Erkeklere tecavüz etmemeyi ‘öğretin’…

tecavzclere-seslenSanırım 5 yaşındaydım. Bir gün sokakta kayboldum. Belediye binasına götürdüler beni. Annem “Yabancı erkeklere yaklaşma; seni iğneli beşiğe koyarlar!” derdi. Belediye binasında aklımda hep iğneli beşik vardı. Etrafa bakındım göremedim. Sonra evi tarif ettim.

Belediye görevlileri beni evin kapısına kadar bıraktılar. Eve girince annem panikle kilodumu indirip baktı. “Yok anne beni iğneli beşiğe koymadılar.” dedim. “Tamam kızım, anladım zaten.” dedi. Ama ben yine de aylarca rüyamda iğneli beşik gördüm. Sonra aklım erince anladım iğneli beşiğin ne olduğunu. İğneli beşik, erkeklerin cinsel saldırısının kod adıydı annem için.

Annemin bana yaptığı uyarının benzerleriyle kız çocuklarının çoğu karşılaşmıştır. “Sakın kimseden çikolata, şeker alma!”, “Sakın yabancılarla konuşma!”, “Sakın tenha sokaklarda yürüme!”, “Sakın karanlık basınca sokakta kalma!”, “Sakın erkek çocuklarla fazla oynama!”, “Oturuşuna, kalkışına dikkat et!”… Sakın, sakın, sakın… Dikkat et, dikkat et, dikkat et…

Bütün sakınmalara ve dikkatlere rağmen kadınlar, çocukluklarından itibaren sözle, gözle, elle tacize ve saldırıya uğrarlar. Maruz kaldığımız şiddet karşısında ise, kafamızda dönen uyarılar ışığında kendimizi suçlar ve “Ben nerede eksik yaptım?” diye düşünerek utanıp, suçluluk duyar; yaşadığımız şiddeti saklar ve kendi kendimize baş etmeye çalışırız. Feminizm, cinsel taciz ve tecavüz karşısındaki politik sözünü, öncelikle bunun utancının kadınlara ait olmadığını söyleyerek kurar.

Erkek egemen sistem ise, kadınları taciz ve tecavüz gördüklerinde sorgulayan bakış açısıyla propagandasına devam eder. Cinsel taciz ve tecavüz konusundaki politikalar; erkekleri sorgulamak, değiştirmek, yargılamak ve tecavüzü ortadan kaldırmak üzerinden değil, kadınlara tecavüze uğramamayı öğretmek üzerinden kurulur. Kadınları tecavüzden korumak için en etkili yolun, kadınların kontrollü olmayı öğrenmesi olduğuna inandırılırız.

Kadınlara ‘tecavüzden korunmaları’ için “Açık saçık giyinmeyin”, “Gece geç saatte sokakta dolaşmayın”, “İçki içmeyin, içerseniz de yanınızda aileniz (kocanız, babanız, abiniz) olsun”, “Topuklu ayakkabı giyinmeyin” diye başlayan tavsiyeler; “Güçlü bir şekilde hayır demelisiniz.”, “İddialı olun. İtaatkâr davranış tecavüzü teşvik edebilir.” şeklinde devam eder. Kadınlar, tecavüze uğradıklarında tecavüzü hak etmiş ya da tecavüze davetiye çıkarmış olmadıklarını, kendilerine ve çevrelerine inandırmak zorunda kalırlar. Hem kendi çevrenize anlatmış hem de hukuki süreci başlatmışsanız, yargı önünde bu erkek egemen yorumu kırmak için çabalar dururken bulursunuz kendinizi.

Tecavüz eden kadınları suçlayan, kadınları tecavüz sonrası sorgulayan yaklaşımın iki örneğinden birisi, geçen yıl Torontolu polis memurunun “Kaltak gibi giyinirseniz tecavüze uğrarsınız.” sözleri. Aynı dönemlerde Türkiye’de de, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Orhan Çeker “Dekolte giyenin tecavüze uğraması sürpriz değil.” sözlerini sarf etmişti. Aynı dönemlerde söylenen bu sözler tepkiyle karşılandı. Toronto polis memuru ve emniyet müdürü hemen özür diledi. Orhan Çeker’den ses çıkmadı.

Toronto’dan başlayan tepki dünyaya yayıldı. Dünyanın birçok şehrinde kadınlar “kaltak yürüyüşleri” düzenlediler. Tecavüze uğrayan kadını tecavüzden sorumlu tutan erkek egemen anlayışa karşı isyanlarını ve tepkilerini dile getirdiler.
Kadınlar, “Tecavüz bu, elbise değil”, “Cinsiyetçilik toplumsal hastalıktır”, “Tecavüz mağdurunu suçlamak büyük utançtır”, “Kendimizden utanmıyoruz”, “Mini etek tecavüze davet değildir”, “Mini eteğim ve her şeyim benimdir”, “Tecavüz kültürünüz batsın” sloganlarıyla yürüdü.

SlutWalk (Kaltak Yürüyüşü), uzun yıllardır feministlerin gündeminde olan, Türkiye’de de feministlerin 1989’daki ‘Bedenimiz Bizimdir Cinsel Tacize Hayır’ kampanyasından itibaren dile getirdiği ‘Giysim sarkıntılığa davetiye değildir’, ‘Utanma haykır susma iğneyi batır’ benzeri sloganların yanı sıra, topluma, yargıya ve devlete yönelik ‘Tecavüz edilen kadına, tecavüz edilmemeyi değil; tecavüz eden erkeğe, tecavüz etmemeyi öğretin.’ eleştirisini bir kez daha açığa çıkardı.

Türkiye’de de devlet, aile, yargı tecavüze uğradığında hâlâ kadını suçlu hissettirmeye, yargılamaya devam ediyor.

Dolayısıyla herkese ve her kesime sesleniyoruz:

Kadınlara nasıl giyineceğini, nasıl konuşacağını, ne yiyip ne içeceğini, ne zaman sokağa çıkacağını, nasıl davranması gerektiğini… söylemekten vazgeçin.
Bir şey öğretecekseniz, erkeklere tecavüz etmemeyi öğretin.
Erkeklere seslenin.
Davranışlarına dikkat etmesi için.
Gece sokakta bir kadın yürürken yakınında yürümemesi için.
Açık bir kapıyı tecavüze davet sanmaması için.
Penisini ceza ve şiddet aracı olarak kullanmaması için.
‘Hayır’ dendiğinde yok olması için.
Erkeklere seslenin. Tecavüz etmemeleri için…

Filiz Karakuş

Yorumlara kapalıdır.