Çalışmak yormaz, öldürür!

mc2Karoşi (karoshi) Japoncada aşırı çalışmaya bağlı ani ölüm demek. Genelde çalışmaktan doğan aşırı strese bağlı beyin kanaması ya da kalp krizi sonucu görülüyor. Savaştan yıkımla çıkan Japonya kalkınmasının en önemli faktörü olan uzun mesai saatleri, kavramın ortaya çıkışında etkili. İlk karoşi vakası 1969’da Japonya’nın o dönemki en büyük gazetelerinden birinin dağıtım servisinde çalışan bir erkek işçide görülüyor. Aşırı mesai sonrası aniden beyin kanaması geçiren 29 yaşındaki işçi ölüyor ve kavram yıllar sonra vakalar arttığında terminolojide yerini alıyor. Karoşiyi 1983’de terminolojiye kazandıran Japonya’da meslek hastalıkları üzerine çalışan 3 hekimin aynı adla yazdığı bir kitap. Japonya’nın karoşiyi kabul etmesi ise 90’ların ortalarını buluyor. Karoşi sonrası şirketlerin ve devletin ailelere yüksek tazminatlar ödemek zorunda kalması, hükümeti de konuyu görmezden gelmek konusunda teşvik etmiş.

“Aşırı çalışmaktan ölmek” anlamına gelen “karoşi” sözcüğü, Japonca’da “gönüllü olarak aşırı çalışmak” anlamına gelen “karo” sözcüğünden türetilmiş. Japonya ekonomisi dünya genelinde aşırı mesai tipiyle esnek üretim yapılan ülkelerin başında geliyor. Kar hırsıyla kapitalistler ve hükümet fazla mesai ücreti bile vermeden milyonlarca insanı fazla çalışmanın sağladığı fiziksel ve mental sorunlara gark ediyor. Gönüllü fazla mesai vakalarının da bu noktada ne kadar gönüllü olduğu açık kapı bırakan bir genelleme. Ayrıca internette okuduğum bazı köşe yazarı yorumlarının da konuyu işçi sağlığı temelinde değil de “Onlar Türk değil ki, ne güzel çalışmayı seven bir millet” gibi ucuz bir genellemeyle ele almasını da atlamadan aktarmak isterim. Bu kadar “Türkçü” olup da mesele işçi hakları olunca bunca “Türk düşmanı” kesilmelerini hiçbir zaman anlayamayacağım sanırım. Ben “Çalışmak Yorar” ekolüne her zaman daha çok saygı duyarım. Zira çalışmanın yalnızca ihtiyaçlarımızı karşılamanın koşulu ve doğayı ve insanlığı tahrip etmeden türümüzün devamını sağlamayı gerektirecek bir iş olduğunu düşünüyorum.

Şurada ünlü “gerilla-sanatçı” Banksy’nin “The Simpsons” çizgi filmi üzerinden Uzakdoğuda’ki kölelik koşullarını gösterdiği muhteşem video, biraz olsun konuyu açabilir diye düşünüyorum. (http://www.youtube.com/watch?v=DX1iplQQJTo) Çalışma, bilhassa sweatshop denilen çalışma biçiminin kadın ve çocuk işçileri ne hale soktuğu bakımından çarpıcı…

Karoşi sözcüğü kısa sürede İngilizce, Almanca ve Fransızcaya da giriyor. Japon hükümeti, 1994’te tanıdığı karoşiden o yıl ölenlerin sayısını 32 olarak açıklıyor. (Hürriyet) Bu sayı ertesi yıl 76’ya yükseliyor ve Çalışma Bakanlığı “karoşi”nin tanımını yorgunluk ve stresi de içine alacak şekilde genişletiyor. 1998’de “karoşi”den ölenlerin sayısı 90’dı.

Bir ölümün karoşi olarak sayılması için ILO ve Çalışma Bakanlığı’nın farklı kıstasları var. Dünya sıralamasında Japonya her ne kadar Türkiye ile yarışamayacak olsa da iş kazalarında yüksek sıralarda… Japonya karoşiyi henüz tanımamışken, Uluslararası İş Örgütü’nün (İLO) 1993’te yayınlandığı raporda ‘karoşi’ sözcüğünü kullandığı için, Japonya Çalışma Bakanlığı örgüte karşı tepki bile göstermiş. Çalışma Bakanlığı, bir insan ölmeden hemen önce, sürekli olarak 24 saat ya da son 7 günde her gün üst üste 16 saat çalışmamışsa, ölümü, bir karoşi olayı olarak kabul etmiyor. (Karoşi: Japonya’nın Kalkınmasının Altındaki Kanlı Gerçek – Ulaş Başar Gezgin)

 

Kamu mesaileri artırırsa özel sektör ne yapar?

Karoşi, Türkiye’de kayıtlara geçen bir kavram değil, belki sendikaların ve işçi hak örgütlerinin böyle bir konuyu gündeme almamasından. Ama dillendirmediğimiz halde birkaç sene öncesine kadar gemi inşa sektörüne hizmet eden tersanelerdeki ölümlerden birçoğunun karoşi olabilme ihtimali yüksek olabilir. İş güvenliği ve işçi sağlığı konusundaki yetersizliklerin yanında…

Bir diğer korkutucu gelişme de Başbakanımızın kapitalizmin küresel krizinin bizi teğet geçtiğini her daim vurgulamasına karşın en son Çalışma Bakanlığı tarafından önerilen, -özel sektörde birçok firmada uygulanan- haftalık 6 gün mesai uygulamasının kamu sektörüne de getirileceğiydi. Kamunun böyle bir uygulamaya geçmesi özel sektörün koşullarını çok daha vahşileştireceğinin göstergesi olarak okunabilir elbette. O zaman bu kavram belki daha sık kullanacağımız bir kavram olabilir maalesef. Ayrıca bu tip bir uygulama zaten emeği ucuz ve değersiz görülen kadınların çok daha kötü koşullarda çalışacağının; kayıt dışında, merdivenaltlarında süren üretimlerin çok daha vahşileceğinin de göstergesi…

“Krizi teğet geçen!” Türkiye de dahil kapitalistler ve devletler küresel krizin yarattığı tahribatı artan mesailer, azalan ücretler ve sosyal güvencesizlik olarak çalışanlara yüklemeye devam ettikçe bu korkunç ölüm biçimi korkarım ki dünyanın farklı ülkelerinde artacağa benziyor.

Yorumlara kapalıdır.