olan yasalar dahi uygulanmıyor! Ve savcılıklar koruma talep eden kadınları dahi koruyamıyor!

Acilen önlem alınmasını, adım atılmasını, hükümetin, yargının, savcılıkların görevlerini yapmalarını hatırlatıyoruz. Bizler bu kampanyanın 2. yıldönümünü görmek istemiyoruz. Tek bir gün, tek bir kadını daha kaybetmeye tahammülümüz yok!

İstanbul Feminist Kolektif / 17.2.2011-Ümraniye Adliyesi

Yorumlara kapalıdır.