Ağ ören kadınlar…

ag-oren-kadnGeçenlerde Yeni Şafak’ta bir haber çıktı: “Karadeniz kadını her yerde eşinin yanında” başlığıyla verilen habere göre, Samsun’un 19 Mayıs ilçesinde, kadınlar Halk Eğitim Merkezinin açtığı kurslarda balık ağı örmeyi öğreniyorlarmış. Spotta, kadınların “hem eşlerine yardım ediyor, hem de ördükleri ağları satarak aile bütçesine katkı sağlıyor” olmaları müjdeli bir haber olarak kutlanıyor. Haberin dili baştan aşağı kadınların cefakârlıklarını, özverilerini, kocalarına sadakatlerini yücelten ifadelerle bezenmiş: “Tarlada çapa yapan, dağda sırtında ağırlığınca yük taşıyan, evde sıcak tüten aşını eksik etmeyen Karadeniz kadını, zorlu şartlarda çalışan eşinin yükünü de paylaşıyor.” Yeni Şafak açısından bir kadının ulaşabileceği en yüksek mertebeye ulaşmış adeta bu kadınlar.

Halk Eğitim Merkezi Müdürünün, böbürlenerek, “Yörenin sosyal ve kültürel yapısına katkı sağlamak” diye tarif ettiği yüce amacın yaldızlı yüzeyini kazıdığımızda karşımıza, kadınların böylelikle ikiye katlanan karşılıksız ev emeği çıkıyor. Ev emeği dediğimizde genellikle aklımıza temizlik, yemek, ütü, bulaşık gibi ev işleri ve çocukların / kocanın bakımı gelir. Koca ve çocukların sosyal yaşamının düzenlenmesi, duygusal ihtiyaçlarının giderilmesi,  kocanın cinsel olarak doyurulması vb de eklendiğinde, bunlar kendi içlerinde zaten devasa bir çalışma zamanına ve enerjiye denk düşer. Ancak kadınların kocaları için harcadığı karşılıksız emek bundan ibaret değil: Gerek küçük tarım işletmelerinde, gerekse kentlerde küçük dükkânlar, ya da doktor/avukat gibi serbest meslek sahiplerinin muayenehane ve bürolarında kadınlar kocalarının işinde ücretsiz eleman olarak da çalışıyorlar. Bunun adı genellikle, kocaya işinde yardım etmek. Oysa kocanın kendi işinden kazandığı paranın denetimi kendisine ait olduğu için, aslında bu ‘yardım’ın içyüzü karşılıksız emek, ya da kadının emeğine el konması… Kocalardan birisi, karısıyla mesleği arasındaki denklemi kurmuş bile: “Balıkçılık bizim mesleğimiz. Eşlerimiz de bu mesleğin bir parçası.” ‘Bizim aile balıkçı’ demeye getiriyor kısacası… Böylece kadınların emeklerine el koymakla kimliklerine el koymak arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu da itiraf etmiş oluyor.

Öte yandan, evde iş yapmanın iş yapmamak olduğu aldatmacasının kadınların ruhlarında da ne kadar derinlere işlemiş olduğunu biliyoruz: “Yıllardır evde oturuyordum… Eşlerimiz denizde balıkçılık yapıyor. Ağları dışardan alıyorlar ve çok para ödüyorlardı. Biz de dışardan ağ almasınlar, para ödemesinler düşüncesiyle bu kurslara başladık.” Bir yüzüyle olay gerçekten de aile giderlerinin azaltılması için kadının sunduğu ‘yardım’. Ancak ailede paranın neye harcandığını kimin denetlediğini; kimin kahvede geçirecek boş zamanı olduğunu; kimin masadaki etin çoğunu yediğini düşündüğümüzde, kadının emeğine el koymak, bedava ağ ördürmek, suretiyle kocanın kendi yaşam standardını yükselttiğini ve gücünü artırdığını görmek güç değil.

Meselenin ikinci bir boyutu var: ‘aile bütçesine katkı’. ‘Kadın girişimciler’, ‘mikro kredi mucizeleri’ gibi güzellemelerle artık sık sık dile getirilmeye başlanan bir olguyla ilgili boyutu… Bir yandan kadın emeğinin piyasaya dâhil edilmesi için, diğer yandan da yoksullukla başa çıkmanın bir yolu olarak, artık kadınlardan ev işlerinin yanı sıra aile bütçesine katkıda bulunmak üzere gelir getirici işler de yapmaları bekleniyor. Bu haberde de kadınların ayrıca sipariş üzerine, satmak için de ağ ördüklerine yer veriliyor. Ama genellikle kadınların bu faaliyetlerinin sınırlarını ‘aile’ mekânı ve ilişkileri belirliyor: Kadınlar ağları kocalarının mekânı olan limanda örüyorlarmış. “Balıkçılar iş getiriyor, eşleri örüyor”muş. Kısacası, bu ‘girişimciliğin’ konturlarını patriyarkal aile çiziyor. Zaten sağlanan gelir de ‘aile bütçesine’, ‘ev ekonomisine’ katkı olarak adlandırılıyor. ‘Aile’, ‘ev’ lafları çok fazla tekrarlandığında bunun kadın için pek de hayırlı bir şey olmadığını ise hep biliyoruz.

Bir yandan üç çocuk yapmak ve o çocukları beslemek; öte yandan sermaye birikimine, piyasa dinamiklerine şu ya da bu ölçüde katkıda bulunmak… Neoliberal muhafazakârlığın önlerine sürdüğü bu gerekleri karşılayabilsinler diye kadınlar için çeşitli ‘çözümler’ geliştiriliyor. Bu çözümlerin hiçbirisinde, erkeklerin babalık görevleri yer almıyor. Bu çözümlerin hiçbirisi kadınlara aile içinde daha çok karar hakkı, yetki vermiyor. Ve bu çözümlerin hiçbirisi kadınların kendi ayakları üzerinde durmalarına ve kimliklerine sahip çıkmalarına olanak sağlayacak bir gelir getirmiyor.

Ocak 2010

Yorumlara kapalıdır.