Öğrenci Olmak, Çalışan Olmak ve Kadın Olmak

mutfak cadıları-Ağustos 2011

Özge YENTÜR

Türkiye’de hem okuyan hem de bir iş yerlerinde yarı zamanlı ya da tam zamanlı çalışan kadın öğrenciler çoğunlukta. Bu kadınlar bir yandan yurt paralarını kazanabilmek bir yandan da okumak zorundalar. İşte bu kadınlardan biri olan İfakat ile yaptığımız ufak röportajda çalışan kadınların ne gibi zorluklar altında olduklarını, kadın oldukları için iş yerinde tacize maruz kaldıklarını bir kez daha gözler önüne sermeye çalıştık.

Özge: Öğrencilik hayatından bu zamana kadar kaç yerde çalıştın?

İfakat: Özbesin markette reyoncu olarak çalıştım. Bu geçen seneydi. Buradan önce cafelerde garsonluk yaptım. Garsonluğu en uzun yaptığım yer Bahçe Kahvaltı Salonuydu. Bir ay boyunca çalıştım. Bunun yarısı Ramazanla geçti. Hem oruç hem çalışma. Diğer kafelerde de azar azar çalıştım. Bunun sebebi hala 3-4 sene geçmesine rağmen öğrenciye saatlik bir buçuk lira vermeleri.

Özge: Bir buçuk lira. Peki sen ortalama olarak kaç saat çalışıyordun?

İfakat: Mesela 12 saat çalışıyosun. Bir buçuktan hesapla artık. Ya da 10 saat çalışıyorsun. Titanic 1’de çalışmıştım mesela. Akşam saat 6 ila 11 arası çalıştığımda on lira elli kuruş. Adam artık utancından on bir lira veriyordu.

Özge: Peki sen bu çalıştığın yerlerde kadın olmandan dolayı şiddete ve tacize maruz kaldın mı?

İfakat: Hem de nasıl!

Özge: Mesela?

İfakat: Mesela özellikle Titanic 1’e ben girdiğim zaman, hep erkek garson vardı. Üç gün çalıştım ben, üçüncü gün artık kaçtım. Çünkü ben oranın kıraathane gibi bir yer olduğunu bilmiyordum. Kıraathaneymiş resmen. Hem cafe hem kıraathane olarak kullanılıyormuş. Mesela 3-4 tane erkek bir masada oturuyor, buyurun ne alırdınız dediğim zaman. Bir kişi ben çay içiyim diyor, diğerleri biz henüz düşünüyoruz diyor. Sırf bana eziyet olsun diye. Beni tekrar tekrar masalarına çağırıyorlar. Her gittiğimde de 1 kişi sipariş veriyor utanmadan. İşte bu tost tuzsuz olmuş diyor. Tosta tuz konmaz diyorum bu sefer tatlı şekersiz olmuş diyor, gülüyor. Çok tuhaf tipler geliyor oraya. Böyle döndüğüm zaman vücut hatlarıma bakıyorlar. Eşofman ve askılı giyiyordum, genelde yazın çalıştığım için. Sonuçta bizim giyip tarzımız değil davranış şeklimiz önemli. Kadına bir obje şeklinde bakıyorlar. İş yerlerine de eğer sen bakımlıysan, güzelsen işe alıyorlar. Özellikle Özbesin’de iş başvurusu yaptığım zaman bakımlıydım. Patron hemen gel başla dedi. Şüphelendim, hiçbir bilgimi almadı, nerelisin dedi, adın ne dedi sonra işe başla dedi. Çalışırken elemanlardan biri dedi ki bana patron her zaman bakımlı kadınları işe alır; çirkin, kilolu, kendine bakmayan kadınları almaz. Neden böyle bir şey yapıyor dediğimde O kendine bakanın her zaman düzenli olduğunu düşündüğünü söyledi. Ama amacı belli, reyonlara müşteri çekmek. Çalışırken de enteresan şeyler geliyodu başıma. Bir müşteri bir gün boyunca 4 kere geldi. Hangi makarnayı alsam diye beni reyona götürüyordu. Sonra enteresan bir şekilde bana hayatını anlattı. Ben de Bursa’dan geldim, akşama parti yapacağız, sen de gelsene dedi. İşim var deyip tersledim. Makarnayı aldı, bana 2-3 saat sonra pişirip getireceğini söyledi. Hayır dedim, biz burda yiyoruz, hiçbir şekilde istemiyorum dedim. Orada çalışan diğer ağabeylere söyledim. O geldiğinde ilgileniyorlardı. O şekilde çözmeye çalıştım. Bir sonraki gün geldiğinde makarnan çok kötüymüş, sen yemek yapmayı bilmiyor musun?, bir patates yap da hesabı öde dedi bana. Resmen asıldı bana. Daha buna benzer pek çok şey yaşadım.

