“Biber gazı bala benziyor”

Sakine Günel

tumblr_mntgl0ojxf1su7y3ao1_400Gezi Parkı direnişinde birçok duyguyu bir arada yaşadım. Heyecanlı, yoğun, duygu yüklü günler ve gecelerde sokağa çıkmaktan kendimi alamadım. Bu yazma ihtiyacı da bu heyecanın bir parçası. Elbette direniş boyunca hepimizin gündelik yaşamını değiştiren, sokakta özgürleştiren, cesaretlendiren bu isyanda; canlarını vererek, yaralanarak, bu güzel günleri, umudu hediye edenleri unutmadan…

Neoliberal politikaları sadakatle uygulayan ve bugüne kadar toplumsal bir tepkiyle karşılaşmadığı için örnek gösterilen ve her fırsatta kendisiyle övünen AKP’nin “ileri demokrasi”sinin, halkın kendi kullanım alanı olan parkı koruma talebine bile polis şiddeti ve terörüyle yanıt vermesi bardağı taşıran son damla oldu.

Hükümetin ve diktatör Başbakan’ın kentsel yağma ve rant politikasının sonucu olarak; mahkeme kararları delinerek, ormanların yok edilmesi pahasına, HES’lere ve maden arama şirketlerine ruhsatlar veriliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çalışanlar için eziyete dönüşen ve taşıtlara öncelik veren ulaşım politikasıyla yayalara darlaşan sokakların bütünlüklü dokusunun değişmesi sonucunda insanlar yaşadıkları kente yabancılaştı. Tarlabaşı’nı mutenalaştırmak için Taksim meydanını mitinglere, sokakları ise buluşma ve eğlenmek için bir araya gelenlere yasaklamak, AVM’lerin tüketimi dürtükleyen yorucu ortamları dışında insanlara seçenek bırakmayacak şekilde çevre ve doğanın tahribatı, hükümetin icraatlarının içinde önemli bir yer tutuyor.

İyi eğitimli kesimleri işsizliğe, çalışanları ise güvencesiz piyasa koşullarına terk eden yasalar bir yana; hak arayışlarında yargı kararlarının işlemediği bir ortamda, AKP’nin 2023 hedefiyle iktidarda kalma stratejisi ile tek partiye doğru evrilmesi endişeleri artırdı. Ankara metrosunda öpüşen çiftlere satırlı saldırı, “adaba aykırı davranmayın” uyarısı, genç kadınların işsizlik nedeniyle evlere kapanması, ailede kadının muhafazakâr ve geleneksel rollerine vurgu, ertesi gün hapının bile reçeteye bağlanacağı haberleriyle “sevişmeyin doğurun” diyen siyasi erkin “elini kadınların külotuna kadar sokması” kadınları denetlemenin biçimi oldu.

Hükümet, aldığı kararları manevi ve ahlaki değerlerle gerekçelendirip seçmenini politize ederken toplumdaki kutuplaşmayı da artırdı. Başbakan’ın içki içenleri ayyaşlıkla itham etmesi bir yana, “dindar bir nesil istiyorum” diyerek yapılan eğitim sistemindeki dönüşümler, 1980 sonrası kuşağın başka bir politikacıya duyulmayan bir tepki ve öfkesi olduğunu da gösterdi. Başbakan’ın otoriter ve buyurgan söylemlerine, laik orta sınıfın siyasi ve kültürel kurumlarını muhafazakâr ve dinci söylemle küçümsemesine, yaşam tarzına varan müdahalelere karşı biriken öfke, kendiliğinden sokağa çıkan kalabalığın, 20 gün süren kitlesel direnişine dönüştü.

Taksim Gezi Parkı’nı korumak için nöbet tutanlara, polisin gazla 30 Mayıs sabahı saat 00:05’te saldırmasına karşı Taksim Dayanışması’nın direnme çağrısı kitlesel olarak karşılık buldu. Mevcut partilerin tabanından gelip CHP ve MHP’nin sempatizanı olabilecek kesimler bile bu partilerde kendi temsiliyetlerini bulamadıkları için evlerden tencere tava vurarak eylemlere katıldılar. Neoliberal politikaların uygulayıcısı otoriter ve muhafazakâr hükümetin giderek çeşitlenen baskı politikası yan yana gelemeyecek gibi görünen farklı siyasi kesimleri sokaklarda birleştirdi.

