Yardım değil Dayanışma…

 “Hayır”sız, “Yardım”sız, Feminist Dayanışma…
kadin-dayanismasiKadın dayanışmasını düşünürken “yardım” üzerine azıcık durmak iyi olabilir. Yardım etmek fikri ile hareket edenler, tıpkı feministler gibi çok politik amaçlara sahip görünüyorlar.

Amaçları doğrultusunda örgütlüler. Nereden örneklesek? Yardım isteyen yoksullara “el uzatan” Deniz Feneri gibi sivil organizasyonlardan, “Devlet baba”nın “yardım eli”ne; oradan, sömürgeleştirdiği topraklara “yardım eli” uzatanlardan, o topraklarda ölmeyip de eski emperyalin ülkesine sığınan mülteciye tekrar “yardım eli” uzatan devletlere; Afrika’daki aç’a bir “tık” karşılığı bir tabak pirinçle “yardım eli” uzatma gibi yeni olanaklarından cepten bir mesajla bir engelliye uzatılabilen “yardım eli”ne; bilhassa seçim zamanı AKP’nin hediyeli “yardım eli”nden, değişik dini inanç gruplarının organize “hayır” faaliyetlerine; kadına yönelik erkek şiddeti hikâyelerinden bir sektör oluşturup ekmek yiyen medya kişilerinden “hikâye” sahibine “yardım eli” uzatanlara…

Beğenelim beğenmeyelim, işin taliplisi bunlar ve bu “iş”i yapıyorlar. Onlara işlerini öğretmek bizim hedefimiz değil. Biz daha yardımsever bir dünya değil, daha özgür bir dünya istiyoruz. Çünkü biz el uzatmayı onlar gibi görmüyoruz. Feministlerin durduğu yerden bakınca, aşağılardan gökyüzüne doğru uzanıp yardım bekleyen eller görünmüyor. Bu durumda feminist de o ele “yardım eli”ni uzatıp, bir şey koymuyor. Yani alan ya da veren olmuyor.

Hadi biz de “yardım” yapalım desek… Kaynağı olan dağıtır. Bu biz değiliz. Kaynak bulduk desek… Hadi kaynağı dağıttık. Ne yapmış oluruz? Bu durumda, bizim bildiğimizle yaptığımız arasında büyük bir açı oluşur. Niye feminist olmuştuk? Kadınlık bilincimiz nerde? Bizim yaptığımız, yapacağımız elbette başka olacak. Benzerse durup düşünmeliyiz. Hem kendi feminist duruşumuz hem de feminist birlikteliğimiz için bu çok önemli. Tam da kadınlar olarak erkekler tarafından eziliyoruz ve sömürülüyoruz derken, bizi kaynak sahibi egemen erkek tutumuna öykündüren ve yaklaştıran ne? Peki, heteroseksist – patriarkal yaşamdan uzaklaştıracak olan ne? Bizde olan ve birlikte oldukça büyüyen (hem birey hem grupça) ve birlikteliğin büyüttüğü kaynağımızı, özgücümüzü unutmamak…

Hayırseverlikle / yardımla, dayanışma arasındaki çizgiler zaman zaman ince gibi dursa da özünde son derece kalın ve ayrılabilirdir. Yaşadığımız durumun politik bir açıklaması olmasaydı çizgi belirsizleşebilirdi. Söze biz diye başlar, kadınların kurtuluşunun yollarını tarifler ve bir kadını “kurtarırdık”. Sonra belki “kurtardığımız” kadınları sayardık da! Feminist analiz olmasaydı… Özgürlüğü düşleyemeseydik… Kendimizi kurtulmuş, egemenle özdeş hissetseydik… Tek tek “mağdur kadınların” mağduriyetlerinin giderilmesi için yardım ediyor olsaydık… O zaman “düşene el uzat”manın vicdani rahatlığını yaşardık. Mağduru bildiğimiz en doğru yardımlarla donatırdık. Bir daha bu yardıma “muhtaç” kalmaması için yapması gerekenleri de gösterirdik. Biz farklı-güçlü durumda olduğumuza, yani kadın olduğumuz halde başka bir kadına yardım edecek duruma geldiğimize göre, bunu o (kadın) da yapabilir derdik. Bireysel hatalarını düzeltebilir ve bir daha “ele-güne muhtaç” olmaz diye umardık. Heteroseksist – patriarkal kapitalizmin iyi, yardımsever insanı olarak, tanrı inancı ile hayır yaparak ne yapmış oluruz? Bunun feminist mücadele ile ne gibi bir ilgisi olabilir?

Yardım etmek, yardım ederek ilişkiye geçmek, ilişkide olduklarına yardım etmek feminist bir yöntem olabilir mi? Feminist kadınlar böyle ilişki kurarsa bunun bedelleri, zorlukları neler olabilir? Eminim herkesin bireysel yaşantısından ve/ya örgütünden bir deneyimi vardır bu soruları yanıtlayacak…
Nasıl destek isteyen bir kadına “elimize düşmüş” bir mağdur gibi davranmıyor, bunun yerine birlikte deneyim paylaşıyor, dayanışıyor ve karşılıklı güçleniyorsak, kadınlarla karşılaşmak ve kadın alanları yaratmak sırasında da aynı duruşu örebiliriz.

Yalnızca kadın olduğumuz için ayrımcılığa uğradığımızı biliyorsak, bu kadınlık noktası eşitlemesinde dahi dayanışmak çok mümkün. Karşılaştığımız kadının “kendisini” görmek bunu sağlayacaktır. Dayanıştıkça, farkındalığımız arttıkça başka türlü yapmamız mümkün.

