Ya kır dizini otur, ya da maaş yok!

“Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine” cümlesiyle noktalanan masallar, düğün görüntüsü ile “mutlu son” sahnelerinin altına yazılmış kocaman bir “son” yazısıyla biten filimler, roman boyunca başlarına gelmedik kalmayan ama sonunda birbirine kavuşan “mutlu son” a erişen insanların anlatıldığı cilt cilt aşk romanları. Hepsinin ‘mutlu son’ dan kastettikleri her ne hikmetse hep aynı. Tek mutlu son olabiliyor, o da evlilik pek tabi! Peki ya sonra. Hayat bitiyor mu orada.Yok mu bu filmin, romanın, masalın devamı?*


Var elbette. Hatta bence asıl filim o zaman başlıyor. Hangi kesimden olursa olsun kadın, erkeğin hizmetine sunuluyor, onun üzerinden var ediliyor, erkeğin kazanması, daha çok güçlenmesi, huzuru, rahatı için bir ömür, bir ömre feda ediliyor. “Kadın eli değmiş” sözü üretilerek, üstelik bu sözle kadınlar onurlandırılıyormuş gibi yapılarak, ev içindeki tüm düzen tertip, temizlik vs. kadınlar üzerine bir güzel yıkılıyor. Sanki kadın elinin biyolojik yapısı farklı kurgulanmış da, erkeğin eli toz alamaz, cam silemez, ıspanak ayıklayamaz gibi bu işler kadına yakıştırılıyor, daha doğrusu ihale kadınlara kalıyor sistemin art niyetiyle. “Bekar evi” diye tanımlanan tek erkeğin yaşadığı evler düzensiz, dağınık, bir kaşık yemeğin bile düzenli olarak pişirilemediği evlerdir. E işte bu evlerde bir derleyen toparlayan, üstelik bu işi sevgi adına, sevgi katarak, karşılıksız, gönülden yapan, sızlanmayan, hatta bunu görev bilen birine ihtiyaç vardır. Bu da kadındır elbette! “Mutlu Son” aldatmacasıyla, erkeğin gündelik hayatındaki kolaylaştırıcı, kendi rahatı hiç sorulmaksızın, erkeğin rahatı ve huzurunu sağlayıcı konumuna reva görülen kadın.*

Geçenlerde Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesini ziyaret eden Iğdır valisinin ve ilçe kaymakamının etrafını saran yaşlı dul erkekler, ev işinin çok zor olduğunu, beceremediklerini, bu yüzden evlenmek istediklerini dillendiriyorlar. Aslında ev işini beceremediklerini söylerken, asıl meselenin becerememek değil de istememek, kendilerini yormamak olduğunu her nedense itiraf etmiyorlar. Hayat arkadaşı değil de gönüllü hizmetçi arıyor olmalarını “mutlu son” sahnesinin kulisinde saklamaya bile gerek görmeden direk söyleyebiliyorlar ama. Ev içi emeğinin karşılıksız olduğu, boğaz tokluğu ölçüsünde ucuza getirildiği tek adresin farkında hepsi de. Ancak bir problemleri var, seçecekleri kadınlara devlet az da olsa bir maaş bağlamış, “işte bu yüzden gelip de bizim kahrımızı çekmiyorlar” diye sitem etmişler. Kendilerinin bir “kahır” olduğu gerçeğinin farkında olan bu erkekler dul kadınlara yapılan bu yardımın, yapılmamasını istemişler.Yapılmasın ki karın tokluğuna yeni efendisinin ayaklarına kapanıp hizmette kusur etmesin kadın. Gerçeği göre göre, bile bile hayatını devam ettirebilme adına bu saatten sonra mecbur hissetsin kendini yeni efendiye hizmet etme konusunda. Kadın güçsüz olmalı ki erkek kolay hükmetsin, bir lokma ekmek için iliğini kemiğini sömürsün bir ömür.*

Gelelim ölmüş kocalarından ötürü maaş bağlanan kadınlara. İçi beni yakar dışı eli yakar hesabı, azlığını çokluğunu yargılamayı bir tarafa bırakın, bu paranın sürekli alınabilmesinin bazı şartları var. Sana devlet, baban olarak ayda belli bir maaş veririm, gül gibi geçinirsin, ama şartım var, diyor. Ölmüş kocan sayesinde almaktasın bu parayı, sana evlenmeden cinselliği yasaklıyorum, sızlatma adamın kemiklerini diyor. Nikahsız ilişkilere göz yummam, hem “kutsal aileye, kerametli nikaha” karşı çıkacak hem benden para alacaksın, o kadar da değil, demeye getiriyor.Tüm bunları derken kadına bağlanan maaşın zaten yıllarca kocasına harcadığı emeğin karşılığı olduğu, kadının bunu hak ettiği gerçeği dikkate alınmıyor ve kadının kazanılmış hakkına el koyulmaya çalışılıyor. Seni her ay sistemden yapılacak sorgulamalar ve her yıl yapacağım sosyal incelemelerle de takip ederim, dikkat diyor. Cinselliğine sadece evlilik yoluyla izin veririm, ama bu kez de seni yeni efendine zimmetlerim, maaş bekleme benden, diyor.*
Ya hanım hanım oturur sadık kalırsın rahmetliye, şükürle dua ile anarak harcarsın paranı tıkır tıkır, ya da gözüm üstünde, aç kalırsın, tercih senin diyor. Karakoyunlu’daki kadınlar da ölçmüşler biçmişler, vermişler kararlarını anlaşılan.

Yorumlara kapalıdır.