Ev eksenli çalışma görülmüyor!

mutfak cadıları-Ekim 2011

 

Tüm Türkiye’de sayıları on binleri bulan ev eksenli çalışan kadınların haklarını korumak amacıyla kurulmuş Ev Eksenli Çalışan Kadınlar ve Sosyal Haklar Derneği, yeni iş yasasında işçi sayılmak ve işçilik haklarından yararlanabilmek için imza kampanyası başlattı.

İmza mektubunda, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)Evde Çalışma Sözleşmesi kapsamında ev eksenli çalışan kadınların iş yasası kapsamında olduğu, bu yüzden iş mevzuatının ev eksenli çalışmanın tüm biçimlerini kapsayacak şekilde düzenlenmesi talep edildi.

Çalışan olmalarına bağlı iş ve sosyal güvenlik haklarını istediklerini belirttiler.

Tüm Türkiye’de sayıları on binleri bulan ev eksenli çalışan kadınların haklarını korumak amacıyla kurulmuş Ev Eksenli Çalışan Kadınlar ve Sosyal Haklar Derneği, yeni iş yasasında işçi sayılmak ve işçilik haklarından yararlanabilmek için imza kampanyası başlattı.

İmza mektubunda, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)Evde Çalışma Sözleşmesi kapsamında ev eksenli çalışan kadınların iş yasası kapsamında olduğu, bu yüzden iş mevzuatının ev eksenli çalışmanın tüm biçimlerini kapsayacak şekilde düzenlenmesi talep edildi.
Read More

Çalışan olmalarına bağlı iş ve sosyal güvenlik haklarını istediklerini belirttiler.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tüm güvencesiz çalışma biçimlerinde büyük çoğunluğu kadınlar oluşturuyor. Ev-eksenli çalışanların da yüzde 90’dan fazlası kadın.

Cinsiyetçi iş bölümü gereği; ‘’doğal görevleri’’ kabul edilen işlerin uzantısı işler yapıyor oldukları için, kadınların yaptıkları iş de çalışma olarak kabul edilmiyor . Ya çalışıyor oldukları hiç görülmüyor ya da ‘’eve katkıda bulunmak’’ olarak adlandırılıyor. Kadınlar bir yandan geçim için çalışırlarken, diğer yandan ev içinde ev ve bakım emeğiyle görünmez emek harcıyorlar. Tükenmez kalem montajı yapar ya da boncuk boyarken, çocukların ve kocalarının yemeğini hazırlayıp, sökükleri dikiyor, evdeki yaşlıların, hastaların ya da sakat yakınların bakımını üstleniyorlar.

Tüm bu çalışma yirmi dört saate yayılıyor, çoğu kez dinlenme ve uyku zamanlarından çalıp çocuklarını okula hazırlamak, birikmiş ütüleri yapmak, çamaşırları yıkamak zorunda kalıyorlar.

Büyük şirketler üretimlerini başka şirketlere, onlar da aynı işi daha küçük şirketlere, alta ihale etmekte, bu küçük şirketler de aldıkları işi parça başı ücretlerle atölye veya evlerinde çalışan kadınlara vermekteler. Evde tekstil, oyuncak ya da elektronik işler yapan kadınlar aslında bu ilişkiler yoluyla büyük şirketlerle çalışıyorlar. Ancak bu bağlantı zinciri aynı zamanda, herhangi bir işverenin işçilerden sorumlu tutulmasını da engelliyor. Böylece üretim süreci belirsizleşip ve görünmezleşiyor.

