Biz de direndik ama söz, yetki, karar, iktidar erkeklerdeydi

gezi_forumKadınlar olarak Gezi’deydik , direnişteydik… Hükümetin baskıcı uygulamalarına ve kadın düşmanı politikalarına karşı alanlardaydık… Direniş süresince olduğu gibi, forumlarda oluşturmaya çalıştığımız ortak mücadele ve yaşam alanlarına da kadınlar olarak politik sözümüzü katmaya devam ediyoruz. Bu sözü daha da güçlendirmek için öncelikle direnişteki kadınlar olarak Gezi’deki deneyimlerimizi paylaşmak istedik. 26 Haziran 2013, Çarşamba günü hem Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda hem de Maçka Parkı’nda toplandık.

 

 

Erkekler neden söz almasın?
Yaklaşık yüz kadının katıldığı Kadıköy’deki forumun başlangıcında neden erkeklerin katılımına sınırlama koymamız gerektiğine dair kısa bir tartışma yaptık…
Yaklaşık on kadının söz aldığı bu konuda, bazı arkadaşlarımız toplanma nedenimizin gezideki kadınların görünmez kılınmasını, kadın olmamızdan kaynaklı karşılaştığımız farklı deneyimleri (taciz, ayrımcılık, örgütlenme ve iş bölümü vs.), rahatsız olduğumuz şeyleri (cinsiyetçi homo/transfobik küfürler vs.), patlama noktasına gelmemizin nedenlerini ve direnişe katılmamızın sebeplerini, bundan sonra somut olarak yapabileceğimiz şeyleri konuşmak olduğu için toplantıların sadece kadınların katılımına açık olması yönünde görüş bildirdiler. Bazı arkadaşlarımız ise ortak mücadele etmek için toplantıların erkeklere de açık olması gerektiğini savundu.
Sonuç olarak mikrofon ve hoparlör kullandığımız için dinlemek isteyen erkeklerin zaten dinleyebileceğine, böylece tartışmalarımızın kamusallaşabileceğine, ancak söz almak isteyen erkeklerin tüm kadınların sözünün bitmesini beklemeleri gerektiğinde hemfikir olduk. Gelen erkeklere ise, onların da kendi aralarında forum toplantı düzenleyebileceği fikrini verebiliriz dedik. Sonunda Fenerbahçe taraftar grubundan bir erkek forumun sonuna kadar bizi dinledi ve söz aldı.

Bizi direnişe yönlendiren sebepler…
Forumun birinci gündem maddesinde kadınlar olarak bizi direnişe katan farklı nedenleri kısaca konuştuk. Kendi direniş deneyimlerimizi anlattık, değerlendirdik.
Bu konuda söz alan arkadaşlarımız erkeklerin nedenlerinden daha fazla nedenimiz olduğuna, son on yıldır AKP’nin kadın düşmanlığına varan politikalarına dikkat çekti.
“Rujumuza, kıyafetimize, kürtajımıza, her şeyimize karıştılar. İkiyüzlü bir politika yürüttüler. Kadın istihdamını arttırmak istiyormuş gibi yapıp bizi güvencesizliğe ittiler” diyen bir katılımcı tüm bu baskıların sonucu olarak kadınların sokaklara döküldüğüne dikkat çekti.
Daha sonra ise forum katılımcıları direnişte, Gezi’de, çadırlarda, barikatta, çatışmada, gözaltında ve şimdi de parklarda düzenlenen forumlarda yaşadıkları cinsiyet ayrımcı deneyimlerini aktardılar…

Gezi’de ve direnişte tacizle nasıl başa çıktık?
Gezi Parkı’nda yaşadığı tacizi dile getiren bir katılımcı tacize karşı ses çıkardığında diğer erkekler tarafından “Belki de yanlışlıkla eli değmiştir”, “Tamam sen duyarlı davrandın ama fazla büyütme” gibi uyarılarla kendisi susturmaya çalıştıklarını dile getirdi. “Ben ısrar ettim, kayıt altına alınmasını istedim” diyen katılımcı bunun üzerine tacizde bulunan adamı zar zor dışarı attıklarını belirtti.
Sürecin ilk gününden beri orada olduğunu söyleyen bir başka katılımcı ise tacize uğramadığını ya da ayrımcılık hissetmediğini söyledi ve “Gezi direnişinden sonra kadınlar artık İstiklal’de daha rahat yürüdüklerini söylüyorlar, bu çok önemli bir kazanım” diye konuştu.

