Üç çocuk ve sonrası

mutfak cadıları-Temmuz 2010

 

Üç çocuk doğurmalıymış kadınlar, öyle diyor başbakan. Kadınlardan elbette ki sadece üç çocuğu doğurmaları değil, bu çocuklara bakmaları, tek uğraşılarını bakım faaliyetleriyle sınırlamaları, hayatlarını vakfetmeleri de bekleniyor doğuracakları çocuklara. Bakım işlerine kendilerini adamaları ve bu şekilde mutlu olmaları beklenen kadınların, çalışmak istemeleri, iş aramaları ise, Türkiye’deki işsizliğin en önemli sorumlusu olarak gösteriliyor yine AKP’li bakanlar tarafından.
Mevcut iktidar partisi AKP’nin çokça üzerinde durduğu “muhafazakar demokrasi” kavramı ile bir yandan “modernleşirken” öbür yandan da sahip olduğumuz pek “değerli” “Türk aile yapısını” korumamız gerektiği vurgulanıyor. Tozpembe, “sıcacık yuva” olarak gösterilen bu aile modeli ise elbette ki hane içi cinsiyetçi iş bölümüne dayanıyor ve kadınları bakım ve ev işine hapsederek, onlardan bu faaliyetler üzerinden tatmin olmaları bekleniyor.Bu soylemle hukumet aslinda bir tasla iki kus birden vurmayi hedefliyor. Bir yandan muhafazakarligini uzerine kurdugu aile yapisina vurgu yaparken, ote yandan ise gelecekteki calisabilecek nufusu arttiracak bir propaganda yapiyor her aileye uc cocuk ongormekle. Turkiye’de de dogum oranlarini gitgide azaliyor ve bu durum piyasa icin isgucu icerisindeki issizler ordusunun da azalacagina isaret ediyor. Boyle bir durumda uc cocuk hem geleneksel aile yapisi hem de piyasa icin bir can simidi oluyor.

Türkiye’deki 100 yetişkin kadından, sadece 25’i işgücüne dahil.  Kadınların işgücüne dahil olma sıralamasına göre de, Türkiye, Dünya siralamasinda 122.sırada yer alıyor. Çalışan kadınların yarısı kadarı ücretsiz aile işçisi statüsünde, kentlerde ise işgücüne dahil olma oranı daha da vahim, sadece %18. İş gücüne dahil olmayan kadınlar içerisinde ise, en büyük dilimi ise %70’lik bir payla, ev ve bakım işleriyle uğraşan kadınlar oluşturuyor. Türkiye’deki çalışan kadınların önemli bir kısmı doğum sebebiyle, çocuklarına bakabilmek için işlerinden ayrılıyorlar. Bu kadınların bir kısmı, çocuklar okul çağına geldiklerinde tekrar çalışmak istediklerinde ise, bıraktıkları yerden işlerine başlayamıyorlar. Aynı “sıcak yuvanın” parçası olan kadın ve erkeği, çocukların varlığı nedense aynı şekilde etkilemiyor. Çocuk bakımı, birçok erkeğin gündeminde olmadığı için, erkekler iş ve sosyal hayatlarında, kazançlarında bir gerileme yaşamazken, kadınlar için hayatlarının temel faaliyeti olabiliyor ve iş ve sosyal hayattan kopma anlamına gelebiliyor çoğu zaman.

Kadınlara istihdam sözü veremese de, iş gücüne katmaya çalışan meslek kursları açılıyor ardı ardına, kadınların iş gücüne dâhil olamama sebebi, bilgi, beceri ve eğitim eksikliği olarak görülüyor çoğu zaman. Elbette ki cinsiyete dayalı ayrımcılığın doğrudan bir sonucu olarak kız çocuklarının eğitimi, mesleki beceri ve bilgi edinmeleri erkek çocuklarınınki kadar önemli görünmüyor. Kadınlar hayatları boyunca bir adım geri bırakıldıkları erkeklerle bu meslek kursları sayesinde eşitlenmeye çalışıyorlar, bir dereceye kadar kadinlarin islerine de yariyor bu meslek kurslari. Öte taraftan, bilgi beceri ve eğitim eksikliğinden çok, kadınları ellerini kollarını en çok bağlayan şeyin, kendilerini bakım ve ev işi faaliyetlerinden uzaklaştırabilecek, kreş ve anaokulu gibi kamusal hizmetlerin yoklugu olduğu nedense hep görmezden geliniyor. Bugün Türkiye’de 4-5 yaş grubundaki çocuklarda  okullaşma oranı %20 civarında iken, 3-5 yaş grubunda bu oran %10-%15 gibi bir seviyeye düşmektedir. Peki geriye kalan bu çocuklara kim bakmakta? Türkiye İstatistik Enstitüsünün verilerine göre hanelerdeki 0-5 yas arasındaki çocukların %92.1’ine anneleri bakarken sadece %0.5’ine babaları bakıyor. Kreş ve Anaokuluna gidenlerin oranı ise %0.9.

Meslek kurslarinin kadinlarin isgucu piyasasina girmelerinde, istihdam edilmelerinde her ne kadar katkilari olsa da çocuk bakımının kamusallaştırılmasına yönelik, kreş ve anaokulu sayılarının arttırılması gibi küçük faaliyetler birçok kadının işgücü piyasasına dâhil olmasına en büyük etkiyi yapacaktır. Elbette ki bu tür kamusal bakım hizmetlerine, her kadın, çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın ücretsiz olarak ulaşabilmelidir. Bakım hizmetlerinin kamusallastirilmasini saglayacak devlet mekanizmaları geliştirilirken, iş yerleri de calisanlarinin ihtiyac duyduklari bakim hizmetlerini sunmalidir. Öte yandan, bakım faaliyetlerinin kamusallasmasi ve iş yerlerinin de calisanlarinin bu hizmetlere olan ihtiyaclarini gidermede rol almasinda, babaların çocuk bakımını daha çok paylaşmasını gerektirecek düzenlemelere gidilmelidir. Örneğin, iş yerlerinde çalışanların kadın ve erkek olduğuna bakılmaksızın bakım odaları ve kreşlerin bulunması, çalışan kadın ve erkekten, erkeğin çalıştığı yerdeki kreşe çocuğunu getirmesinin ödüllendirilmesi, kadınların çalışma yaşamına katkı sağlamakla birlikte, erkeklerin de sorumluluk almasında rol oynayacaktır. Bunun yanında, devredilmez ebeveyn izninin olması da çok önemlidir. Zira, kadınlar çocuklarına bakmak için annelik izinlerini kullanmaları, kadınların iş bulmalarında, buldukları işlerde yükselmelerine engel teşkil etmektedir. Devredilebilen bir ebeveyn izni durumunda ise, elbette ki erkek kendi işini “kendi görevi olmayan” çocuk bakımı için bırakmayacak, tüm izni yine kadın kullanarak çocuğa bakacaktır. Oysaki kamusal bakım hizmetleri kadar devredilemeyen bir babalık izni de  bakım yükünün kadınların omuzlarından kalkmasını bir dereceye kadar  mümkün kılabilir.

Yorumlara kapalıdır.