Böylece işveren, sosyal güvenlik, işçi sağlığı, iş güvenliği gibi birçok masraf ve vergilerden muaf olduğu gibi, üretimin eve kadar götürülmesi sayesinde üretim araçlarının yenilenmesi korunması, kira, elektrik, su gibi masraflarından ve asgari ücret gibi devletin refah ve sosyal yardım gerekliliklerinden de kurtulmuş oluyor. Üstelik işverence verilen hammaddelerin denetimi de söz konusu olmadığından sağlık ve güvenliğe zararlı maddelerin kullanılması kaçınılmaz olabiliyor. İşin görüldüğü yer yaşam alanı olduğundan, özellikle kimyasallarla yapılan çalışmalarda, çocuklar, yaşlılar dahil herkes 24 saat risk altında çalışabiliyor. Her işçi gibi ev seksenli çalışan kadınlar da sağlık risklerine maruz kalıyorlar. Yıllar boyu, düşük ücretle, kötü koşullarda yaşamanın ve çalışmanın sonucu olarak meslek hastalıklarına yakalanıyorlar.

Kayıt dışı olması emeği değersizleştiriyor. Üretim süreci görünmezleştiğinde onu üretmek için gereken beceri de görünmezleşiyor.

Sosyal politikalar yaygın ve ulaşılabilir olmadığı ve hatta giderek budandığı için, kadınların meslek eğitimine ulaşması daha zor olduğu ya da aldıkları mesleki eğitim cinsiyetçi rolleri yeniden ürettiği için, kadının dışarıda çalışmasına izin vermeyen, çocuğa ve yaşlıya evde bakılmasını kadına zimmetleyen patriyarkal baskıların da öne çıkmasıyla birlikte, evden çalışma biçimi özellikle kadınlar için tercih edilen bir çalışma biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 20.06.1996 tarihinde kabul edilen evden çalışma konusuyla ilgili 177 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre, evden çalışanların diğer çalışanlarla eşit muamele görmesi, eşit ücretten, sosyal güvenlikten, iş sağlığı ve güvenliğinden yararlanması, bazı riskli maddelerin kullanılmasının önlenmesi (m.4); çalışanların ve çalıştıranların kayıt altına alınması (m.6,7); iş denetiminin yapılabilmesi için gereken önlemlerin alınması (m.8); ücretli izinlerden, resmi tatil haklarından, ücretli hastalık izninden yararlanabilmesinin (m.24) sağlanması gerekiyor.
Zaten kayıt dışılığa yatkınlığı nedeniyle tercih edildiğinden evden çalışmanın sadece tanımı ve çalışma usullerini değil, özel olarak bu çalışma biçimini kayıt içine almayı kolaylaştıracak artı düzenlemelerin yapılmasına gereksinim bulunmakta.

Torba Yasada yapılan “evden çalışma” düzenlemesiyle, ilişki biçimi tanımlanmakta ve usul olarak dikkat edilecek hususlara yer verilmekteydi. Düzenlemenin yasadan çıkarılması, ev eksenli çalışanların eylemli olarak varlıklarını ortadan kaldırmıyor. İş yasasında adına yer verilmeyen ve verilmesi istenmeyen ev eksenli çalışanlar, çalışma hayatında varlar ve sayıları da giderek artıyor.

Ev eksenli çalışan kadınlar, imzaya açtıkları mektupta;

‘’ILO Evde Çalışma Sözleşmesi dahilinde (no.177), bağımlı nitelikteki ev-eksenli çalışanlar olarak artık iş yasası kapsamındayız. İş mevzuatının, ev-eksenli çalışmanın tüm biçimlerini kapsayacak şekilde, ev-eksenli çalışanların işçilik haklarından yararlanmasını sağlar hale getirilmesini istiyoruz.

Yerel yönetimlerin, ev-eksenli çalışma ve bu alanda çalışan kadınların sorunlarının çözümünde, sorumluluk üstlenmesini ve bu sorumluluğu öncelikli işleri arasında alıp, gerçekleştirmesini istiyoruz. Bu sorumluluklar istihdam, kreş ve yaşlı-hasta bakım hizmetleridir. Bu hizmetler yaygın şekilde, ücretsiz ya da çok düşük ücretli olmalıdır” demekteler.

Kadınların babadan ve kocadan bağımsız bir sosyal güvenceye olduğu kadar, ev içindeki bakım yüklerini azaltacak ek önlemlere de ihtiyaç var. Şüphesiz bunlardan en önemlileri yaşlı ve çocuk bakım hizmetlerinin kamusallaştırılması.

