Kürt ve kadınsan, sahada dayak yiyebilirsin!

diyarbakrsporDiyarbakır Büyükşehir Belediyespor’un genç kadın futbol takımı, geçtiğimiz günlerde Türkiye Futbol Federasyonu Kadınlar 2. Ligi maçı için gittikleri Elazığspor maçında sahada şiddete uğradı. Aralarında Elazığspor’un yöneticisi Ahmet Çakar ile hakem Lütfü Bektaş’ın da bulunduğu kişiler Diyarbakırlı iki kadın futbolcunun ayağını kırdı ve toplam 11 oyuncudan 7 kişiyi yaraladı. Şiddete uğrayanların arasında Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor’un antrenörü Filiz Atay da var.

Dayak yiyen kızların yaşları 11-16 yaş arasında. Oyunculardan Hividar Ödüngit (14) ile Devran Görmez’in (16) dayak sonrası kırılan ayakları alçıya alınmış. Dayak değil, linç diyebiliriz buna. Şiddette bulunanların arasında maçın erkek hakemi Lütfü Bektaş ve rakip takımın yöneticileri ile futbolcu ve taraftarlar var.

Filiz Atay’ın anlattıklarına göre Elazığspor’un teknik direktörü Ahmet Çakır, maçtan önce baskı yapmış Atay’a ve daha önceki maçlarda rakip takımlara karşı şike yaptıklarını anlatıp “Sen bizim bacımızsın, sana yapmayız” demiş.

Antrenör Filiz Atay yaptığı basın toplantısında maçta ikinci yarının 6’ıncı dakikasından itibaren fiili şiddetin başladığını ve Diyarbakırlı bir oyuncu yerde iken rakip oyuncunun kafasına kramponla vurulduğunu anlatıyor. Ayrıca kadın ve Kürt kimliğine yönelik hakaret edildiğini ve yanındakilere “saldırın” diye talimat verdiklerini söylüyor.

“Bu şekilde oyun yönetilmez. Emeğimizi bu kadar hiçe sayamazsınız’ diye hakeme itiraz ettiğini, hakemin de ‘Çık dışarı karı’ diyerek kendisine hakaret ettiğini anlatıyor. Karşı takımın antrenörü de ‘Şerefsiz’ diyerek kendisine yumruk atınca yedek kulübedeki oyuncular da saldırıyor ve kendi oyuncuları oyunu bırakıp Atay’ı korumaya çalışıyor. “O zaman olan oldu. Çocuklar kanlar içinde kaldı” diye anlatıyor Atay.

Futbol konusunda söylenecek elbette çok şey var. İnsanların icra ettiği ve yönettiği her şeyde olduğu gibi o da insan elinde politikleşmiş bir şey. Taraftarı, tribün ortamı, o ortamın içerdiği söylemsel ve eylemsel muhtevası, kulüp yöneticilerinin futbolculara olan yaklaşımı, genel futbol sisteminin kitleler üzerindeki etkisi gibi birçok veçhesi var konunun.
Geçenlerde Sosyalist Feminist Kolektif’te yapılan “Buz Gibi Ofsayt: Cinsiyetçiliğin Sportif Halleri” söyleşisini yazmış Nacide (Kaynak: http://sosyalistfeministkolektif.org/component/content/article/2-haberler/202-buzzz-gibi-ofsayt-cinsiyetciliin-sportif-halleri-bulumamzn-dueuenduerduekleri). Diyor ki yazısında; “Popüler kültüre feminist çomağı sokmak, feminist eleştiriye tâbi tutmak feminist politikanın mücadele alanını genişletme ve güçlendirme potansiyeli taşıyabilir, düşüncesinden hareketle, yine hayatımıza değen diğer bir noktadan mücadeleye başlamak gerekiyor belki de. Tabii ki bir yandan da hegamonik her yapının en büyük silahı olan mass etme tehlikesini de göz ardı etmeden” Misal bir gün birileri bir duvar örer ve o duvarla bir ülke ikiye bölündüğü için o duvarın arkasında kalan kendi takımının maçına, kendi stadına alınmazsın (Hertha Berlin olayı). Ya da Kürt ve kadın olduğun için sahada ırkçı ve cinsiyetçi şiddete mağdur kalırsın. Niye?!

Kültür, sanat ve sporun endüstrileşmesinin o ürünü bir metaya çevirdiği ve ürünü tüketenleri (sergi gezen, sinema salonlarına giden, maç izlemeye sahaya giden ya da maçı izlemek için evine dekoder satın alan tüketici) müşteriye çevirdiği gibi ürünü üretenleri de işçiye çevirdiği malumunuz. İşçilik pozitif bir durum da olabilirdi şu “yıldız sistemi” olmasaydı. Arda Turan’a işçi demek zor olabilir tabii, kafamız almayabilir ama Anadolu’da futbol oynayan/ oynamaya çalışan binlerce kadın ya da erkek futbolcu için işçilik kriterleri hayati. Hayatını adadıkları, emek verdikleri şeyden aldıkları ücret ve çalışma koşulları onları işçi yapıyor ama işçiliğin çok gerisinde koşullarda yaşadıkları gibi etnik ayrımcılık, cinsiyetçilik gibi birçok saldırıya maruz kalıyorlar.

Bu kıskaçta elbette genel toplum alışkanlıklarıyla belirlenen bir tüketim süreci mevzu bahis oluyor. Yani kadın evde yemek falan yaptığı için, haliyle maçı izlemeye de koca gidiyor. Ha bir yerde zaten biz pembe bebekler ve erkekler -kaba hareketlerle sergilendiğini düşündükleri- futbolla büyüyorken, kadınların futbol gibi şahane bir olaya tanıklık etmesi ancak biraz ‘kozayı yırtmakla’ mümkün oluyor. İşte erkeklerin, spor gibi beden ve ruh terbiyesi gerektiren bir uğraşı içinde olmalarına rağmen kozayı yırtıp futbolcu olan kadınlara reva gördükleri; ırkçılık, taciz, şiddet oluyor.

Yasalar, spor ahlakı ya da fair-play ruhu, bu erkek egemen yapıyı bizzat üreten sporcu ya da yöneticilerin kadın futbolcu ya da izleyiciyle hemhal olmasını sağlamıyor. O zaman sürece müdahale gerekiyor. Yasaları daha açık hale getirmek, toplumda dezavantajlı olan gruplar için daha net hükümler getirmek, ezilenlerin ezildiği kıskaçta daha keskin müdahale ve direniş göstermeleri kaçınılmaz oluyor. Her alanda örgütlendiğimiz gibi insanca spor yapma hakkı, insanca spor izleme hakkı da feminizmin mücadele alanlarından biri haline geliyor doğal olarak.

Konu üstüne Antrenör Filiz Atay’ın şu sözleri başka söze gerek bırakmıyor: “Artık futbolda 10 değil, 12 kusurlu hareket var. Bunlardan birincisi eğer Kürt kimliğine mensupsanız, maça bir sıfır yenik başlıyorsunuz demektir. İkincisi de kadın olmaktır. Hakem maçı yönetirken kadın antrenöre ‘karı’ diye hitap ediyor. Bu insanların mutlaka cezalandırılması gerekiyor.”

Başak Günsever

Yorumlara kapalıdır.