Özge: Sen orda reyon görevlisisin yani. Yemek yapıp satmıyorsunuz sonuçta.

İfakat: Gelmiş bana makarna bozuk çıktı diyor. Onun amacı başka. Partiye gel, öğrenciyiz hepimiz falan yapıyor.

Özge: Peki patronunla alakalı böyle bir şeyler yaşadın mı? Dedin ya bakımlı kadınlara önem veriyormuş.

İfakat: Patron bizzat gözüme batacak şekilde hissettirmedi de. İfakat hanım, İfakat, İfakatciğim, canım, yavrum bi gelsene. Gitgide kelimeleri böyle değiştirdi. İfakat hanımla başlayıp yavrumla devam eden, çaycı olduğu halde benden çay isteyen. Özellikle bana çok iltifat ediyordu. İşe başladıktan 3 hafta sonra elli lira zam yapmıştı. Normalde diğerlerine 3 ay geçmedikçe zam yapmazmış. Patron çok sinirliyken bütün elemanları aşağılıyormuş.Bana nasılsın deyip gülümsüyordu. Bana torpil geçiliyor diye diğer elemanların yavaş yavaş nefretini de kazanmıştım.Bahçe kahvaltı salonunda çalışırken çok enteresan bir şey geldi başıma. Sabah ekmek alırken, çok esmer bi adam peşime takıldı.Her çıktığımda bizim orda bankta duruyordu.Sonra müşteri olarak gelmeye başladı. Beni görebileceği bir yere oturup öküz gibi dikiyordu gözlerini bana. Adam hep böyle yapınca ustama söyledim öncelikle. Ustam kadındı. O gelince hoş geldiniz deme, gülümseme, gel bana söyle, onun masasına sen bakma derdi.  Bir gün sabahın 7.30’da geldi, ben temizlik yapıyordum o sırada.    Adımı, öğrenci olup olmadığımı öğrenmek istedi. Ustam çağırıyor deyip kestirip attım adamı. Siparişini aldığım zaman da hemen getirip gidiyordum.11 Eylül Cuma gününü hiç unutmam. Adam bir kaç kişiyle geldi. Adamın niyeti belli. Ben mutfağa kaçtım servis yapmayayım diye. Başka bir garson vardı. Birkaç sefer sipariş almaya gittiğinde kıza bağırmış, hakaret etmiş. Erkek bir eleman yoktu, Kasiyer, garsonlar ve ustalar kadındı hep. Hiç erkek eleman çalıştırmıyorlardı özellikle.

Özge: Neden erkek eleman çalıştırmıyorlardı? Patronlar kadın mıydı?

