Şiddet kimin suçu, neyin utancı?

mor-nokta_3_ebru_sorgunBirçok kadın gördüğü şiddetin adını koyamamaktadır ve adını koyduğunda da kendisine yapılanın, kendisinin bir suçu karşılığında olduğuna inanma eğilimindedir. “Kesinlikle dayağı, azarlanmayı hak edecek bir şey yapmışımdır, benim suçumdur, erkektir ne de olsa” fikri maalesef son derece içselleşmiştir. Halbuki şiddet ne şiddet görenin suçudur, ne tanrı kelamıdır, ne de kader olarak görülmelidir.

Hiç kimse kimseyi dövme, aşağılama, öldürme, psikolojik şiddet uygulama hakkına sahip değildir.

Fakat sistem kadının aleyhine olabilecek şekilde işlediği için yıllarını erkek egemen sistem tarafından utandırılarak geçirmiş kadın, karşısına çıkacak yeni şiddet biçimlerinde ve deneyimlerinde suçluluk ve utanç çemberindeki çakılı vaziyetiyle ilgili bir sorgulama yapmaksızın, şiddetten ölmediği sürece suçluluk duymaya devam etmektedir. Halbuki suç, şiddet uygulayanın suçudur, utanç ise şiddeti uygulayanın ve şiddetin sürmesini destekleyen ataerkil sistemin utancıdır. Ataerkil sistemin bünyesi o yüzden utançlarla doludur. Çünkü tarihi her daim kanla ve şiddetle doludur. Ataerkil sistem, bünyesinden taşan utancını, şiddet aracılığıyla kadına yükler ve kadın bir de mağdur olduğu sistemin utancını taşımak zorunda kalır. Ataerkil sisteme kalansa ataerkil kibirdir. Ataerki, kadının karşısında her türlü insani suçluluk, vicdan ve utanma duygularından uzakta, sürekli suçlayan, ezen, döven, küfreden, sözde koruyan, sözde aslında çok sevdiğinden öldürdüğünü söyleyebilecek kadar korkunç ve vahşi bir kibrin taşıyıcısıdır. Bu kibrin sahibi olduğu için, kadına ve kadınlıkla ilgili her şeye düşmandır. Kadını her daim tehlike olarak görür; çeşitli utandırma ve suçlu hissettirme mekanizmalarıyla kontrol etmeye devam eder. Sokakta yürüme saati, yürüyüş şekli, etek boyu, ne zaman cinsellik yaşayacağı, kaç çocuk doğuracağı, ataerkil kurallara karşı çıktığında başına gelecekler… Her şeyi belirleme gücüne sahip olduğuna inanan bir kibirdir bu. Ataerkil sistem oğullarına kibri, kızlarına utancı uygun görür.

Oğlanlar gururla amcalara “gösterirken”, kızlar bacaklarını kapatıp oturarak tanışır sosyal dünyayla.

Utanç ve kibir tüm ezen-ezilen, sömüren-sömürülen, döven-dövülen ilişkilerinde vardır. Nedense hep dövenler, sövenler, sömürenler, ezenler haklıdır. Korkunç bir kibirle dururlar, yürürler, sömürürler. Hatta utanmadan ne kadar mazlum olduklarını anlatırlar. Ezilenlerse, kadınlar, çocuklar, işçiler, memurlar kendilerini ezenlerin, yok edenlerin kibirlerinin gölgesinde, yaşadıkları adaletsizlik karşısında çaresiz, değerlilik duygularından yoksun bir şekilde, kader zannettikleri bu duruma boyun eğmektedirler.
İktidara sahip olanların iktidarını sürdürme yöntemlerinden ve en ilkel psikolojik şiddet biçimlerindendir utanç yüklemek. Eğer bunu başarmışsa iktidar, zaten utancın sahibi iktidarın sesini iç sesi olarak yaşar ve sistemi sürdürür. İktidarın yapması gerekense sistematik olarak bunun sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Bunun için eylemlerde banka camına taş atanları barbar, iktidara muhalefet gazeteciyi terörist, boşanmak isteyen kadını kötü, boşanmış olan kadınıysa kara dul olarak etiketler, teşhir eder. Kocası tarafından öldürülen kadını namussuz ilan eder, katil erkeği ise kahraman… Ataerkillik bu mekanizmayı asırlardır kullanır. Kadınlarsa asırlardır kadın olmanın utancını yaşarlar. Gece dışarıdaki kadına önce tecavüz eder, sonra ne işin vardı orada der. 14 yaşındaki çocuğu 28 adama satar sonra da utanmazın rızası vardı der. Utanması gerekirken utandırmaktır hedefi.

Özgürleşmekse işte tüm bu utandıran mekanizmalara isyan etmekle başlar. Rahatsızlığın, bel ağrısının, baş ağrısının, tatminsizliğin, mutsuzluğun, yoksunlukların adını koymakla, sonra da adını söylemekle, dile getirmekle başlar. Zorlu olanıysa hem dışarıdaki kibire karşı mücadele etmek hem de içeriye yerleşmiş dış dünyanın sesine karşı mücadele vermektir. Dışarısı sussa bile çoğu zaman içerideki sesler konuşmaya devam eder. Bu ses babamızın, annemizin, komşumuzun, bakkalın sesidir. Tüm bunların çaresiyse ataerkilliğin hem dışımızdaki hem içimizdeki kalelerine, ilişki biçimlerine karşın pes etmemektir. Ataerkilliğin tüm etiketlerine, tüm kibrine, tüm kalıplarına rağmen, kendi özgün sesine karşı gelen utanca rağmen yine de sesini yükseltmekten ve dayatmalara direnmekten geçer.

Bir cinsin diğer cinsi asırlarca sömürmesi, öldürmesi, yakması, tecavüz kamplarına toplaması, bedenine, yaşamına müdahale etmesidir suç olan. Suç, şiddeti uygulayanın utançsa tüm utancı kendinden atıp kibriyle bizi kontrol etmeye çalışanındır.

Bedenimiz, hayatımız bizimdir. Bizim olmayansa bize yüklenmiş utançtır.
Ebru Sorgun

Yorumlara kapalıdır.