Cinsiyetçi küfürler ve sloganlara karşı…
Foruma katılan pek çok kadın direnişte atılan cinsiyetçi küfür ve sloganların kendilerini yabancılaştırdığını dile getirdi. Bir katılımcı, “Cinsiyetçi sloganları kadınlar da erkeklerle birlikte atıyordu. Bu durum beni özellikle rahatsız etti. Modern kadın olmanın bir önkoşulu gibi onlar da cinsiyetçi sloganlara eşlik ediyorlardı. Küfür erkek iktidarının dili ve kadınlar da o iktidarın bir parçası olabilmek için erkekleşiyor, o sloganlara eşlik etmek zorunda hissediyor” diye konuştu.
Küfürlere itiraz ettiğini dile getiren bir başka katılımcı ise “Biz burada bu kadar önemli bir şey yapıyoruz, küfürle mi uğraşacağız?” türünden rahatsız edici bir tavır gösterdiklerini dile getirdi. Özellikle taraftar gruplarının gelmesiyle cinsiyetçi küfürlerin çok arttığını dile getiren birkaç katılımcı kadın sosyalist erkeklerin de cinsiyetçi sloganlara katıldıklarını söylediler. Bir katılımcı da RTE yerine özellikle Emine Erdoğan’a yönelik küfürlere dikkat çekti.
Öte yandan başka bir katılımcı bazı genç erkeklere bu küfürlerden duyulan rahatsızlığını dile getirdiğinde, öfkelerini küfür dışında nasıl dile getireceğini bilmediklerini söylediklerini ifade etti.
Gezi’de yapılan Küfür Atölyesi’nin ise mevcut küfürlere bir alternatif yaratmasının beklendiğini söyleyen bir katılımcı ise atölyede kadın bedeninden yola çıkarak tartışılan küfürlerin de erkek egemen dili beslediğini vurguladı. Kadın bedenini hedef alan küfürlerle mücadelede ise alternatif küfür yerine küfürü nasıl engelleyebiliriz’e yoğunlaşmak yönünde öneri geldi.

Direnişte de toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü bizi bırakmadı
Gezi direnişinde sadece cinsiyetçi küfür ya da taciz değil, daha incelikli erkeklik halleri de kadınların dile getirdiği sorunlardan biri oldu. “Mesela kürsüye mühim adamları çağıran sunucular hep kadındı ama o mühim konuşmaları yapanlar hep erkeklerdi. Forumlarda not tutanlar hep kadındı ama hem daha çok konuşan hem de söz hakkı veren erkeklerdi” diyen bir katılımcı, Taksim Dayanışma’nın kendi içinde de başı çekenler kadınlar olsa bile erkek egemenliğinin hâkim olduğunu söyledi.
Bir katılımcı Gezi direnişinin kadınların katılımından sonra bir hareket haline dönüştüğünü, bu yüzden Gezi’yi kadınların ağırlıkta olduğu bir hareket olarak tanımladığını söyledi. “Ancak etkili karar organlarında kadınlar olarak yer almıyoruz, forumlarda kadınlar konuşmuyor. Forumlarda moderasyonda, konuşmalarda kota uygulanması önerildiğinde erkekler bunu ‘ayrımcılık’ olarak görerek karşı çıkıyor. Mücadele etmek gerekiyor” diyen katılımcı, erkeklerin uzun uzun, yüksek sesle ve başkalarının sözünü bölerek konuşmasının önemli bir sorun olduğunu böylece kadınların dertlerinin ikinci plana atıldığını ve değersizleştirildiğini vurguladı.
Bir başka katılımcı yaşadığı ayrımcılığı şöyle aktardı:
“Gezi Parkı içerisinde küçük bir tarla, bostan yapmaya çalışıyorduk. İki gün boyunca bir adam sürekli gelerek ‘sen anlamazsın, yapamazsın’ diyerek küreği elimden almaya çalıştı. Israr ettim ama daha fazla dayanamadım ve küreği ona verdim. Bir daha da bostana uğramadım.”
Revir ve mutfaktan sürekli kadın gönüllü istediklerine dair anons yapıldığını hatırlatan bir katılımcı ise “Özellikle bulaşık yıkamak ve solüsyon hazırlamak için kadın gönüllü aranıyordu. Hatta, ben tanık oldum. Bir erkek, mutfağa gönüllü olarak gittiğinde, ‘bulaşık yıkanacak, sen olmazsın’ diye geri gönderdiler” şeklinde konuştu.
“Saldırı olduktan sonra erkek bir doktor beni ve yanımdaki kadın arkadaşı yardıma çağırdı ve erkek arkadaşları ‘çatışmaya’ yönlendirdi” diyen bir katılımcı da mücadele esnasında ‘en delikanlı kim?’ türünden yarışma hallerinin yüzünden Çarşı’nın “… delikanlı kim bakalım?” slogandan çok rahatsız olduğunu dile getirdi.

