Kadının beyanı esastır!

keskAksi İspatlanıncaya Kadar, Kadının Beyanı Esastır! Tecavüzcü, Suçsuz Olduğunu Kanıtlamalıdır.

Bu konuda kısa yazmak çok zor… Nereden başlasam, başlamadığım yerde eksik kalıyor…

 

Bir kadın size “tecavüze uğradım“ diye gelebilirse, ilk sözünüz ne olur? “Ama, sen de, keşke!”diye kadını suçlamadan, yargılamadan elinden tutup karakola gider misiniz? Hanginiz ilk önce tacizciyi suçlar, “Ne olursa olsun tecavüz etmeye hakkı yoktur.” dersiniz?

Tecavüzcüyü değil, beni sorgulayıp, kara leke gibi görüp, başınızdan defetme yolu arayacaksanız, söyleyemem!

Susturulmam, tecavüzcünün işine yarar.

Hastaneye gidebilsem doktor, hemşire sorgular; polise gitsem, bir de o taciz eder; aileme söylesem babam, kardeşim, amcam öldürür; devlete gitsem, tecavüzcüyle evlendirir; evli isem, kocam inanmaz, dul isem çevrem “zaten…” der; çalışıyorsam önce beni işten atarlar. Yürüsem suçtur, koşsam yetişemem. Sussam ikrar olur, konuşsam “iftira/komplo” derler.

Susturulmuş kadınlar ülkesinde tecavüzcüler kollanırken, bana “suçluymuşum” gibi davranılır. Duyulursa rezil edilirim; duyulmazsa “rızası vardı” denir. Her şey aleyhimde kurgulanmışken, toplumsal konumlandırılış üstüme yıkılırken, nasıl konuşabilirim, kime konuşabilirim?

Bardayız, polis geldi kimlik tespiti yapacak… Kimliğimi masaya koydum ama yanımdaki kadın bembeyaz oldu…“Hadi kimliğini bırak rahat ol, bir şey yok, sadece kimliklere bakıyorlar.” diyorum ama duymuyor. Kimliğini, elinden aldım masaya koydum. Polis geldi, kimlikleri topladı, sonra iade etti gitti. Bu kadın barda olduğu için suçluluk duyuyordu. “Bizi götürseler, aileme, iş yerimdekilere ne derim, nasıl anlatırım?” diyordu. Kadının barda eğlenmesi içselleştirilmiş bir suç olduğu sürece, orada “başına geleceklerden” kendini sorumlu tutar. Atıyorum, tacize/tecavüze uğradığında,“Senin barda ne işin vardı?” diye sorgularsan, o, tecavüzü saklamak zorunda kalır. Kadını suçladığın sürece, tacizciyi koruyorsun demektir.

Eğer tacizci ile eşit statüde değilseniz; baba, abi, amca, dayı, müdür, öğretmen, patron gibi kişiler tacizci ise, bunu söylemek daha zorlaşır. İşten atılmak, okuldan atılmak, evden kovulmak, damgalanmak, sürülmek, intihara zorlanmak, öldürülmek…

Kimse size inanmaz; “Koca müdür!”, “Yok artık, evli!”, “İyi adam hâlbuki…”, ”çocuklu adam”, “Sen bir şey yapmadın değil mi?”, “Babadır, yanlış anlamış olmayasın?”, “seviyordur belki”. Acaba belki, acaba belki…

Üzerinizde çifte baskı vardır; konuşamamanız tacizciyi güçlendirir. Tacizci, statüsünü kullanır, himayesinde çalışanlarla işbirliği yapıp, taciz etmeye devam eder. Bir süre sonra cesaret edip sesinizi çıkarsanız, ”dünden razıydı” diye yayar. Zaten erkek sistemi böyle kurulmuştur.
Kadın avazı çıktığı kadar bağırmalıymış, aksi halde tecavüzü istemiş sayılacakmış.

Mahkeme salonlarında hâkimler sorar: “Niye bağırmadın?” Kadın, bu soru karşısında ya ağlamaya başlar ya da öylece kala kalır tıpkı tecavüz anı gibi ama hâkim bunu anlamaz. Hâkimin ses tonu kadına şiddet olarak çarparken, bir nevi “tecavüzü hak etmediğini ispatla” demektedir. Bu hukuksal/toplumsal linç sürecine katlanmamız beklenmektedir.

Ben bile dinleyici sandalyesinde otururken “şikâyetten vazgeçiyorum“ deyip oradan kaçmak istiyorken…

Hukuk, genelde suçlayan kişinin suçu kanıtlaması esasına dayanır. Ancak cinsel taciz / tecavüz davalarında – kadının toplumsal konumlandırılışı nedeniyle- bu sistem tersinden işletilmeli, suçlanan kişi, suçsuzluğunu kanıtlayana kadar, kadının şikayeti / beyanı doğru kabul edilip, suçlanan erkeğin suçsuzluğunu kanıtlaması beklenmelidir…

Niye Bağırmadın?