İfakat: Tek bir patron yoktu. 4 ortak vardı. Hepsi de erkekti. Hafta sonları buraya askerlerin sık gelmesiyle anlıyorsun patronların amacını. Araya girdim ama askerler hatıra olsun diye garsonlarla fotoğraf çektirmek istiyorlardı. İzin vermiyordum işimden etmeyin beni diye. Gizli gizli çekmeye çalışıyorlardı. Objektife yakalanmayım diye çayı dökmek pahasına arkamı dönüyordum. Hafta sonları askerler bize çok asılıyordu. Neyse ben o belalı adama hesabınızı ödeyin çıkın dedim. Patronu istedi. Ben de patrona güvendim, bizi korur diye. Patronlardan birine anlattım durumu, rahatsız ettiğini, tehdit ettiğini söyledim. Patron gitti konuştular. Patron adam ne derse sırtını sıvazladı. Adama çay ısmarladı. Usta patron böyle yapınca kızdı, Elemanların namusunu böyle mi koruyorsun dedi. Patron da işte bulaştığınız pisliği biliyor musunuz? O işte bilmem kimin adamı, mafya babası. O adam da mafya olan bana aşık olduğunu söylüyordu güya. Aşığım falan diyerek sürekli lafla taciz. Sürekli hakkımda bilgi almaya çalışıyordu dediğim gibi. Patronun böyle davranması üzerince usta işi bıraktı. Usta bırakınca bütün elemanlar bizde işi bıraktık. Doğru düzgün maaş yoktu. Ustaya bile sigortayı daha yeni yaptıracaklardı, o da iki yıldır çalıştığı için. Bir de bahçede şu başıma geldi. Oranın patronlarından biri bir gün, ben ayağımı sürüyerek yürüyormuşum diye kızar gibi yaptı. Müşteriler rahatsız olur böyle yürüyeceksin diyerek bacaklarımı hareket ettirdi beni kucaklayarak. Yapmayın dedim ama nafile güldü geçti, bir de ustaya bakın İfakat’a yürümeyi öğretiyorum dedi. Yapmayın dedim gittim ama her bakışında, omzuma bile dokunsa kötü hissediyordum kendimi. Hatta bir gün askılı body giymiştim. Biri geldi omzumdan bana sarıldı. Ben de sandım ki bizim elemanlardan. Döndüm patron. Yapmayın Tarhan Bey dedim, ben karşınızda bir elemansam ona yaraşır bir şekilde davranın. Bir daha bana dokunmadı. Enteresan hareketleri vardı, masada gazetesini okurken ayaklarını sallıyordu. Ben rahatsız oluyordum onun böyle kendini sallamasından hatta ustaya bile söyledim, sen yanlış anlıyorsun dedi bana. Onun bakışı, ayaklarını sallayışı falan belli ediyordu niyetini.

Özge: İyiki çıkmışsınız ordan. Peki, sen önce Bahçe’de mi çalıştın? Bir ara Sıla cafe’de de çalışmıştın sanırım.

İfakat:  İlk işim benim bahçe kahvaltı salonundaydı. Ben sana şeyi söylemeyi unuttum. Bahçe’den önce ben üç gün Fabrikaya girdim. Bu organize sanayide, ada-cam fabrikaya. Hatta sözleşme bile vardı kıytırıktan.15 gün dolmadıkça ücret talep etmeyin diye. Yerleştirme, paketleme, etiketleme diye sıra sıra bandlar vardı. Zaten bilirsin fordizm işte. Bi işçi tek bir işi 6 saat yapıyor. İşte sabahtan akşama kadar etiketlersin durursun. Tek iş. Aaa sen güçlüymüşsün, diğer kızlardan farklısın diye beni ağır iş olan paketlemeye aldılar bir ara.

Özge: Sen ilk başta etiketlemeye mi girdin?

İfakat: İşi hiç bilmeyene direk etiket yapıyorlardı. Sonra paketleme, geri iade gibi kademlere alıyorlardı. Ben bu arada orda çalışan kadınların ağzını aradım. Erkeklerin kadınlardan yüksek ücret aldığını öğrendim.

Özge: Senin sözleşmende ücret olarak ne yazıyordu?

İfakat: 496 civarı falandı. Sigorta olmayacaktı. Genelde 15-16 yaşında kızlar da çalışıyordu yaz tatillerinde. Kadın işçiler çoktu.

Özge: Peki sen 15-16 yaşlarındaki kızlarla konuştun mu?

İfakat: Evet. Genelde hepsinin cevabı maddi durumumuz düşük, yaz tatillerinde aileme bu şekilde destek olmayı düşünüyorum. Maaş günüm geliyo bazen 4-5 ay vermiyorlar, annemle tekrar tekrar geliyoruz maaşı almaya. Ama erkeklerin maaşı öyle değilmiş. Orada çalışan yaşlı bir kadın işçi vardı o dedi ki, erkekler evi geçindirdiği için onların maaşı en fazla 1 gün gecikmeli olur. Ama kadınlara özellikle öğrencilere maaşlarını birkaç ay gecikmeli ödüyorlardı. Mesaiye kalıyorsun.Mesaiye kalmak sanki senin suçunmuş gibi davranıyorlar. Bu işi bitiremedin, mesaiye kalacaksın deyip hiçbir şekilde mesai paranı ödemiyorlardı. Ben ordan kaçtım, sebebi de asılmaydı.

Özge: Orada ne olmuştu? Erkek işçiler mi asıldı sana?