Gözaltında taciz
Direnişte gözaltına alınan kadınların yaşadıkları taciz ve cinsel işkenceler de katılımcılar tarafından dile getirildi. Kadın polisler tarafından çırılçıplak soyularak üst kontrolü yapılan kadınların çektikleri eziyete dair neler yapabileceğimizi konuşmak için toplanma önerisi yapıldı.

Güzel şeyler de oldu…
Kadınların yaşadığı tüm ayrımcılıklara rağmen, forum katılımcıları özellikle cinsiyetçi küfür konusunda çok kısa zamanda çok yol alındığını, bu konuda kadınların ve LGBT bloğunun oradaki varlığının çok önemli olduğu vurgulandı. Bir konuşmacı, “Direniş süresince, normalde bu kadar kolay ikna edemeyeceğimiz kişileri kısa sürede ikna etmiş olduk. İnsanlar cinsiyetçi küfürlerinde daha otokontrollü olmaya başladılar. 23 Haziran Pazar günü yapılan Trans Onur Yürüyüşü’ne bu sene katılımın çok yüksek olmasının sebeplerinden biri de Gezi’deki bu öğrenme ve tanışma süreciydi” diye konuştu.

Önerilerimiz:

Gezi deneyimlerimizin ardından forumun ikinci bölümünde bundan sonra neler yapabileceğimize dair önerilerimizi konuştuk. Yapılan önerilerin tamamı olumlu karşılandı. Ortak olarak kabul edilen önerilerimiz ve bundan sonra yapacaklarımız sırasıyla şunlar:

1. 29 Haziran’dan itibaren her Cumartesi günü Yoğurtçu Parkında bir masa açacağız, masayı ziyaret edenlerle sohbet edeceğiz.
2. Her hafta Çarşamba günü saat 19:00’da kadınlar olarak toplanacağız.
3. Gözaltında yaşanan taciz ve cinsel işkence üzerine neler yapabileceğimizi konuşmak için 29 Haziran Cumartesi saat 16:00’da parkta buluşacağız. Yapacağımız şeyleri diğer parklarda toplanan kadınlarla birlikte örgütleyeceğiz.
4. Gezi direnişinin devamında oluşan forum ve atölyelerde kadınlar daha çok yer alacağız.
5. Doğrudan demokrasi konusunda ısrarcı olacağız.
6. Direnişte yaralanan çok kadın var, onları ziyaret edeceğiz.
7. Kadınların kentlere dair taleplerini somutlaştıracağız ve bunları belediyeden isteyeceğiz.
8. Kadınlar olarak seçimlerde bir aday çıkartmayı hedefleyeceğiz.
9. Aşağıdaki konu başlıklarında atölyeler yapacağız:
Cinsiyetçilik,
Barış
Ev içi cinsiyete dayalı iş bölümü
Küfür
Kadınların kentlere dair talepleri
Feminizm nedir
Şiddetsiz direniş yöntemleri
Gelecek toplantı ve eylem tarihleri:
29 Haziran 2013, Cumartesi, saat 16:00 gözaltında yaşanan taciz ve cinsel işkence suçuna dair neler yapabileceğimizi konuşmak için parkta toplanıyoruz. Ancak Taksim eylemi olduğu için 1 saatlik hızlı ve verimli bir toplantı yapmayı hedefliyoruz.
1 Temmuz Pazartesi günü Kadıköy’de saat 19:00’da Denizli ve Bingöl’deki tecavüzcülerin serbest bırakılmasına karşı eylem var. Eylem Yoğurtçu Parkında yapılacak atölye ile sona erecek.
3 Temmuz 2013, Çarşamba, saat 19:00’da yine kadınlar olarak parkta forum yapıyoruz.

Yorumlara kapalıdır.