Regl izni tartışması

KADINLAR YİNE “KIRK KATIR MI KIRK SATIR MI” İKİLEMİNDE-mutfak cadıları (1.sayı Mart 2010)

 

Türkiye, çıkarılıp da uygulanmayan yönetmelikleriyle ünlü bir ülke. Ağır ve tehlikeli işler yönetmeliği de bunlardan sadece bir tanesi. Çok yakın bir geçmişte, iş kazaları ve meslek hastalıklarının artmasıyla işçi sağlığı ve iş güvenliği hükümlerini kapsayan yönetmelikle yeniden gündeme geldi. Ancak hükümet önce, bu tedbirlere işçi sağlığı ve iş güvenliğinin (İSİG) yerine, iş sağlığı ve güvenliğini (İSG) adını verdi; böylece neyi koruyacağını anladık. Sonra bu hükümlerin uygulanmaması, iş kazalarına rağmen devam etti. Bu durum ortaya çıktıktan sonra, hükümet yine, hükümlerin neden uygulanmadığını bakmadı; sermaye için “maliyetli” hükümlerin nasıl ortadan kaldırılacağını ve “çağın gereklerine uygun olarak” nasıl esnetileceğini tartıştı. Şimdi sermaye ve onun temsilciliğini yapan devlet, taktik değiştiriyor gibi görünüyorlar ve yeni taktiğin adı: Vur deyince öldür ki vurma demesin.
Bahsi geçen “başarılı” hükümet çalışması, bu defa yönetmeliğin kadınlara yönelik düzenlemeleri ile ilgili… Yeni yönetmelik kapsamında, bizleri ilgilendiren iki önemli konu var: birincisi, kadınların regl dönemlerinde izin kullanabilmesi. İkincisi, şimdiye dek kadınların çalışmasının yasaklanmış olduğu, ağır ve tehlikeli bazı işlerde kadınların istihdamının önünün açılması. Söz konusu bu ağır ve tehlikeli işler, madencilik, inşaat gibi kötü çalışma koşulları ve hukuksuz uygulamalarla hergün pek çok işçinin canına kasteden alanlar.
Konu meclise taşındığında milletvekili olan kadınlar, hızlı bir refleks göstererek yönetmeliğin bu haliyle uygulanmasına karşı çıktılar. Erkek vekiller ise, “kadınların haklarını kadınlardan daha fazla korudukları” sanrısının verdiği büyük bir özgüvenle konuşma yaparken, kadınların bu tepkilerini kendilerine karşı saldırı olarak ilan ettiler. Böylesi bir tartışma koparan konu ise, tekstil sektörünün ağır ve tehlikeli işler kapsamına alınarak, bu sektörde regl nedeniyle ayda 5 günlük izin hakkının kadın işçilere tanınması idi.
Konunun bu kadar tartışma yaratması, belli başlı bazı itirazlardan kaynaklanıyor. Öncelikle, tekstil sektöründeki kadın istihdamının düşürülmesine yasal bir gerekçe oluşturabilecek bir karar bu. Zaten tekstilin önemli patronları, konu açıklanır açıklanmaz kadın işçileri çıkarma konusunda yarışa girecekmiş gibi açıklamalar yapmaya başladılar. Bu anlamda, böylesi bir uygulama, hem kadınların işgücüne katılımını kısa vadede azaltacak ve bu sayede kadın emeğinin ya kayıtdışı olarak istihdamına ve/veya sosyal devletin son kalıntıları da özelleştirildiğine göre bakım hizmetini gerçekleştirmek üzere eve yönlendirilmesine ön ayak olacak gibi görünüyor. Aynı zamanda bu uygulama, hem de düşen reel ücretleri ve geri çekilen sosyal hakları telafi edecek, işçi sınıfının yeniden üretiminin sürdürülmesini ve kolaylaştırmasını sağlayacak şekilde emek süreçleri yeniden yapılandırılıyor. Bu durum Türkiye’nin sektörel önceliklerine de uygun bir politikaya imkân verecek gibi görünüyor. Türkiye katma değeri yüksek mal üretimine geçiş aşamasında giderek tekstilden vazgeçmesi kalifiye iş gücüne ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor. Zira “meslek lisesi memleket meselesi” bu süreçte. Bir başka dinamik de bu iş göçü de. Tekstil gibi ucuz emeğe dayalı bir sanayiden çekilen emeğin daha öncelikli sanayi ve hizmet alanlarına yönelen ucuz emek olacağı da açık.
İkinci itiraz da, bu iznin kadınları hastalıklı ve zayıf varlıklar olarak “emek piyasasında” ikincilleştirmenin bir aracı olması. Regl izninin birçok ülkedeki uygulanma biçimi, hastalık izni kapsamında yer alan ve sadece ihtiyaç duyanlara 1-2 günlük izni içeriyor. Sadece kadınlara özgü olan doğurganlık becerisinin sonucu olarak, her ay yeni bir yumurtanın üretilmesi ve diğerinin atılması sürecini bir “hastalık” olarak nitelendirmek tam anlamıyla erkek egemen bakış açısına özgü bir “cin fikirlilik”.  Bu bakış açısı, aynı zamanda kadın işçidense erkek işçinin pek çok alanda çalıştırılmasının meşru olmasını sağlıyor.
Ancak bu tartışmalarda göz ardı edilen en önemli nokta yönetmeliğin değişen diğer hükümleri. Konuya diğer hükümleri de ele alarak baktığımızda, aslında regl izni gibi görece kolay çözümlenebilecek bir konuda neden bu kadar fırtına çıkarıldığı daha kolay anlaşılıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, “2008 tarihinde hazırlanan iş sağlığı ve güvenliği kanun taslağının yasalaşması durumunda ağır ve tehlikeli işler kavramının ortadan kalkacağını” duyurdu. Aynı açıklamada, “bu yasayla birlikte kadınlara yasaklı iş kalmayacağı için söz konusu ayrımların da ortadan kalkacağının” da ifade edilmesi, çok önemli dönüşümlerin eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Biz kadınlar regl izni konusunu tartışırken, “ağır ve tehlikeli işte” kadın işgücünün kullanılmasını sağlayacak yönetmelik dikkatimizden kaçıyor. Ayrıca, şimdiye dek kadınların çalışmasının yasak olduğu madencilik, inşaat gibi ağır ve tehlikeli işkollarında kadın istihdamının önünün açılmasının, biz kadınlar açısından anlamını da sorgulamamız gerekiyor.
Kadınların bir kısmı regl dönemlerini sorunsuz geçirirken, bir kısmı da gerçekten büyük acılarla geçiriyor. İhtiyaç duyanlar için bu dönemlerin, kadın istihdamını tehdit etmeksizin ücretli izin olması oldukça ileri bir haktır. Ancak süreç, kadınların regl dönemindeki izin tartışması dâhil, tehlikeli işkollarında kadınların istihdam edilmesinin önünü açan yasal değişiklikleri de kapsayacak şekilde çok daha derin bir tartışma yapmamız gerektiğine işaret ediyor.

Yorumlara kapalıdır.