Kadın girişimciliği

mutfak cadıları (sayı 2, nisan 2010)

Kadınların kurtuluşunun yolu asla ‘girişimcilikten’ geçmiyor.

 

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı bu yıl üçüncüsünü verdiği Mikro Kredi Ödülleri kapsamında Jüri Özel Ödülü’nü Bismil’den getirdiği çay, kozmetik ürünler ve yerel kıyafetleri kapı kapı dolaşarak satan 70 yaşında ve Türkçe bilmeyen Asiye Aydoğan’a veriyor.  Referans gazetesinin bir “mikro-kredi başarısı” olarak sunduğu habere göre Asiye Nine’nin yıllık karı 7 bin lira. Üstelik her ay bu paranın 200’ünü Ankara’da okuyan oğluna göndermek zorunda. Gazete, haberi dalga geçer gibi “mikro kredi onurlu bir yaşam sağlıyor” diyerek bitirmiş. Oysa asıl ‘başarı’ kadın vatandaşlarını sosyal güvenceden yoksun bırakıp ömrünün son günlerinde pazarlamacılık yapmakla ‘onurlandıran’ devlete ait olmalı değil mi?

Kadınları girişimciliğe özendirme ‘girişimleri’ bununla da kalmıyor. Kimi üniversiteler ticarileşmelerinin son zaferi olarak, sertifika programları, temel girişimcilik becerileri, muhasebe, finans ya da satış – pazarlama konularında kadınlara yönelik kurslar açıyor. Kimi sermaye grupları yoksulluk içinde sosyal olanaklara erişmekten mahrum kalan, göç etmek zorunda kalan kadınlara fiyakalı laflarla tanıttıkları “finansal açıdan mütevazı ama insanlık açısından iddialı” mikro projeler sunuyor. Ayrıca kadınların istihdam edilebilmek için sürekli yeni beceriler kazanıp kendilerini yenilemek zorunda oldukları neoliberal dönemde, şirket kurmak isteyen kadınlara bilgisayar/internet erişimi üzerinden destekler sağlanabiliyor.

Kimi özel ve tüzel kuruluşlar ise, Asiye Nine gibi Kürt kadınların yoksulluk ve bu topraklarda hem kadın hem Kürt olarak var olma sorununu onları “girişimci kadın”lara dönüştürmekle çözebileceği iddiasıyla, “küçük dokunuşlar, büyük hayaller…” sloganıyla sosyal destek projeleri üretmenin peşine düşüyor. Yıllardır bin bir baskı ve şiddete karşı bedeller ödeyerek özgürlük mücadelesi veren Kürt kadınlar ana dillerini konuşamıyorlar ama içlerinden bir kaçının pazarlamacılığın, girişimciliğin evrensel diliyle asgari ücrete yakın bir para kazanmaları büyük başarı sayılıyor.

Kapitalizmin girişimciye duyduğu gereksinim ortada ama girişimcilik için neden “kadınlar” öne çıkarılıyor ve kadınları “girişimciliğe” özendirme gayretkeşliğinin nedeni ne?

Öncelikle çocuk bakımı ve hane bütçesinin yönetimi gibi “ev işleri”nin, kadınları çoğunlukla güç koşullar altında inisyatif kullanma, girişimcilik ve yaratıcılık konularında deneyimli kıldığı düşünülüyor. Ayrıca kadınların “borcuna sadık” “sorumluluk sahibi” olma özellikleri mikro ölçekte de olsa onları kapitalizme eklemlemede yararlanabilecek özellikler olarak ortaya çıkıyor.

Kadın girişimciliği iddia edildiği gibi kadınlara “kişisel özgürlük” kazandırıyor mu ya da kadınları güçlendiriyor mu? Her şeyden önce farklı bölgelerde farklı amaçlarla yürürlüğe konan bu projeler sonucunda ne kadın işsizliliği azalıyor ne de kadınlar gerçek anlamda güçlenip patriyarkanın tahakkümünden kurtulabiliyorlar.

Pazar için üretime çekilen kadınların kendilerini ücretli/ücretsiz emek kıskacında bulmaları da an meselesi oluyor. Özellikle kentlerde kent yoksulluğunu azaltma amacıyla girişilen bu projelerde kadınlar özne olmaktan uzaklar, hedeflenen daha çok hanelerin yoksulluğunu azaltmak. Üstelik varolan cinsiyetçi roller üzerinde yükselen bu projelerde kadınların kazandıkları paraların yönetimi çoğunlukla kocalarının elinde oluyor. En önemlisi ise kadınlar girişimci ya da kendi işinin patronu olduğunda ev işinden, yemek yapmaktan, çocuk ve yaşlı bakımı yükünden kurtulamadıkları gibi bir de bunlara, altına girdikleri borç yükünün sıkıntısı, iş yaşamının acımasızlığı ve cinsiyetçiliği ile baş etme zorlukları ekleniyor. Kadınların kurtuluşunun yolu asla “girişimcilikten” geçmiyor.

Yorumlara kapalıdır.