Ev eksenli çalışma biçiminin kadınlar için bu kadar yaygın bir zorunluluk olması, sadece sermayenin bunu bir seçenek olarak sunmasının değil, aynı zamanda evdeki erkeklerin cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle ev ve bakım emeğini kadınların sırtına yüklemelerinin de sonucudur. Çoğu kez ev dışında çalışmasına izin verilmeyen kadınlar için, ev eksenli çalışma dışında bir seçenek de kalmamaktadır. Tam da bu nedenlerle; Kadınların ev içinde bireysel olarak güçlenmeleri ve sosyal haklarına sahip olmaları için sürdürülen mücadele, onları erkek şiddetinden korumak ve bağımsızlaşabilmeleri için sürdürülen mücadele ile birleşmek ve ortaklaşmak zorundadır.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tüm güvencesiz çalışma biçimlerinde büyük çoğunluğu kadınlar oluşturuyor. Ev-eksenli çalışanların da yüzde 90’dan fazlası kadın.

Cinsiyetçi iş bölümü gereği; ‘’doğal görevleri’’ kabul edilen işlerin uzantısı işler yapıyor oldukları için, kadınların yaptıkları iş de çalışma olarak kabul edilmiyor . Ya çalışıyor oldukları hiç görülmüyor ya da ‘’eve katkıda bulunmak’’ olarak adlandırılıyor. Kadınlar bir yandan geçim için çalışırlarken, diğer yandan ev içinde ev ve bakım emeğiyle görünmez emek harcıyorlar. Tükenmez kalem montajı yapar ya da boncuk boyarken, çocukların ve kocalarının yemeğini hazırlayıp, sökükleri dikiyor, evdeki yaşlıların, hastaların ya da sakat yakınların bakımını üstleniyorlar.

Tüm bu çalışma yirmi dört saate yayılıyor, çoğu kez dinlenme ve uyku zamanlarından çalıp çocuklarını okula hazırlamak, birikmiş ütüleri yapmak, çamaşırları yıkamak zorunda kalıyorlar.

Büyük şirketler üretimlerini başka şirketlere, onlar da aynı işi daha küçük şirketlere, alta ihale etmekte, bu küçük şirketler de aldıkları işi parça başı ücretlerle atölye veya evlerinde çalışan kadınlara vermekteler. Evde tekstil, oyuncak ya da elektronik işler yapan kadınlar aslında bu ilişkiler yoluyla büyük şirketlerle çalışıyorlar. Ancak bu bağlantı zinciri aynı zamanda, herhangi bir işverenin işçilerden sorumlu tutulmasını da engelliyor. Böylece üretim süreci belirsizleşip ve görünmezleşiyor.

Böylece işveren, sosyal güvenlik, işçi sağlığı, iş güvenliği gibi birçok masraf ve vergilerden muaf olduğu gibi, üretimin eve kadar götürülmesi sayesinde üretim araçlarının yenilenmesi korunması, kira, elektrik, su gibi masraflarından ve asgari ücret gibi devletin refah ve sosyal yardım gerekliliklerinden de kurtulmuş oluyor. Üstelik işverence verilen hammaddelerin denetimi de söz konusu olmadığından sağlık ve güvenliğe zararlı maddelerin kullanılması kaçınılmaz olabiliyor. İşin görüldüğü yer yaşam alanı olduğundan, özellikle kimyasallarla yapılan çalışmalarda, çocuklar, yaşlılar dahil herkes 24 saat risk altında çalışabiliyor. Her işçi gibi ev seksenli çalışan kadınlar da sağlık risklerine maruz kalıyorlar. Yıllar boyu, düşük ücretle, kötü koşullarda yaşamanın ve çalışmanın sonucu olarak meslek hastalıklarına yakalanıyorlar.

Kayıt dışı olması emeği değersizleştiriyor. Üretim süreci görünmezleştiğinde onu üretmek için gereken beceri de görünmezleşiyor.

