Sendikalarda Kadınlık Halleri

mutfak cadıları-Aralık 2010

 

Neo-liberalizmin emeği ve üretim biçimlerini yeniden yapılandırması karşısında sürekli kan kaybeden sendikalar örgütlenme stratejilerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalmış,  “yeni bir sendikacılık” tanım olarak daha çok ifade edilmeye başlanmıştır.

Sendikalar, bu yeni saldırı karşısında; yeni örgütlenme ve iletişim biçimlerinin kullanılması, sendikalarda hatırı sayılır uzman istihdamı, uluslararası örgütler ile işbirliği yapılması taktiklerini yeniden tanımlayıp işler hale getirerek mücadeleye devam ediyorlar. Ne var ki, işgücü piyasalarının aynı zamanda cinsiyete göre de bölünmüş olduğu gerçeğini, dolayısıyla “kadın işçi”lerin örgütlenmede temel bir özne olarak değerlendirilmesi gerektiğini, “cinsiyet körü” bir tavırla ve sendikalardaki yaygın cinsiyetçi refleksle yok saymak konusundaki ısrarlarını sürdürüyorlar.

Kadın üyelerin örgütlenme ve yönetim şemalarında temsilleri söz konusu olduğunda, aynı oranlarla görünür olmamalarından rahatsız değiller örneğin. Sendikacılığın erkek işi olarak algılanmasının bir göstergesi olan bir başka vahim örnek de şudur: Erkek sendikacıların hatırı sayılır bir kısmı kendi aralarındaki sohbetlerinde “sendikacının karısı dul olur”  ifadesini dillendirmekten çekinmezler. Ev içindeki tüm yükleri üstlenen eş, anne, kız kardeş, sevgili sayesinde sendikalarda saatlerce süren toplantılardan, örgütlenme adına yapılan şehir dışı gezilerden “asıl işlerini” yapmış olmanın verdiği rahatlıkla evlerine dönerken, toplantılara katılan kadın işçi sayılarının azlığını ve sebeplerini düşünme gereği duymazlar. Eğitim, dış ilişkiler, iletişim sekretaryalarının varlığı bir gereklilik iken üye profillerinin bazen yarısını oluşturan kadınların çıkarları gereği ayrıca örgütlenmeleri ile ilgilenecek bir uzmanlarının olmamasında bir tuhaflık yoktur. Gazetelerde okuyunca yüzlerini ekşittikleri taciz kendi örgütlerinde yaşandığında bir anda kör sağır olur hatta bunu teşhir eden kadını “örgüt düşmanı” ilan eder ve tüzüklerinde tacize karşı hiçbir yaptırım olmadığını unuturlar. Kota’dan bahsedildiğinde “kadınlar kendileri istemiyor” savunmasını yapar ama neden istemediklerini/isteyemediklerini konuşma gereği dahi duymazlar. Kadın hakları söz konusu olduğunda “kadınlar bir çiçektir” klişesini tekrarlayıp kadın hakları ifadesi kullanan herkesi feministlikle suçlarlar ki zaten feminizm de küçük burjuva ideolojisidir.
Şüphesiz bu yazıyı sayfalara sığmayacak yüzlerce yaşanmışlıkla devam ettirmek mümkündür.  İşgücü piyasalarının cinsiyetçi tavrı ile sendikacılığın cinsiyetçi tavrı birbirini besleyerek kadınları dışlamaya devam ederken bize düşen, emekçi kadınların sendikal örgütlenme yöntemleri üzerinde yeniden düşünmek ve yepyeni, yaratıcı çözümler geliştirmektir.

Yorumlara kapalıdır.