Erkeklerin tecavüz mitleri kendileri içindir. Hâkim Bey, hayatta kalmakla öldürülmek arasındaki sınırı bilir misiniz?
“Gıkını çıkarırsan öldürürüm, babana söylerim, kocana söylerim, sana kim inanır kendin geldin, âleme rezil ederim, istemesen böyle giyinmezdin, istemesen içmezdin, gülüyordun, evleniriz, işinde kalırsın, naz yapıyorsun, saçların sarı, kaşların kara, kazağın gri, yaşın başın, ekmeğin, aşın …” Akla hayale gelmeyecek binlerce sebep bulur, tecavüzü meşrulaştırırlar; bu kadın lincine yazılı görsel medya ve çevremiz de katılır.

Diyelim ki bağırdık, kim işitir? Kaçınız sokakta kadın döven erkeğe müdahale eder? Kaçınız, erkek size “O benim nişanlım, karım, sevgilim, kızım…” dediğinde, kadını ona bırakıp, kaçınız çekip gitmediniz? Flört tecavüzüne kaçınız göz yumdunuz, erkeğin hakkıdır demediniz mi? Kadının mağdur konumunu anlamadan erkek egemenliğine terk etmediniz mi?

Antalya, saat 22.00… İki kadın terminale yürüyoruz, otobüse yetişmemiz gerek. Bir erkek sözle taciz etmeye başladı. Arkadaşım “Lütfen rahatsız etmeyin!” dedi (erkek ‘lütfen’den ne anlar). “Duymuyor musun kadın istemiyor.” dedim. Sırıtarak “O istiyor, sen mızıkçılık yapıyorsun.” dedi, savunma halinde bir tokat attım… Atmaz olaydım, birden saldırıya geçti, tekme tokat, pata küte girişti. Kimse yardım etmiyor, kenardan geçiyorlar “imdat” diyoruz, herkes sağır ve kör… Terminale giden yolda bizden başka kadın yok… Gömleğimin düğmeleri koptu, o denli mücadele ediyorum… Arkadaşım dondu kaldı, yardım çağıracak halde değil.. Nihayet, yoldan geçen yaşlı bir erkek saldırganı tuttu. Tesadüf, o anda motosikletli erkek polis geldi. Şikayetçi miymişiz? “e! tabii ki şikayetçiyiz” de, nasıl olacak bu iş? Karakola mı gideceğiz, saldırganı göz altına alacak mısınız? Tutanaklar, mahkemeler… Polis, bize ne yapılacağını anlatmıyor, kimi sorgulayacak, “Bu saatte ne iş?” diyecek mi?Bu bilinmezlik taciz kadar kötü… Arkadaşımla göz göze geldik; ne onun ne de benim süreci karşılayacak gücümüz, vaktimiz yoktu (O yıllarda erkek şiddetinin sistematiğini bilmiyordum.). Polise “Biz yolcuyuz, yarın işe gideceğiz, kalamayız.” dedik. Arkamızdan başka bir erkek yetişti, ben size garaja kadar eşlik edeyim dedi “hayır” diyemedik (denize düşüp, yılana sarılmak). Saldırganın o arada polise “Ben onlarla anlaşmıştım, sonra caydılar.” dediğini de ondan öğrendik. Hâlâ içimde öfke var!

Emin misin taciz etmediğine?

Gülmemiz, sakin davranmamız, içimize atmamız, susmamız; yani yaşama dönme çabalarımız bile aleyhimize delil olarak kullanılıyor. Yargı kadından somut delil isterken, erkek tecavüzünü gerinerek anlatır, “Kadın istedi şimdi de hayır diyor!” der, hâkimler de inanır.

Kadın kimliğimiz, susturulmalarımızın nedenleri üzerinden kurgulandığından, Erkek, tecavüz etmediğini ispatlamalıdır. Kadına dayatılan ahlak, namus kodlarını göz ardı ederek, “Hani kanıt?” diye sorulmamalıdır? Tacizin tecavüzün kanıtı mı olur?

Erkeğe sormalı: “Emin misin taciz etmediğine?”, “Davranışının taciz olmadığına emin misin?”, “Tacizci algılanmamak için ne yaptın?”

Kadınlar, “hayır!” diyemese de, çığlık atamasa da hiçbir bahane tacizi / tecavüzü meşrulaştıramaz.

Tacize uğradığımızda “Hata yaptım, keşke şunu, bunu, onu yapmasaydım…” diye kendimize sorarken, mekanizma o kadar aleyhimize işletilir ki, “Ne olursam olayım buna hakkı yoktu, suçlu ben değilim!” demek aklımıza getirilmez, onca sarmal arasında sessizliğe gömülebiliriz.