İfakat: Zaten yan banttaki şef girdiğim günden beri şarkılar söylüyordu. Hatta ‘aman aman, halim yaman’ deyip duruyordu. İş başında benimle konuşup duruyordu. Bizim bantta çalışsana, seni bizim banda alacağım diyordu.

Özge: Kaç yaşındaydı bu adam?

İfakat: 38-40’lı yaşlarda falandı. Sürekli laf atıyordu. Çay molalarında yanıma bir buçuk metreden daha yakınıma gelmeye çalışıyordu. Artık dayanamadım. Sağlık durumum kötüleşti bahanesiyle kaçtım. Hiçbir para da talep etmedim. Zaten on beş gün de çalışmamıştım. Üç günüm boşu boşuna geçti. O üç günde 3 kilo vermişimdir. Çok fazla yoruyorlar. İnsan, insan olduğunu unutuyor, kendini robot olarak hissediyorsun.

Özge: Kaç saat çalışıyordun?

İfakat: Sabahın altı buçuğunda servislere yürüyorsun. O zaman zaten sorun, hava daha yeni aydınlanmış. Servise yürüme yolum bayağı vardı, kimi zaman köpekler kovalıyordu.8’de iş başı yapıyorduk.12 saat çalışıyorduk, bir de bunun üstüne mesaiye kalma durumu oluyordu. Ben hiç kalmadım, kaçmıştım mesaiye kalma günlerinde. Askıntı oluyorlar. Diğer elemanlarda ücretlerin geç yattığını söyletince çıktım. Ben öğrenciyim haftalık maaşlı bi iş bulurum diye ordan kaçmıştım. Kadınsan çalışmak çok zor. Bahçede çalışırken bir kadın tacizlere uğradığı için ağlıyordu. O kadınla bir buçuk sene sonra karşılaştım adalarda hatta sen de vardın. Hatırlıyor musun?

Özge: Evet, mimardı değil mi?

İfakat: Evet. Sırf tacize uğradığı için evleneceğini söyledi. CHP il başkanı bile kanını öğlenleri nerde yemek yersin diye taciz ediyormuş. Şimdi Turkcell’de santral memuru olmak için başvurcam. Onda bile telefonda asılanlar oluyormuş ama napalım?

Özge: Sıla cafe’de böyle şeyler yaşadın mı?

İfakat: Evet. Onu unuttum bak. Sıla’da tersine erkek personeller çalıştırıyorlardı. Yaklaşık 11-12 erkek garson vardı. Bir hocamın tanıdığı olduğu için orda çalışmaya başladım. Normalde kadın garson çalıştırmıyorlarmış. Orda yaklaşık 1 hafta çalıştım ama 1 aya bedeldi.12 erkek garsonun içinde tek kadın bendim. Sanki onlarla birebir aynı performansı bekliyorlardı. Ama şöyle bir gerçek var müşterilere olan tavrım erkeklerden farklıydı. Bunu fark eden erkek garsonlar bu sefer benim ayağımı kaydırmaya çalıştılar. İşte ben sipariş götürüyorsam çay veya pasta ayağıma çelme takmaya çalışıyorlardı. O pasta gitse parası benden kesilecek. Bir gün patron kasada yoktu, telefon çalınca bakıyım dedim, köşede de patronu görünce kapattım. O sırada erkek garsonlardan biri arkamdan belime sarıldı, aşkım dedi, yanağımı öptü. Ben küfrettim, tokat vurdum, itekledim. Patron da görmüş. O gün patron bana maaşımı verirken, kusura bakma burada bayan personel çalıştıramıyormuşuz dedi. Ben de erkek personeliniz davranışını görmediniz mi dedim. Patron bana resmen sen yüz vermeseydin yapmazdı imasında bulundu patron. Orda çalışmak o kadar önemli değildi, ama bir kadın olarak bir iş yerinde yine darbe yemiştim. Sana haksızlık yapılıyo, tacize uğruyorsun ama suçlanan yine sen oluyorsun. Yapamıyorsun, yavaşsın deniyor bir de utanmadan.

Özge: Peki şu anda çalışıyor musun?

İfakat: Hayır. İş arıyorum. Biliyorum ki cafe ya da restorana iş başvurusu yapsam işe alınırım.

Ama bu yaşadıklarımdan dolayı korkuyorum. Daha güvenilir bir iş arıyorum.

Özge: Röportaj için çok teşekkür ederim.

İfakat: Ben teşekkür ederim.

Yorumlara kapalıdır.