Sendikalarda cinsiyetçilik, ‘Batı cephesinde yeni bir şey yok’

e_womensworkers_ke204Sendikaların, işçilerin evleri olduğu sloganının beyinlerimize ve belki henüz filizlenmiş sınıf bilincimize yerleştiği ilk zamanların kavramsal telaşını üzerimizden atıp kadın işçiler olarak bu evlere yeniden bakınca fark ettik ki, buraları da aynı ailelerimizle yaşadığımız evler gibi erkek egemenliğiyle şekilleniyordu.*

Gündelik yaşamın her alanında karşılaştığımız patriyarka ve ürettiği bütün eşitsizliklerden; torbalarında haksızlık, insan onuru ve adalete dair onca söylemi barındırmasına rağmen sendikalar da paylarına düşeni almıştı.

İşyerlerinde patrona karşı bizi örgütleyerek, haklarımızı söke söke alacağını söyleyenler, kadınlar olarak bizim taleplerimizi toplu sözleşmelerde pazarlık maddesi yapma ihtiyacı bile duymuyorlardı. Mesela ebeveyn izini talebimize “çocuğun anneye ihtiyacı var, patrona erkeklere de izin ver, diyemeyiz” gerekçesi ile karşı çıkıyor, işyerinde uğradığımız ve her şeyi göze alarak dillendirdiğimiz tacizleri “taciz yok teklif etmiş” diyerek yok sayıyorlardı. Özel hayatlarımızda olduğu gibi emek örgütlerinde karşımıza çıkan “yok sayılma” hali bize ayrı bir örgütlenmenin gerekliliğini gösterdi.*

 
Bugün kadınlar, üyesi oldukları sendikaların az sayıda olan kadın yapılarında seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Üyesi oldukları sendikalar tarafından yok sayılmaya itiraz ediyorlar. Başta sendikaların tüzüklerinde, toplumsal cinsiyet eşitliği, ayrımcılık ve her türlü şiddet olgusuna karşı yapılması gereken değişiklikleri bir politika çevresinde örgütlemeye çalışırken sendika genel merkezlerini de, kadınları içeren yeni bir yapılanım ihtiyacına duyarlı olmaya davet ediyorlar.*
Geçtiğimiz aylarda, bir grup kadının birlikte oluşturdukları alternatif tüzük önerisi bu çalışmaların en somut ve anlamlı örneği oldu. Yapılan tüzük, değişiklik önerileri ile birlikte genel kurulu yaklaşan DİSK’e teslim edildi. DİSK Genel Kurulu’nda bu değişiklik önerilerine rağmen tüzükte hiçbir değişiklik yapılmayarak sadece kararlar kısmında kadına yönelik şiddete ilişkin bir ifadeye yer verildi. Genel merkez yönetimine da kadın gir(e)medi. Kadın komisyonu çalışmalarını “tali işler” kapsamında değerlendiren işçi sendika ve konfederasyonların hiç birinin tüzüğünde taciz ve şiddeti kapsayan bir madde bulunmuyor. Kota uygulamasının da sınırlı olarak yer aldığı sendikalarda, bu durumun pratik bir karşılığı olmadığını belirtmek gerekiyor.*
Kapitalizme ve neo liberal saldırılara karşı bütünlüklü bir mücadele alanı yaratma söylemini sıklıkla tekrarlayan sendikaların pratik uygulamada ise somut bir karşılığı olmadığını görüyoruz. İşsizlik, sömürü ve emeğe saldırının hızı sürekli artarken, sınıfı ve mücadeleyi cinsiyetlendiren patriyarkanın işçilerin örgütleri açısından bir mücadele konusu yapılmaması kadınların katılımı önünde bir engel olarak durmaya devam ediyor.*
Kadın cinayetleri, yoksulluk, taciz, tecavüz, kadınların yedek ve ucuz iş gücü olmaları bir gerçeklik olarak hayatlarımızı işgal ederken bunu görmezden gelen politikalarıyla sendikaların mücadele hatlarını kadınsız “eksik” bir biçimde yürütmeye çalışmaları hem kadın hem de erkek işçilerin sendikası oldukları iddiasının samimiyetini sorgulatıyor. Erkek-sermaye iktidarını aşındırma yönünde yürünecek yolun da bir hayli uzağında olduklarını gösteriyor. Kadınlar öldürülüp, sömürülürken, iş mesaileri ve evdeki karşılıksız emekleri ile yükleri ikiye katlanırken, erkek tacizi ve tecavüzüne karşı adil bir yargılamadan dahi yoksunken bütün bunları sanal bir gerçeklik, bir film gibi izleyip hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam eden sendikalara bakıp, hayal kırıklıklarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Yorumlara kapalıdır.