Hükümetin hak arayışlarında, çevre tahribatında yargı kararlarını hiçe sayması ve muhafazakâr söylemlerle yaşam tarzına müdahalesine isyan edenler, liberallerin “ileri demokrasi” ile cilaladıkları AKP’nin ve “başarılı Başbakan” Erdoğan’ın cilasını söktü! Ayrıca medya patronlarının hükümetle girdikleri çıkar ilişkileri gereği; tek taraflı yayınlarla, adeta devletin yayın organı gibi çalışan medyanın Gezi direnişini görmezden gelmesiyle, iktidarın otoriterliği de açığa çıktı.

BDP’nin başta mesafeli durduğu alana, temsili gelmesi, barış sürecinde AKP’ye  olan güvensizliğin  göstergesi olarak  AKP’ye karşı  muhalefet cephesini genişletti. Henüz sermeye karşıtı bir talebin olmadığı direniş, otoriter AKP’nin laik Batıcı sermayeye yönelik baskıları nedeniyle sermayeden destek gördü.  Çarşı grubunun mücadelede ön saflarda yer alması, antikapitalist Müslümanlarla mevlit kutlaması, siyasetin bildik tarzları dışında faklı kesimleri birbirine yaklaştıran, birlikte güç olma ihtiyacıyla gösterdikleri anlayış ve dayanışma açsından önemliydi.

Sol, 31 Mayıs’taki halk isyanında akşam biriken kalabalığa eklenip, barikatlarda direnmenin ötesinde hareketin ruhunu yakalayamadı. Ayrıca, siyaseti meclis koltuklarına sıkıştıran sol kesimler ile uzak hedefe odaklı ve politikanın kalıplaşmış terimleriyle siyaset yapan sol da sokakların özgürlük talebini yükseltecek esneklikte görünmüyor.

Gezi direnişi mevcut muhalif hareketlerin ve siyasi yapıların kendi dilini ve yapılarını gözden geçirmesi gerektiğini bir kez daha gösterdi. Bu anlamda forumlar, farklı siyasi eğilimleri ve simgeleri olan örgütsüz kesimleri kalıplaşmış politik kavramlarla tanımlama kolaycılığına düşmeden; solun kendi dilini sadeleştirmesi ve kapalılıklarını aşması imkânını sunuyor. Örgütlü kesimlerin halkla veya farklı siyasi görüşteki insanlarla tartışma olanağı bulduğu bu ortamlarda politikayı sığ ve ezber kavramlarından çıkarmak, ayrıştıran bir dil kullanmaktan da imtina etmek gerekiyor. Halk meclislerini ve forumları, mevcut siyasi partilerdeki bürokratik yapılarında kendini ifade edemeyenlerin kendini doğrudan ifade ettiği, politika yapmanın ve tartışmanın kanallarını açan, birlikte güç olmanın zeminin arandığı hareketin kazanımı olarak görmek gerekiyor. Uzun vadede halk meclisleri mevcut sistemde demokrasinin sınırlarını ve katılımcı siyaseten imkânlarını ve kanallarını tartışarak, ortak talepler etrafında bir baskı grubu oluşturması mümkün olabilir.

Feministlerin, AKP’nin kadın haklarına saldırılarını teşhir eden, politikalarından haberdar olan öfkeli çoğunluğu oluşturan kadınların doğrudan kendi taleplerini oluşturması önemli. 28 Mayıs’tan beri Gezi direnişinden yer alan feministler, Gezi alanında kurdukları çadırla kadınların direnişe katılması ve kadınların direnişe yabancılaşmasına neden olan cinsiyetçi küfürlü sloganların atılmaması için çaba gösterdiler.  Kitleselliğin her birimize verdiği cesaretle polis şiddetine karşı direnmek benim gibi pek çok kadın için de bir ilk oldu. Gündelik ev içi rutinlerin dışına çıkmanın özgürlüğü ile çocuğun ihtiyaçları için daha az endişelendik. Yemek yapma yükümlüğümüzü hafifletip, gece yarısı sokaklarda korkmadan kendimizi güvende hissetmenin özgürlüğünü tattık.

Yirmi gün boyunca direniş ve dayanışmanın ortaya çıkması umut veren kıymetli bir deneyim, Gezi Parkı’nın korunması da somut bir kazanımdır. Uzun süren sessizliğin hak, eşitlik ve özgürlük talepli bir isyanla bozulması hepimiz için oldukça umut verici.

15 Temmuz 2013

 

Yorumlara kapalıdır.