Elle tacizde bile eve gidip elbisesini yıkayan, duş alan; cinsel saldırı olaylarını, “nasılsa beni suçlayacaklar” diye “en yakınına” bile söyleyemeyen kadınlardan, tecavüzü kanıtlamasını istemek daha baştan “sen bu davayı kaybedeceksin” demektir. Kadını korumayan, anlamayan cinsiyetçi bir hukuk sisteminde kaç kadın konuşabilir? Tecavüz taciz davalarında kadından kanıt istenmemeli, şikâyeti doğru kabul edilmelidir. Ancak bu yapılırsa konuşabiliriz ve de istatistiklere girmeyen tecavüzler açığa çıkar, suçlular yargılanır.

Ağabeylerimizin arkadaşları, okul yolundaki erkekler, babalarımızın arkadaşları, hastanelerin erkek çalışanları, öğretmenlerimiz, doktorlar, çocukluğumuzda misafir gelen komşu erkekler, eratımız, bakkalımız, imamımız tarafından şu veya bu kisvelerle hep taciz edildik. Sahi kaçımız söyleyebildik, söylesek kaçımıza inanırdınız? Sözle, elle, gözle taciz edilmeyen kadın yoktur. Biz konuşamıyoruz aslında, konuşsak dünyanız sarsılır.

Kadını sadece Ahmet, Mehmet taciz etmez. Erkek egemen sistemin ta kendisi taciz eder. Bütün sistem kadına saldırdığı için travma daha da ağırdır.

Biz feministler, defalarca söyledik: Kadınların taciz tecavüz veya cinsel saldırıya uğradıklarında, sorgulanmadan, suçlanmadan gidip şikâyetçi olabileceği kanallar açık ve net olmalı. İlk ifadesi bir kurulca (hâkim, polis, avukat, savcı, psikolog vb. gibi) alınıp k ayıt edilmeli ve o kayıt, mahkeme süresince ilk beyan olarak kullanılmalı, ek beyanlar olursa ancak avukatı aracılığıyla heyete sunulmalı. Her duruşmada o travma tekrar yaşatılmamalı. Mahkemeler de tecavüzcüyü görmek istemeyen, korkan, intihara teşebbüs eden, öfkelenen veya hiç konuşamayan kadınlar olabileceğini göz ardı etmeden pozitif ayrımcılık uygulamalıdır.

Sahi, kaçımız biliyoruz tacize uğradığımızda nereye, kime gideceğimizi.

Tecavüz davasını izlemeye gittiğimiz bir kentin turistik lokantasında -kente geliş nedenimizi bilen- bir garson, “Ama kadınlar iftira atabilir.” dedi -ne çabuk öğrenmiş sistemlerinin söylemlerini-. “Geçen yaz burada bir kadın aşna fişne, teşneydi (dikkat, kadın itinayla etiketleniyor), erkekle oturdulardı da… Sonra kadın, ‘Bu erkek bana tecavüz etti.’ dedi. Öyle kadınlar varmış, derlermiş, iftira komplo kurarlarmış…”. Bakakaldım… ”O kadın, o erkekle para karşılığı birlikte olmuş ise ve erkek parasını vermemişse bu tecavüzdür.” diyemedim.

Hakim bey, diyemeyince, söz bitince hak etmiş mi oluyoruz sizce? Ne yana dönsek erkek sisteminin kadını ezen yargıları.

Erkek egemen kurumlar, sendikalar, partiler, karakollar, mahkemeler sizi daha da mağdur ediyor. “Anlat, anlat…”. Herkes magazin peşinde… Hayatınız didikleniyor.

Hafifliğiniz, ağırlığınız; gelmişiniz geçmişiniz; erkeği haklı gösterecek, toplumsal cinsiyeti besleyen tacizi haklı çıkaracak (sanki haklı taciz olurmuş gibi) ne var ne yok, elenir ufalanır… ”Zaten, o var ya o” ile başlayan cümleler kurup, sistemli şekilde tekrar taciz ediyorlar.

Tecavüze / tacize uğradım diye iftira atılmaz, komplo kurulmaz.

Erkeklerin tecavüz kardeşliği öyle sistemlidir ki, kadının beyanını esas almak şöyle dursun, tecavüzle komplo kurduğumuza herkesi inandırmaya çalışırlar. Bir kadın diyelim ki tecavüzle komplo kurdu, bu münferit itham bile sonuçta kadının aleyhinedir, kadın “bu” iftirayı erkek sistemin dayatmalarına karşı bir savunma biçimi olarak kurgulamıştır. İftiranın altına baktığınızda da mağdurlaştırılmış kadını görürsünüz…

Bu erkek egemen sisteme rağmen çaresiz değiliz. Kadının beyanının esas alınması için var gücümüzle mücadele ediyor, erkek yargı ve yasalarının gerçek yargı olması için kadın dayanışmasını örüyoruz.
Hasbiye Günaçtı

 

Yorumlara kapalıdır.