Bakmayacağım Çocuğa Bakacak mı Devlet?

annelikbabalikKürtaj yasağının gündeme oturduğu bu günlerde medyada feministlerin söylemleri üzerine çok tartışıldı, çok konuşuldu. Kadın bedeninde can bulacak  ceninin yaşam hakkı,  müdahalede kadının söz sahibi olup olmaması üzerine günlerce söylendi, yazıldı, çizildi. Özellikle özürlü bebek doğumları  ve tecavüz bebekleri üzerine yapılan yorumlar tüyler ürperten cinstendi.

Hayatında hiç kürtaj olmamış ve  olmayacak olan bir yığın erkek,  kadınların bedeni üzerine  söz üretti.

Doğum öncesi ve sonrasında çocuk bakım emeğinin tamamı  kadına yüklenmiş olduğu halde çocuk doğurup doğurmama süreci hakkında söz sahibi olmaya kalkıştılar. Üstelik erkek hazzına odaklanmış cinsellikte kürtaj olayının kadınlar için anlamını bile bile kendilerine ait olmayan bir beden hakkında verdiler, veriştirdiler. Erkek olarak, devlet olarak, sermaye olarak kendilerinin olmayan bir emek üzerinde hak iddia ettiler.

Özellikle  özürlü ve tecavüz bebekleri üzerine “bakamazlarsa devlet bakar”   diyerek, her durumda kürtaja hayır diyen söylem kandırmacadan başka birşey değil. Baba kimliğiyle  üretilen bu sözde  devletin  babalığı,  çocuğunu ayda yılda bir parka götürmeyi babalık sayanları  anımsatıyor.  “Bakarız” demekle, “babalık yaparız” demekle olmuyor bu işler. Söze değil, icraata bakalım.

Yığınla babanın tecavüz ettiği parmak kadar çocuğa “rızası vardı” diyen devletin babalığı geliyor hatırımıza bu söylemle. Hatta hiç çıkmıyor aklımızdan! Böyle mi bakacaksınız? Bu çocukların kaldığı yurtlarda yaşadıkları olumsuzluklara şahit olmuyor muyuz sık sık? Hırpalayarak, yok sayarak, dışlayarak,  kimsesizliklerinden yararlanarak mı bakacaksınız? Ya da onlar kimsesiz mi? ”Devlet baba” olarak  bakarız, kucak açarız dediğiniz yavrular bunlar değil mi yoksa? Bakarız demekle olmuyor bu işler. Söze değil icraata  bakalım.
İç organların büyümesine neden olan MPS hastalığının tedavisi  için geçen yıl IQ testi kriteri getiren devletin babalık anlayışı, zekâsında sorun yaşayan evladını görmezden gelecek kadar katı olabiliyor. Çocuk Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Işıl Özer; “IQ kriteri çocuğun zekasında bir sorun varsa eziyet çeksin anlamına geliyor. Sağlıklı düşünce yapısı değil” derken,  devlet-baba yapacağı masrafı düşünerek, zeka seviyesi düşük bir çocuk için tedavinin gereksiz  olduğu kabulü ile hareket ettiği gerçeğini de “tedavi etkili olmuyor” aldatmacası ile örtmeye çalışıyor. Yani,  “yaptığım masrafa değmeyecek” düşüncesiyle  zihinsel özürlü çocuğunu  ölüme terk ediyor gözünü bile kırpmadan. Soruyoruz o halde nerede kaldı o üstüne söz kabul etmediğiniz “yaşam hakkı” söyleminiz? Doğmamış çocuğun yaşam hakkını savunurken, üstelik kadının bedeni ve emeği üzerinde hak iddia ederken , analığı yerlere göklere sığdıramazken bu çocukların da yaşam hakkı olduğunu ne çabuk unuttunuz?  ”İleri derecede zeka özrü saptanan hastalarda tedaviye başlanmaz, tedavi başlamışsa sonlandırılır” tebliğini yaparken  bunları hiç mi düşünmediniz? İlaç kullanmayan çocuğun öleceğini bilirken, başında emeği ve yüreğiyle yorulan  kişinin de  o “analık” la yücelttiğiniz kadın olduğunun farkında değil misiniz? Bakarız dediğiniz çocuklar bunlar değil mi yoksa?
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı Prof.Gülden Gökçay’ın; “Yurtdışında böyle bir kriter yok. Bu tedavi bir vitamin tedavisi olsa ve bedeli az olsa kimse böyle bir kriter koymazdı. Sorun para gibi gözüküyor. Çocuk IQ testi sırasında o testi yapamayabiliyor. Duyma ve görme engeli olabiliyor. Bazen ‘Bu çocuk alsa iyi olur’ diyebiliyoruz ama testi geçemeyince sıkıntı oluyor. İlaç omurilik sıvısına geçmediği için beyine etki etmiyor. Bu biliniyor  ama diğer organlarda yaptığı enzim tutulumu ile hastaların yaşam kalitesini arttırıyor,solunumu rahatlatıyor, organlardaki büyümeyi durduruyor” açıklamasına karşı devletin izlediği  bu yola  “kürtajı bir tarafa bırakın  asıl ötenazi budur!”  diyoruz.
Doktorların vermiş olduğu “ Tedavinin hayati önemi vardır” raporuna karşılık, beyine, zekaya bir şeyler katamayacak ama hastayı yatağa bağlı olmaktan, ölümden kurtaracak  olan  ilaç tedavisini  çok görmekte “siz doğurun biz bakarız” diyenler.  MPS derneğinin yaptığı açıklamaya göre  bu rahatsızlıktan muzdarip on beş çocuğunu IQ  nedeniyle gözden çıkarmış durumda  bu devlet-baba.
On beş çocuğu  sırf özürlü oldukları için gözden çıkaran  bu anlayışa  sözün bittiği yerden dönüp,  “kürtajı bırakın da, asıl cinayet budur!”  diyoruz.

Yorumlara kapalıdır.