Birlikte oluşacak güçlenme eylemi; yanlı (kadından taraf), inatçı ve inadına feminist çözümlemeden geçmeli. Cinsiyetçiliğe maruz kalmış-kurtulmuş kadın ve çocuğun gereksinmelerini önceden bildiğimizi varsayan bir anlayıştan değil, her bireyi tekil olarak gören, şiddetle mağdur edilmiş olması sırasında, bununla beraber ve bundan bağımsız bir bütün olarak iradesi, azmi, gücü ile algılayan bir duruş ve tutumdan geçmeli. Bu algı ve bu feminist bakışta direniş olmayınca, şiddet yaşamış kadın ve çocuklar zayıf, yaralı, zavallı, yoksul, cahil, her tür terapiye/tedaviye muhtaç, istismarcı, eğitilmesi gereken, saldırgan tutumlu, “rehabilite” edilmezse sokağa düşecek, suç işleyecek vb. “öteki”ler olurlar. Ötekilerin “yardıma ihtiyacı olur”, “başı beklenir”. Onlar için ve onlardan “endişe” edilir. Cinsiyetçilikten tanıyacağınız bir akıl olarak şiddete maruz kalmış kadınlardan “korkulur” ve onlara “güvenilmez”. Yardım edenler “mağdur” tarafından istismar edilme kaygısı duyarlar. Değerli kaynaklarımızı veriyoruz ve verdikçe azalıyoruz/kaybediyoruz mantık ve hissiyatı oluşur. Biz bu kaygıları taşımıyoruz. Çünkü dayanışma ile kadının kendi gücünü ortaya çıkardığını ve bununla durduğunu görüyoruz.

Her kadın ve her çocuk ayrı bir birey. Onları kişilikleri, öznellikleri ile algılamak, görmek çabası çok önemli. Bu bizi özgürleştiren bir durum olduğu gibi dayanışma çabasında olduğumuz kişiye de kişisel özgürlük alanı açıyor. Kurallar kişiyi görmeyi engellememeli, kişisel baskı oluşturmamalı diye düşünüyor ve davranmaya çalışıyoruz. Yoksa biz ve kurallarımız, kişisel güçlendirmenin önünde engel oluruz. Koruyarak kimseyi güçlendiremeyiz. Sadece koruyucuyu değiştirmiş oluruz. Annenin, kocanın, kural koyucunun vb. yerine biz, kurumumuz geçer. Çözüm ve sonuç (kurtarmak-kurtulmaktan) odaklı bakıştan uzaklaşıp, sürece ve dönüşüme bakmanın ve dönüşümü görebilmenin yolu da burada dönemeç yapıyor gibi.

Yardımdan bahsedince, aile içi şiddete gelmemek olanaksız. Aile içi şiddet sadece şiddet yaşamış kadınları ilgilendirmiyor; henüz şiddete maruz kalmamış bile olsa, kadın olduğu için hep bu ihtimalin gölgesinde yaşayan tüm kadınları ilgilendiriyor. Hepimiz aile içi şiddetle ayakta tutulan bir toplumda yaşıyoruz. Şiddet içsel, yaygın ve sürüyor. Patriyarkanın bir koşulu bu. Eşitsizliği bu ayakta tutuyor.

Feminist bir sığınakta, cinsiyete dayalı şiddete maruz kalmış kadınlar, çocukları ve çalışanlar, kendi aralarında ve birbirleri ile şiddetsiz, dolayısıyla yatay bir ilişki içinde birlikte çalışmaktalar. İlişkilerde şiddeti nasıl yeniden üretmeyecekleri üzerine kafa yormaktalar. Bu tür feminist birliktelikler aynı zamanda anti-hiyerarşik eylem ve bakış, dayanışma merkezli, yatay eksende kurulmuş, eşit duruşla kurgulanmış ilişkiler ve ısrarla bu ilişkileri tutma inadının geliştirildiği, toplumsal normları ve aile değerlerinin sorgulanıp, eşitliği güçlendirici, kendi dayanışmamız ve çıkarlarımız için yeni biçimler kurgulandığı birer alandır. Bu yüzden de, devlet ya da devlet/STK’lar birlikte, şiddete uğrayan kadınları tekil olarak kurtarsın demeyi feminist politika olarak göremeyiz.

“Balık verme, balık tutmayı öğret” sözü, ilk bakışta geçici yardımla günü kurtarmanın ötesinde sürdürülebilir bir hayat için bilgi paylaşımını öneriyor gibi gelse de, hem anın ihtiyacına karşılık vermeyen hem de kendi bildiğini öğretme ile hayat kurtaracağını sanan üstten bir bakışın göstergesi. Biz balık tutmayı öğretmiyoruz. Biz balığımızı taze taze paylaşıyoruz. O sırada “öteki” isterse bize bakar, merak ediyorsa nasıl tutulabildiğini sorar. Belki olta kimin, balık nerede vb. sorar. Yerken konuşuruz. Bundan sonrası karşılaşanlara kalmış.

Feminist örgütler, dayanışma merkezleri, sığınaklar kadın dayanışmasının üretildiği, bunun olanaklarının, metotlarının, ve kaynaklarının yaratıldığı yer olmalı. Bu feminist birliktelik ve karşılaşmalar, cinsiyet eşitsizliğinin anlaşılmasının, kadın dayanışmasının gücünün deneyimlenmesinin, özgürlük fikrinin ve olanağının ortaya çıkmasının alanlarıdır. Tüm bunlar aile içinde kadına yönelik erkek şiddetinde olduğu kadar, kadın kadına ve kadınlarla karşılaştığımız diğer tüm alan ve durumlarda da geçerlidir.

fatma mefkure

Yorumlara kapalıdır.