Sosyal politikalar yaygın ve ulaşılabilir olmadığı ve hatta giderek budandığı için, kadınların meslek eğitimine ulaşması daha zor olduğu ya da aldıkları mesleki eğitim cinsiyetçi rolleri yeniden ürettiği için, kadının dışarıda çalışmasına izin vermeyen, çocuğa ve yaşlıya evde bakılmasını kadına zimmetleyen patriyarkal baskıların da öne çıkmasıyla birlikte, evden çalışma biçimi özellikle kadınlar için tercih edilen bir çalışma biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 20.06.1996 tarihinde kabul edilen evden çalışma konusuyla ilgili 177 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre, evden çalışanların diğer çalışanlarla eşit muamele görmesi, eşit ücretten, sosyal güvenlikten, iş sağlığı ve güvenliğinden yararlanması, bazı riskli maddelerin kullanılmasının önlenmesi (m.4); çalışanların ve çalıştıranların kayıt altına alınması (m.6,7); iş denetiminin yapılabilmesi için gereken önlemlerin alınması (m.8); ücretli izinlerden, resmi tatil haklarından, ücretli hastalık izninden yararlanabilmesinin (m.24) sağlanması gerekiyor.
Zaten kayıt dışılığa yatkınlığı nedeniyle tercih edildiğinden evden çalışmanın sadece tanımı ve çalışma usullerini değil, özel olarak bu çalışma biçimini kayıt içine almayı kolaylaştıracak artı düzenlemelerin yapılmasına gereksinim bulunmakta.

Torba Yasada yapılan “evden çalışma” düzenlemesiyle, ilişki biçimi tanımlanmakta ve usul olarak dikkat edilecek hususlara yer verilmekteydi. Düzenlemenin yasadan çıkarılması, ev eksenli çalışanların eylemli olarak varlıklarını ortadan kaldırmıyor. İş yasasında adına yer verilmeyen ve verilmesi istenmeyen ev eksenli çalışanlar, çalışma hayatında varlar ve sayıları da giderek artıyor.

Ev eksenli çalışan kadınlar, imzaya açtıkları mektupta;

‘’ILO Evde Çalışma Sözleşmesi dahilinde (no.177), bağımlı nitelikteki ev-eksenli çalışanlar olarak artık iş yasası kapsamındayız. İş mevzuatının, ev-eksenli çalışmanın tüm biçimlerini kapsayacak şekilde, ev-eksenli çalışanların işçilik haklarından yararlanmasını sağlar hale getirilmesini istiyoruz.

Yerel yönetimlerin, ev-eksenli çalışma ve bu alanda çalışan kadınların sorunlarının çözümünde, sorumluluk üstlenmesini ve bu sorumluluğu öncelikli işleri arasında alıp, gerçekleştirmesini istiyoruz. Bu sorumluluklar istihdam, kreş ve yaşlı-hasta bakım hizmetleridir. Bu hizmetler yaygın şekilde, ücretsiz ya da çok düşük ücretli olmalıdır” demekteler.

Kadınların babadan ve kocadan bağımsız bir sosyal güvenceye olduğu kadar, ev içindeki bakım yüklerini azaltacak ek önlemlere de ihtiyaç var. Şüphesiz bunlardan en önemlileri yaşlı ve çocuk bakım hizmetlerinin kamusallaştırılması.

Ev eksenli çalışma biçiminin kadınlar için bu kadar yaygın bir zorunluluk olması, sadece sermayenin bunu bir seçenek olarak sunmasının değil, aynı zamanda evdeki erkeklerin cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle ev ve bakım emeğini kadınların sırtına yüklemelerinin de sonucudur. Çoğu kez ev dışında çalışmasına izin verilmeyen kadınlar için, ev eksenli çalışma dışında bir seçenek de kalmamaktadır. Tam da bu nedenlerle; Kadınların ev içinde bireysel olarak güçlenmeleri ve sosyal haklarına sahip olmaları için sürdürülen mücadele, onları erkek şiddetinden korumak ve bağımsızlaşabilmeleri için sürdürülen mücadele ile birleşmek ve ortaklaşmak zorundadır.

Yorumlara kapalıdır.